Araştırma üniversitelerini destekleme programı kısa adı ADEP değerlendirme toplantısı vesilesiyle sizlerle bir araya gelmiş olmaktan Olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Bu stratejik programın 2026 yılı uygulama sonuçlarını değerlendireceğimiz ve yeni dönem yaklaşımını ele alacağımız toplantımızın ülkemiz ve yükseköğretimimiz için
Üniversitelerimizi Bireysel eğitim ve araştırma kurumu olarak görüyoruz.
Elbette, ama sadece eğitim ve araştırma kurumu olarak görmüyoruz. Aynı zamanda üniversiteleri, yükseköğretim sistemimizi kalkınmamızın önemli bir parçası ve aktörü olarak değerlendiriyoruz. Üniversitelerin araştırma gücü, bir ülkenin kalkınma vizyonunun en temel yapı taşlarından birisiidir.
Son 23 yılda 81 ilimizin tamamında üniversite oluşumunu gerçekleştirdik.
Şu anda 129’u Devlet üniversitesi olan toplam 208 yükseköğretim kurulumuzla, nitelikli, yaygın ve kolayca ulaşılabilir bir hizmeti toplumuza sunuyoruz. Türkiye ekonomisini daha rekabetli ve yüksek katma değerler üreten bir yapıya kavuşturmamız, bilimsel bilgi birikimiyle bile sanayi ve üretim sahası arasındaki sistematik bağı güçlendirmemize bağlıdır. Bu nedenle, üniversitelerimizin araştırma birikimini ve kapasitesini, ülkemiz ihtiyaç duyduğu alanlara yöneltmelerini ve elde ettikleri sonuçları ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürmelerini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz.
Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde de yükseköğretimdeki büyük kazanımları, araştırma kalitesini ve yetkinlikleri, insan odaklı kalkma kurulu politikalarımızla daha ileriye taşınma gayreti içindeyiz. Yükseköğretimde kurumsal farklılaşmayı teşvik ediyor. Her üniversitemizin güçlü olduğu alanlarda derinleşmesini ve içinde bulundukları bölgenin potansiyeline göre uzmanlaşmalarını sağlayıcı programlar uyguluyoruz.
Kalkınma Bakanı iken, ben yine YÖK ile birlikte başlattığımız bir programdı. Bu, özellikle bölgelerimizin yörelerimizin kalkınma stratejileri ile üniversitelerimizin gelişim stratejilerini örtüştürüp, böylece karşılıklı etkileşimi arttırmaya dönük bir program uygulamaya başlamıştık. Halende. O, programımız devam ediyor.
Bu program, şuanda ADEP programımızda ilave olmuş durumda. Araştırma üniversiteleri yaklaşımımızda ise bilimsel üretim kapasitesi, yüksek kurumlarımızın imkanlarını daha etkili kullanıyor. Kullanmaları ve uluslararası düzeyde daha güçlü bir koruma ulaşmalarını amaçlıyoruz.
Bir taraftan bölgelerimizin potansiyelini harekete geçirecek üniversiteler, diğer taraftan da küresel düzeyde de ülkemizin konumunu daha uç noktalara taşıyacak programlar olarak bunları değerlendirebiliriz. Mevcut durumda 20’si Devlet, 3’ü vakıf olmak üzere toplam 23 üniversitemiz araştırma üniversitesi statüsünde bulunuyor. Araştırma performansını istikrarlı biçimde geliştirirler, 10 üniversitemizi ise aday izleme programı kapsamında takip ediyoruz.
Rekabetçi bir anlayış var burada? Sabitlenmiş, üniversite listeleri söz konusu değil. Futbol tabiriyle söyleyecek olursak lige yükselmek de mümkün. Ligden düşmek de mümkün. Dolayısıyla burada rekabetçi bir anlayışla iş ver, bu da çok güzel bir yönü programım adale üniversitelerimiz var.
