Ankara’nın Oran semtindeki Türk-Japon Vakfı’nda Filistin Halkıyla Dayanışma Günü dolayısıyla bir etkinlik gerçekleştirildi.
Etkinlikte Türkiye’yi içişleri Bakanı Ali YERLİKAYA temsil etti.
Dayanışma Günü Etkinliğine Filistin Büyükelçisi Abu JAISH de katıldı.
Etkinlikte Büyükelçiler, Askeri Ataşeler, Türkiye’de ikamet eden Filistinliler ve davetliler de yer aldı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 29 Kasım 1977 tarihinde yapılan oturumunda alınan kararla Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü ilan edilen bu günde sorununun çözümüne destek vermek amacıyla 1978’den bu yana her yıl 29 Kasım’da etkinlikler düzenleniyor.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 29 Kasım Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen etkinlikte, “Türkiye, dün olduğu gibi bugün de yarın da Filistin halkının yanında olacaktır. Filistin halkı özgürlüğüne kavuşuncaya bağımsız, egemen, toprak bütünlüğü haiz, 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti kuruluncaya kadar sebat ve sabırla yol almaya devam edecektir” şeklinde konuştu.
Filistin’in Ankara Nasri Abu Jaish, “Bizim bugündeki mesajımız, bağımsız Filistin topraklarında özgürce yaşama umuduyla direniş, barış ve yaşam mesajıdır. Biz özgür bir yaşamı hak eden bir halkız ve egemen, bağımsız devletimizde, başkenti Doğu Kudüs olan adil bir barış için elimizi uzatıyoruz”
Etkinlik geçmişte, hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşuyla başladı.
Saygı duruşunun hemen ardından Filistin ve Türk Milli marşları seslendirildi.
Milli marşların seslendirilmesinden sonra bir video filmi gösterildi.
Etkinlikte konuşmasını yapmak üzere kürsüye ilk olarak Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nasri Abu Jaish geldi.
Büyükelçi JAISH, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 29 Kasım 1977’de Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü olarak ilan ettiği günden bu yana hala işgal altında yaşayan bir halkın varlığının dünyaya hatırlatıldığının altını çizdi.
Büyükelçi Jaish, Filistin ile dayanışmanın yalnızca manevi bir destek değil, aynı zamanda Filistin davasının meşruiyetinin kabulünün ve bu davanın çözümünün Orta Doğu’nun yanı sıra tüm dünyanın güvenliği ve barışı için zorunlu olduğunun ilanı olduğuna dikkati çekerek, “Dayanışmanın, zulmün duvarlarını yıkan güç olduğunu öğrendik. Biz, 77 yılı aşkın bir süredir Filistin’de kaybolmuş adaletin yeniden tesisi için her zaman sizin dayanışmanıza güveniyoruz; insani değerleri, uluslararası meşruiyeti ve hak sahiplerine hakkın teslim edilmesini yeniden canlandırmak için”şeklinde konuştu.
Bu yılki Dayanışma Günü etkinliğinin Filistin’in varoluşuna ilişkin ciddi ve trajik meydan okumalarla karşı karşıya kalındığı bir zamana rast geldiğinini hatırlatarak şunları söyledi: “Bu meydan okumalar, işgalci İsrail tarafından bize dayatılmış olup insani değerlere açık bir saldırıdır. Gazze Şeridi’nde iki yılı aşkın süredir yaşananlar, kapsamlı bir soykırım, etnik temizlik ve kelimelerle tarif edilemeyecek sayıda şehit ve yaralı; bunun yanı sıra kayıp insanlar, çadırlarda yaşayanlar, açık havada barınan yüz binlerce masum. İşgalci ordu, Gazze’nin altyapısını tamamen yok etmiştir: hastaneler, okullar, üniversiteler, ibadethaneler… Gazze bugün su, ilaç ve elektrikten mahrum bırakılmaktadır. Bu durum tüm insani ve hukuki normlara açıkça aykırıdır. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki durum da daha az tehlikeli değildir. İşgal ordusunun desteklediği yerleşimci şiddeti, Filistinlileri topraklarından söküp atmayı ve onları zorla göç ettirmeyi amaçlayan çılgınca bir seviyeye ulaşmıştır. Yerleşim faaliyetlerinin hızı Birleşmiş Milletler kararlarına ve uluslararası hukuka meydan okurcasına artmaktadır. Biz özgürlüğümüzün bedelini her gün ödüyoruz. Aziz şehitlerimizin fedakarlıkları, işgal zindanlarındaki kahraman esirlerimizin direnişi; bütün bunlar var olma irademizi besleyen güçtür. Ne kadar ağır olursa olsun bu topraklarda direnişe ve sabra alışığız. Bu, Filistin’in geleceğine karşı ilan edilmiş bir savaştır. Biz bu dünyada kaybolmuş adaleti , özgürlük, istikrar ve barışı arıyoruz. Ne kendi çocuklarımızın ne de komşularımızın çocuklarının ölmesini istiyoruz. Uluslararası toplumun, Amerika’nın ve Güvenlik Konseyi’nin ahlaki ve hukuki sorumluluğu vardır. Bu saldırganlığı ve işgali derhal ve koşulsuz olarak durdurmak zorundadırlar.”
