Demokrat

955’İNCİ YILINDA MALAZGİRT ZAFERİ PANELİ ve MALAZGİRT ZAFERİ: TÜRKLERİN SAVAŞ HÜNERİ ve SANAT ESTETİĞİ ADLI KİTABIN TANITIMI GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

Buradayız

on

İletişim Başkanlığı’nca Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıl dönümü dolayısıyla 955’İNCİ YILINDA MALAZGİRT ZAFERİ PANELİ ve MALAZGİRT ZAFERİ: TÜRKLERİN SAVAŞ HÜNERİ ve SANAT ESTETİĞİ kitabının tanıtımı yapıldı.

İletişim Başkanlığı konferans salonundaki 955’İNCİ YILINDA MALAZGİRT ZAFERİ paneli Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın açılış konuşmasıyla başladı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr: Burhanettin Duran konuşmasında şunları söyledi: “Değerli misafirler, kıymetli akademisyenlerimiz, hanımefendiler ve beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla saygıyla selamlıyorum. Bugün, burada Türk tarihinin belki de en önemli dönüm noktalarından birisi olan ve meşhur söyleyişle bizlere Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi’nin dokuz yüz elli beşinci yıl dönümünü yad etmekte ve hafızamızı diri tutmak için bir araya gelmiş bulunuyoruz.


Bizler de bu kutlu ve mübarek zaferin yıl dönümünü anlamlı bir eserle idrak etmek istedik. İletişim başkanlığı olarak bugün huzurlarınızda hazırlamış olduğumuz Malazgirt Zaferi, Türklerin Savaş Hüneri ve Savaş Estetiği isimli kitabımızı kamuoyumuzun takdirine de sunuyoruz. Bu vesileyle kutlu zaferin büyük komutanı Sultan Alpaslan’ı ve bizlere bu toprakları vatan kılan bütün aziz şehitlerimizi, gazilerimizi, rahmet ve minnetle anıyoruz. Değerli misafirleriimiz, Tarih şuuru dediğimiz aslında muazzam bir hafızadır.

Bu hafıza, bir milletin seciyesini, istikametini ve ali değerlerini sinesinde barındırır. Bu şuur, bir milletin vahdetinin ve bin yıllara sahip kutlu yürüyüşünün tecelligahıdır. Malazgirt zaferi, bugünün zaviyesinden idrak edildiğinde Türklerin binlerce yıllık tarihi akışını Anadolu coğrafyasında buluşturan ve bu toprakların bugüne kadar bize vatan kılan bir dönüm noktasıdır.


Nitekim, YAHYA KEMAL SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI adlı şaheserinde bu kesintisiz yürüyüşü meşhur bir askerin simasında şöyle tarif etmektedir;

“Ne kadar saf idi siması, bu mü’min neferin!

Kimdi? banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?

Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,”

İşte Malazgirt bu kutlu yürüyüşün Anadolu’daki o ihtişamlı başlangıcıdır. 26 Ağustos 1071’de kazanılan bu Zafer, aynı zamanda Anadolu’nun kapılarını bir medeniyet tasavvuruna, bir devlet geleneğine ve köklü bir kültüre açmıştır.


Malazgirt’ten sonra Anadolu münhasıran üzerinde yaşanılan bir coğrafya olmaktan çıkmış ilimle irfanla, adaletle, vakıf kültürüyle, şehirleriyle ve eserleriyle inşa olunan büyük bir medeniyet ruhuna dönüşmüştür. Nitekim bugün tertip ettiğimiz bu panel Malazgirt’i işte bu yönüyle kültürel mirasımızın bir parçası olarak idrak etmeyi amaçlamaktadır. Konuşmamın başında bahsettiğim muazzam bir hafızadan müteşekkil tarih şuurumuz, Selçuklu devletinden Osmanlı İmparatorluğu’na cumhuriyetimizin kuruluşundan Türkiye, 100 yılına kadar milletimizi ayakta tutan en büyük kuvvet olmuştur.


İşte, bugün bizleri bir araya getiren de bu ortak şuurdur. Anadolu’nun dört bir yanını birbirine bağlayan bu görünmez bağ, kubbemizi ayakta tutan sütunlardan birisidir. 955 sene evvel Sultan Alparslan’ın ordusunda tecessüm eden birlik ruhuyla yüzyıllar sonra günümüzden tam 104 sene evvel Büyük Taarruz muharebesinde ecdadın mukaddes emanetine sahip çıkan ruh aynı ruhtur.


Dün, Cumhurbaşkanımızın Muş’ta Malazgirt zaferini anma etkinliklerinde altını çizdiği gibi biz Malazgirt’te ebedi yurt kıldığımız bu cennet vatanı tam 850 sene sonra işgalcilere karşı canımız pahasını savunmuş bu uğurda “can alıp can vermiş” istiklaline aşık bir milletiz. Bu vesileyle Büyük Taarruz zaferinin 104’üncü sene-i devriyesinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bizlere bu yurdu bir kez daha vatan kılan aziz şehit ve gazilerimizi rahmetle yad ediyoruz.