Mevcut üniversitelerde kendilerini bu ligde tutmak için bir gayret içindeler, gerçekten çok iyi kurgulanmış bir program. ADEP bu yapı içerisinde Devlet araştırma üniversitelerimize yönelik performans esaslı destek sadece devlet değil, vakıf üniversitesi’ne de yönelik bir program oluşturuyor. Program kapsamında 20 Devlet araştırma üniversitemize tahsis edilecek ödenekleri yıllık performans sonuçlarına göre belirliyor.
Kaynakların ülkemizin kalkımında öncelikleriyle üniversitelerimizin bilimsel yetkinlikleri doğurtusunda kullanılmalarını hedefliyoruz. Böylece üniversitelerimizin araştırma kapasiteleri desteklerken, ulusal bilim teknoloji önceliklerileriyle araştırma kapasitesinin örtüşmesini sağlıyorum. Kanun kaynaklarının kalite ve sonuç odaklı ölçülebilir sonuçlara dönüşmesinde güvence altına alıyoruz.
Bu yönüyle ADEP programı aslında örnek bir program diye diğer kamu tahsis mekanizmalarında da olabildiğince benzer ölçümlerin değerlendirmelerinin yapılması; inanıyoruz ki toplam kamu kaynağı verimliliğini de arttıracaktır. Bu bir ne diyelim? İyi uygulama örneği olarak diğer kamu harcama programlarımızda da model olarak kullanılması düşünülebilecek bir program.
ADEP için ayırdığımız kaynakları programın başladığı 2022 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde arttırdık.
2022 yılında 188 projeye 115 milyon lira destek verirken, 2026 yılında Merkezi bütçeden tahsis edilen 1,4 milyar lirayla 548 projeyi destekliyor, kapsamına almış durumdayız. 4 yılda, proje sayesinde, yaklaşık 3 katına Destek tutarının da aşağı yukarı 12 katına ulaştığını görüyoruz. Komisyon değerlendirmeleri neticesinde yaklaşık 1,9 milyon lira bütçeli, 548 proje destek alacak.
Bu bütçenin az önce söylediğim gibi 1,4 milyar lirası Merkezi bütçeden geriye kalan 548 adetsiniz, 491 milyon lirası da üniversite hastanelerimizin kendi kaynaklarından sağlanıyor. Dolayısıyla Merkezi bütçeyle üniversite kaynaklarının bir arada kullanıldığı bir kaldıraç işlevi gördüğü bir program olduğunu da söyleyebiliriz.
Üniversiteleri, kalkınma fonksiyonunu geliştirmek açısından sunumda, üniversite iş dünyası içerikli projeler alanında da Daha fazla çaba gösterme ihtiyacını görüyoruz. Ortaya çıkan büyüklük, devletimizin bilimsel araştırmaya verdiği destektir ve üniversitelerimizin bu desteğe gösterdiği karşılığın en somut ifadesidir. Önümüzdeki dönemde de başarımızı, bütçedeki artış kadar bu kaynağın ürettiği bilimsel sonuçlar ve ülkelerimize kazandırdığı ilk ülkemize kazandırdığı iktisadi ve toplumsal etkiler diller bakımından değerlendireceğiz.
Şimdi, projelerin durumunu genel harcamaların durumunu 2 şekilde değerlendirmek mümkün.
Bir de çıktılar, sonuçlar üzerine girdilere dayalı bir performans ölçümü de önemli. Elbette ama yeterli değil; esas olan sonuçlar üzerinden etkiler üzerinden yapılacak bir analiz, gerçekten hedeflediğimiz sonuçları elde ediyoruz diyoruz.
Çok iyi para harcıyor olabiliriz. Çok iyi zamanında işleri bitiriyor olabiliriz. Bunlar hepsi güzel şeyler ama arzu ettiğimiz sonuçları etkileri oluşturabiliyor muyuz? buna ekspoz değerlendirme de deniyor.