Büyükelçi Jaish, “Bizim bugündeki mesajımız, bağımsız Filistin topraklarında özgürce yaşama umuduyla direniş, barış ve yaşam mesajıdır. Biz özgür bir yaşamı hak eden bir halkız ve egemen, bağımsız devletimizde, başkenti Doğu Kudüs olan adil bir barış için elimizi uzatıyoruz” ifadesini kullandı.
Bu zor dönemde gerçek dayanışmanın değerinin Filistin davasını hiç terk etmeyen kardeş ve dost ülkelerin tutumlarında daha belirginleştiğini altını çizen Büyükelçi, “Filistin halkının haklarını destekleyen tutumlarından dolayı tüm kardeş ve dost ülkelere şükranlarımı sunuyorum. Kardeş Türkiye Cumhuriyeti’ne, liderliğine ve halkına en derin teşekkürlerimizi iletiyorum. Gazze’ye yönelik saldırılar karşısında Türkiye’nin ilkeli ve kararlı duruşunu, insani yardımları ve uluslararası alanda gösterdiği siyasi baskıyı takdirle karşılıyoruz. Türkiye’nin adalet çağrısı güçlü, duyulan ve Filistin halkına bu kritik dönemde güç veren bir sestir. “Filistin’i tanıyan devletlerin sayısı 160’a ulaştı” 1988 yılındaki ilanından bu yana Filistin Devleti’ni tanıyan tüm ülkelere de derin teşekkürlerimizi sunuyoruz. Özellikle 2024 ve 2025 yıllarında Gazze’ye yönelik saldırılar sırasında Filistin Devleti’ni tanıma yönünde cesur kararlar alan ülkeleri saygıyla anmak zorundayım. Bu, bizim için bir ahlaki görevdir. Bu devletlerin bayraklarını burada onurla sergiliyoruz: İspanya, Slovenya, Ermenistan, Malta, Norveç, İrlanda, Portekiz, Fransa, Birleşik Krallık, Belçika, Lüksemburg, Kanada, Avustralya, Monako, Jamaika, Meksika, Andorra, Barbados. Böylece Filistin’i tanıyan devletlerin sayısı 160’a ulaşmıştır. Kardeş ve dost ülkelerin her adımı, işgalciye artık hak inkarı döneminin sona erdiğini açıkça göstermektedir. Bu nedenle, dünyanın geri kalanını da bu yolu izlemeye ve adalete dayalı barış ihtimalini güçlendirmeye çağırıyoruz. Filistin için adalet talep eden ve soykırımın durdurulmasını, İsrail’in hesap vermesini isteyen milyonlarca özgür insanı da selamlıyor, saygıyla anıyoruz.”
Büyükelçi Jaish, geleceğe dair vizyonlarının hem uluslararası meşruiyete dayalı adil barış, bölgesel ve küresel bir gereklilik olduğuna vurgu yaparak bunun tek yolunun işgalin tamamen sona erdirilmesi, uluslararası kararların uygulanması ve bağımsız Filistin Devleti’nin somut şekilde hayata geçirilmesi olduğunu kaydetti.
Büyükelçi Jaish bu doğrultuda uluslararası toplumu, dayanışmasını somut mekanizmalara dönüştürmeye davet ettiklerini belirtti ve bunların başlıcalarını şu şekilde ifade etti. -Yaralı Gazze Şeridi’ne sınırsız ve yeterli miktarda insani yardım girişinin sağlanması. -Gazze ve Batı Şeria’nın yeniden inşasına başlanması ve İsrail’in verdiği tüm zararlardan sorumlu tutulması. -1967’de işgal edilen topraklarımızdan İsrail işgalinin sona erdirilmesi için etkili, garantili uluslararası bir mekanizmanın kurulması. -Kudüs ve kutsalların korunması; Kudüs’ün tarihi ve hukuki statüsünün korunması, İslami ve Hristiyani kutsal mekanların tüm Yahudileştirme ve zaman–mekan bölme girişimlerinin durdurulması. -Filistin liderliğine ve devlet kurumlarına destek.
-Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi olduğunu yineliyor ve kurumlarımızı yeniden inşa ve reform çabalarında Devlet Başkanımızın planına uluslararası destek çağrısında bulunuyoruz.
Jaish, sözlerini “Uluslararası hukuki hesap verebilirlik ve cezasızlık kültürünün sona erdirilmesi. Barış, adalet uygulanmadan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin savaş suçlusu Netanyahu, savunma bakanı ve genelkurmay başkanı hakkında verdiği karar uygulanmadan kalıcı olamaz.” diyerek noktaladı.
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Abu JAISH’den sonra kürsüye İçişleri Bakanı Ali YERLİKAYA geldi.
Türkiye uluslararası alanda Filistin konusunda yapıcı bir tutum sergilemeye devam etmektedir. Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımını İçişleri Bakanı Ali YERLİKAYA şöyle anlattı:
“ Allah’ın selamı rahmeti, bereketi üzeriniz olsun.
Sayın büyükelçim, sayın büyükelçiler Kıymetli filistinli kardeşlerim, değerli konuklar. Sizleri filistin halkı ile dayanışma günü vesilesi ile hürmetle muhabbetle selamlıyorum. Bu anlamlı törene, katılmakta Filistinli kardeşlerimiz de gönül gönüle omuz omuza olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Bugün asırlara dayanan kardeşlik hukukumuzu, ortak tarihimizin ve inancımcımızın gereğini yerine getirmenin idrakiyle hareket ediyoruz.
İçinde bulunduğumuz dönem. Uluslararası toplumun filistin halkıyla dayanışmasını en yüksek düzeyde tutmasını gerektirmektedir.
Çünkü bugün Gazze’de ve işgal altındaki filistin topraklarında yaşananlar, insanlığın vicdanını, hukuk ve adalet duygusunu sınamaktadır.
Filistin halkı, iki yılı aşkın bir süredir insanlığın şahit olduğu en büyük kıyımlardan birine maruz kalmaktadır.
Gazze’de yaşanan bu soykırımda çoğunluğu kadın ve çocukluk 70 binden fazla filistinli kardeşimiz şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
İsrail 10 binlerce Filistinli kardeşimizi yaralamış ve sakat bırakmıştır. Binlerce evladımız, yetim veya öksüz kalmıştır 2 milyona yakın kardeşimiz evlerinden yurtlarından koparılmıştır.
Gazze’nin alt ve üstyapısının yüzde sekseninde fazlası tahrip edilmiştir.
Kıymetli misafirler. İsrail’in saldırıları ve mezalimi sadece Gazze’de sınırlı kalmamıştır. İsrail hükümetinin ilk kıblemiz, mescidi Aksa’ya yönelik saldırıları ve provokasyonları artarak devam etmektedir.
Bizim için Kudüs, Hazreti Ömer’in adalet mirasıdır. Selahattin Eyyubinin emaneti ecdadımızın, asırlar boyunca emanet bir baştan tacı ettiği kutlu bölgedir.
Batı şeria’da İsrail saldırıları ve yerleşimci terörü devam etmektedir. İsrail hükümeti tarafından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde yasa dışı yerleşimler desteklenmekte, Filistin halkına yönelik saldırılarını artırmaktadır.
İsrail’in saldırıları, Lübnan, Suriye İran ve Katar’a da sıçramıştır. İsrail’in yayılmacı politikaları. Sadece Filistin’i değil, bölgemizin huzur ve güvenliğini küresel barışı da tehdit etmektedir.
Oysa bu coğrafya asırlardır farklı dinlerin dillerin ve kültürlerin birlikte yaşama tecrübesini biriktirmiş bir medeniyet havzasıdır.
Tüm bu saldırılara, vahşete, baskılara ve sindirme girişimlerine rağmen Filistin halkının dimdik ayakta durması, direniş ruhundan hiçbir şey kaybetmemesi bütün dünyaya örnek olmuştur.
Gazze’deki soykırımı önleyemeyen, uluslararası toplumu Filistin halkına karşı büyük bir borcu vardır.
Dünya, Gazze’de kalıcı barışı ve yeniden imarı sağlamak için daha güçlü ve samimi bir irade ortaya koymalıdır. İsrail’in, filistin’deki işgal ve ilhak uygulamalarını karşı çıkmalı, Filistin halkının bir an evvel özgürlüğüne kavuşması için samimi gayretlerini artırmalıdır.
