Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kahramanmaraş Deprem Konutları Kura ve Anahtar Teslim Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Deprem bölgesinde sadece konut, cadde, meydan yapmıyoruz. Bu şehirlerimizi üretimiyle, istihdamıyla, ihracatıyla geleceğe hazırlayacak atılımların altyapısını kuruyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Yunus Emre Kongre Merkezi’nde düzenlenen Deprem Konutları Kura ve Anahtar Teslim Töreni’ne katılarak bir konuşma gerçekleştirdi.
Törendeki konuşmasına, Çağlayan Adliyesi’nde meydana gelen terör saldırısı nedeniyle adalet camiasına ve vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zamanında müdahaleleri ile hain saldırıyı başarıyla bertaraf eden güvenlik güçlerini tebrik etti.
ÇAĞLAYAN ADLİYESİ’NDEKİ SALDIRI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, olayla ilgili şunları kaydetti: “Biri kadın, diğeri erkek iki terörist alçak emellerine ulaşamadan görevli polislerimiz tarafından etkisiz hâle getirilmiştir. Türkiye hiçbir ayrım yapmadan tüm terör örgütleriyle ve destekçileriyle mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. Yaralılarımıza Rabbimden acil şifalar diliyorum. Yaralılarımızdan da bir tanesinin Hakka yürümüş olmasından dolayı ona da Allah’tan rahmet diliyorum. Kahraman polislerimizin tek tek alınlarından öpüyorum.”
Tam bir yıl önce bugün, evleri yıkan, yürekleri dağlayan, yol açtığı acıların ömür boyu taşınacağı büyük bir felaketin yaşandığını, Türkiye’nin 6 Şubat gününe tarihinin en büyük felaketiyle uyandığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlki saat 4.17’de Pazarcık merkezli 7,7 büyüklüğünde, ardından aynı gün 13.24’te Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğünde iki deprem ve şiddeti onlara yakın binlerce artçı sarsıntıyla adeta dünyamız başımıza yıkıldı” diye konuştu.
Bu depremlerin gerek büyüklüğü gerek yüzeye yakınlığı gerekse deprem bölgesinin nüfus yoğunluğu bakımından insanlık tarihinin en sarsıcı felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçtiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinde yıkılan binaların yüzde 90’dan fazlasının 1999 öncesi inşaat standartlarında yapılmış olmalarının felaketin boyutunu daha da arttırdığına işaret etti.
Depremlerde hayatını kaybeden 53 bin 537 vatandaşa Allah’tan rahmet dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerini tekbirlerle, fatihalarla, salavatlarla bir kez daha yâd ettiklerini kaydetti.
Tüm deprem şehitleri için birer Fatiha okunmasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Depremde kaybettiğimiz kardeşlerimizin aziz hatıralarını tekbirlerle, aminlerle kalplerimizde hep yaşatacağız. Rabbimden bu gece idrak edeceğimiz Leyle-i Miraç hürmetine şehitlerimize af ve mağfiret temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bu felakette yaralanan 107 binin üzerinde kişi başta olmak üzere, depreme maruz kalan vatandaşların tamamına geçmiş olsun dileklerini sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletleri millet yapan özelliklerinden birinin de sevinçleri paylaşarak çoğalttıkları gibi, zorluklar karşısında tek yürek ve tek bilek olup acılarını paylaşarak dayanılır kılmaları olduğunu söyledi.
Sabır, umut, metanet, dayanışma, yardımlaşma ve fedakârlığın hem birey hem de topluma en çok böyle zamanlarda lazım olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hamdolsun, milletimiz 6 Şubat depremlerinde bu imtihanı başarıyla vermiştir. Asrın felaketinin altından asrın dayanışmasıyla kalkmayı başardık” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 14 milyon insanı etkileyen, 11 şehrin 124 ilçesindeki 7 bin mahalle ve köyde ağır bir yıkıma yol açan böyle bir felaket karşısında Türkiye kadar güçlü durabilecek pek az ülke ve toplumun olacağını vurgulayarak, şunları kaydetti: “Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bile benzer felaketler karşısında yıllarca çaresiz kaldığını hep birlikte gördük, şahit olduk. Hamdolsun biz, depremin birinci yıl dönümünde enkazları kaldırılmış, şehirlerin yeniden inşasında önemli mesafe kat edilmiş, insanları hayata yeniden tutunmuş bir tabloya ulaştık. İşte bunun için 6 Şubat gününü depremdeki kayıplarımızı yâd etme yanında afetlere karşı millî dayanışmamızı ispatladığımız ve her geçen gün güçlendirdiğimiz bir tarih olarak da hatırlayacağız. Bu elim tarihi, afet ve millî dayanışma günü hâline getirerek, geçmişten aldığımız derslerle geleceğimizi daha güvenli, daha güçlü, daha müreffeh bir şekilde inşa etmenin yollarını arayacağız. Facianın ilk anından itibaren erkeği ve kadınıyla, genci ve yaşlısıyla, çalışanı ve işvereniyle, sivili ve kamu görevlisiyle, velhasıl 85 milyon yekvücut olarak depremzedelerimizin etrafında kenetlenen her bir kardeşimize buradan şükranlarımı sunuyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çok ağır kış şartlarının hüküm sürdüğü ilk saatlerde ve günlerde insanüstü bir gayretle deprem bölgesine ulaşan gönüllü veya görevli kahramanların hiçbirini unutmayacaklarının altını çizerek, depremzede vatandaşlara teşekkür etti.
