Başkent Üniversitesi Mete AKYOL Konferans Salonu’ndaki etkinlik kısa adı ATAMER olan Atatürk İlkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nce “TÜRK’ÜN GERÇEK ZAFER GÜNEŞİ” temasıyla gerçekleştirildi.
ATAMER Müdürü Prof. Dr. Mustafa GÜNDÜZ’ün moderatörlüğünde yapılan konferansta, ATAMER Müdür yardımcısı Dr. Emine KISIKLI ile ATAMER Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil ÖZCAN, 30 Ağustos’un Türk Milleti için anlam ve değerini anlattılar.
Konferans, ATAMER Müdürü Prof. Dr. Mustafa GÜNDÜZ’ün konuşmasıyla başladı.
Prof. Dr. Mustafa GÜNDÜZ şunları söyledi: “Başkent Üniversitesi kurucusu Prof. Dr. Mehmet HABERAL, O’nun Cumhuriyet ve onunla ilgili değerlere yönelik duyarlılığı bizimle bu günleri anma hatırlatma ve sizlerle paylaşmamızı beraberinde getiriyor.
Başkent Üniversitesi kurucusunun bu duyarlılığı aslında üniversitenin çalışanlarının laik demokratik bir ülke içinde yaşamaktan, mutlu olabileceği bir ülkeyi nasıl bir inşaa edebileceği ve hepinizin bildiği sloganıyla da hafta yedi gün, 24 saat çalışmak suretiyle bu hedefe doğru yürüyebileceğimizin ilk işaretlerini vermiş ve kendisi de en büyük eserim dediği bu üniversiteyi kurmuş.
Kampüsün içinde yaşamaktan mutluluk duyduğumuz bir ortamdayız. Bu ortamda tekrar bu duyarlılığa eşlik etmek suretiyle buyurduğunuz için teşekkür ediyorum.
Söz Sayın Halil Özcan’da O, bize bu süreçte yani 26 Ağustos‘ta başlayıp 9 Eylül‘de tamamlanan ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kaldırım taşlarını oluşturan adımları anlatırken Yunanlıların ve İngilizlerin bu süreçte aldıkları roller ve Mustafa Kemal Atatürk’ün not defterinden hareketle değerlendirmelerde bulunacak.
ATAMER Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil ÖZCAN da şunları söyledi: “30 Ağustos Türk Kurtuluş Savaşı’nın, Türk’ün kurtuluşunun ve askeri başarısının zirvesi ve kuruluşunda anahtarıdır ve 102’inci yılını kutluyoruz. Ama bu yıl 30 Ağustos’la ilgili çok önemli 100’üncü yıl etkinliği var O da Atatürk’ün 30 Ağustos 1924’te ilk defa Dumlupınar Meydanı’na gidip orada bu savaşın sürecini ve sonucunu kendi ağzından değerlendirmesinde. Bu açıdan böyle bir etkinlikte görev almaktan dolayı mutlu olduğumu ve sizlerle konuşma fırsatı yakaladığım için de mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.
Önce şu şuradan başlayalım. Bunu Amerikalı general Charles Hitchcock SHERRILL tespit etmiş. Türkiye’de büyükelçilik yaptı SHERRILL.
Atatürk’le defalarca konuştu. Atatürk isminde bir kitap da yazdı: “Türkler genelde büyük başarılarını doğudan yürüyüşleri ile yapmıştır ve Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da Doğu’ya gidebileceği en uç noktaya gitti, Erzurum’a oradan Batı’ya yürüdü. Zaferini yine Doğu istikametinde kazandı ki bu da Türklerim tarihiyle uyumludur.”