Projeler bittikten sonra da bir süre aslında bu etkileri takip etmek gerekiyor. O zaman gerçek anlamda etkisi ölçmüş oluyorsunuz, kıymetli akademisyenler da Farklı bir dünyadayız, küresel ortam geçmişe göre çok farklılaşmış durumda. Joe, politik gerilimlerin arttığı rekabetin yükseldiği, çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemdeyiz ve küresel düzeyde önemli kırılmaların yaşandığı bir dönemdeyiz.
Bir taraftan da teknolojik dönüşümlerin yine yük arttığı dijitalleşme başta olmak üzere birçok alanda teknolojik olarak dönüşümlerinlerinde hızlandı bir dönemde geçiyoruz. Bu dönemler ülkeler için kritik dönemler buradaki sıralama gibi dünyadaki hiyerarşi normal zamanlar zamanlarda çok fazla değişmiyor ama bu tür kritik dönemlerde Belirsizliğin yükseldiği dönemlerde istikrarlı koruyan doğru önceliklerle hareket edebilen ülkeler dünyadaki sıralama dahi hiyerarşide yükseliyorlar. Bunu yapamayan ülkeler ise büyük maliyetlerle karşı karşıya kalıyorlar.
Böyle bir dönemdeyiz, bunun farkında olmamız lazım ve bu dönemlerde özellikle hiç kimsenin merhametine güvenemeyiz. Kendi ayaklarımız üstünde durmak durumundayız ve kritik alanlarda özellikle bağımlılığımızı azaltmak zorundayız. Bu ortamda kaynaklarımızı daha stratejik bir şekilde kullanmak bir tercih olmanın ötesinde bir zorunluluktur.
Araştırma alanlarımız derinleşir, tahsis ettiğimiz kaynaklar büyüdükçe bu kaynakların oluşturduğu sonuçları izleme sorumluluğumuzda artıyor. Projelerden beklentimiz, nitelikli yayınlar, yeni araçlar yetişmiş insan kaynağı ve sahada doğrudan uygulanabilir sonuçlardır. Üretilen bilginin fikri mülkiyete kuvvet kurulu olması, sana ile buluşması ve ekonomik değere dönüşmesi programın etkisine dair temel başarı kriterleridir.
Bu anlayış doğrultusunda adetin yeni dönemini stratejik odak etki, karşılaştırılabilirlik ve hesap verebilirlik temelinde şekillendiriyoruz. Kaynakların üniversitelerimizin güçlü olduğu araştırma alanlarında yoğunlaşmasının ve belirlediğimiz önceliklerle daha güçlü bir şekilde ilişkili istiyor. Projelerin yeni fonlara ve araştırma ortaklıklarına zemin hazırlaması, sağladığımız desteğin çarpan etkisini arttıracak ve oluşturulacak katkı değeri daha geniş alana taşıyacaktır.
Özetlersek, sektörün burada ben katkısının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Mutlaka özel sektörün de bu alanlara ilişkin hem kaynak olarak hem potansiyel olarak katkı sağırsa, bu projelerin ticarileşmesi çok daha kolay hale gelecektir. Ülke ekonomisine katkısı çok daha hızlanacaktır.
Böylece ADEP’i sadece kaynak sağlayan değil, araştırmanın bilimsel ve ekonomik etkisini her aşamada izleyen güçlü bir yapı olarak geliştiriyoruz. Kıymetli katılımcılar ADEP’te yeni dönem süreçlerin dijitalleştirilmesi ve projelerin bağımsızlığı, uzmanlarca ortak ölçüt ADEP değerlendirmesi üzerine kuruluyor.
Yeni yapıda projelerin ölçeğine göre destek şartları ve beklenen çıktılar farklılaşacak sanayi ile ve uluslararası araştırma kurullarıyla kurulan ortaklıklar; değerlendirmede daha fazla karşılık bulacağız. Genç araştırmacıların proje ekiplerinde üstleneceği rol üstlenecek. Böylece üniversiteler, yeni fikirleri büyüten yeni araştırmacılar yetiştiren ve ülkemizin ihtiyaçlarına somut çözümler üreten çalışmalara daha fazla yönelecekler.
