Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Genç Memur-Sen’in büyük bir heybet ve kapasiteye sahip olduğunun altına çizdi. Ali YALÇIN, konuşmasında şunları kaydetti: “Türk Dünyası Adademisi Kapanış Buluşması ve Ödül Töreni Programımıza Hoşgeldiniz…
Bir gençlik hareketi olarak medeniyet değerlerimiz ekseninde, gençlerimize perspektif kazandırmak; Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri doğru okumalarını sağlamak amacıyla kurduğumuz Genç Memur-Sen; gençlerin medeniyet havzamızı tanıması ve bu havzaya dair temel düzeyde okur-yazarlığa sahip olması hedefiyle başlattığı akademi programları kapsamında ilk olarak 2021’de Kudüs Akademisi’ni gerçekleştirmiş, 5 hafta süren eğitimlerden sonra Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB)’nin desteği ile 56 genci Kudüs ziyaretine uğurlamıştır.
Ardından Gönül coğrafyalarımızdan Balkanlar için, Balkan Akademisi’ni gerçekleştirmiş 4 hafta süren eğitimlerden sonra yine aynı kurumlarımızın desteği ile 60 genci Balkanlara uğurlamıştır.
Genç Memur-Sen Türk Dünyası Akademisi ise; Gençlerin Türk Dünyası’na ilişkin tarihsel, siyasal, kültürel ve jeopolitik farkındalıklarını artırmayı, ortak medeniyet perspektifi çerçevesinde nitelikli bir bilinç kazanmalarını amaçlayan kapsamlı bir eğitim programıdır. Genç Memur-Sen’in ülkemizin gönül coğrafyası olarak nitelenen bölgeler ile ilgili başlattığı;
Kudüs Akademisi
Balkan Akademisi
Uluslararası Öğrenciler Yaz Seminer Programı
Akademik Düşünce Eğitim ve Medeniyet A. (ADEM)
Aile Akademisi yanı sıra Türk Dünyası Akademisi ile 6.sını yine TİKA ve YTB işbirliğinde düzenlemiş bulunuyoruz.
Program kapsamında Türk Dünyası’nın uluslararası ilişkilerdeki yeri, siyasi yapıları, güvenlik perspektifi, edebiyatı ve ekonomik entegrasyonu alanında uzman isimlerle ele alınmıştır.
Değerli Dostlar, Memur-Sen olarak “Emek hayatın tümüdür” bakışıyla mücadelemizi sadece sendikal alana sıkıştırmıyor, ülkemizin ve gönül coğrafyamızın sorunlarıyla medeniyetimizin bize gösterdiği ufuk nispetinde hayatın her alanına mücadeleyi taşıyoruz. Biz Ahlakın hukuktan, İnsanın bilgiden, Özün kabuktan, Mananın maddeden dışlandığı bu ideolojik dünya düzeninde güçlü bir itiraz, sağlam bir meydan okumayla; hak, emek, adalet mücadelesinde fikir ve eylemlerimizle ipotek altına alınmaya çalışılan geleceği inşa ediyoruz. Medeniyetimiz mayalandığı bu topraklara her biri bir ulu çınar olacak fidanlar dikiyoruz. Sendikal birikimimizi, örgütlü gücümüzü insanlığın adaletle buluşması için seferber ediyoruz.
Bu gayretlerimiz; Emperyalist/ Siyonist zulüm düzenine karşı direnişi Zihinsel sömürüye karşı bilenişi Enformatik cehalete karşı uyanışı Yalan ve talan düzenine karşı dirilişi savunmaktır.
Bu kimliğin bir tarafında emeğin, alın terinin hakkını, adil paylaşımı, hak ve özürlükleri savunmak var; diğer tarafında dinine, diline, rengine, mezhebine, meşrebine bakmadan insanı, insanlığı, mazlumu, mağduru savunmak var.
Emek ve ekmek mücadelesini insaniyet ve medeniyet mücadelesinden ayırmayarak bağrından çıktığımız milletin ve parçası olduğumuz insanlığa vefa bilinciyle hareket ediyor, milletin ve insanlığın meselelerini kendi meselemiz addediyoruz.
