Kısa adı TZOB olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan tarımsal sanayi işletmelerinin en geç hasat sonuna kadar üretime hazır hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin 28’inci Olağan Genel Kurulu, Ankara Anadolu Esenboğa Termal Otel’de başladı.
Ziraat Odaları Birliği Olağan Genel Kurul’unda 81 ilden gelen 316 delege oy kullanacak.
Genel Başkan Şemsi Bayraktar, Genel Kurul’un açılışında, Ziraat Odaları Başkanlarına hitap etti.
Şemsi BAYRAKTAR, şunları söyledi:
Bugün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’da başlayan Milli Mücadele’nin 104. yıl dönümü… Bu vesileyle başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını ve bu ülke için canlarını feda eden bütün şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Başta çiftçilerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.
Bu Genel Kurulumuza 5 milyonu aşkın çiftçi ailesini temsil eden, köy seviyesinden başlayan ve demokratik bir süreçten geçerek 5 kademeli bir seçimle buraya kadar gelmiş toplam 316 delegemiz katılıyor. Ülkemizin en eski ve en köklü kuruluşları arasında yer alan Ziraat Odalarımız, üreticinin meslekî örgütü olarak üyelerinden aldığı güçle görevlerini yerine getirmekte, çiftçilerimizin menfaatlerini savunmaktadır. Hizmet binası personeli bilgi işlem merkezi, e-devlete sistemi hazır olmayan bir kurumu bugün hizmet binasıyla sosyal tesisiyle binlerce personeliyle ZOBİS’iyle e-Devlet sistemine hazır yapısıyla Türkiye’nin en önemli kuruluşlarından biri haline getirdik. Bugün, her açıdan ülkemizin örnek kurumlarından biri haline gelen Birliğimiz ve Ziraat Odalarımız 3 binin üzerinde personel, yüzlerce ziraat mühendisi, veteriner hekim, tekniker, teknisyenle hizmet vermektedir. Bugün Ziraat Odalarımızın pek çoğu, modern hizmet binalarına, makine parklarına sahiptir. Tarım alet ve makinelerini üretmenin yanı sıra Ziraat Odalarımız, tahlil laboratuvarları, fabrikalar, ürün işleme, depolama, tohum temizleme tesisleri gibi ekonomik tesisler de kuruyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere, diğer bakanlıklar ve tarımın bütün paydaşlarıyla iş birliği halinde eğitim çalışmaları, projeler yapmak suretiyle sorunların çözümü için çalışıyoruz. Valiliklerimizle, Kaymakamlıklarımızla, Belediyelerimizle ve İl Müdürlüklerimizle beraber hayata geçirdiğimiz bu hizmetler artarak devam edecek. Tarım danışmanlarımızla, teknik elemanlarımızla çiftçimize sahada birebir eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyoruz. Bu manada, 1 milyon çiftçi eğitildi, 200’ü aşkın kırsal kalkınma projesi gerçekleştirildi.
Çiftçilerimiz bilmelidir ki, mesleki örgütü olmayan Ziraat Odalarından yoksun olan bir çiftçi kitlesi hak ve menfaatlerini savunamaz ve sorunlarını çözemez. Ülkemizde de tarım politikalarının belirlenmesinde Birliğimiz ve Ziraat Odalarımızla yapılacak iş birliği ülkemizin gıda güvencesinin sağlanması ve Türk tarımının gelişmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin yıllardır biriktirdiği tecrübe ve geniş kurumsal ağından yararlanılmalıdır. Birliğimiz ve Odalarımız bugüne kadar sektöre çok hizmet vermiştir, vermeye de devam edecektir. Hedefimiz de çiftçilerimizin refahını yükseltmektir. Milli gelirden çiftçimizin daha fazla pay almasını sağlamaktır. Anayasal meslek kuruluşu olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak üyelerimizin hak ve menfaatlerini bugüne kadar savunduk, bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Yapılan işler, projeler, ülke tarımının ve çiftçimizin yararına olmalıdır. Biz çiftçimizin yararına olan her politikayı destekleriz. Zararına olan politikalara da karşı çıkarız. Bizim tek kıstasımız budur. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Delegelerin tamamının desteğiyle 27’nci Genel Kurulumuzda, göreve gelen Birlik Yönetim Kurulumuz, geçen 4 yıllık faaliyet döneminde, ülke tarımının ve çiftçilerimizin karşılaştığı sorunların çözümü için her türlü çabayı göstermiştir.
Son zamanlarda yaşadığımız salgın, savaş ve şiddetini artıran doğal afetlerden, ekonomik çalkantılardan sonra tarım, günümüzde sadece stratejik bir sektör değil hayati öneme sahip bir sektör haline gelmiştir. Gelinen bu noktada gıda güvencesinin sağlanması her ülke için en öncelikli hedeflerden biri haline gelmiştir. Çünkü gıdaya ulaşımda sıkıntılar daha fazla artmıştır. Gıda pahalanmıştır.