30 Ağustos sefer bayramımızı da şimdiden tebrik ediyorum.. Bu topraklarda özgürce yaşamaya devam etmek için bu tarih ve millet şuuruna bir kez daha sıkı sıkıya sarılmanın ne kadar zaruri olduğu aşikardır.


Malazgirt, Türk milletine kıyamete kadar omuzlarımızda taşımamız gereken en büyük sorumluluklar yüklemiştir. Öncelikle orada tecessüm eden ruhu ila-nihaye muhafaza etmek sorumluluklarımızın başında gelmektedir. Malazgirt’i anlamak demek birliğimizi, beraberliğimizi ortak hedeflerimizi millet olma şuurumuzu muhafaza etmek demektir.


Üzerinden yaklaşık bin yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün de bu değerler, Türkiye 100 yılının kulcal damarlarında dolaşmaya devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti bu tarihi sürekliliğin en köklü temsilcisidir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettikleri üzere Türkiye Cumhuriyeti bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil en son devletimizdir.


Bugün ülkemiz, bu tarihi yürüyüşünü güçlü biçimde sürdürmek adına bir kez daha milli birliğini tahkif etmenin gayreti içerisindedir. Hepimizin bildiği gibi, ülkemiz terörün doğrudan ya da dolaylı olarak meydana getirdiği sorunlarla uzun yıllar boyunca mücadele etmiş ve bu mücadele sırasında çok tıbbi bedeller ödemiştir. Bugün ise Türkiye, sayın cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde bu sorumluluk körü kökünden çözmek, ülkemizi ve bölgemizi terörden tamamen arındırmak için kararlı adımlar atmaktadır.


Bu anlayışla sürdürülen terörsüz Türkiye, terörsüz bölge süreci, Gazi Meclisimizde kabul edilen milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair kanun ile bir anlamda ete kemiğe bürünmüştür. Bundan sonrasında da süreç toplumumuzun her kesiminin desteğiyle ilerletilecek ve inşallah başarıyla nihayete erdirilecektir. Terör sorununu tamamen ortadan kaldıracak iradenin en önemli dayanaklarından biri de Anadolu’yu ortak bir vatan müşterek bir kader ve birlikte yaşama iradesi etrafında buluşturan milli birlik şuurumuz olacaktır.


Ülkemizin, Türkiye yüzyılı hedeflerine doğru yürüyüşü, küresel düzlemde artan belirsizliklere ve bölgemizde oluşturulmak istenen istikrarsızlığa rağmen devam edecektir. Milletimizin bu topraklardaki meşru varlığına yönelik doğrudan ya da dolaylı her türlü tehdit, ima ve söylem Türkiye Cumhuriyeti Devleti için yok hükmündedir. Bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen uluslararası hukuku hiçe sayan, sivilleri hedef alıp saldırılarıyla bütün dünyanın vicdanında mahkum edenler tabi ki Türkiye’nin bu yürüyüşüne hiçbir türlü engel olamayacaklardır. Tabi ki bugün biz Türkiye olarak terörsüz Türkiye’nin, terörsüz bölge olarak başarılı olmasını istiyoruz. Dolayısıyla Suriye’de ortaya çıkan gelişmeler olumlu gelişmeler, Türkiye’nin terörsüz bölge hedefine atılmış, yönelim olarak atılmış adımlardır.


Türkiye, bölgede istikrarı, barışı, refahı, ekonomik işbirliğini öncelemektedir. Saldırganlığa ve yayılmacılığa karşıdır. Bu tür güçler, bizim barış yolunda, istikrar yolunda, işbirliği yönünde adalet ve istikrar yönündeki gayretlerimizi engelleyemeyecektir.


Türkiye Cumhuriyeti olarak Suriye’den Irak’a Lübnan’dan Filistin’e, Körfez’den Afrika’ya Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar gönül ve kültür coğrafyamızın tamamında tarih bizi birbirimize kardeş eyledi diyoruz. Bu cumhurbaşkanımızın en son kabine toplantısından sonra kullandığı cümleler, işte biz cumhurbaşkanımızın işaret ettiği bu kardeşlik siyasetini yüceltmek için uğraşıyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz.


Hiç kimse tarihi gerçekleri ya da jeopolitik hakikatleri başka türlü yorumlayarak ülkemize yönelik çeşitli saldırılar yapmaya yönelmesin. Türkiye olarak biz bunları karşılayacak güçteyiz. Türkiye kudretli bir devlettir ve gereken neyse o yapılır ve yapılmaktadır.


Gittikçe sertleşen uluslararası rekabet artık yalnızca askeri, ekonomik ya da diplomatik alanda gerçekleşmiyor. İletişim alanı da bu rekabetin en önemli cephelerinden birisi haline geldi. Özellikle dezenformasyon ve bilgi kirliliği bu cephenin en güçlü tehditleri arasında yer almaktadır.