Depremzedelerin, depremin yıktığı evlerinin, iş yerlerinin, şehirlerinin üstünde tüm zorluklara rağmen hem yakınlarını, hem kalanları kurtarmanın mücadelesini verdiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kalbini parçalayan acısına, gözünden akan yaşına, soğuğa, çamura ve diğer tüm olumsuzluklara meydan okuyarak, kendisinin, ailesinin, şehrinin geleceğine sahip çıkan vatandaşlarımızın fedakârlıklarını anlatacak söz bulmak mümkün değildir. Allah hepsinden razı olsun diyorum. Rabbim, hepsine dayanma ve hayata sarılma gücü versin diyorum” ifadesini kullandı.
“TARİHİN EN BÜYÜK ARAMA KURTARMA OPERASYONUNU YÜRÜTTÜK”
Devlet olarak afetin ilk anından itibaren personel, araç-gereç, millî ve uluslararası tüm imkânları seferber ettiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Depremin merkezi Kahramanmaraş’tan bir tarafta Malatya, diğer tarafta Kayseri sınırından başlayıp Adıyaman, Gaziantep, Osmaniye ve Hatay’a kadar inen bir felaket tablosuyla karşı karşıyaydık. Hatta depremin yıkım etkisi, oradan sınırlarımızı aşarak devam edip gidiyordu. Depremden etkilenen şehirlerimizde 39 bini yıkılmış, 60 bini acil yıkılacak, 200 bini ağır hasarlı bina ortaya çıkmıştı. Bu binalardan 26 bininde çok acil arama kurtarma çalışması yürütülmesi gerekiyordu” ifadelerini kullandı.
Millî bir seferberlikle, ülke içinden ve dışından 35 bini aşkın profesyonel personelin katılımıyla tarihin en büyük arama kurtarma operasyonunu yürüttüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Deprem bölgesinde 650 bin personel görevlendirerek güvenlikten iaşe ve ibate kadar tüm hizmetlerin sistemli ve sürekli bir şekilde verilebilmesini temin ettik. Bölgeye naklettiğimiz 20 bin araç ve iş makinası, 141 helikopter, 182 uçak ve 23 gemiyle çalışmaların kesintisiz yürütülmesini sağladık. Enkaz altından kurtardığımız her can, milletçe umutlarımızı tazeledi. Sevk ettiğimiz 1 milyon çadırla, kırsaldakilerle birlikte yaklaşık 3 milyon kişinin acil barınma ihtiyacını çözdük. Ardından bölge genelinde kurduğumuz 215 bin konteynerle depremzedelerimize daha iyi şartlarda barınma imkânı sunduk.
Diğer şehirlerdeki yakınlarının yanına gitmek isteyen 3,5 milyon afetzede vatandaşımızın tahliyesini gerçekleştirdik. Kamu kurumlarımıza ait tesislerde 1,2 milyon vatandaşımızı misafir ettik. Yaklaşık 350 bin haneye kira desteği ödemesi yaptık. Mayıs seçimlerinde 1 milyona yakın vatandaşımızın, üniversite sınavında 120 bin öğrencimizin bölgeye gidiş dönüşünü sağladık. Türk Hava Yollarımızın öncülüğünde kurduğumuz hava yolu köprüsü sayesinde, 712 bin kargo seferiyle 33 bin tona yakın yardım malzemesini bölgeye ulaştırdık. Tüm iş yerlerimizin yükünü hafifletmek amacıyla kısa çalışma ödeneği kapsamında 111 bin kişi için 989 milyon lira ödeme gerçekleştirdik.”
“AMACIMIZ YILSONUNA KADAR 200 BİN KONUTU VE KÖY EVİNİ HAK SAHİPLERİNE TESLİM ETMEK”
Diğer çalışmalarla birlikte deprem bölgesine acil ihtiyaçlar için 107 milyar lira kaynak aktardıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreçte kalıcı konutların inşasına da hemen başladıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, inşası biten ilk konutların kura çekimi ve anahtar teslimini hafta sonu Hatay ve Gaziantep’te yaptıklarına işaret ederek, Hatay’da 7 bin 275, Gaziantep’te 10 bin 698 konutun kura çekimi ve teslim törenini gerçekleştirdiklerini belirtti.
Bugün de Kahramanmaraş’ta 9 bin 289 konutun kurasını çekerek, anahtar teslimini yapacaklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunlara ilave olarak Kahramanmaraş’ta 20 bin konutumuzun yapımı hızla sürüyor. Şehrimizde konut, iş yeri ve ahır olarak hak sahibi yaklaşık 78 bin vatandaşımızın tamamına da anahtarlarını teslim edene kadar gece gündüz durmayacağız. Yarın Şanlıurfa’da, perşembe günü Adıyaman’da kura çekimi ve anahtar teslim törenleriyle inşası biten konutları vatandaşlarımıza veriyoruz. Amacımız yılsonuna kadar 200 bin konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine tamamlayacağız. Allah’ın izniyle kimseye mahcup olmadan, herkesin gönül hoşluğunu sağlayarak ve hoşnut ederek bu süreci çok geciktirmeden nihayete erdireceğiz.”
