24 TV, 360 ve tv4 ortak yayınına konuk olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen canlı yayında, Türkiye ve dünya gündemine dair gelişmeleri değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 TV, 360 ve tv4 ortak canlı yayınında gazetecilerin sorularını cevapladı.
Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin “Yaraların sarılmasında hangi aşamadayız, son durumu paylaşır mısınız?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem nedeniyle 50 bini aşkın vatandaşın hayatını kaybettiğini, yaralılar olduğunu hatırlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Vefatlara malum bizim dinimizde şehadet var. Şehadet makamında sevgililer sevgilisi Peygamber’imizin şefaati var” ifadesini kullandı.
Attıkları adımlar ve verdikleri sözler olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, süratle enkazların kaldırılacağını söylediklerini ve bunu büyük oranda başardıklarını kaydetti.
“KÖY EVLERİNİN BİR KISMINI BAYRAMA YETİŞTİRMENİN GAYRETİ İÇERİSİNDEYİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün bakanların, valilerin, belediye başkanlarının, tüm kamu kurumlarının 11 ilde çok yoğun çalışma içinde olduklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “7/24 diyebilirim, böyle bir çalışma. Enkazlar kaldırılıyor. Ortalama diyebilirim yüzde 50’nin üzerinde enkazlar kaldırıldı ve bu enkazların kaldırılmasıyla birlikte zemin etütleri bir taraftan yapılıyor ve bu zemin etütlerinin yapıldığı yerlerin ötesinde yeni bir adım atıldı. Bakanımın da verdiği söze dayanarak söylüyorum, bu köy evleri dediğimiz evlerin bir kısmını inşallah bayrama yetiştirmenin gayreti içerisindeyiz. Tabii bu köy evlerinin özelliği tek kat, tek kat olmanın dışında bazı yerlerde tek katın altında ahırı ki buradan yani sütünü, peynirini, vesairesini yapsın, kendine verilen hayvanlarla küçükbaş, büyükbaş, bunlarla geçimini temin etsin diye böyle bir adım atıldı ve bunlar süratle devam ediyor.”
Bunun dışında da “Bana bir yıl müsaade edin” dediği kalıcı konutlar olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptıkları planlamaya göre ilk etapta çadırlarla bütün depremzedelere ulaştıklarını, ikinci etapta gerek Katar’dan gelen konteynerler gerek Türkiye’de inşa edilenlerle konteyner kentler kurduklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bununla da yetinmediklerini, prefabrik konutlar yaptıklarını dile getirdi. Özellikle İslahiye, Nurdağı gibi alanlarda kuaföründen, alışveriş yapılan yerlerine kadar tüm ihtiyaçların görüldüğü âdeta yeni şehirler oluşturulduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, buralarda prefabrik konutları inşa eden müteahhit firmaları kutladı.
İslahiye ve Nurdağı’nı tekrar ziyaret ettiğini ve buradaki çalışmaları görünce Allah’a hamdettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm imkânları seferber ettiklerini söyledi.
Bölgeye NATO’nun gönderdiği çadırların çok çok farklılık arz ettiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar hakikaten alışılmış çadırlardan değil. İçindeki bütün klimatik sistemlere varıncaya kadar var” dedi.
Bunlardan 400-420 bin kişilik talep ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç’in gönderdiği çadırların da benzer sistemde olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Onlarla da görüşmeleri sürdürüyoruz. İnşallah bundan sonraki dönemde, seçimden sonra özellikle gerek Kızılay gerek AFAD bunların bu modellerini, projelerini alıp bunları inşallah ülkemizde üretelim istiyorum. Nasıl ki prefabriklerde başardık, konteynerlerde nasıl başardıysak, çadır sisteminde de inşallah buna girelim istiyorum. Çünkü hayatı süratle normalleştirmek için insanlarımızın temel ihtiyaçlarını eksiksiz şekilde karşılamamız gerekiyor. Bunların içerisinde barınma önemli yer teşkil ediyor, beslenme önemli yer teşkil ediyor.”
