Saküder Sanat Galerisi, Sanat ve Müziği Esenboğa Havalimanında buluşturdu
Saküder Art Gallery tarafından “Art in Flight / Uçuşta Sanat” temalı karma sergi, Ankara Esenboğa Havalimanı – TAV Galeri Sergi Alanı‘nda sanatseverlerle buluştu.
Serginin açılışında Piyanist Güneş Abbas ve öğrencileri ziyaretçilere piyano dinletisi sundular.
Saküder Derneği Başkanı Ali Eser, serginin açılışında bir konuşma yaptı.
Ali ESER konuşmasında “Farklı disiplinlerden 41 sanatçının 72 eserini bir araya getiren bu özel sergi, sanatın sınır tanımayan yolculuğunu ve kültürler arasında kurduğu görünmez köprüleri vurguluyor.” dedi.
ESER, Uçuşların, yolculukların ve yeni başlangıçların mekânı olan havalimanında gerçekleştirilen serginin sanatın da tıpkı bir uçuş gibi insanı yeni ufuklara taşıyan gücünü simgelediğini belirterek sanatın gökyüzüne kanat açtığı bu özel buluşmada sanatseverleri de aralarında görmekten büyük mutluluk duyduklarını kaydetti.
“Art in Flight / Uçuşta Sanat” temalı resim sergisi, 24 Temmuz akşamına kadar Ankara Esenboğa Havaalanından uçuş yapacak yolcuların yanı sıra sanatseverler tarafından da ziyaret edilebilecek.
Ankara Gençlerbirliği Spor Kulübünün olağanüstü seçimli genel kurulu Çankaya Kocatepe Kültür Merkezi’nde düzenlendi.
Seçime tek aday giren Haydar Arda Çakmak, Genel Kuruldaki oylamada Gençlerbirliği Kulübüne Başkan seçildi.
Haydar Arda Çakmak başkan seçilmesinin hemen ardından yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Yönetim içerisinde fikir ayrılıkları olabilir, herkesin görüşüne saygımız var. Keşke bu görüş ayrılığına düşen arkadaşlar kulübümüzü bugün genel kurula götürmeselerdi de daha uygun bir zamanda yapsaydık. Çünkü bugün Gençlerbirliği’nin çözmesi gereken yüzlerce problemi var. İnanın genel kurul, Gençlerbirliği gündeminde en son olması gereken gündem maddesi. Hiçbir şekilde şu anda Gençlerbirliği’nin buna zaman ve vakit ayırmaması lazımdı. Maalesef bunu yaptık. Ama inşallah bugünden itibaren yeni yönetimimizle daha güçlü bir şekilde Gençlerbirliği’ni hak ettiği yerlere getireceğiz. Konuşmalar oldu, kırgınlıklar oldu. Bir hatam varsa ben kendi şahsım adına herkesten özür diliyorum. Bugün itibarıyla Gençlerbirliği’nde kırgınlıklar, kavgalar bitmiştir. Ben kendi adıma herkesi affediyorum, herkesten de af diliyorum.”
Yönetim kurulu da şu üyelerden oluştu;
Arif Ölmez, Gün Emre İçer, Tolga Arslan, Mehmet Doğru, Hüseyin Şen, Ahmet Turgut, Gökhan Kavlak, Cevdet Toptaş, Şevder Oyman, Hacı Mehmet Altınok, Hüseyin Yalçın, Habip Aktaş, Oktay Banlı, Latif Orhan, İbrahim Ethem Koşar, Seçkin Altınel, Arslan Atar, Tarık Demirelli, Enes Altınışık, Kadir Özgün Keskin, Cihat Murat Kahramaner, Tayfun Bağlan, Murat Ilıkan ve Bahri Kavak.
Haydar Arda Çakmak gazetecilerin soruları üzerine yaptığt açıklamada da şunları söyledi:
“Taraftar beklentisi var, ligde başlıyor, yavaş yavaş acelemiz yok, iyi bir santrafor alacağız. O konuda çalışmalarımız var. Bir transferimiz olacak. Bütçemizin biraz üzerinde bir oyuncu olacak ama onun dışında öyle bir şeyimiz yok. Yeni stad, yılbaşından sonra yetişecek biliyorsunuz. Bizim ilk yarıda iki büyük İstanbul takımıyla Ankara’da oynayacağımız maçlar var ikinci yarıda ise bir Trabzonspor maçımız var. Belki o maçlardan birini oynadıktan sonra stadın yapımı biterse; nasıl olacak olacak kaç kişi gelecek, nedir? bir denemek istiyoruz açıkçası. İnşallah stad yetişir, hedeflerimiz var.