Burada, bu savaşı anlatacagız. Ama bu savaşta şunu belirtmek gerekiyor. Türk milletinin Mustafa Kemal Paşa liderliğinde yaptığı savaşın bir özelliği var ve Atatürk kendisini SHERRILL ya da diğer yazarlar da başka komutanlarla karşılaştırdığında; Napolyon ile iskenderun‘da karşılaştırıldığında şunu söyler. “Onlar istila ordularının başında başka ülkelerin topraklarını zapt etmeye gitti. Oysa ben sadece savaşlarımı vatanımı savunmak için yaptım. Türk Kurtuluş Savaşı Dünya savaş tarihinin en ahlaklı ve en haklı savaşıdır ve hukuk temelinde yapılmıştır. “Bir meşru müdafaa savaşıdır.” Bunun özellikle altını çizeyim. İngiltere birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıktığımız için Mondros ateşkes antlaşması ve Sevr antlaşmasında kazanımlar elde etti. İngiltere Yunanistan’ı Anadolu işgallerinde kullanmak suretiyle Mondros‘taki ve Sevr‘daki kazanımlarını daha da artırmaya ve bunları kalıcı hale getirmeye çalışıyor ve bunun bayraktarlığını İngiltere başbakanı David Lloyd George yapıyor. Bu David Lloyd George nasıl İngiltere’de iktidara geldi.
Atatürk’ün Çanakkale 1915’teki başarılarından sonra İngiliz kabinesi bu savaşın yenilgisini tetkik etmek üzere bir heyet gönderdi. O heyetin raporları doğrultusunda mevcut İngiliz başbakanı Asquith istifa etti. Onun yerine Lloyd George geldi, dikkatinizi çekiyorum. Lloyd George Atatürk’ün Çanakkale’deki askeri dehasıyla İngiltere’de başbakan olmuştur. Ne zaman istifa edecek. Lloyd George Mudanya ateşkes antlaşması’ndan bir hafta sonra 18 Ekim’de bu kez Atatürk’ün diplomatik askeri dehasının yanında diplomatik dehasını kullanması sonucu gidecektir. Yani bu Lloyd George’u Atatürk getirdi, Atatürk götürdü. Bu Şark meselesinin şampiyonu bir adam ve Türkleri Anadolu’dan atmak istiyor. Davamız, bir yönüyle bu ve büyük Taarruz‘dan önce Ağustos ayının sonunda yaptığı konuşmada diyor ki; “Türklerin dostluğuna güvenilmez onlar Boğazları kapatmak suretiyle hem müttefikimiz olan Rusları çökertti hem de Romanya’yı çökertti hangi dostluktan bahsediyorsunuz” ve Townshend, bize esir düşen. Kut’ül Amare’de, Türklere esir düşen İngiliz, 110 milletvekili ile birlikte Lloyd George’u Türklerle barış yapması konusunda ikna etmeye çalışıyor. Sonra Townshend onları ikna edemeyince doğrudan Anadolu’ya geliyor. Konya’ya geliyor ve 24 Temmuz’da Atatürk’le görüştükten sonra diyor ki; “Anadolu’daki havayı ve askeri kararlılığı henüz İngiliz hükümeti anlamış değil, çok büyük tehlike içerisinde ve Mustafa Kemal Paşa yapacağı hareketle bizim bütün Müslüman sömürgemizdeki halkları ayaklandırabilecek duruma gelmiştir. Bu durum İngiltere tarafından bilinmiyor.”