Attıkları en önemli adımlardan birinin de kabul edenleri komşu illerde, Ankara, İstanbul gibi illerdeki Gençlik ve Spor Bakanlığı yurtlarında misafir etmek olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu yurtlarımızda da rahatlıkla yeme, içme, beslenme, banyo vesaire her şeyimiz çok lüks çünkü. Bizim yurtlar gerçekten böyle. Onun için de ne yaptık, bir ara karar aldık, bu ara kararla da dedik ki on-line sisteme geçelim ve on-line sisteme geçmek suretiyle de yurtlarımızı şöyle ferahlatalım, boşaltalım ve depremzedelerimizi bu yurtlarımızda misafir edelim istedik ve şimdi gittiğim iftarlarda, bu yurtlarda yaptığımız iftarlarda bakıyorum depremzedelerimiz bazılarının tabii gözleri yaşlı ama diyorlar ki ‘Biz yine memleketimize gidelim. Kahramanmaraş’a gidelim, Hatay’ımıza gidelim.’ Bazı şikâyetleri de yok değil, var. Nedir o? Kiralar. Oralarda çok yüksek olduğundan şikâyet ediyorlar. Biz de diyoruz ki bunların üzerine üzerine gideceğiz, bu yüksek kira uygulamasını yapanlara da bunun hesabını yargı vasıtasıyla soracağız diyoruz. Ve şu an itibarıyla bu yurtlarda kalanlar yurtlardaki durumdan çok çok memnunlar ve ‘devletimiz bizi açıkta bırakmadı’ diyorlar.”
Depremlerin ardından evlerinin hasarlı çıkması durumunda ev bulamayacağı endişesiyle hasar tespiti yaptırmayanlar olduğu hatırlatılarak, buna ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, yetkinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bakanlığımız diyor ki ‘Bu binaya girilmez.’ Ben de vatandaşıma diyorum ki ‘Bakanlığım böyle dediyse sakın buralara girmeyin.’ Hatta ‘Eşyalarımı alacağım.’ Sakın, çünkü burası şu anda az veya orta hasarlı, buraya girilmez. Allah göstermesin çöktü, bunun hesabını nasıl veririz? Veremeyiz” ifadelerini kullandı.
Hasarlı konutlarda kalan eşyalar için hak sahiplerine yenisini taahhüt ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim için şu anda önemli olan can. Bu konuyla ilgili olarak da hangi ili istersen o ildeki yurtlarımız sizler için misafirhanedir ve bu yurtlarımız gayet lüks, kalite, yeme, içme gibi her şey var. Giyecek vesaire evinde kalanlara, her şeyini temin ederiz. Yeter ki bizi bu noktada bir düşünce riskine sokmayın” dedi.
KENTSEL DÖNÜŞÜM
Kentsel dönüşümle ilgili de vatandaşlara söz verdiklerini ve bu sözü yerine getirdiklerinde onları tekrar yerlerine alacaklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ama bizi ne olur böyle bir riskin içine atmayın. Daha önce de anlattım. Özellikle de kendi oturduğum bölgede, Üsküdar’da bir cuma namazı çıkışında vatandaşlar toplandı. Vatandaşlara dedim ki ‘Sizden bir ricam var, gelin bu kentsel dönüşümde bize yardımcı olun, evlerinizi boşaltın, kiraya çıkın. Kiranızı biz ödeyelim. Bu binaları biz bir an önce yıkalım ve yerine çok daha güzel binalar yapmak suretiyle sizi bu binalara yerleştirelim.’ Kabul edenler de oldu etmeyenlerde. Kabul edenlerin binalarını yıktık, yaptık. Hatta Çamlıca Camii’nin hemen alt kesimindeki bölgede Küplüce, Ferah Mahallesinde başladık. Geçenlerde önümü kestiler, dediler ki ‘Başkanım biz yanlış yaptık, evimizin yıkılmasına fırsat vermedik ama şimdi gördük ki buralar bambaşka oldu. Ne olur bizimkileri de yıkın.’ Çünkü fiyatlar bire beş, bire on arttı. Dedim, ‘Talimatı vereceğim ama tekrar yanlış yapmayalım.’ ‘Yok, bu işin önüne geçeceğiz ve size her türlü bu konuda desteği vereceğiz söz.’ dediler. Şimdi baktım ki vinçler gelmiş, işe başlamışlar.”
Küplüce ve Ferah Mahallesi ile Çamlıca’nın alt taraflarında yoğun inşaat çalışmaları olduğunu, yeni ve farklı bir semt meydana geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Devlet-millet kaynaşması olduktan sonra buralarda kentsel dönüşüm anlamında farklı bir dönüşüm yapılıyor. Hani muhalefet CHP olsun, diğer yandaşları olsun, onlar da buna ‘rantsal dönüşüm’ diyorlar. Doğru, biz yapıyoruz, yaptıktan sonra benim vatandaşım buradan rant elde edecekse buyursun etsin. Devlet olarak bu sosyal menfaate de ‘eyvallah’ deriz” diye konuştu.