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Türkiye ile Suriye arasındaki karşılıklı ticaretin geçen yıl yüzde 40’ın üzerinde artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştığını belirterek, “Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız.” dedi.
Ankara Söğütözü’ndeki Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İkiz Kuleler’de Bakan Bolat, Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Kuteybe Ahmed Bedevi ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun da yer aldığı “Suriye Serbest Ticaret ve Sanayi Bölgeleri ve Yatırım Ortamı” toplantısı gerçekleştirildi.
Bakan Bolat, toplantudaki konuşmasında, TOBB ile Gümrük ve Turizm İşletmeleri AŞ’nin Türkiye’de son 22 yılda 20 gümrük kapısının modernleştirilmesi ve genişletilmesi konusunda yap-işlet-devret modeliyle çok başarılı icraatlar gerçekleştirdiğini söyledi.
Suriye’de yaşanan devrimin üzerinden çok kısa süre geçmesine rağmen ülkenin yeni, güçlü, istikrarlı ve bütünleşmiş bir yönetim anlayışı noktasında önemli ilerlemeler kaydettiğini vurgulayan Bolat, hükümet olarak Suriye’nin daha fazla mesafe katetmesi için destek vermeyi sürdüreceklerini bildirdi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, her iki ülke liderinin ortaya koyduğu 10 milyar dolarlık dış ticaret hedefine ulaşma noktasında da çalışmaya devam ettiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu: “Sadece geçen yıl karşılıklı ticaretimizde yüzde 40’ın üzerinde bir artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık. Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız. Bunun gerçekleşmesi için her iki ülkede de üretim ve yatırımlar artırılmalı. Ticaretin geçiş noktası olan kara yolu gümrük kapıları ile deniz yolu ulaşım hatlarının güçlendirilmesi, genişletilmesi, modernleştirilmesi gerekiyor.”
İki ülke gümrük kapılarında ticaretin ve yolcu geçişlerinin aralıksız devam ettiğine dikkat çeken Bakan Bolat, sınırın en doğusunda bulunan Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı’nı da yıl sonuna kadar ticaret, yolcu ve transit geçişlere açmak için çalışmaları hızlandırdıklarının altını çizdi..
Nisan ayından itibaren Türkiye ile Suriye arasında transit ticaretin faal olarak başlamasıyla Lübnan, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn gibi Körfez ülkelerine yönelik ticaretin gelişmesinin de olumlu bir gelişme olduğunu vurgulayan Bolat, şunları söyledi: “Körfez’deki savaşın ve Hürmüz Boğazı’nın sıklıkla kapanması karşısında dünyada enerji hatlarındaki ve çok önemli petrokimya ürünlerindeki kopukluklar, lojistik ve tedarik hatlarında yaşanan sıkıntılar, Türkiye’den ve Suriye üzerinden Ürdün, Irak ve diğer Körfez ülkelerine gerek kara yolu ulaşım koridoru gerekse petrol ve doğal gaz koridorlarının genişletilmesi, büyütülmesi ve yenilerinin yapımı konusunda büyük bir ihtiyaç olduğunu göstermiştir.”
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Körfez ülkeleriyle transit ticareti hızlandırma konusunda iki ülke hükümetlerinin olumlu gelişmeler sağladığını söyledi. Yaklaşık 14 yıldır kapalı olan Suudi Arabistan üzerinden transit ticaret ile Suriye-Ürdün üzerinden transit ticaretin 15 Nisan’dan itibaren düzenli olarak yapıldığını hatırlatan Bolat, Türkiye ile Suriye arasında Ortak Gümrük Komitesinin ve JETCO’nun geçen yıl kurulduğunu, gelecek ay sonunda da Uluslararası Şam Fuarı’nın geniş katılımla yapılacağını da sözlerine ekledi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, buradaki konuşmasında Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı’nın en kısa sürede açılması için Suriye ile çalıştıklarını bildirdi.