Lloyd George bütün geleceğini ve kariyerini Anadolu’da Yunanistan’ın işgalinin başarılı olmasına dayamış, hatta Kütahya Eskişehir Savaşı ndan sonra Lloyd George’un meşhur bir sözü var, “artık yunan ordusu Sevr‘le de yetinmez.” İngiltere bahsini böyle kapatabiliriz. Yunanistan çok ilginç bizim tarih yazımında ve anlatımında doğrudan muhatabımız olan Yunanistan tarihine bakılmadan kurtuluş Savaşı’nı anlatmamız belki biraz bazı olayların sebep-sonuç ilişkisindeki bağlantılarımızı ortadan kaldırıyor. Yunanistan da Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde Kral Konstantin tahtta, Kral Constantine Alman İmparatorluğu’nun damadı. Almanya’ya karşı savaşmak istemediği için Venizelos‘la çatıştı. Venizelos, İngiltere ve Fransız yardımıyla tahtını devirdi ve Constantine tahtan uzaklaştırılarak yerine oğlu Alexander gelmişti. Alexander’ın Yunanistan sarayında, Ekim 1920’de Saray bahçesinde evcilleştirdiği bir maymun var ve bir kurt köpeği, çoban köpeği var. Çoban köpeği maymuna saldırıyor. Alexander maymunu korumak isterken maymun korkudan Alexander’ı ısırıyor, Bunun sonucunda Alexander 25 Ekim 1920’de ölüyor. Yerine Yunanistan’da devrik Kral Konstantini getiriyorlar. Kral Constantine itilaf devletlerine olan mahcubiyetini giderebilmek Anadolu’ya daha fazla asker göndermek için bizzat kendisi kral 12 Haziran 1921’de önce İzmir’e, sonra Kütahya’ya geliyor. Kütahya Eskişehir Savaşı’ndan önce savaş konseyini topluyor. Biz Kütahya Eskişehir ve Afyon‘u terk ederek Polatlı‘ya Sakarya’nın doğusuna kadar geliyoruz. Burada, Yunanistan’da böyle bir durum var ama Yunanistan’da bize benzer bir yanılgı var. O da şu: Kral Konstantin‘in tahta tekrar gelmesiyle Venizeloscu askerler ve kralcı askerler çatışması yaşanıyor. Yunan ordusu bizim büyük Taarruz‘dan önce siyasetin içine tamamen bulaşmış durumdalar. Böyle bir dezavantajları var. Biz bunu bir kere bu büyük Taarruz ve başkomutan meydan Savaşı’nı anlatmadan önce şunun da hakkını vermek gerekir. Bu başkomutan‘ın ikinci meydan Savaşı birincisi Sakarya Savaşıydı. o savaş bin yüz on kilometrelik bir cephede seyrediyordu. Buradaki savaş Marmara Denizi’nde Menderes’e kadar 745 kilometrelik geniş bir sahada cereyan edecek bir savaş. Çok daha büyük, şimdi bu savaştan önce Türk ordusunun hazırlıklarini söyleyeyim. Mustafa Kemal Paşa’nın dahiyane tutumuyla sadece eksikliklerimiz giderilmedi. İyi olan günlerimiz daha iyi nasıl yapılabilir diye üzerinde düşünüldü. Şöyle anlatayım; Türklerin süvari gücünün iyi olmadığına inanmayan yok. Yine de Konya’da bir süvari mektebi açılıyor ve bütün süvariler orada tekrar eğitimden geçiriyorlar. Nalbant okulu açılıyor. Eyer atölyesi kuruluyor bütün tümen komutanları seviyesinde top atışı füzenleniyor ve toplar toplanarak ayarları yapılıyor.
Türk ordusu, kendi vatanını savunacağı için o saldırıya bir an önce geçmek istiyor. Yunan tarafına geldiğimizde başka bir toprakta bu çocuklar kandırılıp gelmiş, bir an önce Anadolu’dan Türkleri yeneceksiniz ve çekileceksiniz diyorlar. Yunan ordusu bir taarruzdan önce bir izin başlatıyor diyorlar ki askerlere sırasıyla ikişer hafta izin verelim memleketlerini görüp gelsin, giden askerler birinci partide izne gönderilen askerler geri dönmediği için Yunan ordusu izinleri kaldırıyor. Şirazi’nin şöyle bir tabiri var diyor ki; duran su kokar ya da yosun toplar.” Yunan ordusu aynen öyleydi. Türk ordusunun avantajı ne? Türk ordusu kendi vatanını savunuyor ve Türk ordusunda arkadan destek geliyor kadını kızı çoluğu