Filistin meselesi ertelenebilir, ötelenebilir bir mesele değildir. ülkemiz ikili ve çok taraflı platformlarda Filistin davasının haklılığını, Filistin halkının güvenliği ve refahı için çabalarını aralıksız olarak sürdürmektedir. Yürütülen ateşkes çabalarına Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğü bu konudaki duruşumuzun en net ifadesi olmuştur.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 24 Eylül günü New York’ta 8 islam ülkesi liderinin ABD Başkanı ile görüşmesi, Gazze’de ateşkesin sağlanmasına yönelik süreç ilk adımını teşkil etmiştir.
Ülkemiz Şam el Şeyh bildirisine imza atarak Filistin’de, kalıcı Barış için gereken sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğunu bir kez daha bütün dünyaya ilan etmiştir.
Sağlanan ateşkes İsrail ihlallerine rağmen sürdürülüyor olması oldukça önemlidir. Ancak ateşkes mutabakatının tüm unsurlarıyla birlikte eksiksiz ve samimi bir şekilde hayata geçirilmesi elzem.
Türkiye, Filstin halkının yararına olacak haklarını koruyacak Gazze halkının acılarını hafifletecek tüm girişimlere öncülük etmeye devam edecektir. Bu anlayışla ülkemiz, islam işbirliği teşkilatı, Arap ligi faaliyetleri küresel süreci ve New york konferansı bağlamında en ön saflarda yer almıştır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi üyeleri bir Karar verdi. Fransa dahil olmak üzere 11 ülkenin daha Filistin’i tanımasıyla önemli bir diplomatik eşik aşılmıştır.
Türkiye. Filistin’in, Birleşmiş Milletler’e tam üyeliğinin sağlanması için girişimlerini kararlılıkla sürdürecektir.
Bu mücadele sahadaki mücadelenin tamamlayıcı bir parçasıdır.
Gazze’ye insani yardım sağlamaya yönelik faaliyetlerimiz de devam etmektedir.
Son olarak on sekizinci iyilik Gemimiz, Al Araiş limanına ulaşmıştır. Ekim’ den bu yana 103 bin tondan fazla insani yardım sevk edilmiştir.
Bu yardım malzemelerinin her birinde Türk milletinin duası ve kardeşlik eli vardır.
Devletin imkanlarıyla aziz milletimizin gönlü ve hayırseverliği birleşmekte, Gazze’ye uzanan bu iyilik köprüsü her gün biraz daha güçlenmektedir.
Filistin davasının önemli mekanizmalarında biri olan Birleşmiş Milletler yakın doğudaki Filistinli mültecilere bayındırlık ajansının tasfiyesi için İsrail tarafından yürütülen kampanyalara karşı da mücadele edilmekte bu ajansa desteğimiz sürdürülmektedir.
Zira biz mazlumun elinden tutan her yapının güçlenmesini, zulme karşı duran her mekanizmanın ayakta ayakta kalmasını önemsiyoruz.
Filistin halkıyla dayanışma günü mesajımız son derece açıktır. Türkiye Dün olduğu gibi bugün de yarın da filistin han halkının yanında olacaktır. Filistin felissin halkı özgürlüğüyle kavuşunca bağımsız egemen toprak bütünlüğüne haiz.
1967 sınırlarında başkenti Doğu kudüs olan filistin Devleti kurulunca k kadar sebat ve sabırla yol almaya devam edecek.
Bu bizim için sadece bir dış politika tercihi değil. Tarihimize inancımıza, vicdanımıza karşı bir sorumluluktur.
Türkiye olarak refah, istikrar ve Barış çağrılarımızı güçlü bir şekilde dile getirmeye devam edeceğiz.
Filistin’de adil bir çözüm. Bölgemizde istikrarın, barışın ve refahın kapısını Allah’ın. İzniyle arayacaktır.
İki devletli çözümün zemin kazanması ve filistin devletinin tanınması hususu gündemimizin en üst sırasında yerini koruyacaktır.
Bu, duygu ve düşüncelerle Gazzeli yetimlerin gözlerinden Kudüs’lü, annelerin dualarından Batı Şeria’daki gençlerin direniş ruhundan bize ulaşan bütün mesajları yüreğimizden hissederek Milletimizin sevgi, muhabbet ve selamlarını filistinli kardeşlerimize iletiyorum.
Ve sizleri tekrar hürmetle muhabbetle selamlıyorum.
Öte yandan, Filistin Folklor ekibi yerel danslardan oluşan bir gösteri sundu.