“20-25 KAT, BU TÜR BİNALARA ARTIK FIRSAT VEREMEYİZ”
İstanbul’da eski konutlardan dolayı belli semtlerde kiraların ve ev fiyatlarının düşmeye başladığı, yeni yerleşim yerlerinde de yapılacak konutlara “TOKİ standardı” getirilmesinin mümkün olup olmadığı sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi: “Bu o bölgelerdeki belediyelerin birinci derecede sorumluluğu ama şimdi buna, Allah nasip eder de şu seçimi hayırlısıyla bir atlatalım, bundan sonraki dönemde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızla yeni yasal düzenlemeler yaparak yerel yönetimlerle merkezi yönetimin bir görev dağılımına gitmesi şart. Çünkü bu görev dağılımına gitmedikten sonra yerel yönetimlerde bakıyorsunuz farklı yaklaşımlar meydana geliyor. Bir de bu mimar ve mühendisler odasıyla ilgili atacağımız adım vardı. Çünkü bunlardaki, ellerindeki yetkiler maalesef birçok yerde olumsuz şekilde kullanılıyor. Ona da fırsat vermeyi istemiyoruz, istiyoruz ki belediye ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı burada yük paylaşımı yapsın ve bu tür yanlışlıklara fırsat vermesin.”
TOKİ inşaatlarında zemin etüt çalışmalarının dikkat çeken özellik olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Özellikle bu zemin etüt çalışmaları bitmeden hiçbir proje başlayamaz. Öyle şeyler var ki, belediye sulak zeminlerde inşaata müsaade ediyor. Olmaz böyle bir şey. İşte Hatay’a baktığımız zaman bunu görüyoruz. Meşhur Amik Ovası’nın yumuşak zemini, sulak zemini fay hattıyla bütünleşiyorsa işte oralarda bütün evler yıkıldı. Ama şimdi burada, özellikle birinci derecede sağlam zeminler, fay hattına uzaklık ve uygun kat yüksekliğiyle birlikte her zaman söylüyorum, zemin artı 3, bilemedin 4, bilemedin 5 ama öyle dikey mimariyle, yani böyle 20-25 kat, bu tür binalara artık fırsat veremeyiz, vermemeliyiz, olmamalı. Eğer bunu başarabilirsek inanıyorum ki biz hem hafif malzemelerle birlikte bu inşaatlarda, yani TOKİ projelerinde uyguladığımızı uygular ve çok daha rahat bir şekilde hem hızla netice almak hem de bu hafif malzemelerle birlikte bu inşaatlarımızı bitirmek bizi çok daha rahatlatacaktır.”
“BENİM HALKIM BUNLARA ÇOK DEĞER VERİR”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seccadeye ayakkabı ile basmasına ilişkin görüntülerin sorulduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan, seccadenin üzerine ayakkabıyla basılıp basılmayacağı konusunun bilgi, ilim, irfan, hikmet işi ve adap meselesi olduğunu belirtti.
“Farkında olmuş olmamış, bu bizi çok da ilgilendirmiyor, o kendi edebi, adabıdır. Bana göre çok da önem vermem ama benim halkım bunlara çok önem verir, çok değer verir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kültürde ve medeniyette seccadenin bir halı parçası, başörtüsünün de bir bez parçası olmadığını, bir değer olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Kalkıp da eğer başörtüsüne ‘bir bez parçası’ diye yaklaşırsan… Bunu diyen kim? Bay bay Kemal. Bizim değerler silsilesi içerisinde başörtüsünün yeri bir değer ifadesiyle, bir kutsalımızdır, mahremiyetin ifadesidir. Bu mahremiyetin ifadesini sen kalkıp da ‘bir bez parçası’ diye kullanamazsın. Aynı şekilde buna bu şekilde diyen Kur’an-ı Kerim için de ‘kâğıt parçası’ der. Bunlar bunu der mi, der. Çünkü yaklaşım tarzları bu. Aynı şekilde yine cami bir taş ve tuğla parçası, ekmek hamur parçası değildir. Her şeyin ötesinde bizim için bunların ayrı ayrı anlamının, değerinin olmasına baktığımız zaman en önemli değer burada nedir? İnsandır.”