“TEMELİ ATARKEN NE SÖZ VERDİYSEK ONU YAPTIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinde son bir yılda yapılan çalışmaların anlatıldığı videonun da izletildiği törende, “Biz temeli atarken ne söz verdiysek onu yaptık. Muhalefet diyor ki ‘bir yıl geçti ortada bir şey yok.’ Kahramanmaraş burada, zahmet olmazsa bir turistik seyahat de buraya yapın. En son hak sahibi vatandaşımız güvenli yuvasına kavuşuncaya kadar durmadan, dinlenmeden çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Yapılan her işin arkasında ciddi bir emek, alın teri, çaba, kaynak ve fedakârlığın bulunduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Şayet bizim imar, inşa ve ihya konusundaki 30 yıllık tecrübemiz olmasaydı emin olun şehirlerimiz bu kadar hızlı toparlanamaz, yaralar bu kadar hızlı sarılamazdı. Şu andaki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımız, o dönemdeki Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Kurum’un, aynı dönemdeki İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun, diğer tüm bakanlarımızın, kurum yöneticilerimizin, kamu personelimizin tamamının, madencilerimizin, sivil toplum kuruluşu mensuplarımızın, gönüllülerimizin bölgedeki insanüstü gayretlerini kim inkâr edebilir? Sadece depremde değil, milletimize hizmet yoluna koyulduğumuz her dönemde bu anlayışla hareket ettik, çalıştık, çabaladık.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayatlarının hiçbir döneminde Türk insanına hizmet ederken ayrımcılık yapmadıklarını, yapmayacaklarını belirterek, “Cumhur İttifakı olarak ülkemizin dört bir yanını taradık, tarıyoruz, tarayacağız ve Allah’ın izniyle bütün inşa ve ihya hareketini sona erdireceğiz” diye konuştu.
Siyasetlerini, “eser ve hizmet siyaseti” olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Biz eser ve hizmet ortaya koymadaki farkımızla belediyelerde 30 yıldır, hükûmette 21 yıldır milletimizin gönlündeki yerimizi korumayı başardık. Yoksa kimse verdiğimiz mücadelede bizim yanımızda karakaşımıza, kara gözümüze, boyumuza, postumuza meftun olduğu için durmuyor. İnsanımızın gerektiğinde canı pahasına verdiği bu desteği, ülkemizin asırlık ihmallerini telafi eden yatırımları yaptığımız, milletimizi asırlık hayallerine kavuşturduğumuz için bu destekleri aldık, alıyoruz. Tıpkı 21 yıl boyunca olduğu gibi geçtiğimiz yılın mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerinde de sizlere vaadimiz buydu. Şimdi belediye başkanlığı seçimlerinde de şehirlerimize vaadimiz aynıdır.”
“TÜM BELEDİYELERE BÜTÇEDEN ALMALARI GEREKEN PAYI EKSİKSİZ GÖNDERDİK, GÖNDERİYORUZ”
Eser vermeye, hizmet etmeye, ülkeyi ve şehirleri Türkiye Yüzyılı’na hazırlamaya talip olduklarını, bunun dışındaki her tartışmayı, her kavgayı, her lafı vakit kaybı, enerji israfı olarak gördüklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Şimdi birileri çıkmış Hatay’daki aday tanıtım toplantımızda söylediğimiz, hükûmetle yerel yönetimlerin iş birliğinin önemine işaret ettiğimiz ifadelerin üzerinde tepiniyor. Hâlbuki yıllardır şu hakikati sürekli kamuoyunun dikkatine getiriyoruz. Hükûmet olarak biz hangi partiden olduğuna bakmaksızın tüm belediyelere bütçeden almaları gereken payı eksiksiz gönderdik, gönderiyoruz. Hatta plana ve projeye dayalı, hakikaten yapacaklarını gördüğümüz yatırımlar için borçlanma izinlerini de veriyoruz. Bunlarla da kalmadık, muhalefetin elindeki şehirlerde normalde belediyelerin yapması gereken yatırımların önemli bir kısmını sırf vatandaşlarımız mağdur olmasın diye bakanlıklarımıza bağlı kurumlarımız eliyle yine biz hayata geçirdik. Aksini iddia eden kendi eksiğini, kendi beceriksizliğini bizim üzerimizden örtmeye çalışıyor demektir. Ellerindeki onca kaynağa rağmen hizmet üretemeyen muhalefet belediyelerinin sorunu ise en hafif tabiriyle basiretsizliktir.”
Bu belediyeleri yönetenlerin gözü ve gönlü başka yerde olduğu için şehirlerini ihmal ve hatta istismar ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buradan bir kez daha altını çizerek tekrar ediyorum, İstanbul’undan İzmir’ine, Ankara’sından Hatay’ına muhalefet belediyelerinin şehirlerine hak ettikleri hizmeti kazandıramadıkları için, bunun tek sebebi nedir biliyor musunuz, beceriksizlik, iş bilmezlik, başka hesaplar peşinde koşmaları” dedi.
Kendilerine oy vermeyenlere hizmet götürmeyeceklerini bizzat kendi ağızlarıyla ikrar edenlerin son çırpınışlarını milletin ibretle takip ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “İşte bunun için biz ne diyoruz? Gerçek belediyecilik diyoruz. Her anında, hep yanında, bu şekilde belediyeciliği yapacağız. ‘Türkiye Yüzyılı şehirleri’ diyoruz. Bunları söylerken kendi eksiklerimizi inkâr mı ediyoruz? Elbette etmiyoruz. Türkiye’nin içinden geçtiği bunca badirenin altından kalkarken söz verip geciktirdiğimiz, tespit ettiğimiz ama gereğini yapmakta yeteri kadar hızlı davranamadığımız hususlar mutlaka vardır. Ama milletimiz şahittir ki önümüze kurulan tüm tuzaklara rağmen gece gündüz çalışarak eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye, spordan sosyal desteklere ülkemizi Cumhuriyet tarihinin en ileri seviyesine getirdik.”