Çünkü biz vefa ve vakıf medeniyetinin müntesipleriyiz. Yeni bir çağ kurmanın, çağı kurtarmanın düşünü kuran Bu ülkenin gençleri, yiğitleri, bilgeleri coğrafyamızın ufuklarına bakan gençlerimiz de Memur-Sen’in öncülüğünde aynı yoldan yürümeye devam ediyorlar. Siyonist/ Emperyalist sömürü ve zulüm düzeni karşısında insanı, emeği, hakikatı ve inancı mazlumları savunuyoruz.
İnsanın ve emeğinin paranteze alındığı, bilginin, kültürün, üretim ve tüketimin ahlaktan ayrıştırıldığı, daha fazla kâra odaklanıldığı düzen karşısında ahlakı savunuyoruz.
Dijital hegemonyanın bütün ifsadına, dayatılan cinsiyetsizliğe, aile düşmanlığına karşı fıtratı ve aileyi savunuyoruz.
Bugün insanlığın dünyada en çok ihtiyaç duyduğu barış, adalet ve merhameti savunuyoruz.
Ve tüm bunları Tarihin doğru yerinde durarak lafta değil; medeniyet değerlerimize yaptığımız entelektüel katkılarımızla, eylemliliğimizle, sanatla, edebiyatla, akademik üretimle gerçekleştiriyoruz.
Bu bizim için övünçten çok ödev meselesidir. İşte, bu ödevi sırtlayan Genç Memur-Sen, medeniyet değerlerimize yaslanarak, Memur-Sen’in çeyrek asrı geride bırakan birikimiyle gençlerimizin enerjisini bir araya getiriyor.
Genç Memur-Sen’imiz bugüne kadar; Kitap Meclisi – Bir Bilenle Bilge Nesil projesi, 7 Güzel Adam Kütüphaneleri – Akademiler, Seminerler Kısa film, fotoğraf, beste, güfte, hatıra, söyleşi, deneme, mektup yarışmalarıyla,gençlerimizi, öğrencilerimizi idrak, şuur, bilgi ve eylem planında bu ufka hazırlıyor.
Genç Memur-Sen’imiz, Medeniyet hareketini; doğduğu yetiştiği toprağa vefa ile bağlanmış, bu topraktan aşk ve bilgeliği emerek büyümüş, gölgesinde insanlığa hizmet edecek gençler yetişen, ulu bir çınara dönüştürme yolunda durmadan, yorulmadan çalışıyor; Bu amaçla gençlerimizi; düzenlenen yarışmalarla kalemle ve kelamla, sanatla ve edebiyatla; Yarınımızı medeniyetimizin uç verdiği bir koca çınarın gölgesinde yetişen gençlerimizle inşa ediyoruz.
Akif İnan’ın “Kelamın en zarifini, edebin en kamilini yapmak” şeklinde vasfettiği meziyetlerle donanmış bir gençliğin peşindeyiz.
İdrak ve şuurla hareket eden; Bilgi, ahlak ve eylemiyle çağa şahitlik eden, Kelamı da, kalemi de tek bir yola, hak yoluna adamış; İnsana değer, emeğe güç katan bir nesil hedefindeyiz.
Çünkü yine üstadımızın ifadesiyle; “Biz, ucuz işlerin sendikası değiliz. Gelecek günlerin, kalıcı iş ve eylemlerin sendikasıyız.”
Amacımız; ‘Kim var’, diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan, fert fert, ‘Ben varım!’ diyecek; heybetini kökünden, gücünü medeniyet birikiminden alan, ‘hakikati söylemek devrimci bir eylemdir’, diyerek Zulmün kirli yüzüne hakikati haykıracak fikir devrimcileri gençler yetiştirmektir.
Evet, bizim derdimiz; Medeniyet kisvesiyle yutturulan herzeleri atıp insanlığa umut olmaktır.
Bakın, tarih bizi çağırıyor; Ahlaksızlığın erdemi toza çevirdiği, Savaşların, katliamların, ölümlerin kol gezdiği, Sömürünün kaynakları gaspettiği, Toprağın, havanın, suyun kirletildiği, Ekinin ve neslin ifsad edildiği, Göçlerin, yurtsuzluğun, ucuz işçiliğin yeni köleliğe dönüştüğü bir dünyada tarih bizi çağırıyor.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! diyen, tarihi değiştirecek hak ve adalet davasını sırtlanan erdemliler hareketiyiz. Emekle kurulmuş, adaletle yoğrulmuş, vicdanla ayağa kaldırılmış adil bir dünya! Evet, bu gayya kuyusundan başka türlü çıkış yolu yok! İnsanlık için refah olan küresel düzene ihtiyacımız var. Ya bu adil dünyayı kuracağız ya da yok olup gideceğiz.