Bu kapsamda bazı yeni inisiyatifler de söz konusu. İş-kur kanalıyla biliyorsunuz üniversitelerimizde, kampüslerde öğrencilerin çalışmalarını yarım zamanlı çalışmalarını destekliyoruz. Şimdi bu program kapsamında tartıştığımız konulardan biri bu kampüs içinde daha nitelikli işlerde öğrencilerimizi çalıştırabilir miyiz?
Özellikle bu iş gücü uyum programı dediğimiz programı araştırmalarını faaliyetlerini destekleyici bir şekilde geliştirebilir miyiz diye konuşuyoruz. Çalışma bakanlığımız, YÖK ve iş kur kanalıyla özellikle örneğin bir öğrencimiz araştırma yapan bir laboratuvarda destek sağlayıcı, bir çalışma yapabilir. Bunun karşılığında iş-kur’dan hem belli bir miktar maaş alabilir hem de bu vesileyle araştırma dünyasına da girmiş olur. Niteliklerini geliştirmiş olur. Kampüs içi çalışmalar noktasında labratuvar, kütüphane ve teknik araştırma imkanlarına daha aktif ve verimli katkı sunacak bir modele dönüşülmesi gerektiğine inanıyoruz ve bu şekilde kampüs ,ç, çalışmanın daha nitelikli hale geleceğini de düşünüyoruz. Son 23 yılda. Araştırma, kapasitemizi güçlendirmek amacıyla yürüttüğümüz çalışmalarını yansımasını, makro ölçekteki verilerimizde de görüyoruz.
AR-GE harcamalarımızın milli gelir içindeki payı 2002 yılında yüzde yarım civarındaydı. 2024 en son verimiz bir buçuğa aşağı yukarı yakın, yüzde bir buçuğa yakın hale gelmişiz.
Bu süreçte milli gelirimiz çok arttığı halde milli gelir içindeki pay yükselmiş durumda. Bu da önemli.
2002’de 238 milyar dolarlık bir ekonomiydi Türkiye. 2024’te 1,3 trilyon doları aştı. Bu sene de 1,8 trilyon açacağız.
Bu 1,3 trilyon içinde yüzde bir buçuğa yakın bir AR-GE harcamasından bahsediyoruz. Dolar olarak söyleyecek olursak, 1,2 milyar dolardan yaklaşık 19 milyar dolara gelen bir AR-GE harcaması var. Bunun içinde de sevindirici olan Avrupa Birliği’nin de bir kriteri, bu 3’te ikisi özel sektörden gelmeli diyorlar.3’te biri kamudan 3’te ikisi özel sektörden Türkiye’de de bugün özel sektörüne 3’te 2’ye yakın seviyelere geldiğini görüyoruz. Bu da yine çok çok sevindirici. Ama yeterli mi değil.
Mutlaka önce ikiyi, sonra daha yüksek rakamları yakalamamız lazım. AR-GE harcamaları çerçevesinde ve bunun çok daha hızlı bir şekilde ekonomiye, ticari hayata döndüğünü görmemiz lazım.
Aynı dönemde eşdeğer AR-GE personeli sayımız. 29 binden 310 bine yükseldi. Burada da büyük bir sıçrama var.
Yıllık patent başvuru sayımız ise 4 yüz ondört’ten 8 bin 600’ün üzerine çıktı. Bilimsel yayın performansımızda da olumlu bir gelişme görüyoruz. 2002 yılında 20 dokuz’uncu sıradaymışız.
Geçtiğimiz yıl 10 beş’inci sıraya yükselmiş durumdayız. Bu da çok güzel güzel. Ama Türkiye’ye her alanda ilk 10’da olmak yakışır inşallah onu da görürüz.