Şimdi de Türkiye’yi siyasi, ekonomik ve askerî olarak dünyanın en güçlü ülkeleri arasına çıkartacak daha büyük bir hamlenin eşiğinde olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı dediğimiz bu vizyonu da hayata geçirdikten sonra emaneti huzuru kalple yeni nesillere teslim edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinde sadece konut, cadde, meydan yapmadıklarını, bu şehirleri üretimiyle, istihdamıyla, ihracatıyla geleceğe hazırlayacak atılımların altyapısını kurduklarını söyledi.
“KAHRAMANMARAŞ’I, ANKARA’DAN SONRA İKİNCİ SAVUNMA, HAVACILIK VE UZAY SANAYİİ MERKEZİMİZ HÂLİNE GETİRİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “İşte bu anlayışla ülkemizin lokomotif sektörü savunma sanayi yatırımlarını deprem bölgesi şehirlerimizde yoğunlaştıracak bir iskân ve istihdam projesi başlattık. Savunma Sanayii Başkanlığımız tarafından yapılan planlamayla Hatay Kırıkhan’da ROKETSAN için bir sanayi alanı kuruyoruz. Gaziantep’te TUSAŞ vasıtasıyla karbon fiber tesisini hayata geçirdik. Kahramanmaraş’ta yine TUSAŞ vasıtasıyla havacılık yapısalları üretecek büyük bir tesis inşa ediyoruz. İnsansız hava aracımız ANKA’nın da aralarında olduğu havacılığa ait pek çok parçanın üretimi artık burada yapılacak. Bir başka deyişle Kahramanmaraş’ımızı Ankara’dan sonra ikinci savunma havacılık ve uzay sanayi merkezimiz hâline getiriyoruz. Geleceğin sektörü savunma sanayimize ve havacılık endüstrisine insan kaynağı sağlamak üzere Airbus ve TUSAŞ iş birliğiyle şehrimize önce bir meslek yüksekokulu açıyoruz. Bununla kalmıyor, sektörü destekleyecek bilimsel ve teknik çalışmalar için şehrimizin ikinci üniversitesini bünyesine gerekli takviyeleri yaparak, İstiklal Teknik Üniversitesi’ne dönüştürüyoruz. TÜBİTAK’ın desteğiyle faaliyete geçecek bilim merkeziyle çocuklarımızı bu alana teşvik edecek bir diğer adımı da atıyoruz.
Adıyaman’a da savunma sanayi şirketlerimizin ortak girişimiyle bir kablo konnektör kablaj üretim tesisi kazandırıyoruz. İskânı ve istihdamı birlikte düşünerek, şehirlerimizi ayağa kaldırdığımızda sizlerle birlikte ülkenin tamamı kazanacak, tamamı büyüyecek. Bizim gündemimiz budur.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birilerinin cımbızla çektikleri ifadeler üzerinde fitne, fesat, bozgunculuk peşinde koşmalarını milletimizin takdirine havale ediyoruz. Onun için 31 Mart çok önemli” dedi.
Deprem konutlarının kura çekimi ve anahtar teslim töreni öncesi Kahramanmaraş’ın Azerbaycan Mahallesi TOKİ proje alanındaki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki ile canlı bağlantı yapıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki birlikte butona basarak hak sahipleri için kura çekimini başlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurayla belirlenen hak sahiplerine anahtarlarını teslim etti.
KAPIÇAM ŞEHİR MEZARLIĞI’NI ZİYARET
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “asrın felaketi” olarak nitelenen depremlerin birinci yılında geldiği Kahramanmaraş’ta ilk olarak, Kapıçam Şehir Mezarlığı’nı ziyaret etti.
Depremlerde hayatını kaybedenlere dua eden ve Kur’an okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mezarlara karanfil bıraktı, depremde yakınlarını kaybeden vatandaşlarla sohbet etti.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KAHRAMANMARAŞ’TA DEPREMZEDE AİLEYLE BİR ARAYA GELDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin merkez üssü Kahramanmaraş’ta, eşini ve iki erkek evladını kaybeden 53 yaşındaki Aliye Üzüm’e ziyarette bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaşanan felakette enkaz altından kurtarılan ve tedavisinin ardından iki kız evladı ile Onikişubat İlçesi Önsen Mahallesi’nde TOKİ tarafından inşa edilen rezerv konutlara yerleştirilen Üzüm’ü ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki çocuğa da koruyucu ailelik yapan Üzüm’den durumlarına ilişkin bilgi aldı.
Ziyarette Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Ankara 2 No’lu Barosu’nca Ankara Adliyesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen 2026-2027 Adli Yılı Açılış töreniine Adalet Bakanı Akın Gürlek katıldı ve bir konuşma yaptı.