Bakan Bolat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara’nın talimatları uyarınca iki ülke hükümetlerinin ve bakanlıklarının çok yakın işbirliği ve koordinasyon içinde çalıştığını söyledi.
Cumhurbaşkanlarının koyduğu yıllık 10 milyar dolarlık dış ticaret hacmi hedefine ulaşmak için yoğun çalışma içinde olduklarını belirten Bolat, “Devrimden sonraki ilk yılda 3,7 milyar dolar dış ticaret hacmine birlikte ulaştık. Bu, yüzde 40’ın üzerinde bir artış anlamına geliyordu. Bu yıl da ticaret hacmini artırmak için karşılıklı çalışıyoruz.” dedi.
Ticaret Bakanı Bolat, enerjiden ulaştırmaya kadar uzanan alanlar ile altyapıda yapılacak inşaat ve müteahhitlik işleri noktasında da Türk firmalarının Suriye hükümet yetkilileriyle yakın çalıştığına işaret ederek, geçen yıl imzalanan anlaşmayla Ortak Gümrük Komitesini kurduklarını, koordinasyon çalışmalarının da bu komitede yürütüleceğini dile getirdi.
İki ülke arasındaki karşılıklı ticaretin artmasının yanı sıra Avrupa’dan başlayıp Türkiye ve Suriye’ye uzanan, yine Ürdün üzerinden Suudi Arabistan ve Körfez’e giden, ayrıca Türkiye, Suriye üzerinden Irak’a, Kuveyt’e uzanan transit koridorlarının çalışmaya başlamasının ilerleme olduğunu vurgulayan Bolat, “Hatay Cilvegözü ve Akçakale sınır kapılarından Irak’a, Kuveyt’e, Lübnan’a, Suudi Arabistan’a, Ürdün’e transit ticaret yapılabilmektedir ve günde 300’e yakın tır geçişi transit ticaret amaçlı devam etmektedir. Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı’nın en kısa sürede açılması için birlikte çalışıyoruz.” diye konuştu.
İslahiye-Meydan-ı Ekbez Demir Yolu Hattı ve Gümrük Kapısı çalışmalarına da değinen Bolat, şunları ifade etti:
“Son Körfez Savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın zaman zaman kapatılması, Orta Doğu ülkeleri, Körfez ülkeleri, Suriye, Türkiye, Irak arasındaki yeni petrol boru hatlarının, doğal gaz hatlarının ve kara yolu, demir yolu ulaşım koridorlarının önem kazandığını göstermiştir. Bu konuda da çalışmalar bütün hızıyla devam etmektedir. Yeni projelerin hazırlanması ve inşası faaliyetleri hızlanmıştır.”
Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Kuteybe Ahmed Bedevi de Suriye ve Türkiye arasında ortak pek çok bağ bulunduğunu belirterek, “Şu anda Suriye ile Türkiye arasında tam kapasite 6 sınır kapısı çalışıyor. Bunların 5’i hem ticari hem de yolcu geçişine açık. Ancak Kesep Gümrük Kapısı’nda sadece yolcu geçişleri oluyor. Yakın zamanda Nusaybin-Kamışlı Kapısı da faaliyete geçecek. Böylece 24 saat çalışan kapı sayımız 7’ye çıkacak.” şeklinde konuştu.
Ankara’da Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Büyükelçilikleri’nden İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nın 25’inci yıl kutlaması.
Asya’nın iki dev ülkesi Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ankara büyükelçilikleri, İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nın 25’inci yılını kutladı.
Ankara!nın Çankaya ilçesinde yer alan Aşağı Ayrancı ANDREY KARLOV caddesindeki Rusya Büyükelçliği’nin ev sahipliğinde RUSYA VE ÇİN arasındaki İYİ KOMŞULUK, DOSTLUK VE İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI’NIN 25’inci yılı dolayısıyla bir seminer ve kokteyl gerçekleştirildi.
Seminere, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Ekselansları Sergey Vasilyeviç VERŞİNİN ve Çin Halk Cumhuriyet’nin Ankara Büyükelçisi Ekselansları Jiang XUEBİN (Ciang Şüebin) katıldı.