Araştırma üniversitelerimizde q bir ve q 2 dergilerde yayınlanan çalışmaların oranı %77’yi, geride bırakarak %58 olan Türkiye ortalamasının yaklaşık 19 puan üzerine çıktı ve aşağı yukarı OECD ortalamalarını, araştırmacı üniversitelerimizde yakalamış durumdayız. Tüm üniversitelerimiz itibariyle da buraları yakalarız. QUES dünya üniversitesi sıralaması, 2027’de Türkiye’den 6 üniversitesinin ilk 500’e girmesi de araştırma kapasitemizdeki ilerlemenin uluslararası alandaki tescilidir.
Daha fazla üniversitemizi, önümüzdeki yıllarda ilk 300’den sonra da inşallah ilk yüzde görürüz bunu temenni ediyoruz. Hocamız somut hedeflerimizi söyledi geçtiğimiz günlerde pisak dediğimiz bir ölçümüz var. OECD’nin. Milli eğitim sistemimizle ilgili, orada çok güzel sonuçlar gördük.
OECD ortalamalarını bir çok alanda yakaladık.. Üç alanda matematik. fen ve okuma- yazma becerileri, okuduğunu anlama becerileri konusunda. her üç alanda da Türkiye notunu anlamlı şekilde arttıran tek ülke oldu. Bu çok sevindirici. Üniversitelerimizde de bunun öncü işaretlerini görüyoruz.
Önümüzdeki yıllarda üniversite sistemimizle ilgili de uluslararası alandan daha yüksek notlar ve görünürlük kazanacağız. Bu vesileyle şunu da vurgulamak istiyorum. Eğitime hükümetlerimizin verdiği önemin bir sonucu olarak bunu görüyoruz.
Doğrusu kendiliğinden olmuyor. Bu işte bugün ana sınıfında yaptığımız bir şey. Bir iyileştirmenin, eğitim sistemimizin geneline işgücü piyasalarımıza yansıması der ki 20 yılı 25 yılda buluyor.
Eğitim hakikaten uzun soluklu bir alan, yaptığımız işlerin sonuçları der ki hemen çıkmayabilir ama uzun vadede bunları görüyoruz. Türkiye’nin istikrarlı bir yönetimle uzun vadeli derin bir perspektifti. Eğitime uzun dönemdir, yaptığı yatırımların meyvelerini görmeye başladığımızı ifade edebilirim inşallah üniversitelerimizde, dersde de aynı sonuçları daha iyisini inşallah hep birlikte göreceğiz.
Sizlerin katkılarıyla elbette değerli katılımcılar. Önemli bir Haberi de bu gün sizlerle paylaşmak istiyorum. Sevindirici bir gelişme, Türk yükseköğretiminin küresel cazibesini arttırma yönünde bu yıl önemli bir karar alınmış durumda.
2027’de başarılı uluslararası öğrencileri araştırma görevleri kadrolarına alarak üniversitelerimizi küresel yetenekleri buluştuğu birer cazibe Merkezi haline getirmeyi öngörüyoruz. Bu çok değerli bir şey gerçekten. Bir anlamda beyin ülkemize yönelik beyin göçünü destekliyor.
Bir yaklaşım bundan dolayı gök başkanlığımızı tebrik ediyoruz. Üniversitelerimiz için de hayırlı olmasını diliyorum. Az önce doktora sayımız aralarındaki düşüşü gördük bu anladığım kadarıyla biraz evrensel dünya ölçüyü içinde de bir eğilim ama bizim bu eğilimi kırıcı tedbirler almamız lazım.
Mutlaka burada farklılaşmamız lazım. Bu alanda da uluslararası öğrencilerin büyük bir potansiyel sunduğunu görmemiz lazım. Genel anlamda da demografik dinamiklerimize baktığımızda, iş gücü piyasalarımızın uzun vadeli eğilimlerine baktığımızda bizim uluslararası öğrencilerden çok daha yüksek düzeyde yararlanmamız lazım.
