Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İletişim Başkanlığı ile SETA Vakfı’nca “Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” temasıyla ortaklaşa gerçekleştirilen “NATO’nun Ankara Zamanı konulu konferansta hazır bulundu.
Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da konferansta yer aldı.
Konferansa, Büyükelçiler, Askeri Ataşeler, Büyükelçilik görevlileri ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Konferansta bir konuşma yapan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler şunları söyledi: “Bugün Türkiye’nin NATO’ya katılışının 74’üncü yılı vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı panelde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ediyor, böylesine mühim bir organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımıza ve SETA Vakfımıza teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu vesileyle İttifak’ın bugüne kadar geçirdiği dönüşümü, Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO’nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmak için kıymetli bir zeminde buluştuğumuza inanıyorum.
NATO kurulduğu 1949 yılından bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü ve en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürmektedir. Tarih boyunca birçok ittifak kurulmuşsa da bir kısmı kısa sürede dağılmış bir kısmı ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hâle gelmiştir.
NATO ise farklı dönemlerin meydan okumalarına uyum sağlayabilen siyasi dayanışmasını koruyabilen ve askerî caydırıcılığını sürekli yeniden üretebilen yüksek kapasiteye sahip bir yapı olarak varlığını devam ettirmiştir.
Bu yönüyle NATO askerî bir ittifak olmanın ötesinde değişen güvenlik ortamına hızlıca entegre olabilen dinamik ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi olarak öne çıkmıştır. Türkiye ise 1952 yılında İttifak’a katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri hâline gelmiştir.
Bu çerçevede ülkemiz sahip olduğu jeostratejik konumu, yüksek askerî kapasitesi ve kriz bölgelerine coğrafi yakınlığı ile NATO’nun kolektif savunma yapısının güneydoğu kanadında cephe ülkesi olarak başladığı üyelik sürecinde artık kendisini merkez ülkelerinden biri olarak konumlandırmaktadır.
Elbette, İttifak’ın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO’nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmak da yerinde olacaktır. Bu bağlamda NATO 1949 yılında imzalanan Vaşington Antlaşması’nın 5’inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazanmıştır.
İttifak, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip Soğuk Savaş’ın gerektirdiği büyük askerî kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır.
Bu dönemde NATO’nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşanmıştır.
Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” olarak tanımladığı Berlin Duvarı’nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askerî kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO’nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi’ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO; ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekâtlarına ağırlık verirken, müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askerî kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir.
Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte İttifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış, bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir.
Müttefikler bahse konu planların askerî kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askerî yetenek hedeflerini onaylamış ve bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey’de icra edilen Liderler Zirvesi’nde taahhüt etmişlerdir. Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD’nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir. Öte yandan, ABD’nin Avrupa’ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO’nun bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa’nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayi üretiminin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar.
Ayrıca hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirleri hayata geçirilmektedir. Bu çabaların temelinde ise NATO’nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolü yatmaktadır. Nitekim bu rol sadece organizasyon yapısından değil oluşturduğu askerî kabiliyetlerden kaynaklanmakta ve Avrupa’da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmamaktadır. İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO’nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye uzun tarihsel süreç içerisinde İttifak’ın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlenmiş ve sahada belirleyici katkılar sunmuştur. Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem İttifak hem de ülkemiz çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan’dan Afrika’daki güvenlik sorunlarına, terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır.
Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken, tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak, NATO’nun neden hâlen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye’nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır.
Sizlerin de yakından takip ettiği üzere artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçilmektedir. Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizliğin ve öngörülemezliğin hâkim olduğu bu ortamda konvansiyonel tehditler siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlenmektedir. Bölgesel çatışmalar terörizm hibrit harekât ve vekâlet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır.
Çin’in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkati büyük ölçüde Hint-Pasifik’e yönelmekte, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimleri belirmektedir. Esasen, son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte İsrail’in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığı görülmektedir. Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD’nin İran’a saldırıları, buna karşı İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz.
Özetle içinden geçtiğimiz dönem uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça göstermektedir. Bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ve güvenlik ortamında NATO’nun kritik önemi de devam etmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz savunma ve güvenlik denklemi, ulusal güvenliğin ve sınırların korunmasının yanı sıra toplumların direnç kapasitesini kritik altyapıların emniyetini siber ve dijital alanın savunulmasını ve kamuoyunun manipülasyona karşı korunmasını da zorunlu kılmaktadır.