Seminerde, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’ndan düşünce kuruluşları ile Türkiye’den Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Hüseyin Bağcı, Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi-Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Hasan ÜNAL da yer aldı.
Seminerde aynı zamanda Rusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Primakov Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Müdürü Fyodor Voytolovski ile Çin Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Avrupa-Orta Asya Araştırmaları Bölümünden Kıdemli Araştımacı Lu Han hazır bulundu.
Seminerdeki İlk Konuşmayı Rusya Federasyonu Büyükelçisi Sergey VERŞİNİN yaptı. Verşinin konuşmasında şunları söyledi: ” Bugün burada, Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki İyi Komşuluk ve Dostane İşbirliği Antlaşması’nın 25. yıldönümünü kutlamak üzere bir araya geldik. Bu antlaşma, 2001 yılının tam da bugününde Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve dönemin Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Jiang Zemin tarafından imzalanmıştı. Bu nedenle, Rusya ile Çin arasındaki stratejik ortaklık bağlarının tarihine ve gelişimine adanmış ve aynı zamanda Avrasya Güvenlik Mimarisi bağlamında düzenlenen bu özel seminere ev sahipliği yapmak bizim için bir ayrıcalık ve onurdur. Seminer ayrıca çeşitli bölgesel krizlere ve bölgesel sahiplenme (“regional ownership”) ilkesine uygun olarak bu krizlerin çözüm yollarına da adanmıştır; bu nedenle, toplantımız sırasında Türkiye’nin ve diğer bölgesel güçlerin artan rolünü tartışmak son derece doğal ve yerinde olacaktır.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Rusya ve Çin’i bir araya getiren sadece ortak tarihleri ve coğrafyaları değil, aynı zamanda asırlık gelenekleri, ortak çıkarları ve çok çeşitli uluslararası ve bölgesel meselelere yönelik benzer yaklaşımlarıdır. Bu bağlamda, uluslararası arenada yakın koordinasyon ve işbirliğini sürdürme konusunda iki ülkemizin özel bir sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Bu tür bir ortaklık, on yıllar boyunca tüm dünya düzeni için en önemli istikrar faktörlerinden biri olduğunu kanıtlamıştır. 80 yıldan fazla bir süre önce, iki kahraman ve cesur ulusumuzun İkinci Dünya Savaşı sırasında, Alman Nazizmi ve Japon militarizminin nihai yenilgisine yol açan dönüm noktasını oluşturduğunu her zaman hatırlamakta fayda vardır. Dolayısıyla, Rusya ve Çin’in, savaş sonrası dönemde uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından sorumlu ana organ olan BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi arasında yer alması bir tesadüf değildir. Bu görev kuşkusuz kolay değildir; ancak bu, ülkelerimizin ve halklarımızın çok büyük bir bedel ödeyerek elde ettikleri hem asil bir görev hem de bir haktır; bu bedel asla unutulmamalıdır. Günümüzde, ortak Avrasya kıtamızda istikrarı sağlamaya özel önem vererek yeni bir çok kutuplu dünya düzeni inşa ediyoruz. Küresel çoğunluğu oluşturan ülkeler, özellikle dünya çapında devam eden jeopolitik zorluklar karşısında bizden bunu beklemektedir. Pratik açıdan bakıldığında, Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS, G-20 ve ASEAN gibi çeşitli bölgesel platformlarda Rusya ile Çin arasında yürütülen etkili işbirliği hayati bir rol oynamaktadır.