çocuğu, yaşlısı ve bütün Anadolu hepsi cepheye sarkmış, işte böyle bir moral ve motivasyonla Türk ordusu Yunan ordusunun karşısına çıkacak. ama bu başarıyı sağlayabilmek için Atatürk diyor ki; “şimdi bir taarruz yapacağız taarruz da denk kuvvetlerin birbirine başarısı olamaz Denk kuvvetlerin olamayacağına göre bir yere kuvvet yıkacağız. beklenmedik bir zamanda o kuvvetle taarruz başlatacağız. cepheyi yarıp geçeceğiz. Yunan ordusu genelde Emirdağ ve Emirdağın kuzeyinde Eskişehir istikametinden düz olduğu için taarruzu oradan bekliyor özellikle Akarçay ve Afyon’un güneyi çok engebeli arazi olduğu için ve buraları tel örgülerle çevirdikleri için İngilizler de gelip Türkler burayı altı ayda aşamaz bu engelleri diye rapor verdiği için oradan taarruz beklemiyor.” Atatürk bu kararı aldığında şöyle diyor; “Biz, birliklerimizi birinci Ordu’nun savundugu Emirdağ Eskişehir arasındaki birliklerden büyük bir birliği Afyona kayracağız Akarçay’ın güneyine ve oradaki 40 kilometrelik bir bölümde Çiğiltepe‘ye kadar olan bölümde birliklerimizi yığacağız ve onun içerisinde de 13 kilometrelik bölümde de kesin imha hareketini başlatacağız Bunun için birliğin kaydırılması lazım ne kadar birlik? beş piyade Tümeni bir de süvari Tümeni kaydırılacak. “Atatürk’e diyorlar ki; “Böyle bir şey yunan ordusu fark ederse Ankara değil, Türkiye’nin en doğu ucunda bile Yunan ordusunu durdurabilecek hiçbir kuvvetimiz yok.”
Atatürk ayağa kalkıyor ve diyor ki; “Tarih önünde bu sorumlulugu ben alıyorum.”10 gün boyunca şunu istiyor. “Birlikler gece karanlık olduğunda intikale başlayacak. Afyon’a doğru; Ama, bu arada da birlikler sanki Emirdağ‘ın ilerisinde kuzey hareket ediyormuş gibi de orada bir hareketlilik meydana getirecekler. gündüz kesinlikle hareket edilmeyecek. Çünkü gündüz Yunan keşif ve gözetleme uçağı var. Bir de de bu on gün içerisinde Ordu’dan firar edilmesi engellenecek eğer Yunan casusları varsa onlar gidip haber vermesin diye.” işte Atatürk’ün on gün boyunca şunu soruyor. “1~ Türk ordusu belirlenen hedeflere vardı mı? 2~Yunan ordusunda bir hareketlilik var mı? onuncu günün sonunda ayağa kalkıyor bu iş bitti.
Şimdi, Sun der ki “Savaşı kazanan komutan Savaşı savaştan önce planlarıyla kazanır.”
Atatürk savaşa girmeden Savaşı kafasında kazanmıştır. O, birlikleri kaydırdı en son O, 40’ıncı km’de Çiğiltepe’nin hemen yanında Ahır Dağları’nda Fahrettin Altay komutasındaki Türk Süvari kolordusu gece hem de O, atları süvariler yedeğine alarak ve atların ayağına bezler bağlayarak ses çıkarmadan arkaya getirip Sincanlı’ya doğru gelip Yunan ordusuna arkadan kuşatarak, Yunan ordusunun demiryolu, ulaşım ve haberleşme ağlarını kestikten sonra artık iş O büyük Taarruz’du. O. Kocatepe‘ye çıkmaya ve O işareti vermeye kalmıştır. O, işarette verildi ve O, zafer kazanıldı. Sadece Atatürk’ün not defterinden şunu söylememe izin verin. Not defterinde bağlıyor ve zaten O, 1 Eylül‘de Trikopis esir aldıktan sonra da “ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ” diyor. O ileri sadece Türk ordusunun bir zafer kazanması değil, aynı zamanda çağdaş medeniyet ve aydınlık Cumhuriyeti’nin geleceğini de müjdelemiştir.”
Moderatör ATAMER Müdürü Prof. Dr. Mustafa GÜNDÜZ, İlk konuşmacı Halil ÖZCAN’ın konuşmasından sonra ATAMER Müdür yardımcısı Emine KISIKLI’ya söz verirken de şöyle konuştu: “Halil hocamla hep böyle coşkulu heyecanlı programlar yaptık. Afyon dedi. Nazım Hikmet’in Kuvay-ı Milliye Destanı’nda AĞUSTOS kısmını anlatan ifadeleri bizi her zaman heyecanlandırmıştır.