Üreticilerimizin maliyetleri artmış, tarımsal üretim yetersizliği arz açıklarını artırmaya başlamıştır. Bu ortamda üreticilerimiz 85 milyonluk ülke nüfusuna gıda sağlamakla kalmıyor, 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci ve yabancıyı, 45-50 milyon turisti de besliyor. Tarım sektörü, 30 milyar dolar ihracat geliri sağlayarak kronik açık veren ekonomimizde 6,7 milyar dolar dış ticaret fazlası veriyor. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya yüzde 6,5 katkıda bulunuyor, 5 milyon insana doğrudan iş sağlıyor. Ekonominin hemen tüm sektörlerinin katma değer ve istihdam yaratmasına yardımcı oluyor, krizlerde ise ekonomik ve sosyal açıdan tam bir tampon vazifesi görüyor.
Artık onların kıymetini bilmemiz lazım, birikmiş sorunlarını bir an önce çözmemiz gerekiyor. Yoksa bugünleri de mumla ararız. Bu topraklarda üretmekten başka çaremiz yok. Sabah, öğle, akşam, üç öğün soframızda bir şey eksik olmuyor. Bu nimetleri bizlere verdiği için Allah’a şükrederken, bunları üreten, değerli çiftçilerimize de teşekkür ediyoruz.
Komşularımızın başına gelen olaylar bizim başımıza gelseydi, bizi kabul edecek ve besleyecek bir ülke ve toprak bulamazdık. Bu ülkede yaşayan herkes bu ülkenin ve bu ülkede üretim yaparak insanımızı namerde muhtaç etmeyen çok değerli çiftçilerimizin kadrini ve kıymetini bilmek zorundadır. Siyasetçisinden bürokratına tüccarından sanayicisine bu ülkede yaşayan herkes çiftçimize karşı vefalı olmalıdır.
Genel Kurul’un ardından göreve geldikten hemen sonra, 2019 yılının sonlarında dünyaya yayılan, 2020 yılının başından itibaren de Türkiye’yi etkisi altına alan Covid-19 pandemisinin başta halk sağlığı olmak üzere sosyal ve ekonomik yönden pek çok olumsuz etkisi oldu. Doğal afetlere, ekonomik ve finansal krizlere defalarca maruz kalan dünya ülkeleri bu defa da pandemi gerçeğiyle yüzleşti. Halkımız sağlık açısından sokağa çıkamazken, biz bu süreçte üreticilerimiz için gerekli izinleri aldık. İlgili Bakanlarla bizzat görüşerek üreticilerimizin üretmesinin önünü açtık. Çiftçimizin Çiftçi Belgesi ile tarlasına gitmesini, alışverişini yapmasını, ihtiyaçlarını gidermesini sağladık.
Türk çiftçisi, pandemi nedeniyle zor günler yaşayan vatandaşlarımızın gıda ihtiyacının karşılanması için sağlığından fedakârlıkta bulunarak canla başla çalıştı. Bu sınavdan da alnının akıyla çıktı. 2020 ve 2021 yıllarını pandeminin getirdiği ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele ederek geçirdik. Pandemi sürecinde tarım ve gıda sektörünün önemi gıda güvencesi açısından çok daha net anlaşıldı. Tarımda kendine yeterlilik ile yerli ve milli üretim kavramları hatırlandı. Gıda güvencesini sağlamak için orta ve uzun vadeli tarım politikalarının gerekliliği daha net bir şekilde ortaya çıktı. İthalata bağımlılığın zararları fazlasıyla bir kez daha anlaşıldı. Çiftçimiz halkımızın sofralarından hiçbir şeyi eksik etmedi. Herkes ülkemizin gıda güvencesini sağlayan bu çiftçinin değerini bilmelidir. Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak bizler yağmur kar demeden, soğuk sıcak demeden bin bir türlü emekle üreterek ülkemizi doyuran çiftçilerimizin hizmetinde olmaktan onun üretmesine katkı sağlamaktan büyük bir onur duyuyoruz.
Son yıllarda doğaya ve çevreye verdiğimiz zararın yanında küresel ısınmanın da artmasıyla birlikte doğal afetler insanımıza, tarıma, sanayiye ve dolaylı olarak tüm sektörlere zarar vermeye devam ediyor. Aşırı yağış ve sıcaklık, dolu, don, fırtına ve kuraklık gibi meteorolojik afetlere sıklıkla şahit olurken, heyelan ve deprem gibi jeolojik afetler, salgın ve orman yangını gibi biyolojik afetler ve göçler savaşlar gibi sosyal afetler de yakamızı bırakmıyor.