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, “Cennet, kadınların ayakları altındadır” dediğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun hadisi bile yanlış söylediğini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunları sana kim öğrettiyse doğru öğren. Bu hadisin aslı, ‘Cennet, annelerin ayakları altındadır.’ Burada böyle bir fark var” dedi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, “Hakk geldi, batıl zail oldu” ayetini eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın sözü olarak aktarmasına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu, Erbakan Hocamıza ait bir söz değil, bu bir ayet. Ayet mi, hadis mi, bunları da sana kim akıl hocalığı yapıyorsa yanlış yapmışlar, bunu da bilmiyorlar. Bunların hepsini yerli yerine oturtmak gerekiyor. Eğer yerli yerine oturtmazsa Erbakan Hocamıza da saygısızlık yapmış olursun, ayete de saygısızlık yapmış olursun. Bunlar tabii büyük önem arz ediyor. Onun için manevi değerlere hassasiyeti olmayanın seccadede de gözü olmaz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şair Necip Fazıl Kısakürek’in “Yalnız seccademin yönünde şefkat/Beni kimsecikler okşamaz madem/Öp beni alnımdan, sen öp seccadem.” dizelerini aktararak, “Bu, özellikle Zindandan Mehmed’e Mektup’un içerisindeki o mısralardı. Bizi tabii en çok duygulandıran mısralardı. Bunun için diyorum ki, vatandaşlarım bu fotoğrafları iyice belleğine kazısın. Bu, CHP zihniyetinin ne olduğunu gayet net ortaya koyan bir fotoğraf. İnanıyorum ki bu fotoğrafların yayınlanmasından sonra seccadenin de kıymeti artmaya başlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
“ÜLKEMİZ VE MİLLETİMİZ ADINA ÜZÜLÜYORUZ”
“Sadece PKK’nın değil, FETÖ’nün de hedefindesiniz öteden beri. Ama şimdi seçim sathına girdiğimiz andan beri örneklerini de gördük, PKK’lı hanım, ‘demokratik güç birliği’ diyerek Millet İttifakı’nın desteklenmesi gerektiğini söyledi. Bu yönde pek çok mesaj var. Sizce ne umuyorlar, ne bekliyorlar? Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kadar cesurca bu ifadeleri kullananların beklediklerinin, seçimi kazandıktan sonra yargıda kendilerine göre reformlar yapmak olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Diyorlar ki, ‘Biz, öyle bir güçle geleceğiz ki bu Anayasa’yı da rahatlıkla değiştirebilecek bir güce sahip olacağız ve Anayasa’yı da değiştirebilecek bir güce sahip olacağımıza göre biz daha önce Öcalan’la ilgili verilmiş olan kararları da bir kenara koyarız, öbür tarafta Edirne’dekinin aldığı cezayı da bir kenara koyarız ve bunun dışında ne kadar terörist varsa bu teröristlerin de hepsini rahatlıkla cezaevlerinden çıkartır ve ondan sonra da size verdiğimiz o yalan yanlış sözleri de yerine getirmiş oluruz.”
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, Diyarbakır’da attığı adımla 51 vatandaşın ölümüne neden olmasının şu anda Kürt vatandaşların gözünden kaçtığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Orada öldürülenler Kürt’tü ve onların içerisinde Yasin Börü yavrumuz Kürt’tü ve bunları sürükleyerek öldürdüler. Daha sonra da ne oldu? Selo içeri girdi. Aldığı ceza ortada. Şu anda tabii bir tutuklu sürecini belki yaşıyor, o ayrı mesele. Ama nereden bakarsan bak, yaklaşık beş yıla mahkûm oldu. Ama ne kadar cesurane, bay bay Kemal, ‘Bunları çıkartacağız’ diyor. ‘Ne yaptı?’ diyor. Daha ne yapacak? Bu ülkenin yargısı onunla ilgili böyle bir cezayı verdi. Apo ile ilgili verilmiş olan ceza var, bu cezaları biz vermedik, yargı verdi. Bizim öyle bir yetkimiz de yok zaten. Verilmiş olan bu cezaya rağmen Sayın Kılıçdaroğlu nasıl, hangi cesaretle bunları konuşabiliyor? Sen nasıl olur da bir yargı devletinde bu şekilde konuşabilirsin? Bütün bunlar ortadayken şimdi bizim kalkıp bu tartışmaları yapmamıza aslında hiç gerek var mıydı? Yoktu. Ama işte şimdi yargıyı hiçe sayıp, verilmiş olan buradaki cezalarla ilgili bunları konuşuyor. 14 Mayıs’ta bunlar tabii beklediklerini bulamayacaklar.”