Törende Adalet Bakan yardımcıları Burak Ceyhan ve Can Tuncay, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut ÇELİK ve Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan AĞDEMİR de hazır bulundu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, konuşmasında şunları söyled:
” Yeni adli yıl açılışımızın bütün yargı camiamıza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
2026-2027 yılı adli yılının başlangıcı vesilesiyle milli iradenin kalbi ve merkezi olan başkentimiz Ankara’da sizlerle bir araya gelmekten dolayı büyük büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Nazik davetleri ve samimi ev sahiplikleri dolayısıyla Ankara 2’nolu baromuzun başkanına, değerli yöntemine ve bu anlamlı buluşmanın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu büyük hukuk ailemizin, farklı alanlarında görev yapan mensuplarıyla bir araya gelmekten her zaman olduğu gibi bugün de büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Kıymetli avukatlarımızın hukuk sistemi içerisinde vazgeçilmez konumunu çok iyi biliyor , Ankara 2 No’lu baromuzun meslek odaklı çalışmalarını takdirle takip ediyorum. Yeni adli yıl ülkemiz, milletimiz, yargı teşkilatımız ve hukuk camiamız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Adalet hizmetlerinin kesintisiz biçimde yürütülmesinde bilgi, birikim emekleriyle katkı sunan bütün avukatlarımıza çalışmalarında kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup bu konuyu oldukça önemsiyoruz. Şimdi burada sizlere bir bakan olarak değil, evinizde misafir bir hukukçu dostunuz olarak kalbi, sohbetlerimi gerçekleştirmek ve samimi duygularımı paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargı adeta milletimiz aleyhine işletildiğini, FETÖ gibi yapıların uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını, hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlüklerini kısıtlama yönündeki süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını maalesef gördük. FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde her şeyde olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla, yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları, en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık.
Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız cuntacı, darbeci vesayetci anlayışları ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı haline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleskleriyle bu dar boğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin. Aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizden yirmi, otuz hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizi hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız.
Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hal uygulamalarına, yargının işlemez hale getirdiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibariyle çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik.
Geçmişten, bugüne milletimizin kalkınmasının huzurunun ve güvenliğin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk, Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler, devletimizin kuzey kurumları ile toplumumuzun bütün kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık dökük ve gedik olmamalıdır.
Bugün şu yapının, en önemli taşıyıcı unsurlardan biri de barolarımız ve onlara oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz.
Aynı zamanda, o ildeki yargı altyapımızın, yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek, yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Adriyatik’ten, Çin seddine kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı suran bütün avukatlarımızı yürekden kutluyorum.
Hepimiz, büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız, Bir saatin çarkları gibi hakimlerimiz, cumhuriyet savcılarımız, avukatlarımız ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır.. Çünkü hepimizin hedefi, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği vatandaşlarımızın, hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple bakanlığımıza sunulacak, yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açıktır.
Yeter ki sözümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati olsun. Avukat meslektaşlarım, dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu batı ülkelerinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır.
Yakın coğrafyamızda, evrensel hukuk mühendisliği altında yaşanan masum insanların 10 yıllardır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına bir damla insan kanının bir damla. petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına, adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilemesi, ulusal uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın barolarımızın ve avukatlarımızın katkıları ile insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukuku etkin bir biçimde işletmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkçası söylüyorum ki bu Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve yaşadığı asli sorumluluklarından biridir.
Türk milleti adalet hukuku nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, adalet merkezi tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan, ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü ve huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye insanlığın barışına bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum her zaman yok olmaya mahkum olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce milli mücadelemize merkezlik eden Ankara’mızın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı. Onların top sesleri Polatlı’ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz, Güçlü Türkiye’nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2′ No’lu baromuzun,kıymetli mensupları hukuk karşısında herkes eşittir. Hiçbir kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet herkese lazım olan can suyudur. hiç kimse kendisini imtiyazlı ve ayrıcalıklı konumda göremez.
Toplum vicdanı buna asla müdahale etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etti etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızı, huzur ve güvenliği bizi en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir. Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere toplumumuzda öğretiyoruz.
Örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu, özendiren yaşam tarzlarını, gençlerimizi ve genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan herkesi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık.
Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık. Adalet sistemimizi ayakta tutan hukuk düzeni en önemli unsurlardan biri olan avukatlık, vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıyan hak arama hürriyetini somutlaştıran ve aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan güçlü bir müessesedir..
Avukatlık mesleğinin bu büyük ailesinin her bireyin hassasiyet göstermesi gereken etik değerleri arasında olduğunu biliyorum. Elbette savunma hakkı hukuk sistemimizin dokunulmaz değerlerinden birisidir.
Bununla birlikte, avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurulların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları, siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, mesleğini hukukun üstünlüğünü her şartta korumaları büyük önem taşımaktadır. Aksi yönde tutumların hem savunma makamına hem de yargıya dünyaya zarar vereceği açıktı. Kıymetli avukatlarımız, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı olarak avukatlarımızın görevlerini daha iyi şartlarda getirilebilmesi için yürüttüğümüz çalışmaları büyük bir hassasiyette takip ettiğimizi de bilmenizi isterim.
Adalet hizmetinin vatandaşa zamanında etkili ve güvenilir bir biçimde ulaştırılması konusunda sizlerle aynı sorumluluğu paylaşıyoruz. Avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımı tanımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık. Yeni alpaklık kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızı desteklenmesinden cnk, adli yardım hizmetlerini ile çalışma şartlarını iyileştirmesine kadar birçok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsili yaygınlaştırılması yönündeki adımlarımızı barolarımızla istişare içerisinde atmaya devam edeceğiz.
Avukatlarımızın yaşadığı sorunların da çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri eklemeyi temenni ediyorum. Bu konuları, Ankara 2 No’lu baromuzun başkanıyla da sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz. Avukatlarımızın silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepler geliyor.