Bunu söyledikten sonra, bugünkü tartışmamızın üç ana konusuna kısaca değinmek istiyorum. Her şeyden önce, Avrasya Güvenlik Mimarisi kavramı; Avrasya’da eşit ve bölünmez bir güvenlik ve işbirliği alanı oluşturmak için pek çok adım atılmaktadır. Rusya ve Çin’in kıtanın büyük bir bölümünü kaplaması nedeniyle, Avrasya için böyle bir güvenlik mimarisinin kurulmasının önemi azımsanamaz. Hepimiz, karşılıklı saygı ve uluslararası hukukun temel ilkelerine bağlılığa dayalı, güvenlik ve barış içinde bir arada yaşama konusunda güçlü garantilere ihtiyacımız var. Dahası, artık hepimiz ekonomik, ticari ve yatırım faaliyetlerinin merkezlerinin, en büyük ve en zengin kıta haline gelen Avrasya’ya kaydığını görüyoruz. Hayatın kendisi, kendi çok kutuplu coğrafi ve siyasi alanımızın kapsamlı bir şekilde geliştirilmesine yönelmemizi teşvik ediyor. Bu felsefe, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2015 yılında ortaya koyduğu “Büyük Avrasya Ortaklığı” girişimine de yansımıştır; bu girişim, kıtadaki tüm ilgili devletlerin ve birliklerin katılımına açık bir entegrasyon çerçevesidir. Avrasya’da ortak güvenlik konusu, Çin ile ikili siyasi gündemimizin önceliklerinden biri haline gelmiştir. Rusya’nın Avrasya’daki gelecekteki güvenlik mimarisine ilişkin vizyonu, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Şubat 2023’te başlatılan ve tüm çatışmaların kök nedenlerinin tespit edilip ele alınmasını özellikle öngören Küresel Güvenlik Girişimi ile uyumludur. Bu, ortak vizyonumuzdur. Ayrıca, Belaruslu dostlarımızın 21. Yüzyılda Avrasya Çeşitlilik ve Çok Kutupluluk Şartı’nın geliştirilmesi yönündeki önerisini de destekliyoruz. Bunun, BM Şartı ilkelerinin bütünlüğü ve birbiriyle bağlantılılığı çerçevesinde, kıtayı kapsayan bir mimarinin siyasi ve hukuki temeli haline gelmesi gerektiğine inanıyoruz
Seminerin ikinci konusu olan krizlerin çözümü bağlamında bölgesel sahiplenme (“regional ownership”) ilkesi, az önce bahsettiğim Avrasya güvenliği için tam anlamıyla geçerlidir. Kıtanın sorunlarına çözüm aramak ve olumsuz dış müdahaleleri engellemek, tamamen Avrasya ülkelerinin sorumluluğundadır. “Kolektif Batı”, NATO merkezli bir Avrupa-Atlantik mimarisini tercih ettiği için bu tür çabalara büyük ihtiyaç duyulmakta ve bu ihtiyaç giderek daha acil hale gelmektedir. Batı, bölgedeki bölünmez güvenlik ve herhangi bir hakimiyetin reddi ilkelerine dayanan, başta Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) olmak üzere önceki çerçeve anlaşmalarını terk etmiştir. Aynı yaklaşımların dünyanın diğer bölgelerindeki Batı politikalarını da yönlendirdiği iyi bilinmektedir. Örneğin, hepimiz Orta Doğu’da, öngörülemez sonuçlara yol açabilecek tam anlamıyla bir savaşa dönüşme eğiliminde olan, eşi benzeri görülmemiş ve hâlâ devam eden bir krize tanık olduk. Yalnızca son on iki ay içinde, ABD ve İsrail’in İran’a karşı iki büyük, sebepsiz askeri saldırısı gerçekleşti: Haziran 2025’teki “Midnight Hammer” ve Şubat 2026’da başlayan “Epic Fury” operasyonları. Çeşitli arabulucuların tüm ortak çabalarına ve asil misyonlarına rağmen, Basra Körfezi’ndeki savaş sona ermekten çok uzak ve hepimizin memnuniyetle karşılayıp tam olarak desteklediğimiz İslamabad Mutabakatı, imzalanmasından birkaç gün sonra ihlal edildiği için geleceğe dair beklentiler karamsar görünüyor. Bir başka çarpıcı örnek ise Gazze Şeridi’nde uzayan insani trajedi ve bitmek bilmeyen kan dökülmesidir. Başkan Donald Trump tarafından Ekim 2025’te tasarlanan ve kötü şöhretli Gazze barış planı, eski Başkan Joe Biden tarafından ortaya konulan benzer bir planın kaderini tekrarlayan, sadece bir kağıt parçasından ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. Bu arada, Gazze’deki gerçek durum, özellikle de acımasız İsrail bombardımanından sağ kurtulan ve şimdi açlık, yoksulluk, sefalet, umutsuzluk ve toplu cezalandırma ile karşı karşıya kalan Filistinliler için hâlâ vahimdir. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki durum, uzun süredir devam eden İsrail işgali, artan aşırılıkçılık ve şiddet ile birlikte, uluslararası hukuki çözümün temelini oluşturan iki devletli çözüm umudunun İsrail hükümeti tarafından tamamen reddedilmesi ve baltalanması göz önüne alındığında, Gazze’den çok da iyi değildir.