Bu çerçevede NATO dâhil olmak üzere uluslararası güvenlik yapılarının makul, dengeleyici ve koruyucu bir bakış açısı benimsemesi yalnızca bölgesel istikrar için değil, küresel düzenin sürdürülebilirliği açısından da hayati önemdedir.
Şu bir gerçek ki NATO’nun geleceği artık yalnızca askerî kapasitesine değil stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlıdır. Bu nedenle dayanıklılık kavramı İttifak’ın yalnızca askerî gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı hâline gelmiştir. Dolayısıyla müttefik ülkelerin bu alanda geliştirecekleri kapasite NATO’nun bütüncül savunma yaklaşımının ayrılmaz bir parçasını teşkil etmektedir.
Bu bakımdan bizler de kahraman ordumuzun ve göz bebeğimiz savunma sanayimizin güçlendirilmesi çabalarımızla millî dayanıklılığımızı daha da artıracak önlemleri almayı bir zorunluluk olarak görüyoruz. Burada temel soru şudur: “Tehdit artık yakındır ancak bu tehdide karşı koyabilecek gerçek bir ordu yapımız var mı?” Bu sorunun cevabı dünyanın pek çok ülkesinde savunma mimarisinde başta personel yetersizliği ve donanımsal eksiklikler olmak üzere ciddi bir stratejik kırılma yaşandığını da göstermektedir. Söz konusu durum aynı zamanda disiplin, tecrübe, muharebe devamlılığı ve komuta-kontrol kültürünün aşınması anlamına da gelmektedir.
Birçok ülkede askerî hazırlık düzeyi tartışılır hâle gelmişken Türkiye çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bugün kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarımızın yüksek muhariplik seviyesi, müşterek harekât kabiliyeti ve gerçek saha deneyimi sayesinde caydırıcılığını her koşulda ortaya koyabilen bütünleşik bir güç yapısına sahiptir.
Nitekim kahraman ordumuz her türlü arazi ve iklim şartında meskûn mahal, özel harekât ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekât, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü, doğru personel politikaları, etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve millî savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve millî savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma çözümleri elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri, deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil, NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı hâline gelmiştir.
NATO’nun Caydırıcılık ve Savunma Konsepti ile beraber Türkiye terör tehdidini öne çıkarmaya devam etmiş, kendi coğrafyasında sağladığı askerî etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleri ile hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekât alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olmuştur. Böylece ülkemiz Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden artık Avrupa coğrafyasının tamamında güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlanmıştır. Bu stratejik rol kapsamında ülkemiz Afganistan’dan Bosna-Hersek’e ve Kosova’ya, Akdeniz’den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlenmiş; askerî, lojistik ve eğitim katkılarıyla her zaman güvenilir bir müttefik olmuştur. Dolayısıyla Türkiye yalnızca bulunduğu coğrafyada değil İttifak’ın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıkmaktadır.
İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak askerî eğitim, tatbikat, harekât ve diğer sorumluluklarımızı örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirmekteyiz. Türkiye NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifak’ın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır.
NATO’nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, Merkez Bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki, NATO’nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur. Ayrıca konvansiyonel kapasitemizi artırmaya da devam ediyoruz. Komando Tugayı kapasitemizi 25’e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekât bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. Üç yıl içerisinde ilave Komando Tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40’lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup, günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir.
Ayrıca 2028’den itibaren 2 yıl süre ile NATO’nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini üstleneceğiz. Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi NATO’ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğindeki merkezî rolünü bir kez daha vurgulamaktadır.
Öte yandan Kosova’da da NATO Kosova Gücü yani KFOR Komutanlığı görevini ikinci kez devraldık. Operatif İhtiyat Taburumuzu dört kez Kosova’ya konuşlandırarak Türkiye’nin Balkanlar’daki barış ve istikrar bakımından ne derece güven verici bir aktör olduğunu açık şekilde ortaya koyduk.
Bunun yanı sıra Akdeniz ve Ege’de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekât ve Misyonlarının komutası ülkemiz tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edilmektedir. Ayrıca, bu yıl Estonya’da akabinde Romanya’da NATO Hava Polisliği görevlerini icra edeceğiz.
Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO’nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO’nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
NATO’da askerî ve operasyonel katkılarımızın ulaştığı bu seviye doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığımızı da daha görünür kılmaktadır. Ülkemizin İttifak’a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askerî ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi’nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir.
Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO’nun kararlılığının vurgulanmasıdır.