Bu konuda Maliye bakanımızda görüşmeler yaptık. Onlar da bize yardımcı oldular. Ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda olanda alınması, devamındaki eylemlerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık. Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır.
Bu nedenle hakim ve savcı arkadaşlarımızın da yargıda belirlenen hedef süreleri riayet etmesi gerektiğini her fırsatta ben katıldığım programlarda da ifade ediyorum. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının bir buçuk yılda tamamlanmasını hedefliyoruz. Ayrıca, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de Ekim ayındaki pakette hayata geçirmeyi düşünüyoruz.
Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz. Uygulamanın içerisinden gelen bir hukukçu olarak avukatlarımızın, mahkeme kalemlerinde ve adli hizmetlerinden yararlanırken karşılaştığımız sorunları yakinen biliyorum. Hakim bir Cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum.
Kıymetli yargı ve teşkilat mensuplarımızın bu hassasiyet gözetme konusunda da gayretleri bizleri sevindiriyor. Çünkü 27 bin 500 hakim ve savcımızla 211 bin avukatımızla, aynı hukuk ailesinin mensuplarıyız. İnşallah yine adli yılda da yürüttüğümüz çalışmaların sonuçlarını hep birlikte uygulamada göreceğiz.
Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de “Güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın güçlü bir hukuk üzerinden geçtiği konusudur. Adalet yüzyılının vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik, kuşatıcı anayasa hedefimizden vazgeçmeden, hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileri taşıma yönündeki irademizi inşallah sürdüreceğiz.
Ankara için 2 No’lu baromuzun kıymetli yönetimi ve değerli üyeleri, beni sabırla dinlediğiniz için sizlere bir kez daha şükranlarımı sunmak istiyorum. Sözlerime son verirken bu samimi buluşmaya ev sahipliği yapan Ankara 2 No’lu baromuzun başkanına ve değerli yönetimine ve görüşlerini bizimle paylaşan siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum.
Sizleri bir kez daha saygı, sevgi en kalbi duygularla selamlıyorum”
Konuşmalardan sonra Bakan Gürlek’e hediye takdimi yapıldı. Adli yıl açılış töreni hatıra fotoğraf çekimleriyle sona erdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran da resepsiiyonda hazır bulundu.
Resepsiyonda, önce Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi..
Kur’an-ı Kerim tilavetinin hemen ardından Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonunda Türk ve Pakistan Milli Marşları seslendirildi.
Milli Marşların seslendirilmesinden sonra konuşmalara geçildi.
Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonundaki ilk konuşmayı Pakistan’ın Savunma Ataşesi Air Commodore Muhammad Asif BHATTI yaptı: ” Pakistan’ın 61’inci Savunma Günü’ne hoş geldiniz demek benim için büyük bir onur ve ayrıcalıktır.
Bugün, Pakistan’ın dış tehditler altında kaldığı 6 Eylül 1965’te Pakistan’ı savunanların cesaretini, fedakarlığını ve kararlılığını anıyoruz. Pakistan her zaman barışı hedeflemiştir. Kendisi, komşuları ve daha geniş bölge için barışı hedeflemiştir, ancak 1965’te, Pakistan’ın savunma gücü ve silahlı kuvvetleri, olağanüstü cesaret, profesyonellik ve onurla anavatanı savunarak, önemli bir karşılık vermiştir.
Bugün de aynı mirası sürdüren Pakistan, son derece profesyonel ve güçlü bir askeri ve silahlı kuvvetlere sahiptir. Çok açık bir şekilde belirtmek isterim ki, hiçbir saldırgan veya terörist niyetimiz yoktur ve egemenliğimizden asla ödün vermeyeceğiz.
Terör, ulusumuzun güvenliğinin bütünlüğünü tehdit etmiştir. Savunma yeteneklerimiz, stratejik ortaklıklarımız ve uluslararası ilişkilerimiz, çoğu ülkenin tutumunda olduğu gibi, barış, güvenlik ve istikrara yöneliktir.
Yurtta barış, dünyada barış; savunma ruhu, Keşmir halkının özlemleriyle birlikte, Pakistan’ın Cammu -Keşmir anlaşmazlığının barışçıl çözümüne olan bağlılığını da yeniden şekillendirebilir; bu, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer almıştır.
Ayrıca, Pakistan’ı savunurken ve terörizmle mücadele ederken hayatlarını feda eden herkese saygılarımızı sunuyoruz. Onların fedakarlıkları asla unutulmayacak.
Pakistan’ın, yüzyıllardır süregelen ortak tarihe ve halklarımız arasındaki kalıcı sevgiye dayanan eşsiz bir kardeşlik anlayışını paylaştığı bir ülke olan Pakistan’ın 30. yıl dönümünün ilk gününü anmak özellikle anlamlıdır. Maca Savunma Hatları, kardeşliğin, karşılıklı testin ve barış ve güvenliğe olan ortak bağlılığın derinliğini gösteren bir protesto etkinliğidir. Bu olağanüstü ortaklığı daha da geliştirmeyi ve birlikte barış ve istikrara katkıda bulunmayı dört gözle bekliyoruz. Bu akşam burada bulunan diğer tüm önemli kişilere teşekkür ederiz.
Savunma Ataşesi BHATTI’den ardından Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yousaf JUNAID ikinci konuşmacı olarak kürsüye geldi.