Özellikle son yıllarda meteorolojik afet sayısı açısından rekorlar kırıldı. Örneğin 2022 yılında 1034 meteorolojik olağanüstü olay sayısıyla en yüksek afet sayısına ulaşıldı. 1940-2008 döneminde hiçbir zaman yıllık 300’ü geçmeyen bu sayı son 20 yılda artma eğilimindedir. Bu doğal afetler içinde, Kastamonu, Adıyaman ve Şanlıurfa’da yaşanan sel felaketleri ile Elazığ ve 11 ilimizi kapsayan deprem felaketleri önemli ölçüde can ve mal kayıplarına yol açtı. 11 ilimizde görülen deprem büyük can kayıplarının yanında ekonomik ve sosyal yönden büyük bir yıkıma sebep oldu. Tarım sektörü de dahil olmak üzere ekonominin diğer sektörleri büyük ölçüde etkilendi. Hep birlikte yaralarımızı sararken, Ziraat Odalarımız da deprem bölgesine her konuda destekte bulundu. Deprem sabahından itibaren deprem bölgesine giden, bölge insanına yardım yetiştirmek için tüm imkânlarını seferber eden Ziraat Odalarımıza, Başkanlarına ve çiftçilerimize teşekkür ederim. Allah hepinizden razı olsun.
Tarımsal üretimde, tarım ve gıda ihracatımızda önemli bir paya sahip olan 11 ilimizde depremin yaraları sarılmaya devam edilirken, bitkisel üretim sezonuna yoğunlukla başladığımız bugünlerde bölgedeki üreticilerimiz daha çok desteklenmelidir. Başta makine ve ekipmanlar olmak üzere kullanacakları girdiler eksiksiz sağlanmalı, tarımsal faaliyetlerde üreticilerimizi geri getirecek ve istihdam sağlayacak önlemler alınmalıdır. Depremde yıkılan tarımsal sanayi işletmeleri en geç hasat sonuna kadar üretime hazır hale getirilmelidir. Tarım arazilerinin imara açılmasının önüne geçilmelidir. Tarım toprakları rant uğruna imara açılmamalıdır, Allah’ın üretim yapın diye yarattığı bu toprakların üzerine yapılan güvensiz binaların nasıl yıkıldığını hep birlikte gördük ve çok üzüldük. Gelecek nesillere üretim yapmak üzere bırakacağımız verimli toprakları imara açarak ülkemizin gıda güvencesini tehlikeye atmayalım. Bu vebale ortak olanların Allah’a hesap veremeyeceğini aklımızdan çıkarmayalım. Toprağın altını unutmayalım. Toprak Kurullarında gerekli hassasiyet gösterilmeli, kamu yararı ilkesi suistimal edilmemeli ve topraklarımız imara açılmamalıdır. Yine 2021 yılında yaşadığımız, ülkemizin dörtte üçlük bölümünde görülen ve önemli ürün verim kayıplarına neden olan kuraklık, hafızalarımızda sıcaklığını korumaktadır. Bu illerimizdeki üreticilerimizin kuraklıktan meydana gelen kayıplarını telafi etmek için Birlik olarak önemli çabalarda bulunduk. Gerek basın açıklamaları, gerekse Cumhurbaşkanlığına ve ilgili bakanlara gönderdiğimiz raporlarla durumun vahametini belirtip destek istedik. Devlet tarafından verilen desteklerle afetin zararlarının bir nebze olsun kapatılmasında önemli bir çaba gösterdik. Önümüzdeki süreçte kuraklık önemini koruyacak. Bu konuda görüşlerimizi sürekli ifade ettik. Alınması gereken tedbirler konusunda Bakanlığımız Ziraat Odaları birlikte çalıştığında bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi kendilerine ifade ettik. Türkiye, Akdeniz çanağında küresel ısınmadan en kötü etkilenen ülkelerin başında geliyor. Önlem alınmazsa Türkiye’nin su kaynakları hızla kuruyacak, gıda güvenliği tehlikeye girecek, insanlarımızın gıdaya erişimi zorlaşacaktır. Kuraklık, ülkemizde su kaynaklarının daha önce görülmediği şekilde aşırı kullanılmasına sebep oldu. Su yönetimi politikaları hızla hayata geçirilmeli ve mevcut sistem değiştirilmelidir. Acil olarak açık sistemlerden kapalı sulama sistemlerine geçilmeli, daha az su isteyen kurak bölgelerin ekolojisine uygun ürünlerin yetiştirilmesi teşvik edilmelidir. Yağmur suyunun toplanması ve gri suyun stratejik olarak yeniden kullanılması su tüketimini azaltacaktır. Doğal afetlerin sayısını ve şiddetini azaltmak için iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirmek en büyük çözüm olarak görülürken, afet öncesi alınabilecek önlemler ve afet olduktan sonra etkilerini en aza indirme çalışmalarının yapılması hayati bir önem kazanmıştır. Artık musibetleri görüp sonra önlem alma lüksümüz kalmamıştır.