İsrail’in tam kapsamlı bir saldırı başlatarak ülkenin güneyinin tamamını işgal etmesiyle Lübnan da Gazze’nin kaderini tekrar yaşama eşiğinde dengede durmaktadır. İsrail, “tampon bölgeler” oluşturmak amacıyla yasadışı işgali genişletme mantığını Suriye’ye, özellikle de Golan Tepeleri’ne de uygulamaktadır. Bunlar, Orta Doğu’daki tehlikeli gelişmelerin ve krizlerin yıkıcı bir şekilde çoğalmasının sadece birkaç örneğidir. Bu tür istikrarsızlık ve kargaşanın temel nedenlerinin, Batı metropollerinin sömürgeci ve yeni-sömürgeci politikalarına dayandığı bir sır değildir — ister Lübnan, Suriye ve Filistin’de İngiliz ve Fransız mandası altındaki eski topraklar için bir saatli bomba haline gelen sözde Sykes-Picot Anlaşması, ister Irak, Libya ve Afganistan’daki NATO’nun yıkıcı işgalleri. Bugün Orta Doğu’da yaşanmakta olan en kötü senaryolar, tek bir faktör olmasaydı hayal bile edilemezdi: egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı ile kendi kaderini tayin hakkı dahil olmak üzere temel uluslararası ilkelerin açık ve bariz bir şekilde ihlali niteliğindeki kolektif Batı’nın dış müdahalesi. BM Şartı’nda yer alan bu ilkeler, hakimiyetlerini ve hegemonyalarını korumak için çaresiz bir çaba içinde keyfi “kurallara dayalı düzeni” dayatmaya çalışan Batı ülkeleri için birdenbire işe yaramaz ve önemsiz hale gelmiştir.
Son konumuz Türkiye’nin yükselişi ve Orta Güçlerdir (“Middle Powers”). Her bulutun bir gümüş kenarı vardır. Küresel ve bölgesel kargaşa ve sıkıntıların ortasında, dünyanın farklı bölgelerindeki ülkelerin – Orta Doğu, Afrika, Latin Amerika ve Avrasya’daki ülkelerin – Batı tarafından kışkırtılan ve uzatılan bölgesel krizlerin çözümünde her zamankinden daha fazla kararlı bir tutum sergilemek ve belirleyici bir rol oynamak zorunda oldukları artık apaçık ortadadır. Yeni güçler, yavaş ama emin adımlarla doğrudan müdahil olmanın önemini kavrıyor ve kendi komşuluk bölgelerindeki olumsuz gelişmelerin üstesinden gelmek için somut adımlar atıyor ve pratik kararlar alıyor. Hiç şüphesiz, hem Rusya hem de Çin bu bölgesel çabaları tam olarak destekliyor ve bunların hayata geçirilmesine yardımcı oluyor. Buna dair pek çok örnek mevcuttur: Körfez bölgesinde Katar, Umman ve Pakistan’ın arabuluculuk çabaları; Filistin davası için Mısır ve Suudi Arabistan’ın çabaları; ve ivme kazanan “Afrika sorunlarına Afrika çözümü” sloganı. Ve elbette, tüm bunlar, gerçek anlamda etkili ve tanınmış bir bölgesel arabulucu ve aktör haline gelen Türkiye için de tam olarak geçerlidir. Burada, Moskova’nın çeşitli bölgesel meselelerde Ankara ile uzun ve verimli bir işbirliği geçmişine sahip olduğunu vurgulamadan edemem. Örneğin, Suriye konusunda Astana formatı, çöküşün eşiğinde olan ve eşi benzeri görülmemiş bir IŞİD terör tehdidi altında bulunan ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya belirleyici bir katkı sağlamıştır. Rus