Büyükelçi JUNAID, konuşmasında şunları söyledi: ” Ekselansları Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER, Türk Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı ve diplomatik temsilciler, hepinize iyi akşamlar dilerim. Bugün, Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü’nü anmak için burada toplandık. Bu, Pakistan tarihinde gerçekten özel bir yere sahiptir.
Eylül 1965. Bu gün, vatanımızı savunmak için silahlı kuvvetlerimizin yanında duran, şehit düşen seçkin askerlerin yaptığı fedakarlıkları bize hatırlatır.
Bu şanlı gün, Pakistan’a olan bağlılığımızı, sadakat ve hizmet sözümüzü yenilememizi ve vatanımızın güvenliği için cihatı kucaklayan bu seçkin, vatan evlatlarına saygı duruşunda bulunmamızı gerektirir.
Bölgemizin temelinde yatan sorun olan Keşmir ve Afganistan meselesi, 1947’deki bölünme gündeminin tamamlanmamış olması, Güvenlik Konseyi kararlarının ve yasadışı olarak işgal edilen Keşmir halkının özlemlerinin hiçbir zaman yerine getirilmemesi ve onların iradelerinin ifade edilmesine asla izin verilmemesi, 5 Eylül’ün bize askerlerimizin bugünkü değerini düşünme fırsatı vermesi de önemli. 5 Eylül, 60 yıl önce, hiçbir provokasyon, hiçbir uyarı veya savaş ilanı olmadan uluslararası sınırları aşan sayıca çok daha büyük bir düşmanla karşı karşıya kalan askerlerimizin değerini de yansıtıyor.
Pakistan bu savaşı istememişti. Ancak savaş bittiğinde, güneş doğduğunda, cevabımız hazırdı ve tüm dünya, milletin askerlerinin yanında nasıl kahramanca durduğunu ve vatanımızı nasıl savunduğumuzu gördü. Bu, tarihin en dikkat çekici savaş olaylarından biri olarak tarihe geçti. Pakistan her zaman barışa yönelik bir eğilime sahip olmuştur.
Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali CİNNAH, Pakistan’ın bağımsızlığının hemen ardından, 15 Ağustos’ta bir açıklama yayınladı. Pakistan’ın kimseyle düşmanlık içinde olmadığını, amacının iç ve dış barış olduğunu, barış içinde yaşamak ve hem ülke hem de dünya ile dostane ilişkiler sürdürmek istediğini ve kimseye karşı saldırgan bir tutum sergilemediğini belirtti. Bu sözler, Pakistan’ın barışa olan bağlılığını yönlendirmeye devam ediyor.
Pakistan ilerleme yolunda devam ediyor.. Geleceğimiz için canlarını feda edenleri her zaman hatırlayacağız. Ülkenin savunması 16 Eylül ile sınırlı değildir.
Bu devam eden bir süreçtir ve ideolojik ve bölgesel sınırlarımızı korumaya kararlıyız; bu sınırlar, hazırlıklı olduğumuz kadar şiddetle korunmalıdır. Hazırlıklılığımız yakın zamanda tekrar test edildi.
Geçen yıl Pakistan, sadece ölenlere başsağlığı dilemekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası soruşturma teklifinde de bulundu. Ben de aynı şekilde etkilenmedim, taraf olmadım. Hiçbir baskı görmedim, yine de bir saldırıyla karşı karşıya kaldık.
O gecelerde yaşananlar hepimizin bildiği bir durum. Bu saldırılara çok sert bir karşılık verildi. Sorumlu bir devlet olarak ufku analiz etmedik, ancak hareketimiz, ana yanıtımız, ulus olarak birleşmiş bir şekilde mücadele etmekti.
Dünyanın o birkaç gün boyunca tanık olduğu şey, iyi hazırlanmışsanız, gerçekten ışığınız varsa, yeteneğiniz varsa, her türlü zorluğa dayanabileceğinizin klasik bir örneğidir ve biz bunu başardık. Askerlerimiz harika, en büyük varlıklarımız. Sadece ulus için en büyük fedakarlığı yapmakla kalmadılar, aynı zamanda barış zamanlarında ülkenin genişlemesi ve kalkınması için de oradaydılar; deprem, bina felaketi, sel gibi olaylarda da mücadele ettiler, ihtiyaç anında yanlarında oldular ve onlarla gurur duyuyoruz. Disiplinleri, cesaretleri ve fedakarlıkları her zaman hatırlanacak.
Tüm ulus için bir ilham kaynağı olan Pakistan Silahlı Kuvvetlerinin hizmetlerinin kendi sınırlarımızın ötesine uzanmasıyla, küresel barışa büyük katkılar sağladık; BM barış operasyonlarına en büyük katkıda bulunanlardan biriyiz. Pakistan birlikleri, dünyanın dört bir yanındaki çatışma bölgelerinde üstün hizmet verdi ve barış ve güvenliğe olan katkılarımız bunun kanıtıdır. Bugün.Pakistan ulusu birleşmiş durumda. Her zaman birleşik olacağız ve amacımız Pakistan’ı insanların kendi ihtiyaçlarına ve ilkelerine göre yaşadığı barışçıl bir bölge haline getirmektir. Ve her geçen gün daha da güçleneceğiz çünkü sadece barışa inanıyoruz.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde, ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız
Geçen hafta, 6 Eylül 1965’te ve 65’ten sonra ülke için hayatlarını feda edenlerin anısına,bir anma yazısı yayınlandı.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız. Pakistan’ın güvenliğini savunan bu cesur askerlerin aileleri, genç kayıpları bizim kaybımızdır.