Geleceğin NATO’sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi’nden beklentimiz öncelikle müttefiklerin 5’inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleridir.
Buna ilave olarak;
– Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları,
– Savunma üretim kapasitesini artırmak, yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri,
– Liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır.
Ayrıca Zirvede Avrupa Birliği’nin başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği’ni bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına, ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa’nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor, diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz.
Sonuç olarak küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu önümüzdeki süreçte NATO’nun devamlılığının ülkemiz ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatindeyim.
Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan, çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır.
Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir.
Nitekim en son İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımı her kesimden vatandaşlarımız tarafından doğru bulunmakta ve desteklenmektedir. Aynı şekilde ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir.
Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir.
Özellikle belirtmeliyim ki Türkiye’nin NATO içindeki kritik rolü bağımsız karar alma kapasitesi ile müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayanmaktadır. Bu yaklaşım hem millî menfaatlerimizin korunmasını hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılmaktadır.
Türkiye kendi güvenliğini de içeren NATO’nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir.
Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir.
Türkiye NATO’nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir.
Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO’nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye’nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu anlamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımız ve SETA Vakfımız olmak üzere katkı sağlayan herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca programımıza teşrif eden siz kıymetli katılımcılara değerli katkılarınız ve ilginiz için ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla…”
Konuşmalardan sonra toplantıya oturumlarla devam edldi.
Ankara THE GREENPARK otelde gerçekleştirilen 7’ici olağan mali genel kurulda faaliyet ve denetim raporları ibra edildi.
Masa Tenisi Federasyonu’nun 7’inci OLAĞAN MALİ GENEL KURULU’NA, GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI SPOR HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRÜ VELİ OZAN ÇAKIR da katıldı ve bir konuşma yaptı.
Divan başkanlığını GSB Spor Federasyonları Daire Başkanı Erbil YİĞİTBAŞ’ın yaptığı genel kurulda, faaliyet ve denetim raporları ibra edildi. 2027-2028 yıllarına ilişkin tahmini bütçeler de görüşülerek karara bağlandı.
TÜRKİYE MASA TENİSİ FEDERASYONU Başkanı KEREM KOÇ yaptığı teşekkür konuşmasında şunları söyledi:
“Kamplar eskiden otellerde olurdu. Artık farklı otellerde kamp yapmıyoruz. Spor tesislerinde kamplar yapıyoruz Sporcularımız, çok daha kaliteli yemekler yiyorlar. Diğer imkanlar da çok daha güvenli. Bunun için buradan yetkililere teşekkür ediyoruz.
Bizlere fırsatlar sunan Tohum Merkezi’nin imkanlarını kullanmaya çalışıyoruz. Burada da ciddi bir tasarruf sağladığımızı söyleyebiliriz. Kendilerine teşekkür ediyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanada Başbakanı Carney ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bu ziyaretin en somut çıktılarından birini hiç şüphesiz Kanada ile ilişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine yükseltme kararımız teşkil etti. Stratejik ortaklık kararımızın katkısıyla önümüzdeki dönemde enerji, ticaret, ulaştırma ve savunma sanayii gibi birçok alanda yeni projeleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kanada Başbakanı Mark Carney, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirdikleri baş başa ve heyetler arası görüşmelerinin, anlaşmaların imza töreninin ardından ortak basın toplantısı düzenleyerek açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanada Başbakanı Mark Carney ve heyetini tarihî dönemdeki ziyareti vesilesiyle Türkiye’de ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade ederek, kendisine “hoş geldiniz” dedi.
İki ülke arasındaki üst düzey ziyaretlerin sürekli olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanada Başbakanı Carney ile bugünkü görüşmelerinde ikili ilişkileri etraflıca değerlendirdiklerini, bölgesel ve küresel meselelere değinme imkânı bulduklarını söyledi.