Bir yandan pandemi bir yandan da başta kuraklık olmak üzere doğal afetlerle boğuşan üreticilerimiz için özellikle 2021/2022 sezonu tarımsal girdi kullanımı açısından çok zorlu geçti. Tarımsal girdilerden gübre fiyatlarındaki artışlar yüzde 400’leri aşarken, mazot fiyatlarındaki artışlar yüzde 250’leri geçti. Zirai ilaç ve yem fiyatlarındaki artışlar yüzde 100’ü aşarken, elektrik fiyatlarında yüzde 140 artış görüldü. Büyük oranda dışa bağımlı olduğumuz gübre, zirai ilaç, yem ham maddeleri ve mazottaki yüksek fiyat artışları nedeniyle çiftçilerimizin bir kısmı girdi kullanımını azalttı. Haliyle verim düştü. Verim düşüklüğü ve girdi fiyatlarının yüksekliği maliyet artışlarını getirdi. Neticede ürün fiyatları arttı. Çiftçimizin tarlada kalabilmesi için temel girdi fiyatları makul düzeylere çekilmelidir. Mazotta KDV ve ÖTV’de, diğer girdi fiyatlarında da KDV’de indirim yapılmasını istiyoruz.
2019’dan itibaren doğal afetlerle, pandemiyle, yüksek girdi maliyetleriyle mücadele eden çiftçilerimiz, kazancının büyük bölümünü de finansman maliyetlerine, kredi borçlarına harcadı. Özellikle pandeminin başlamasından sonra üreticilerimizin bir kısmı borçlarını ödeyemedi, icraya düştü. Birlik olarak bu sorunun çözümü için devamlı bir şekilde raporlar hazırlayarak, Cumhurbaşkanlığına ve ilgili bakanlıklara ilettik. Yaptığımız basın açıklamalarıyla konuyu kamuoyunun bilgisine sunduk. 2022 yılında üreticiler artık dayanamaz bir noktaya geldiğinde borçlarda yeniden yapılandırma yapıldı, icralar kaldırıldı, çiftçimiz rahat bir nefes aldı. Üreticimiz borcuna sadıktır. Yeter ki, geliri düşmesin. 2004 yılından beri devlet destekli düşük faizle kredi kullanan çiftçilerimizin kredi konusunda bazı sorunları hala güncelliğini korumaktadır. Kredi kullanırken tarım sigortası yapma zorunluluğu, hayat sigortası, komisyon ücreti, ipotek ve benzeri masraflar ile kredi maliyetinin hızla artıyor olması ve ÇKS şartı aranması çiftçimizin devlet desteğinden faydalanmasını engellemektedir. Faiz indirim desteğinin sadece Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla uygulanıyor olması nedeniyle çoğu çiftçimiz bu faiz oranlarından kredi kullanamamaktadır. Diğer yandan, desteğe rağmen, tarımsal kredi faiz oranları Tarım Kredi Kooperatifleri ve özel bankalarda çiftçinin kredi geri ödemesini zorlaştıracak düzeyde yüksektir. Son yıllarda arka arkaya yapılan yapılandırmalarda kullanılan faiz oranları daha da yüksektir. Oranların düşürülmesi üreticinin geri ödeme gücünü artıracaktır. Borç yükü artmış ve 406 milyar liraya ulaşmıştır. Bankalarda vadesi geçen borç, gerçek rakamı yansıtmıyor. Olay şudur, üreticilerimiz borcun sadece faizini yatırıyor, borç ödenmiş görünüyor. Hâlbuki borç ödenmiyor, devam ediyor. Gerçek budur, kendimizi kandırmayalım. Çiftçimizi bu borç sarmalından kurtarmanın yolu faizlerin silinmesi ve anaparanın yapılandırılmasıdır. Bunu talep ediyoruz.
2022 yılı pandeminin getirdiği sağlık sorunları açısından bir toparlanma, fakat ekonomik anlamda zor bir yıl oldu. 2020 yılında başlayan pandeminin bitmesi, ayrıca kuraklığın sınırlı kalması ülkemizin sosyo-ekonomik yapısına ve tarıma olumlu etkilerde bulunurken, Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte şubat ayında başlayan küresel ekonomik kriz, bu toparlanma sürecini olumsuz etkiledi. Artan enerji fiyatlarıyla birlikte dışarıya bağımlı olduğumuz tarımsal girdi ve ham madde fiyatlarındaki küresel ve ulusal dalgalanmalar, tarımsal ürün fiyatlarını artırırken, sonuçta gıda enflasyonu ile de tüketiciler mağdur oldu. Gıda ürünlerinde görülen yüksek fiyatlar biraz önce de söylediğim gibi daha çok ürün maliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Bu sorun çözülmeden tüketici fiyatlarının da düşürülmesi mümkün değildir. Ürün maliyetlerinin düşürülmesi için öncelikle girdi fiyatlarının düşürülmesi gerekmektedir. Ayrıca üreticiden tüketiciye kadar ulaşan zincirin ürün maliyetine etkisi azaltılmalıdır. Diğer yandan, tarım ve gıda ürünleri fiyatlarındaki artışlar doğrudan üreticiye yansımıyor. Artan fiyatlar üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının açılmasına sebep oluyor. Dolayısıyla artan fiyatlardan yararlanamayan üreticilerimiz bir de artan aşırı fiyat dalgalanmalarından olumsuz etkileniyor. Rusya-Ukrayna savaşının etkilediği ekonomik kriz, Tahıl Koridoru Anlaşması ve diğer ülkelerin gayretleriyle azaltılsa da, Dünya Gıda Endeksi aylık bazda son dönemde düşse de, önümüzdeki süreç tarım sektörü ve gıda fiyatları açısından önemini koruyacaktır. Gıda fiyatlarındaki