Bunlar hazır gelmişler? Dilimizi öğreniyorlar, sosyal hayatla kaylaşıyorlar, kurumlarımızı tanıyorlar bu öğrencilerin Başarılı olanlarının veya ülkemizin ihtiyaç duyduklarının Türkiye’de kalmasının daha uzun vadeli bir şekilde ekonomimize, kalkınmamıza katkı sunmasını sağlayıcı bir yaklaşımda geliştirmek durumundayız. Bu konuda da kurumlarımız arasında bir çalışma başlattık.
Bunun üzerinde kafa yoruyoruz. YĞK başkanlığımız, Çalışma bakanlığımız İçişleri bakanlığımız Dışişleri bakanlığımız, Stratejik Bütçe Başkanlığımız hep birlikte inşallah burada da bazı yeni açılımlar yapacağız. Ülkemizi bu değerli kaynakla buluşturmamız çok önemli bütün kaynaklar değerli madenler. Bunlar her şey değerli ama en değerli varlık yetişmiş insan gücü diğer bütün kaynakları da anlamlı kılar. Yetişmiş nitelikli insan gücü dolayısıyla bu konuda da ülkemizi üniversitelerimizi, cazibe Merkezi haline getirecek beyin göçünü destekleyici yeni programlara önümüzdeki dönemde de destek olacağız. Değerli katılımcılar, 2023 vizyonumuzda, küre küresel rekabetin yönünü belirleyecek alanlar arasında Yapay zeka bir o teknoloji, kuantum ve ileri üretim teknolojileri yer almaktadır.
Sayın cumhurbaşkanımız geçtiğimiz günlerde açıkladı. Türkiye stratejik, teknolojik ve insan kaynağı programı. işte bu vizyona hizmet edecek kritik bir adımdır. Bu vesileyle bu programda bilişim, teknolojide siber güvenlik, Yapay zeka ve çift teknolojileri gibi kritik alanlarda yeni bir doktora modelini de hayata geçiriyoruz.
İstihdam ile doktora eğitimini ilk kez bu ölçekte bir araya getirmiş oluyoruz, ilk etapta 550 Genç mezunumuzu Merkezi sınavda seçerek 20 araştırma üniversitesi’nde doktora ve araştırma görevlileri kadrolara alıyoruz. Bu gerçekten büyük bir imkan. Gençlerimizde de buradan sesleniyoruz.
Mutlaka bu programa ilgi göstersinler başvursun. Sunlar bizim daha fazla insanımızı bu programlarda görmemiz lazım. Bu imkanı da ben bir kez daha buradan vurgulamak istiyorum.
Kıymetli akademisyenler, değerli katılımcılar çok küresel bir güce dönüştürmek vizyonunuzu taşıyıcı sütunlarından biri olarak üniversitelere görüyoruz. Türkiye 100 yılını bilim ve teknolojide yeni atılımların 100 yıl haline getirmeye kararlıyız. Şunun altını özellikle çizmek istedi.
Teknoloji ve bilimi sadece tüketen üretmeyen bir toplumun gerçek anlamda bağımsız olması mümkün değildir. Bilim ve teknolojiyi üretip kanlama süreçlerinde bulunanları değerlendirdiğiniz zaman tam bağımsızlık hedeflerinize de ülkenizi, milletinizi, daha müref ve daha güçlü yarınlara taşıyın, taşıma vizyonuna da katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Dolayısıyla bu çabalar biz aynı zamanda ülkemizin bağımsız bir ülke olarak müreh ve güçlü bir gelecek kurmasında çok kritik çabalar olarak görüyoruz.
Bunun altını çizmek isterim. Türkiye Cumhuriyeti tüketenlerin değil üretenlerin teknolojiyi geliştirenlerin ülkesi olarak geleceğe yürüyecektir. Bu vizyonla araştırma, üniversitelerimizi ve nitelikli projelerini desteklemeye devam edecek adepi, etkin kaynak kullanımı, performans odaklılık ve yüksek katma değer ilkeleriyle geleceğe taşıyacağız.