ve Türk temsilciler, Libya konusunda da koordinasyon ve işbirliği içinde hareket etmişlerdir. Moskova ve Ankara, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın yanı sıra komşuları İran, Rusya ve Türkiye’yi de içeren 3+3 Bölgesel İşbirliği Platformu’nun etkin çalışmasına büyük önem vermektedir. Bunlar, karşılıklı saygıya dayalı bir işbirliği temelinde elde edilebilecek ilerlemenin sadece birkaç, ancak çok anlamlı örneğidir. Burada, Türkiye ve diğer bölgesel ortaklarla bu tür yapıcı bir ilişkiyi sürdürmeye ve geliştirmeye hazır ve kararlı olduğumuzu teyit etmek isterim. Son olarak, Çinli dostlarımızın da aynı değerlendirmeleri ve yaklaşımları paylaştıklarına inandığımı belirtmek isterim. Ayrıca, Rusya ve Çin’in stratejik ortaklar, P5 üyeleri ve tarihi müttefikler olarak birleşik olduklarından da eminim. İkili Antlaşmamızın 25. yıldönümünü kutlarken, Moskova ile Pekin arasındaki dostluğun zaman sınırları ve jeopolitik sınırlar tanımadığı için, önümüzde daha pek çok bu tür sembolik tarihlerinin olacağına şüphe yoktur. Teşekkür ederim.”
Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Ekselansları Sergey Vasilyeviç VERŞİNİN’in konuşmasının ardından kürsüye Çin Halk Cumhuriyet’nin Ankara Büyükelçisi Ekselansları Jiang XUEBİN (Ciang Şüebin) geldi.
Jiang XUEBİN de konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: ” Yirmi beş yıl önce, Çin ve Rusya İyi Komşuluk ve Dostça İşbirliği Antlaşması’nı imzaladı. Yeni yüzyılda ikili ilişkiler için uzun vadeli bir yasal temel attı. Bu yıl Antlaşma tekrar uzatıldı. İlişkilerimizi yeni bir tarihsel başlangıç noktasından istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyümeye yönlendirecektir. Antlaşma, Çin ve Rusya arasındaki değişim geleneğini ileriye taşıyor ve uluslararası hukukun ilkelerini ve normlarını takip ediyor. Halklarımız arasındaki iyi komşuluğu ve onların kalıcı arkadaşlık arzusunu yansıtır. Aynı zamanda tüm insanlığın ortak değerleriyle de uyumludur.
İki devlet başkanının stratejik rehberliği, Çin-Rusya ilişkilerinin üst düzey gelişimi için en büyük güç ve temel garantidir. 2013’ten bu yana iki Başkan, ilişkiye olan bağlılıklarının bir yansıması olarak 40’tan fazla kez bir araya geldi. Bu Mayıs ayında Başkan Vladimir Putin bir kez daha Çin’i ziyaret etti ve Başkan Xi Jinping ile bir araya geldi. İki taraf iki önemli siyasi belge yayınladı. Birincisi, Kapsamlı Stratejik Koordinasyonun Daha Da Geliştirilmesi ve İyi Komşulukların ve Dostça İşbirliğinin Derinleştirilmesine İlişkin Ortak Bildiriydi. İkincisi, Çok Kutuplu Bir Dünyayı ve Yeni Tür Uluslararası İlişkileri Savunmaya İlişkin Ortak Bildiriydi. Bu belgeler, stratejik koordinasyon ve iyi komşuluk işbirliği deneyimimizi net ilkelere dönüştürüyor. Yeni çağda önceliklerimizi ve stratejik misyonlarımızı belirlediler ve ikili ilişkilere net bir yön ve yeni bir ivme kazandırdılar.