Paşalar onun arkasındaydılar. O, saati sordu. Paşalar, “üç”dediler. Sarışın bir kurda benziyordu ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar eğildi durdu. Bıraksalar ince uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe‘den. Afyon ovasına atlayacaktı, atladı.
Burası, 9 Eylül’e kadar olan kısmının bir bölümünü ifade etti. Şimdi madem böyle onurlu gururlu ve üzerinde yaşadığımız toprakları günümüzün terimleriyle söyleyecek olursak emperyalistlerin sömürüsünden kurtarıp esas itibari ile de bizi uşak olmaktan kurtaran bir harekat sonuçları itibari ile Nasıldı? ve günümüze kadar yansıyan belirtilerini de Atatürk İlkeleri Araştırma ve Uygulam Merkezi ‘nin en kıdemli ama aynı zamanda en zarif kraliçesi Emine hanımdan diliyoruz”
ATAMER Müdür yardımcısı Dr. Emine KISIKLI da şunları anlattı: “Yıldönümünü kutlamak da olduğumuz 30 Ağustos Zafer bayramı aslında Türk milletinin milli mücadeleye son noktayı koyduğu milli mücadelenin askeri safasını kapattığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanının önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmayı başardığı çok önemli bir tarih. Büyük Taarruz ile ilgili olarak Büyük önderimiz Atatürk şu değerlendirme yapmış. “Her evresi ile düşünülmüş hazırlanmış yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat, Türk ordusunun subaylarının ve komuta kademesinin yüksek gücünü yiğitliğini saptayan bir yapıttır. Bu yapıt, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin olumsuz anıdır. Bu yapıtı yaratan bir ulusun çocuğu olmakla ve bu ulusun baş komutanı olmakla sevinç ve mutluluk duyuyorum.”
Atatürk bir büyük Taarruza neden gerek duydu? kısaca birkaç cümleyle onun üzerinde durmam gerekirse bilindiği üzere Osmanlı devleti birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmıştı ve bir tek Osmanlı devleti ile ateşkes yapılmış savaşa son nokta koyulmuş ve son derece ağır Mondros ateşkes antlaşması Türklere kabul ettirilmişti ve mütarekenin yedinci maddesine dayanarak itilaf devletleri Osmanlı devletini paylaşım projelerini uygulamaya koydular ve Halil Hocamın da belirttiği gibi 1916’da İngiltere’de iktidara gelen Lloyd George bu projenin hararetli savunucusuuydu ve uygulayıcısıydı. Mondros mütarekesinden sonra daha müterakenin mürekkebi kurumadan işgaller başladı şartlar gereği. Fakat bu işgaller karşısında şartlar gereği hemen bir milli mücadele hareketine yönelmeye cesaret edemeyen Türk milleti, artık bardağı taşıran bir olayın yaşanmasıyla birlikte harekete geçti.
Bu olay, 15 Mayıs 1919 İzmir’in Yunanlar tarafından işgali olayıydı. Bu olayın hemen akabinde 16 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal kafasında tasarladığı yeni Türk devletini kurma düşüncesiyle yola koyuldu ve Bandırma vapuruna binerek 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a ayak bastı. Mustafa Kemal’in amacı yeni bir Türk devleti kurmaktı. yok olan Osmanlı Toprakları üzerinde. Fakat bunu bir bağımsızlık savaşı ile birlikte gerçekleştirmeyi hedefliyordu. Çünkü bir bağımsız devletimizin olabilmesi için önce milletimizin esaretten kurtarılması lazım. Dolayısıyla Türk milleti kararını verdi. Atatürk önderliğinde bir milli mücadele yaptı. Diğer cephelerdeki başarılarımızın ardından bütün imkanlarımızı batı cephesine kaydırdık. Batı cephesinde birinci ve ikinci İnönü Savaşlarıyla Yunan ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.