artışa çözüm bulmanın kolay olmayacağı bellidir. İşte bu noktada üzerinde durulması gereken sektör tarım sektörüdür. Bu nedenle tarım sektörüne özen göstererek, stratejik sıfatını ön plana çıkaracak çalışmalar yapmalıyız. Bu bağlamda, ihtiyaçları karşılamak için politika araçları belirlenmeli, çözümler üretilmelidir. Ürün fiyatlarını baskılayarak enflasyonu düşüremeyiz. Üretici fiyatlarını baskılama yanlış bir politika aracı seçimidir. Yine ihracata kısıtlama getirme kısa vadede sonuca ulaşsa da orta ve uzun vadede ihracat pazarlarının kaybedilmesine ve ürün arzının azalmasına neden olacaktır. Her şeyden önce, tarımsal potansiyeli oldukça yüksek bir Türkiye’ye aşırı oranda gıda fiyat artışı yakışmamaktadır. Bir zamanlar uygulanan ithalatla fiyatları terbiye etme devri de geri kaldı. Artık paranız olsa bile ithalat yapamıyorsunuz. Neticede artık tarımsal üretimde en üst yeterlilik oranına kavuşmak gereği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, üretimde atıl kapasite en aza indirilmeli ve verimin artırılması ile üretim potansiyelinin istenen düzeyde kullanılması, gıda enflasyonu riskinin azaltılmasında önemli bir araç olacaktır.
Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı olan 2023 için 150 milyar dolarlık hasıla, 40 milyar dolarlık ihracat, göçmenlerde de dahil olmak üzere artan nüfus ve turisti besleme hedefleri belirlemiştik. Bu hedeflere ulaşabilmemiz için tarım desteklerinin kanunun öngördüğü şekilde yüzde 1’e çıkarılması, ekonomik örgütlenme, sulama ve arazi parçalılığı gibi yapısal sorunların çözülmesi gerektiğini her platformda belirtmemize rağmen, sorunlar çözülemedi ve hedeflere ulaşılamadı. Son olarak 2023 yılı destek bütçesi Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 0,39’u oranında 54 milyar lira olarak planlandı. Kanuna göre 2023 yılı destek bütçesinin 138 milyar lira olması gerekiyordu. Bu miktar 30 milyar dolar ihracat geliri ve her mevsimde halkına gıda sağlayan Türk çiftçisi için çok değildir. Bunu yapmadığımızda, üretici üretimden yeterli geliri elde edemediğinde bir de destek görmezse, neticede üretici üretimi bırakırsa, gıda fiyatları daha da yükselecek, enflasyonu indirme derdinde olanlar, tüketiciler, herkes bundan zarar görecektir. Bütün zor şartlara rağmen bugünkü üretimi, bugünkü istihdamı, bugünkü ihracatı gerçekleştiren, üstelik bu kadar çalışmasına rağmen Türkiye’de kişi başına ortalama gelirin sadece üçte birini kazanan fakat kanunda belirtilen desteğin yarısından daha azını alan çiftçimiz desteğin iki katına çıkarılmasıyla daha büyük hedeflere koşabilecektir.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı olarak, Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu’ndaki görevim vesilesiyle, çiftçilerimize ve Ziraat Odalarımıza yönelik çok önemli düzenlemelerin çıkarılmasına katkıda bulunma fırsatım oldu. Çiftçilerimiz lehine yapılan önemli yasal düzenlemelerden kısaca bahsetmek istiyorum. 1994 yılından bu yana BAĞ-KUR prim kesintisi yapılan, Ziraat Odasına kayıtlı çiftçilerimize geriye yönelik yapılandırma hakkı getirildi. Tarım BAĞ-KUR’undan emekli olup da çiftçilik yapmaya devam eden çiftçilerimizin emekli maaşlarından sosyal güvenlik destek primi kesintisi kaldırıldı. 65 yaş ve üzeri ve prim ödeyemeyecek durumda olan çiftçilerimize muafiyet sağlandı. Çiftçilerimizin sattıkları ürün bedelleri üzerinden alınan yüzde 5 oranındaki tarım BAĞ-KUR prim kesintisi, girişimlerimizle sadece borcu olan çiftçilerimize ve borcu oranında yapılmak üzere yüzde 2’ye indirildi. Yine malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin 5 puanının Hazine tarafından karşılanması uygulamasına dahil edilmesini sağladık. Durdurulan sigortalılık sürelerinin tamamının ihyası sağlandı. Ayrıca çiftçilerimizden diğer bir statüde çalışmaları halinde sattıkları ürün bedelleri üzerinden tarım BAĞ-KUR kesintisi yapılmadı. Yine, Ziraat Odalarının, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanları bildirmemekten dolayı kesilen idari para cezaları silindi. Tarım BAĞ-KUR prim borçları yeniden yapılandırıldı. Doğal afete uğrayan çiftçilerimizin sigorta prim borçları ertelendi. Tarım BAĞ-KUR’lu kadın çiftçilerimize doğum borçlanması imkanı getirildi. Düzenlemeyle 3 çocuğu olan kadın çiftçilerimiz 6 yıla kadar borçlanabilecek. Ayrıca, genel sağlık sigortası ve sigorta prim borçlarına yapılandırma hakkı getirildi. 2023 yılında primlerin 6 aylık süre halinde ödenmesi sağlandı. Pandemi döneminde prim ödeme süreleri ertelendi. Afet yaşanan bölgelerde sigorta prim borçları ertelendi.