Bu düşüncelerle, adetin gelişimine katkı sağlayan YÖK başkanlığımızı ve strateji ve bütçe başkanlığına gönülden teşekkür ediyorum. Bu 2 kurumun bundan sonra da yakın çalışmasını çok önemli olduğunu da altını çizmek istiyorum odtü’deyiz. Ben de kendimi evimde hissediyorum dediğiniz gibi ottü mezunu olmaktan da gurur duyuyorum.
Öp rektörümüze bu güzel ev sahipliği için çok çok teşekkür ediyoruz. Her gün bir başka üniversitede yapılıyor anlatın tedavi bu ev sahipliği, diğer üniversitelerimizin de yine güzel ev sahiplikleriyle bile bu süreç devam ediyor. Performanslarıyla, yüksek öğretimizi geleceğe taşıyan ve ülkemizin milli hedeflerine katkıda bulunan tüm tüm araştırma üniversitelerimizi kutluyorum.
Tüm araştırmacılarımızı, katkıda bulunan idari personeli hepsini yürekten gönülden kutluyorum. Teşekkür ediyorum. Yolumuz açık olsun diyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında yaptığı konuşmada, “Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda, Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) 28. Dönem 5. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Kurul’da yaptığı konuşma ile başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:
“Türkiye’de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu ‘cephe siyasetinin’ raf ömrü dolmuştur. Siyaseti; hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir ‘yıpratma savaşına’ dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır.
“ÇATIŞMA VE KUTUPLAŞTIRMANIN YERİNİ UZLAŞMA VE HOŞGÖRÜ ALMALIDIR”
Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor: Ya, kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz… Ya da asgari müştereklerde buluşmayı, ‘mutabakat içinde rekabeti’ esas alan yeni siyaseti Türkiye’ye hâkim kılacağız.
Eğer Türkiye, yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa… Eğer Türkiye, önüne açılan tarihî fırsatları değerlendirecekse… Bu paradigma değişimini, hep beraber, vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız.
Bunu söylerken, elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını kastetmiyoruz. Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak, her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak, ‘Türkiye merkezli siyaset’ icra etmelidir.
Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye’nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir.
Biz, buna ‘iç cephenin tahkim edilmesi’ diyoruz. Biz, buna ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ diyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin, aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu millî mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim.
Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda, Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir. Terörün ya da terör örgütlerinin, Türkiye’yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir; fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye’nin enerjisini heba ettiği, Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin kaynaklarını tükettiği açıktır.
Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye, hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmalar, Türkiye’nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır.
Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır. Çerçeve Yasa’nın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihî mutabakat aziz milletimizi, Türkiye’nin dostlarını sevindirirken; hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye’nin hasımlarını da üzmüş; onları hayal kırıklığına uğratmıştır.
“ÖZGÜRLÜKÇÜ VE SİVİL BİR ANAYASA YAPMA ŞARTLARI OLGUNLAŞACAKTIR”
Bu vesileyle, ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.
Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda gerekse Çerçeve Yasa’nın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum. Çerçeve Yasa’da da vazedildiği gibi, bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim millî mutabakat daha bir anlam kazanacaktır.
Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda, sorunlarımızı karşılıklı saygı ile tartışıp çözüm üretmek, çok daha kolay ve mümkün hâle gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye’nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir Anayasa yapma şartları, inanıyorum ki, daha da olgunlaşacaktır.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 28. Dönem 5. Yasama Yılı Açılış Toplantısı’na katıldı.
TBMM’ye gelişinde, TBMM Başkanvekili Celal Adan tarafından törenle karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tören kıtasını selamladıktan sonra Genel Kurul Salonu’na geçti.
Kısa adı TESK olan Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu 22’inci Olağan Genel Kurulu Ankara Intercontinental otelde gerçekleştirildi.
22’inci Olağan Genel Kurul’da yapılan seçim sonucu Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Başkanlığına Mehmet Yiğiner seçildi.
Tek adaylı 22’inci Olağan Genel Kurulu’da Mehmet Yiğiner, başkanlığa seçilirken oy kullanan 645 delegeden 560’ının oyunu alarak başkanlık koltuğuna oturdu.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.