Başkanlarımızın rehberliğinde Çin ve Rusya, ikili ilişkilerin istikrarlı bir şekilde büyümesinin temelini güçlendirerek pratik işbirliğini derinleştirmeye devam etti. Ticaretimiz gelişen bir yapı ile büyümeye devam etti. 2025’te ticaret 227,9 milyar ABD’ye ulaştı. Üçüncü yıl için 200 milyar doları aşan dolar. Kaynaklarda, endüstrilerde ve pazarlarda güçlü yönlerimizden tam olarak yararlandık, karşılıklı faydalar ve kazan-kazan sonuçları getirdik. Enerji ve bağlantı işbirliği de kayda değer ilerleme kaydetti. Rusya, Power of Siberia boru hattı aracılığıyla Çin’e 100 milyar metreküpten fazla doğal gaz tedarik etti. Haziran ayının sonunda, 3 binden fazla Çin-Avrupa yük treni doğu koridoru üzerinden Rusya’dan geçti. İnsanlardan insana değişimler de genişlemeye devam etti. 2006’dan bu yana iki ülke düzenli olarak kültür, turizm, medya, bilim ve teknoloji ve sporu kapsayan ulusal tema yılları düzenledi. Bu yıl, iki ülkemiz arasındaki onuncu ulusal tema-yıl programını işaret eden Çin-Rusya Eğitim Yılları başlatıldı.
Bugün, dönüşüm ve türbülans tüm dünyada iç içedir. Savaş sonrası uluslararası düzen ve uluslararası ilişkileri yöneten temel normlar ciddi bir baskı altında. Jeopolitik çatışmalar büyüyor ve dünya gerçek bir orman yasasına geri kayma tehlikesiyle karşı karşıya. Böyle bir belirsizliğin ortasında, Çin-Rusya ilişkileri istikrar ve kesinlik sağlamaya devam ediyor. Çin-Rusya stratejik koordinasyonunun küresel stratejik istikrarı korumak, çok taraflılığı korumak ve uluslararası düzeni korumak için büyük önem taşıdığı kanıtlanmıştır.
Bu yılın Çin ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 55. yıldönümü olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu, Ankara’daki iki büyükelçiliğimiz tarafından ortaklaşa düzenlenen bugünkü seminere özel bir anlam kazandırıyor. Türkiye yükselen bir güçtür ve uluslararası ilişkilerde daha büyük bir rol oynamaktadır. Dünya barışı ve istikrarı ve insan uygarlığının ilerlemesi ile ilgili birçok konuda üç ülkemiz ortak özlemleri paylaşıyor:
İlk olarak, hepimiz halklarımız için daha iyi bir yaşam sağlayarak ulusal kalkınmaya ve gençleşmeye bağlıyız. Bugün, üç ülke de endüstriyel dönüşüm ve yükseltmenin ve insanların geçim kaynaklarının iyileştirilmesinin kritik bir aşamasındadır. Bu fırsatı değerlendirmeli, ulusal koşullarımıza uygun kalkınma yollarını takip etmede birbirimizi sağlam bir şekilde desteklemeli, kalkınma stratejilerimizin uyumunu derinleştirmeli, işbirliğinin alanlarını ve kapsamını genişletmeli, birbirimizin başarısına katkıda bulunmalı ve ortak refaha ulaşmalıyız.
İkincisi, hepimiz eşit ve düzenli bir çok kutuplu dünyayı destekliyoruz. Birlikte çalışarak, türbülans ve dönüşümün arka planına karşı daha geniş bir uluslararası fikir birliği oluşturabiliriz.
Üçüncüsü, hepimiz ayrımcılığa ve zorbalığa karşıyız. Güçlerini zayıflara zorbalık yapmak için kullananlara karşı birlikte durmalıyız. Zor kazanılan çok taraflı ticaret sistemini savunmak için korumacılığa ve sanayi ve tedarik zincirlerini ayırma ve kesme girişimine karşı çıkmalıyız. Birlikte, tüm dünyaya fayda sağlayan evrensel olarak faydalı ve kapsayıcı ekonomik küreselleşmeyi teşvik edeceğiz.
Bugün buradaki tüm uzmanların bu seminerden tam olarak yararlanacağını, derinlemesine tartışmalara katılacağını ve Çin-Rusya kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığını daha da ilerletmek ve Çin, Rusya ve Türkiye arasındaki karşılıklı güven ve koordinasyonu daha üst seviyeye taşımak için görüşlerinize katkıda bulunacağını içtenlikle umuyorum.
Son olarak, bu seminere büyük başarılar diliyorum.
Teşekkür ederim.”
Konuşmalardan hemen sonra seminere geçildi. Sunumlar ve soru-cevap bölümünün ardından seminer bir kokteylle sona erdi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.