Çiftçilerimiz için önem arz eden, Sayın Bakanımıza, Bakan Yardımcımıza hem sözlü hem de yazılı olarak ilettiğimiz ve çözümünü talep ettiğimiz tarım BAĞ-KUR konusunda, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılarak çiftçilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi gerekiyor. Diğer sigortalılar 20 yıl prim ödemesi yaparak emekli olabiliyorken, üreticilerimiz 9 bin gün yani 25 yıl prim ödeyerek emeklilik hakkı kazanıyor. Bu hakkaniyetsizlik giderilmeli, prim ödeme gün sayısı düşürülmelidir. Ayrıca çiftçilerimizin halen ödemekte oldukları prim borçları çok yüksek olduğundan, üyelerimiz ödeme zorluğu çekiyorlar. Sosyal Güvenlik Kurumu primleri daha makul ve ödenebilir seviyeye çekilmelidir. Muafiyet belgesi ile gelirinin düşük olduğunu belgeleyerek prim ödemesini durduran çiftçilerimizin muafiyette geçen süreleri borçlandırılmalıdır. Tarım BAĞ-KUR primi durdurulan çiftçilerimiz yapılandırma ile ihya kapsamına alınmalıdır. Üreticilerimizin emeklilik başvuruları sırasında ortaya çıkan usul eksikliklerinden dolayı Ziraat Odalarına uygulanan idari para cezalarına af getirilmelidir. Çiftçilerimizin bu konudaki kayıplarının telafisi sağlanmalıdır. Hâlihazırda ise primlerin yüksekliği başta olmak bazı önemli sorunlarımız mevcuttur. Çözümleri için de gerekli girişimlerde bulunmaktayız.
2008 yılında süt fiyatları düşüp yem fiyatları arttığında damızlık hayvanlar kesime gitmiş, damızlık hayvana bağlı et üretimi de düşmüş, üretici üretimden çekilirken, süt ve et fiyatları yükselmiş, et ve canlı hayvan ithalatı artmıştı. 2010-2022 yılları arasında 9,4 milyar dolarlık bir meblağ canlı hayvan ve et ithalatına ödendi. Neticede, piyasada uzun vadede bile bir istikrar sağlanamamışken, bu defa da 2020 yılının başında benzer bir durumla karşılaşılmıştır. Artan yem fiyatları karşısında süt fiyatları enflasyon sebep gösterilerek baskılanmış, maliyetini kurtaramayan üreticilerimiz damızlık hayvanlarını kesime göndermişti. Gelinen noktada et fiyatları tırmandı, ithalat başladı. Birlik olarak 2020 yılının başından itibaren gelecek tehlikeyi önceden görmüştük. Elimizde somut bir örnek de vardı. Üreticinin feryadını duyurmaya çalıştık. İlgili bakanlarla görüşerek sıkıntıları anlattık. Basın bültenleriyle kamuoyuna ulaştık, sektör paydaşlarıyla birlikte toplantılar yapıp süt fiyatlarının baskı altında tutulmasının zararlarını anlattık, raporlar halinde ilgili bakanlıklara ilettik. Verdiğimiz mücadeleler sonucu zaman zaman çiğ süte verilen fiyatlar sayesinde daha fazla hayvan kesilmesinin önüne geçtik. Verdiğimiz bu mücadele süt üreticileri, süt üretici birlikleri ve kooperatifleri tarafından da takdirle karşılandı. Ülke hayvancılığı ancak ve ancak iç üretim korunarak ve desteklenerek geliştirilebilir. Bunun için üreticimize güvenmek ve onlara her türlüğü desteği vermek gerekmektedir. Piyasada istikrarın sağlanması ve devam ettirilebilmesi için politika yapıcıların piyasaya güven verici orta ve uzun vadeli politikaları hayata geçirmesi, söylemlerini de bu çerçevede dillendirmeleri gerekmektedir. Üreticimiz, devletin vereceği desteklerle ve gümrük vergilerindeki koruyucu önlemlerle birlikte halkımızın ihtiyacını rahatça karşılayabilir. Belli dönemlerdeki üretim artışı da bu görüşü desteklemektedir. Süt sektörü, kırmızı et açısından çok önemlidir. Çünkü besiye alınan materyal oradan gelmektedir. Sütte istikrar sağlanamazsa, kırmızı ette de istikrar sağlanamaz, sürdürülebilir üretim söz konusu olamaz. Bundan dolayı süt/yem paritesi uzmanların söylediği gibi 1,5 olmalıdır.