Etkinlik, Filistin’e Özgür yiyeceklerin ikramı edildiği bir resepsiyonla sona erdi,
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “10. Yılında 15 Temmuz: İrade Bizim Zafer Bizim” programında yaptığı konuşmada, “15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecek. Bu millete uyanık olduğu, birbirine kenetlendiği, birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece iradesine kimse zincir vuramayacak” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile Başkent Millet Bahçesi’nde düzenlenen “10. Yılında 15 Temmuz: İrade Bizim Zafer Bizim” programına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda bir konuşma yaptı.
Konuşmasına alandakileri selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz kanlı darbe girişiminin 10’uncu yıl dönümünde, 10 yıl önce hemen yanı başımızda toprağa düşen kahramanları anmak, tarihimize şanla, şerefle yazılan destanımızı idrak etmek üzere Başkent Millet Bahçemizde sizlerle bir aradayız. ‘İrade Bizim, Zafer Bizim’ diyerek programımızı teşrif eden başta Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor, şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
“O GECE AZİZ MİLLETİMİZİN NASIL BÜYÜK BİR MİLLET OLDUĞUNA BİR KEZ DAHA ŞAHİT OLDUK”
Alandakilerin vasıtasıyla 81 ildeki 86 milyon vatandaşa, farklı platformlar üzerinden kendilerini takip eden vatan ve bayrak sevdalılarına da selamlarını, sevgilerini yollayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Sözlerimin hemen başında o kanlı ihanet gecesinde istiklal ve istikbalimiz uğruna bir gül bahçesine girercesine, kara toprağın bağrına giren 253 şehidimizin her birini rahmetle, minnetle, kemal-i edeple yâd ediyorum. Darbeci alçaklara karşı direnirken yaralanan 2 bin 737 gazimize şahsım ve milletim adına tek tek şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal eden 72 gazimize Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. O şehit ve gaziler ki cennet vatanımızın sinesine namahrem eli değmesin diye canlarını ortaya koydular. Şanlı hilal, gökte gururla, heybetle dalgalansın diye kanlarını akıttılar. Ezan-ı Muhammediler özgürce yankılansın. Devletimiz ebediyete kadar hür ve ayakta kalsın diye anadan, yardan, serden geçtiler.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Geride eşlerini bıraktılar, evlatlarını bıraktılar, gözü yaşlı analar, yüreği mahzun babaları bıraktılar. Ama yağmur gibi yağan kurşunlara karşı helikopter ve F-16’lardan atılan bombalara karşı, namlusunu millete çeviren haysiyetsizlere karşı tarihe geçen muhteşem bir destan yazdılar. Onlar, ‘İman varsa imkân da vardır.’ dediler. ‘Biz seferle mükellefiz. Zafer Allah’tandır.’ dediler. ‘Bu ülkeyi, ruhunu 1 dolara satmış alçaklara teslim etmeyeceğiz.’ dediler. Hani şair diyor ya, ‘Tarihin dilinden düşmez bu destan. Nehirler gazidir, dağlar kahraman. Her taşı yakut olan bu vatan can verme sırrına erenlerindir.’ İşte 15 Temmuz şehitlerimiz de her köşesi şühedanın mübarek kanlarıyla sulanmış bu vatan için, bu mübarek topraklar için can verme sırrına erdiler.”
Vatanının ebedî varlık mühürleri olan bütün şehitlerin ruhlarının şad, mekânlarının cennet olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz gecesi üniformasına ihanet eden teröristler karşısında milletin emaneti olan o şerefli üniformalarına sahip çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman mensuplarına jandarması, polisi, özel harekâtçısıyla tüm güvenlik kuvvetlerimize ellerinde bayraklarla, dillerinde dualarla, gönüllerinde Türkiye sevdasıyla sokaklara inerek darbecilere meydanları dar eden aziz milletimin her bir ferdine teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O gece, İstiklal Savaşı’nda şaha kalkan ruhun tekrar hayata ve harekete geçtiğini gördük. O gece asil ve aziz milletimizin nasıl büyük bir millet olduğuna bir kez daha şahit olduk. O gece göğsü iman dolu bu milletin önünde hiçbir gücün duramayacağını cümle cihana bir kez daha ilan ettik. O gece emperyalizme uşaklık eden haşhaşi çetesine karşı, bir asır önce olduğu gibi yine ‘Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım. Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.’ dedik” ifadelerini kullandı.
Aziz milleti bir kez daha tebrik ederek, bu yüce milletin bir ferdi olmakla onur duyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu lütfen unutmayınız. İhanet, sirayet ettiği bünyeyi tüm hücrelerine kadar saran sinsi bir virüstür. Bu virüs ahlak namına, insanlık namına hiçbir sınır tanımaz. Ahlak, vicdan, şeref, namus ve mertlik adına ne varsa bunların tamamını bir çırpıda silip atar” dedi.