“TİCARET HACMİMİZİ İLK OLARAK 5 MİLYARA, AKABİNDE 10 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAYI TEMENNİ EDİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bu ziyaretin en somut çıktılarından birini hiç şüphesiz Kanada ile ilişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine yükseltme kararımız teşkil etti. Stratejik ortaklık kararımızın katkısıyla önümüzdeki dönemde enerji, ticaret, ulaştırma ve savunma sanayii gibi birçok alanda yeni projeleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu yönde atacağımız somut adımları içeren bir eylem planını da bugün kabul ettik. Öncelikle ticaret ve yatırımların artırılmasını teminen Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerine yılsonundan önce başlanmasını kararlaştırdık. Bu sürece paralel olarak ekonomi alanındaki ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla ele almak üzere Ortak Ekonomik ve Ticari Komite dâhil mevcut mekanizmaları daha etkin şekilde kullanacağız. Bu komitenin müteakip toplantısına 2027 yılında bu defa özel sektörlerimizin de katılımıyla ev sahipliği yapacağız. Atacağımız bu adımlarla hâlen yaklaşık 3 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimizi ilk olarak 5 milyara, akabinde de 10 milyar dolara çıkarmayı temenni ediyoruz.”
Güncellenen Hava Ulaştırma Anlaşması ile iki ülke arasındaki doğrudan uçuşları yaklaşık iki katına çıkaracaklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün ayrıca üçüncü ülkelerde ortak yatırım fırsatlarını da değerlendirdik. Afrika’dan Latin Amerika’ya, Orta Asya’dan Uzak Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada önemli işbirliği fırsatlarının bulunduğuna inanıyoruz. Yarın Türk Eximbank ile Kanada İhracatı Geliştirme Kurumu arasında imzalanacak mutabakat zaptının üçüncü ülkelerde ortak projelere vesile olmasını temenni ediyoruz” diye konuştu.
Kanada ile savunma sanayii ve nükleer enerji alanlarında yakın temas hâlinde olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayii iş birliğinin önemine vakıf iki müttefik olduklarını kaydetti.
Bunu son olarak Ankara’da yapılan NATO Zirvesi sırasında da gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, biraz önce de “Savunma Sektörü Ortaklıkları Mutabakat Zaptı”nın imzalandığını anımsattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, müttefiklerin savunma sanayilerine finansman sağlamak amacıyla Kanada öncülüğünde kurulmakta olan Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankasının iki ülke arasındaki savunma sanayii iş birliğini desteklemesini beklediklerini kaydetti.
Enerji alanında, madencilikten LNG’ye, kritik minerallerden nükleer enerjiye kadar geniş bir işbirliği alanının mevcut olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülkenin Enerji Bakanlıkları arasında kabul edilen “Enerji Alanında İşbirliğine Dair Ortak Bildiri”nin de nükleer dahil bu alandaki ciddi potansiyele işaret ettiğini söyledi.
Kanada Başbakanı Carney ile Gazze, Ukrayna ve Körfez dâhil birçok bölgesel gelişmeyi de değerlendirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerek Ukrayna’da, gerek Körfez’de olsun diplomatik yöntemlerin kalıcı barışa giden yolu açmasını temenni ediyoruz. Bu noktada ortak görüşte olduğumuzu teyit ettik. Gazze’de ise Kanada’nın diğer bazı müttefiklerle birlikte istilacı yerleşimlere yönelik yaptırım adımlarını, İsrail hükûmetinin ihlallerinin caydırılması noktasında isabetli bir adım olarak görüyoruz. Bölgemizde barış ve istikrarın tesisi noktasında bu yöndeki tutumlarını sürdürmelerini temenni ediyoruz” diye konuştu.
“İLİŞKİLERİMİZİN GELECEĞİNE YÖNELİK TARİHÎ BİR ADIM ATTIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Başbakan Carney ile ilişkilerimizin geleceğine yönelik tarihî bir adım attık. Çok geniş yelpazeye yayılan iş birliği potansiyelimizi gerçek anlamda hayata geçirmek için önemli bir süreci başlattık. İlişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine çıkarmamız kâğıt üzerinde kalacak sembolik bir adım olmayacaktır. Bu konuda Sayın Carney’nin ekonomi alanındaki engin tecrübesi ve siyaset sahnesinde sergilediği sağduyulu ve dirayetli duruşla önemli rol oynayacağına inanıyorum.”
Kanada Başbakanı Carney’ye, konuşmasının ardından, anlamlı ve dolu dolu ifadeleri için teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Gerçekten uzun yıllara sâri bir Türkiye-Kanada kopukluğunu bugün gidermiş olduk. Şimdi yeni bir dönemi Türkiye ve Kanada arasında başlatıyoruz. İnşallah iş adamlarımızı bir araya getireceğiz ve ben de Kanada’ya yapacağım ilk iş adamlarıyla birlikte ziyaretimde, orada iş adamlarımızı bir araya getirerek adımlarımızı atacağız.”