Sözlerime son verirken, gücünü Anayasa, yasalar ve fedakâr Türk çiftçisinden alan Ziraat Odalarımızın ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği’mizin, daha önce olduğu gibi bundan sonra da, yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde, dürüst, hukuka saygılı ve şeffaf yönetimi ile çiftçilerimizin gür sesi olmaya devam edeceğini belirtir, bu düşünce ve duygularla, 28. Genel Kurul Toplantımızın ülkemize, milletimize, çiftçilerimize ve teşkilatımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diler, hepinize tekrar en derin saygılarımı sunarım.
Tarım ve gıda ürünlerinin tarladan sofraya ulaşmasındaki maliyet artışında, çiftçinin ürettiğini pazarlamada yeterince yer alamaması tarımın yapısal sorunlarından birisi olan örgütlenme ile ilgilidir. Zaman zaman arz talep dengesini sağlayamadığımız için üreticimiz bazı ürünlerde pazarlama sorunu yaşıyor ve ürününü pazarlayamıyor. Üretici etkin bir örgütlenme içerisinde bulunmamakta, pazarlama zinciri gereğinden uzun olmaktadır. Diğer yandan var olan üretici örgütlerinin de bu manada çok güçlü olmadığını görüyoruz, bununla alakalı da bir çalışma yaptık. Bütün kooperatif başkanlarını, üretici örgüt başkanlarını Birliğimizde ağırladık. Bu kurumlarımızın ekonomik faaliyetlerde aktif olarak piyasaya girmesi ve çiftçilerimizin korunması gerektiğini vurguladık. Biz Anayasal meslek örgütü olarak fabrikalar, girdi mağazaları açıyoruz ama bu bizim asli görevimiz değil. İhtiyaç olduğu için yapıyoruz. Kanun’umuza da bununla ilgili eklemeler yaptık. Çiftçilerimize faydalı olmaya çalışıyoruz. Bu bağlamda tarımın yapısal sorunlarından birisi sulamadır. Toplam suyun yüzde 75’i tarımda kullanılıyor. Suyu da dikkatli kullanmalıyız. Vahşi sulama sistemini artık ortadan kaldırmalıyız. Sulama suyu potansiyelini en etkin kullanan basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılmasının yanında sulanabilir alanların sulamaya açılması gerekiyor. Yine işletme ölçeklerini büyütmek için arazi toplulaştırmasıyla üretimde etkinliği artırmak da üretim maliyetlerini ve dolayısıyla tarım ve gıda fiyatlarını düşürmede önemli bir rol oynayacaktır.
Şunu da belirtmek isterim ki; Buğday, arpa, mercimek gibi temel ürünlerin hasadının başladığı bugünlerde üreticilerimiz emeklerinin karşılığını almak istiyor. Alım fiyatları yeni Bakanı bekliyor ama hasat Bakan beklemez. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için üreticilerimizin refah payı gözetilerek maliyetlerini karşılayacak alım fiyatları ivedilikle açıklanmalıdır.
Türkiye’nin en çok üyeye sahip meslek kuruluşu olarak temsil ettiğimiz çiftçimizin sorunlarının yakından takipçisi, çözümü için her aşamada destekçisi olduk. Ancak, görevde bulunduğumuz sürede çalışmalarımız sadece kendi sektörümüzün sorunlarıyla sınırlı kalmadı. Ülkemizin her meselesinde, yaşadığımız her sosyal ve ekonomik sorunda elimizi taşın altına koymaktan asla imtina etmedik. Birlik ve beraberliğimizi yok etmek isteyenlere karşı çıktık. Felaketlerde, halkımızın devletimizin yanında olduk, yalnız bırakmadık.
Değerli başkanlarım, Ziraat Odalarımızla birlikte aile olduk, birbirimizi kucakladık. Bizim paramız oldu size verdik, sizin paranız oldu bize verdiniz. Alacağımız için hiçbir Oda Başkanımızı icraya vermedik. Siz bizim her zaman arkamızda durdunuz, güvendiniz destek verdiniz. Biz de bu güvene her zaman layık olmaya çalıştık ver her zaman arkanızda durduk. Oda seçimlerinizi erteletmedik, size zarar vermek isteyen hiçbir kimseye ve kuruma taviz ve fırsat vermedik. Sizin için zaman zaman siyaset kurumuyla karşı karşıya geldik ama hiçbir siyasetçiye hatta hiçbir bakana sizin için taviz vermedik. Görevine seçimle gelmiş olan Başkanlar, görevini doğru yapıyorsa ancak seçimle gider. Bizi, bu göreve getirenlere vefasızlık yapamayız, ihanet edemeyiz dedik. Biz siyaset üstü bir kurumuz, bizi bu makamlara siyaset getirmedi. Çiftçimiz getirdi, Başkanlarımız getirdi. Vefa borcumuz çiftçilerimizedir, Başkanlarımızadır dedik, ayağınıza taş değdirmedik.