Tarih boyunca millete, devlete ihanet edenlere bakıldığında ruhsuz ve onursuz mankurtlar sürüsünün görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunlarda hicap duygusu diye bir şey göremezsiniz. Bunlarda zerre miskal bulunmaz. Bunlarda vatan bilincinin, millet şuurunun esamesi okunmaz. Bunların nazarında millî ve manevi değerlerin hiçbir kıymeti olmaz. Bunlar millet ve memleketin azılı düşmanlarıdır. Bunlar, dünyevi çıkarları uğruna devletini ve milletini sırtından hançerleyen satılmış karakterlerdir. FETÖ’cüler Ankara’da 10 yıl önce Gazi Meclisimizi, Cumhurbaşkanlığı Külliyemizi, Genelkurmay Başkanlığımızı, Özel Harekât Başkanlığımızı, Havacılık Dairemizi, MİT Başkanlığımızı TRT ve Türksat’ımızı hedef aldılar. İstanbul’da ellerinde Türk bayraklarıyla darbeye direnen insanlarımıza kurşun yağdırdılar.”
“15 TEMMUZ GECESİ MİLLETİMİZ MUAZZAM BİR DESTAN YAZMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Marmaris’te kahraman emniyet mensuplarımızı kalleşçe şehit ettiler. Milletin namuslarına emanet ettiği tanklarla, uçaklarla, silahlarla, zırhlı araçlarla sadece milletimize değil, kendi silah arkadaşlarına da saldırdılar. 15 Temmuz gecesi sadece Ankara’da 149 kardeşimiz şehit verdik. Bin 508 kardeşimiz gazilikle şereflendi. Hemen karşımızdaki Ankara İl Emniyet Müdürlüğü binamız tankların, helikopterlerin, F-16’ların hedefi oldu. Kalleşliğin, acımasızlığın, gaddarlığın her türlüsüne milletçe tanıklık ettik. O gece telsizin ucundaki hain, pilot üniforması giymiş teröristlere, ‘Emniyet binasını vurun.’ diye komut veriyordu. İşte bu saldırılarda yedisi emniyet mensubu, altısı sivil olmak üzere 13 kahraman Ankara Emniyeti önünde şehadete yürüdü. Burada toplanan onlarca vatandaşımız gazi oldu.”
15 Temmuz gecesi şehadetle, gazilikle müşerref olan her vatan evladının ayrı bir hikâyesi olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle yarınların teminatı gençler için bu hikâyelerden birkaçını paylaşmak istediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece Ankara’da şehit düşen vatan evlatlarından birinin polis memuru Varol Tosun olduğunu hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Varol Tosun devletine ve milletine aşkla bağlı bir emniyet mensubuydu. Eşi ona bazen soruyordu, ‘Sen hiçbir şeyden korkmaz mısın?’ Şehidimiz ise Hazreti Hamza Efendimiz gibi eşine şöyle cevap veriyordu, ‘Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.’ Bir diğer şehidimiz Ömer İpek kardeşimizdi. O gece evden çıkarken ablasına ‘Ben çocuklarıma güzel bir ülke bırakmak istiyorum’ demişti. Annesine ‘Devleti bu çapulculara mı bırakacağız?’ demişti. Babasına ‘Ben şehit olmaya gidiyorum. Çocuklarım size emanet’ diyerek evden fırlamıştı. ‘Yolda nereye gidiyorsun?’ diye soranlara ‘Benim safım belli. Ben hakkın safındayım. Namusumu korumaya gidiyorum.’ diyordu. Polis memurumuz Hüseyin Kalkan yine burada vurularak şehit edildi. Arkadaşlarının anlattığına göre şehadet şerbetini içerken elleri kulağında ve kamet konumundaydı. Yüzünde ise huzurla dolu bir gülümseme vardı.”
Şehitlerden Volkan Canöz’ün 29 yaşında, henüz hayatının baharındayken yine burada FETÖ’cüler tarafından katledildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Annesinin Allah ve Peygamber sevgisiyle büyüttüğü, babası da Emniyet Teşkilatı mensubu olan polis memuru Muhammet Oğuz Kılınç ise 26 yaşında gencecik bir fidanken burada şehit düştü. Şehit emniyet amirimiz Cüneyt Bursa, 37 yaşındaydı. 253 şehidimizin tamamının 2 bin 737 gazimizin her birinin, daha nice anısı, o geceye dair daha nice hatırası var. Bunları tek tek anlatmaya kalksak inanın yüreğimiz dayanmaz. Rabb’im askeri, polisi ve siviliyle tüm şehitlerimizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin diyor, bizleri livaü’l hamd sancağı altında kendileriyle haşr-ü cem eylesin diyorum. Genci, yaşlısı, kadını, erkeğiyle 15 Temmuz gecesi milletimiz muazzam bir destan yazmıştır” diye konuştu.