Sizin şerefiniz bizim şerefimizdir, benim şerefim de öyle.
Bu kayıpların yanı sıra, Pakistan’ın daha güvenli, daha düzenli ve daha barışçıl bir ülke olmaya devam etmesi için, Pakistan ZİNDABAT.
Büyükelçi JUNAID’dan sonra kürsüye Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER geldi.
Bakan GÜLER de şöyle konuştu: “Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor ve Pakistan’ın kardeşlerimizin bu davetleri nedeniyle de şükranlarımı soruyorum.
Öncelikle dost ve kardeş ülke Pakistan’ın, savunma ve şehitler gününü en içten dileklerimle kutluyor, Pakistan halkına selam ve saygılarımı sunuyorum. Bu vesileyle Pakistan’ın bağımsızlığı, egemenliği ve güvenliği uğruna canlarını feda eden aziz şehitleri rahmet ve minnetle yad ediyor, kahraman gazilere şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, ortak tarihi hafızaya, köklü kardeşlik bağlarına ve sarsılmaz karşılıklı güvene dayanmaktadır.
Milletlerimiz, tarih boyunca sevinçte de hüzünde de birbirlerinin yanında durmuş, zor zamanlarda sergiledikleri dayanışmayla, dostluğunu ve kardeşliğin en güzel örneklerini ortaya koymuşlardır. Bizim için Pakistan, dost bir ülke olmanın ötesinde gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçası, aynı ideal ve değerleri paylaştığımız sıratejik bir ortağımızdır. Bugün, bu güçlü kardeşlik, diplomasi, savunma, güvenlik, ekonomi, eğitim, teknoloji alanlarında her geçen gün daha da derinleşen çok boyutlu bir işbirliğine dönüşmüştür.
Askeri alandaki yakın işbirliğimiz, bu stratejik ortaklığın en en güçlü alanlarından da birisini oluşturmaktadır. Silahlı kuvvetlerimiz arasındaki müşterek eğitim faaliyetleri ve tatbikatlar, personel değişim programları ve karşılıklı tecrübe paylaşımı sayesinde ulaştığımız yüksek seviyeden bu çerçevede gittikçe artan dayanışmamızdan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz hafta 30 Ağustos Zafer bayramımız, münasebetiyle özel bir resepsiyon düzenleme nezaketi göstererek bu anlamlı günümüze ortak olan Pakistan kara kuvvetlerine en derin şükranlarımızı mı sunuyor, bu husustaki katkılarından dolayı da özellikle Mareşale de teşekkürlerimi sunuyorum.
Türkiye ve Pakistan yalnızca kendi güvenlikleri için değil, bölgemizde ve tüm dünyada barışın, istikrarın ve uluslararası güvenliğin tesis edilmesi ve güçlendirilmesi için de önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Bu anlayışın güncel ve somut örneklerinden biri de Pakistan’ın, bölgemizde Barış ve istikrarın korunmasına yönelik kapsamlı diplomatik girişimleridir.
Nitekim, Pakistan’ın İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi, ateşkesin sağlanması ve kalıcı, barışın tesis edilmesi amacıyla sergilediği yoğun gayretleri memnuniyetle müşahede ediyoruz. Pakistan’ın bu süreçte taraflar arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması, çatışmaların durdurulması için yoğun ve yapıcı tutumu ile ortaya koyduğu samimi diplomatik çabaları uluslararası toplum tarafından da takdirle karşılanmıştır.
Türkiye olarak böylesine kritik bir konuda öncü bir rol üstlenen stratejik ortağımız, Pakistan ile yakın istişare ve koordinasyon içinde hareket ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, hassas küresel güvenlik ortamında dost ve kardeş ülkelerle geliştirdiği stratejik işbirlikleriyle uluslararası güvenlik ve istikrara katkılar sunmayı kararlılıkla sürdürmektedir. Bu anlayışla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasını da 3 kardeş ülkenin köklü bağlarını ve karşılıklı güvenini stratejik bir zeminde daha da güçlendiren tarihi bir adım olarak görüyoruz.
Kolektif caydırıcılığı esas alan bu anlaşmanın ortak güvenliği takip etmesinin yanı sıra askeri konularda birlikte çalışabilirliliği ve savunma sanayi işbirliği daha da ileriye taşıyacağına ve bölgemizin Barış ve istikrarına önemli katkılar sağlayacağına da yürekten inanıyorum. Nitekim Mekke savunma ittifakı kapsamında kurulan stratejik siyasi ve savunma komitesi’nin ilk toplantısı, ülkemizin ev sahipliğinde bu hafta başında 3 ülkenin yetkili makamlarının katılımıyla icra edilmiş. Bu kapsamda, ittifakın kurumsal yapısı ile yürüteceği stratejik işbirliği esasları da görüşülmüştür. Birbirinden kritik geniş imkan ve kabiliyetlere sahip olan 3 kardeş ve dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü iradenin, ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, Pakistan’ın savunma ve şehitler gününü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, dost ve kardeş Pakistan halkına sağlık, huzur ve refah diliyorum. Yaşasın Türkiye Pakistan kardeşliği iyi akşamlar”
Konuşmalardan sonra günün anısına hatıra fotoğrafı çekildi ve davetlilere Pakistan ve Türk mutfağından yiyecekler ikram edildi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.