Değerli Başkanlarım bundan sonra da her zaman arkanızda olacağız. Birlik ve beraberliğimizle hep birlikte güçlü olduğumuzu bilerek, daha da kenetlenerek, birbirimize ve çiftçilerimize sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz. Allah bu kutlu davada yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun.
Genel kurulun ikinci gününde il temsilcileri konuşmalarını yaptı.
Genel Kurulda, hizmette 20’inci yılını dolduran Ziraat Odası başkanlarına plaketleri de takdim edildi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Kurulu, yarın yapılacak Genel Başkan ve yönetim kurulu üyelerinin seçimiyle sona erecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Koç Holding Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı ve 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in “Küresel İş Ortağı” oldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum ile Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç ve Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu COP31 gündemiyle bir araya geldi. Görüşmede, Koç Holding’in COP31 “Küresel İş Ortağı” unvanıyla yürüteceği çalışmalar ile sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon ekseninde konferansa sunacağı katkılar değerlendirildi.
Murat Kurum: “COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, görüşmeye ilişkin değerlendirmesinde “Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31’de kamudan özel sektöre, finans dünyasından sivil topluma kadar tüm paydaşlarımızla güçlerimizi birleştirerek Türkiye’nin iklim eylemindeki kararlılığını dünyaya göstereceğiz. Bu kapsamda ülkemizin en köklü kuruluşlarından ve bu yıl 100. yaşını kutlayan Koç Topluluğu, Koç Holding şemsiyesi altında, COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ oldu. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ile görüşerek bu süreçte birlikte neler yapabileceğimizi ele aldık. COP31’de özel sektörün katkısını ve iş birliklerimizi önemsediğimizi; Koç Holding’in de bu sürece katkı sunacak olmasından duyduğumuz memnuniyeti aktardık. COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız. Hayırlı olsun” dedi.
Ali Y. Koç: “Ülkemizin iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat”
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasından memnuniyet duyduklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Koç Topluluğu olarak 100 yıldır ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenle yatırım yapıyor, üretiyor, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya katkı sağlıyoruz. İlk yüzyılımızda müşterilerimizden hissedarlarımıza, bayilerimizden iş ortaklarımıza kadar tüm paydaşlarımızla birlikte büyüdük, geliştik. Topluluğumuzun 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda sürdürülebilirlik yolculuğumuzda da iş ortaklarımızı gerekli dönüşüm için teşvik edecek, daima olduğu gibi omuz omuza ilerleyeceğiz. İkinci yüzyılımıza adım attığımız bu anlamlı dönemde, dünyanın en önemli iklim platformlarından COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ olarak ülkemizin temsiline güçlü şekilde katkı sunmaktan gurur ve memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapmasını, iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.”
İklim değişikliğiyle mücadelenin çok boyutlu bir dönüşüm olduğuna dikkat çeken Ali Y. Koç, “İş dünyamızın iklim taahhütlerini somut ve ticari olarak uygulanabilir çözümlere dönüştürme gücüne sahip olduğuna inanıyoruz. İklim krizi; ciddi bir iş riski oluşturuyor, sanayinin rekabet gücünü ve geleceğini etkiliyor. Bu kapsamda da teknoloji ve inovasyon kapasitemizi güçlü bir şekilde kullanarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi stratejik öncelik olarak ele alıyoruz. 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteren, 155’ten fazla ülkeye ihracat yapan ve gelirlerinin %95’inden fazlasını enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finans gibi dönüşümün merkezinde yer alan sektörlerden elde eden bir Topluluk olarak, ülkemizin iklim hedeflerine ulaşmasında önemli bir etki gücümüz bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Temiz enerji, elektrifikasyon, enerji ve kaynak verimliliği, iklim teknolojileri, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir finansman alanlarında yatırımlarını uzun yıllardır kesintisiz olarak sürdürdüklerini kaydeden Ali Y. Koç, “COP31’in bu çalışmalarımızı paylaşmanın yanı sıra ülkemizden ve dünyadan paydaşlarla yeni iş birlikleri geliştirebileceğimiz son derece değerli bir platform olacağına inanıyoruz” dedi.
Koç Holding ve bağlı şirketleri, küresel iklim gündemi kapsamındaki en önemli buluşma sayılan COP31’in master ortakları arasında yer alacak. Küresel iklim taahhütlerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak somut uygulamaların öne çıktığı bir dönemde Koç Holding, 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda Topluluk şirketleriyle birlikte iklim çözümlerini somut iş sonuçlarına dönüştürme deneyimini ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulacak. Sektörel deneyimi, küresel pazarlara erişimi ve geniş ekosistemiyle Koç Holding; teknoloji, finans, stratejik ortaklıklar ve insan kaynağı konusundaki iyi uygulamalarıyla dönüşümü hızlandırma konusunda güçlü bir etki gücüne sahip.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi nedeniyle bulunduğu Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.