“GÖNÜL COĞRAFYAMIZDAKİ DOSTLARIMIZ O GECE TÜRKİYE İÇİN SEFERBER OLDU”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece yaptığı davete icabet ederek sokaklara, meydanlara, havalimanlarına akın eden, tarlasındaki hasadını ateşe veren, iradesine, geleceğine, devletine canı pahasına sahip çıkanlardan Allah’ın razı olmasını diledi.
Çok acı çektiklerini, çok canlarının yandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Yakın dostlarımız dahil çok sayıda kardeşimizi inşallah cennete uğurladık. Henüz 16-17 yaşındayken körpe delikanlılarımızı toprağa verdik. Fakat bu aziz milletin basiretinden, ferasetinden, duası ve desteğinden Cenabıallah’ın nusret ve inayetinden ümidimizi hiç kesmedik. Yurt dışındaki vatandaşlarımız, gönül coğrafyamızdaki dostlarımız o gece Türkiye için seferber oldular. Ellerini açıp bizim için yüce Allah’a niyazda bulundular. O gece ‘Türkiye’ye zeval gelmesin’ diye ellerini semaya açan, seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatan tüm kardeşlerime de kalpten teşekkür ediyor, hepsine selamlarımı, muhabbetlerimi gönderiyorum.”
“ASIRLARDIR BU TOPRAKLARDA BAŞIMIZ DİK YAŞIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki bir kardeşimizin haykırdığı şu gerçeği dünyaya tekrar ilan etmek istiyorum. Özellikle bize ömür biçenlere, bu millete kefen biçenlere sesleniyorum. ‘İnsan bir kere ölür. Ama adam gibi ölür. Cesurlar bir gün, korkaklar ise her gün ölür.’ Şunu herkes bilsin ki biz İstiklal Marşı ‘Korkma’ ile başlayan bir milletiz. Şu yeryüzünde korkuyu korkutan ve korkutacak olan yegâne millet biziz. Asırlardır bu topraklarda başımız dik yaşıyoruz. İnşallah kıyamete kadar da elif gibi dimdik durmaya devam edeceğiz. Gazze’den Lübnan’a, Somali’den Suriye’ye, Arakan’dan Sudan’a, nerede bir mazlum varsa, nerede bir gözü yaşlı, boynu bükük bir mağdur varsa kol kanat germeye inşallah devam edeceğiz. Müslüman Türk’ün yolunu gözleyenlere tüm imkânlarımızla destek olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Gençlerin her zaman akıllarında tutmalarını rica ettiği hususa değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “10 sene önce olduğu gibi bugün de dünyanın gözü bizim üzerimizde. Bugün de dünya bize bakıyor. Türk milletine bakıyor, sizlere bakıyor. Bugün de Beyrut, Şam, Halep, Trablus, Trablusşam, Saraybosna bizi takip ediyor. Gazze’nin, Batı Şeria’nın, Kudüs’ün masum çocukları bizi izliyor. Orta Doğu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Afrika’ya mazlum ve mağdurlar büyük bir umutla Türkiye’ye bakıyor. Bu umudu söndürmek için her türlü kirli senaryoyu devreye alanlara Allah’ın izniyle meydanı terk etmeyeceğiz. Bir olacağız, beraber olacağız, tek yürek, tek ses, tek nefes olacağız, birbirimizi sadece Allah için sevecek, her karışında barışın, huzurun ve refahın olduğu büyük ve güçlü Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Nasıl 10 yıl önce bu ülkeyi kardeşlikle esaretin pençesinden kurtardıysak inşallah geleceğe de yine gönül birliği içinde beraberce taşıyacağız.”