Eskişehir ve Kütahya Savaşları’nda kısa soluklu bir yenilgimiz olsa da hemen tedbirlerinizi aldık ve Halil hocanın belirttiği gibi Mustafa Kemal Başkomutan yetkisi ile Sakarya meydan muharebesi’ni yönetti. Sakarya meydan muharebesi’nde biz Yunan ordusunun üçte birini yok etmeyi başardık. Bu çok önemli bir başarıydı. Fakat imkanlarımız tükendi. imkanlarımız tükendiği için kaçan Yunan birliklerini takip edemedik ve Anadolu’dan çıkaramadık. Dolayısıyla işte biraz önce Mustafa Kemal’in sözünü ettiği bir taarruza ihtiyaç vardı. Fakat bu taarruz son derece gizli yürütülmeliiydi. Yunan ordusu rehavete sürüklenmeliydi ve Mustafa Kemal bu taarruz kararını 1922 Haziran’ında aldı ve bu kararından sadece Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’yı batı cephesi Komutanı İsmet Paşa’yı ve Milli Savunma Bakanı Kâzım paşayı bilgilendirdi, hazırlıkları yürüttü. Bir taraftan da “biz savaşa çok da istekli değiliz” mesajı vermeye yönelik adımlar da atıldı.
İtalyanlar, 30 Ağustos zaferinden, Fransızlar da Sakarya meydan muharebesi‘nden sonra Anadolu macerasına son noktayı koymuşlar ve Anadolu’dan çekilmişlerdi.
İngilizler dolayısıyla artık tek başına Yunanlılara ne kadar destek verselerdi sonuç elde edemeyeceklerini görünce Türklerle kalıcı barış için masaya oturma kararı verdiler. Büyük Taarruz‘un bizim açımızdan son derece önemli olan yanı Kürtlerle kalıcı barış görüşmelerinin yapılmasının sağlanmasıdır.
Bu görüşmeler o dönemde tabi nerede yapılacağı çok netleşmemiş olduğu için kalıcı barış olarak geçse de bu görüşmeler Lozan barış görüşmeleridir ve bu Mudanya mütarekesi yine İstanbul ve Boğazlar çevresindeki İngiliz birliklerinin buradan çıkarılması, meselesinin de konuşulması bu kalıcı barış görüşmelerini bırakılmıştır.
Büyük Taarruz bizim açımızdan şu yönüyle de çok önemlidir. büyük Taarruz ile birlikte Osmanlı devletine kabul ettirilen ama Ankara Hükümeti’nin Atatürk liderliğinde bir türlü kabul etmeye yanaşmadığı Sevr barış antlaşması yırtılıp atılmış ve geçerliliğini yitirmiştir.
Lozan antlaşmasıın imzalanması ile birlikte yeni bir Türk devleti doğmuştur. Lozan’dan sonra artık varlığını ve bağımsızlığını dünya kabul ettirmeyi başarmış olan Atatürk 23 Nisan 1920’de temellerini attığı yeni Türk devletinin adını koyacak ve cumhuriyeti ilan edecektir.
Büyük Taarruz askeri gücü ne kadar üst düzeyde olsa bile Türklerin kesinlikle esir edilemeyeceği gerçeğinin batılı devletler tarafından görülmesini sağlamıştır.
Tabii ki Türk milletinin tarihi zaferlerle doludur. Afyonkarahisar Dumlupınar meydan muharebesi ve onun bir parçası olan 30 Ağustos zaferi Türk tarihinin önemli dönüm noktalarından biridir.
Türk milletinin bağımsızlığına kavuştuğu Lozan barış görüşmelerinin yapılmasının sağlandığı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanının önündeki bütün engellerin kaldırılmasının başarıldığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin bu zaferle taçlandırdııldığı önemli bir olaydır. 102 yıl önce bize bu büyük zaferi kazandıran başta büyük önderimiz gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bu orada hayatını kaybetmiş tüm şehitlerimizi Allah’tan rahmet diliyorum iyi ki bu zaferi bize hediye etmişler ruhları şad olsun.
Konuşmalardan sonra, konferansa katılan konunun uzmanları ve öğretim üyeleri 30 Ağustos Zaferiyle ilgili görüş ve düşüncelerini paylaştılar.