Ankara’daki Meyra Palace otelin Konferans Salonunda gerçekleştirilen 10’uncu olağan mali genel kurulda faaliyet ve denetim raporları ibra edildi.
Divan başkanlığını AMATÖR SPOR KULÜPLERİ KONFEDERASYONU GENEL SEKRETERİ Abdullah ALBUNAR’IN yaptığı genel kurulda, faaliyet ve denetim raporları ibra edildi. 2027-2028 yıllarına ilişkin tahmini bütçeler de görüşülerek karara bağlandı.
TÜRKİYE KİCK BOKS FEDERASYONU Başkanı Mehmet Salim KAYICI yaptığı teşekkür konuşmasında, federasyonun kaynaklarını etkin ve şeffaf kullanıldığını vurgulayarak
Herkes ailesi ile çocuklarıyla gelmiş o kadar mutlu olduk ki demek ki biz en büyük faaliyetimizi yapmışız. Burada bir aile ortamı oluşturmuşuz. Bu bizim için çok önemli.
Uluslararası arenada, olimpiyatlarda bütün branşlar içerisinde birinci branşjz. Bu yüzden Türkiye’nin her yerinde bulunan 81 ilinde bulunan 781 km içerisinde kick boks yapan bütün arkadaşlarımı tebrik ediyoruz. Bu zaferler sadece Salim Kayıcı’nın değil, hepimizin zaferidir. Hiçbir zaman ötekileştirme yapmadın.,
Gerek dünya şampiyonası, gerekse Avrupa şampiyonalarında bir norm, bir kriter oluşturduk ve bu kriter neticesinde birinci olan en fazla sporcu puanı alan sporcu, her zamanki şekilde hiçbir şekilde kesilmeden götürülmüştür. Ve burada bakanlık mensuplarımızın hepsine ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Siyah kuşak sınavlarında, antrenör kurslarında, Türkiye şampiyonası ve turnuvalarında hep beraber olmaya çalıştık olabilir. Öyle bir alt yapı oluşturduk ki ben buraya katılan hekese teşekkür ediyorum.
Bu arada şunu söylemek istiyorum okul sporlarıyla ilgili birçok arkadaşım duymayabilir, bilmeyebilir.
Gelecek yıldan itibaren okul sporlara federasyonu kick boksu olarak kabul etmiştir. İnşallah bizler ilettiği zamanlarda bakanlığımıza yapacağımız çalışmalarla artık okul sporlarında temsil eden birinci olan çocuklarımızı bakanlığımız belirleyecek T
Bir Türk insanı olarak çok zekiyiz, çok çalışkanız, çok becerikliyiz ama asla ve asla masada kaybetme gibi bir şeyimiz olmaz, dünyanın her yerinde masadayız. Avrupa’da veyahut uluslararası Akdeniz federasyonu başkanlığı görevini yürütmekteyiz sadece ben değil. Sadece benim olmam önemli değil.
Bu arada, gerek Avrupa’da gerek dünyada gerek Balkanlarda her yerde tüm kurullarda arkadaşlarımız görev yapmakta.
Biz doğru bildiğimizi yapıyoruz. Gerek düzey gerekse online seminerlerimiz yapılıyor ve bundan sonra da yapılacak en önemli kavramlardan bir tanesi şu biz değişen kurallara aynı anda ve zamanında bütün çalışmalar da yapılıyor. Bu benim için çok büyük bir kazançtır ve sporcularımız, gün geçtikçe kendilerini yetiştirmekle geliştirmekte.
Bunun yanı sıra şunu özellikle söylemek istiyorum. Bütün branşlar. Katılım sağladığımız gibi bütün bu araçlarımızda da madalyamız var ve çocuklarımız en iyi, en iyi şekilde Türkiye Cumhuriyeti devletimizi en iyi şekilde temsil etmek de ve bayrağımızı dalgalandırmaktadır.
Ben bu çocuklarımızın hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim. Kıymetli arkadaşlar gerek sporda gerekse Türk silahlı kuvvetlerde gerekse Jandarmada gerekse Emniyette gitmediğimiz yer yok her yerde varız. Bu camianın büyüklüğüdür.
Ben burada bakanlık temsilcilerimizin bize verdiği değer kendilerine teşekkür ediyorum.
Aynı zamanda dünya üniversite şampiyonasında varız. Şu anda bir çalışmamız daha var, üniversite oyunlarına giriyoruz.
Gelişen dünyaya ayak uydurmamızın temeli de şudur: yaşayacaksınız.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.