Bugünün iletişimcileri, tarihçileri, akademisyenleri, kamu görevlileri olarak bizlere düşen en önemli sorumluluklardan birisi, tarihimizin algoritmalarda kaybolmasının önüne geçmektir. Bir daha tekrar ediyorum. Tarihimizin, medeniyetimizin değerlerinin algoritmalar arasında kaybolmasını engellemek zorundayız.


Bunun da yolu, bizim yapacağımız yeni kültürel üretimlerden, tarihimize sahip çıkan eserleri ortaya koymaktan geçer. İşte bugün sizler için hazırladığımız Malazgirt kitabımız da buna bir örnektir ve bu tür çalışmalarımıza sizlerin destekleriyle katkılarıyla devam edeceğiz. Bugün karşı karşıya olduğumuz esas meydan okumanın yanlış bir bilgiye karşı doğru bilgiyi savunmak olmadığını aksine, bizim kendi değerlerimizi tarihsel hafızamızı korumak olduğunu düşünüyoruz.


Dolayısıyla bunları sahih kaynaklarla anlatmak ve bu gerçekleri kayda geçirmek durumundayız. Bunun için yapılacak çok şey var. Bunları hep birlikte üniversitelerimiz başta olmak üzere bütün kültür üreten kurumlarımızla birlikte elbette iletişim başkanlığı olarak da buna devam etmek istiyoruz.


360 derece iletişim perspektifi ve stratejik iletişimin imkanlarıyla biz bunların ele alınarak Türkiye’nin kamu diplomasisinde öne çıkması gerektiği görüşündeyiz. Hakikatin savunulması ile tarih bilincinin güçlendirilmesi, yan yana gitmesi gereken ilkelerdir. İşte iletişim başkanlığı olarak da bunu birlikte yapmaya çalışıyoruz.


Çünkü doğru bilgi önemlidir ama tarihin gerçeklerinin iletilmesi de gençlerimizin bu sosyalleşmeyle yetiştirilmesi de bizim millet olarak ayakta kalmamız için en vazgeçilmez ögelerdir. Bu anlayışla hazırladığımız yayınlar, gerçekleştirdiğimiz programlar ve bugün düzenlediğimiz bu panel yalnızca geçmişi anma amacı taşımıyor. Aynı zamanda hedefimiz tarihimizi bilimsel bir perspektifle değerlendirmek, özellikle genç kuşaklarımızın kendi medeniyet mirasını sağlam kaynaklardan öğrenmesini temin etmektir.


Sözlerime son verirken müsaadelerinizde şunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.. 1071 yılında Malazgirt Ovası’nda kurulan birlik, bugün de bu milletin mayasını oluşturmaktadır. Bu birlik ruhu var oldukça Anadolu üzerinde hesap yapanlar da milletimizin varlığına gölge düşürmemiz düşünmeye, çalışanlar da hiçbir zaman emellerine kavuşamayacak.


Bütün farklı etnisiteleriyle, mezhepleriyle. dini görüşleriyle Türkiye bir bütündür ve bu birlikte yaşamanın en güzel yeri olarak Türkiye cumhuriyeti olarak güçlü bir şekilde önümüzdeki On’lu yıllara hazırlanmaktadır. Az önce belirttim. Bölgemizde saldırganlık yayılmacılık isteyenler olabilir ama Türkiye istikrarı, barışı, güvenliği ve bölgesel sahiplenmeyi ilke olarak korumaktadır ve bunun için mücadele etmektedir.


Bu mücadelemizde, millet olarak 1071 Malazgirt ruhunun bize verdiği milli şuurla hareket ettiğimiz sürece önümüzde hiçbir engel olmayacaktır ve Cumhurbaşkanımızın Türkiye vizyonu başarı ile gerçekleşecektir. Yarınlarımıza da bütün gelecek kuşaklarımıza da aydınlık bir Türkiye’yi bırakacağız.

Panele katkı sunacak kıymetli hocalarımıza teşekkür ediyor, panelimizin hayırlara vesile olmasını diliyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin DURAN’ın konuşmasından sonra panele geçildi.

Panelde, Malazgirt Zaferi’nin yalnızca bir askerî başarı olmadığı, Türk milletinin medeniyet tasavvurunu Anadolu’ya taşıyan bir kültür hareketi olduğuna da vurgu yapıldı.

Panelde, Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da hâkim olan birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhu da ön plana çıktı

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Büyükelçi Prof. Dr. Derya Örs’ün moderatörlüğündeki tek oturumdan oluşan panelde, eski Türk Tarih Kurumu Başkanlarından Prof. Dr. Refik Turan, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güray Kırpık ve Kastamonu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu birer konuşma yaptılar.

Metin ASLIM – GENÇ GAZETECİLER

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genç Demokrat

Exit mobile version