Tam da bu yüzden konfor alanlarından çıkıp programlar yapıyor, derdi davası kadar büyük gençlerle buluşup İyilikle niteliği birleştiren vahalar kuruyoruz.
Memur-Sen olarak, Onlarca farklı ülkeden kardeşlerimizle dayanışmanın ve paylaşmanın yollarını bu yüzden arıyoruz.
Adil bir dünya ancak emekle kurulur diyerek bu yolda çok emek sarf ettik, çok ciddi adımlar attık, önemli sonuçlar aldık. Mücadelemizi, Emeğin küresel dayanışması için 25 ülkeden 30 milyonu aşan üyesiyle Uluslararası Emek Konfederasyonu ILC’yi kurduk.
Çünkü biz çok iyi biliyoruz ki; Dünya beşten büyük, emek de sermayeden… Ve özgür, adil, müreffeh bir dünya ancak emekle, emeğin küresel dayanışmasıyla kurulur. Açlığa, zulme, köleliğe, soykırımlara karşı tek yol bu. Bakınız, Fakirlik, açlık, soykırım, mültecilik.. bunlar kader değil! Bizler insan, emek, adalet temelinde bu düzeni değiştireceğiz.
Biz Medeniyetimizin ruhundan neşet etmiş, milletin bağrından çıkmış, Hilfü’l füdul geleneğini sürdüren İnsan onur ve haysiyetini aziz bilen erdemliler hareketiyiz.
Yusuf Has Hacib’in “Ömür değil emek azizdir” ifadesini merkeze alarak yürüyen bir emek hareketi olarak hep taşıdığımız medeniyet kimliğinin şuuruyla hareket ettik, ediyoruz.
Tarihin göğsümüze taktığı bu kimlik kartı, bu aidiyet; her zaman sözümüze, eylemimize, işimize yansımıştır, yansıyor ve yansıyacak.
Adil bir dünya hayali ancak bu farklılıkların insanlık, merhamet, adalet temelinde dayanışmasıyla kurulabilir. Merhum Akif İnan’ın ifadesiyle; “Türkümüz dünyayı kardeş bilendir / Gökleri insanın ortak tarlası”… Bundandır kötülüğün egemen olduğu bir dünyada taşıdığımız bu umut.
O yüzden biz güçlü bir medeniyetin evlatları diyoruz ki; Umutsuzluk yok, yılgınlık yok, tembellik yok, durmak dinlenmek yok… gençliğin enerjisine güveniyoruz,
İnsanın ve emeğinin paranteze alarak, üretim ve tüketimin ahlaktan ayrıştırıldığı, sadece kâra odaklanıldığı düzen karşısında ahlakı merkeze alanlar olarak diyoruz ki; Sapkın lobilere ve aile düşmanlığına karşı fıtratı ve aileyi savunuyor, Soykırımcı zulüm düzene karşı medeniyet değerlerimize sımsıkı sarılarak eylemlerimizle, sanatla, edebiyatla, akademik üretimle, emekle direnişi, barış, adalet, merhameti savunmaya devam ediyoruz.
İşte bugün gerçekleştirdiğimiz program da bu bakış açımızın, bu vizyon ve perspektifimizin, bu gayret ve niyetlerimizin bir parçasıdır.
Ben bu vesileyle Program sonunda yapılan çekilişle 60 genç, Türk Dünyası Gezisi’ne katılma hakkı kazanmıştır Yine, 40 katılımcıya, Genç Memur-Senimiz kitap hediyelerini takdim etmiştir. Bu arkadaşlarımızı tebrik ediyorum, Türk Dünyası Akademisi; gençlerin akademik gelişimine katkı sunan, Türk Dünyası bilincini güçlendiren ve küresel bir perspektifi destekleyen nitelikli bir eğitim programı olarak başarıyla nihayete erdirilmiştir.
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.