“FETÖ’YLE MÜCADELEYİ HUKUK ZEMİNİNDE TEHLİKE TAMAMEN GEÇENE KADAR SABIRLA SÜRDÜRECEĞİZ”
Milletin hafızasının güçlü ve bin yıllara sari olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bu aziz millet, şehitlerini unutmadığı gibi yurt dışında vatansız bir şekilde son nefesini veren teröristbaşlarını da unutmayacak ve affetmeyecektir. Darbeye karşı kahramanca direnenler de darbecileri alkışlayanlar da darbecileri aklamaya çalışanlar da aynı şekilde asla unutulmayacak. Her bir vatandaşımın şu gerçeği çok iyi bilmesini isterim, her ne kadar terör örgütü elebaşının ölmesi sonrasında FETÖ’nün gardı inmiş, umudu tükenmiş, motivasyonu azalmış olsa da bu sinsi şebekeyle mücadelede rehavete kapılma lüksüne asla sahip değiliz. FETÖ olduğu sürece FETÖ’yle mücadele de olacaktır. Onun için yaşananlardan dersler çıkararak FETÖ’yle mücadeleyi hukuk zemininde tehlike tamamen geçene kadar sabırla sürdüreceğiz. FETÖ’nün bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeden dikkatli, temkinli ve özenli bir şekilde örgütün özellikle kripto unsurlarının üzerine gideceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, emniyet ve yargının, aynı şekilde istihbarat birimlerinin tam bir cerrah titizliğiyle görevlerini ifa ettiğini, suçlu ile suçsuz arasındaki ayrıma azami dikkat gösterildiğini vurguladı.
Yurt dışında örgütün istismar alanını daraltmak için girişimlerin devam ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Maarif Vakfının dünyanın 66 ülkesinde 543 eğitim kurumuyla son derece başarılı hizmetlere imza attığını dile getirdi.
Örgütün ülke içindeki meşru görünümlü yapılarla toplumda tekrar tırnak tutturmasına müsaade etmediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ’nün bürokraside, siyasette, özellikle de ticari faaliyetlerde yeniden var olma gayretlerini yakından takip ettiklerini söyledi.
“DEVLETİMİZ KENDİNE YÖNELEN HER TÜRLÜ TEHDİDİ BERTARAF EDECEK KUDRETE FAZLASIYLA SAHİPTİR”
Aynı şekilde yurt dışındaki firari örgüt militanlarının ülkeye iadesi için yoğun çaba harcadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “En büyük özelliği kanser hücresi gibi vücudu içeriden kemiren bu casusluk şebekesinin kökünü kurutana dek mücadeleye devam edeceğiz. Öte yandan Türkiye’ye karşı beslediği kini terk edenlere, içine düştüğü sapkınlıktan çıkmaya çalışanlara, işledikleri suçlardan ötürü gerçekten nedamet duyanlara devletimiz hukuk içinde zaten gereğini yapmaktadır. Ama her kim illegaliteye bulaşırsa, her kim bu millete düşmanlıkta ısrarcı olursa, her kim Türkiye’nin kalbine hançer saplamaya yeltenirse çok net söylüyorum bunun da hesabını adalete verecektir. Gelinen noktada herkes şunu görmelidir, terör örgütleri için artık deniz tükenmiştir. Türkiye’ye düşmanlıkla varılabilecek hiçbir yer yoktur. Devletimiz kendine yönelen her türlü tehdidi bertaraf edecek, başını kaldıracak hainlerin başını ezecek kudrete hamdolsun fazlasıyla sahiptir. Herkes hesabını, kitabını buna göre yapmalıdır. Ben inanıyorum ki Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı güçlü olduğu müddetçe Türkiye artık karanlık dönemler yaşamayacak. 15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece evelallah Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecektir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu millet, uyanık olduğu, birbirine kenetlendiği, birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece iradesine kimse zincir vuramayacak. İnşallah bundan sonra demokrasimiz asla ve asla kesintiye uğramayacak. Demokrasimize kastedenler, millî iradeye, Gazi Meclisimize, seçilmiş hükûmete kastedenler bundan sonra sanık sandalyesine oturacaklarını bilecek, bu millete kötülük yapmayı akıllarından bile geçiremeyecek. Rabb’im her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu güzel ülkeyi korusun. Rabb’im bu millete, bu devlete 15 Temmuz gibi bir imtihanı tekrar yaşatmasın.”
Programa teşrif edenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın farklı ülkelerinden şehitlerimizi bugün beraber andığımız, gururu birlikte paylaştığımız tüm dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Değerli sanatçılarımızı ve programın icrasında emeği geçenleri tebrik ediyor, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nüzü kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Açık Deniz Karakol Gemisi CAm. Roman’ın Romanya Deniz Kuvvetleri Komutanlığına teslimi nedeniyle Türkiye’de bulunan Romanya Cumhurbaşkanı Nicuşor Dan ile İstanbul Tersanesi Komutanlığında bir araya geldi.
Görüşmede, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu da hazır bulundu.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.