14 Mayıs’ta gerçek yargı olarak milletin son sözü söyleyeceğini, gerekli kararı vereceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ondan sonraki süreçte de inşallah adalet tecelli ederek yolumuza devam edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bugüne kadar herhangi bir CHP yöneticisinin çıkıp da PKK’yı, YPG’yi, HDP’yi eleştirdiğini gördünüz mü? Hayır. Ya da bunların bölücü emelleri ve insanımızın arasına düşmanlık sokmaya çalışan zehirli dili konusunda eleştirdiklerini gördünüz mü? Hayır. HDP’liler çıkıp bunlara ağır hakaretler ettiklerinde, ‘Bu koltuklarda bizim sayemizde oturuyorsunuz’ diyerek aşağıladıklarında bunlara karşı herhangi bir seslerinin çıktığını duydunuz mu? Hayır. Aynı durum FETÖ için de geçerli. Niye? Çünkü bunların hepsinin de ipi aynen… Hadi FETÖ ile PKK’nın aynı projenin farklı yüzleri olduğunu biliyoruz. CHP’nin de bir süredir yaşadığı dönüşümle bu projeye gönüllü yazıldığını da anlıyoruz. Peki, o masanın etrafında oturan diğerleri, nasıl böyle bir tabloyu içlerine sindirebiliyor, işte onu anlamakta zorlanıyorum. Daha doğrusu ülkemiz ve milletimiz adına üzülüyoruz. Dolayısıyla sorunuzun cevabı da zaten açıkça ortada. Bay bay Kemal’in HDP’den alacağı destek karşılığında yapacağı iş, bu ülkeyi ve milleti terör örgütünün ve onun siyasi uzantılarının ajandasının rotasına sokmaktır. Partisine gidip ziyaret edemedi bay bay Kemal. Nereye gitti? Meclis’teki odalarında ziyaret etti ve burada kapalı kapılar arkasında ne konuşulduğu çok önemli.”
“MİLLETİM NE PKK’NIN PEŞİNE DÜŞENLERE NE SAPKIN AKIMLARIN HAMİLİĞİNE SOYUNANLARA BU ÜLKEYİ EMANET ETMEZ”
“Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş cezaevinden sağa sola tehditler savuruyor. En son tehdidi de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’a yönelikti. Bu tehdit dilini nasıl yorumlarsınız?” şeklindeki soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Demirtaş, aslında hüküm giymesi gerekenden, daha henüz hükmü almadı. Sadece şu anda tutuklu olarak, buna ağır tutuklu diyebiliriz, işte 4 yıl 8 ay gibi bir süreci yaşıyor. Asıl hüküm giydiğinde, o zaman bunları konuşamayacaklar” cevabını verdi.
Şu anda bu sürecin çalıştığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O, çalıştığı anda, Yasin’imizle alakalı o hükmü giydiğinde, bunlar, bu kadar rahat hareket edemeyecekler. Şu anda bunun da ayrıca takipçisiyiz” ifadelerini kullandı.
“Dağdakiler ne yapıyor? Açıklamalar yapıyor. Dağdakiler bu açıklamaları hangi rehavet içerisinde yapıyorlar? Bu da düşündürücü” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, dağdaki teröristlerin beyanlarıyla, toplumun farklı bir şekilde bilgilendirilerek yanlış istikamete yönlendirildiğine dikkati çekti.
“PKK’lıların beklentilerinin anlatıldığı videoya, CHP’den bir tepki gelmediğini gördük. Benzer bir durum İYİ Parti için de geçerli. Bir de CHP ve HDP’nin LGBT politikası var. Saadet Partisinin de buna yönelik bir tepkisi yok. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir vaziyet, yönetime nasıl yansır?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her şeyden önce burada bu işin artık politik izahı söz konusu değil. Çünkü bunun akılla, mantıkla hiçbir izahı yok. Ve yedili masayı bu noktada tarif etmekte zorlanıyoruz” cevabını verdi.
“Başında biz, buranın yedinci ortağı masanın altında gizleniyor diyorduk. Birileri de anlamakta zorlanıyordu. Nitekim sonunda masanın altında bunu buldular. Nerede? Parlamentonun içinde” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şimdi ‘milliyetçiyim’ diyenler, PKK ile HDP, özellikle bununla birlikte anılıyorlar ve rahatsız da olmuyorlar. ‘Muhafazakarım’ diyenler, sapkın akımlarla anılıyor, sesleri çıkmıyor. Resmen teröristi, sapığı bir olmuş, parmaklarının ucunda oynattıkları bir masada devleti, milleti dinamitlemeye çalışıyorlar. Geçmişte bir arada bulunduğumuz kişileri bu tablo içinde görmek, bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Bunların, o zamanlar ‘pazara kadar değil, mezara kadar’ gibi ifadeleri vardır. Bunun için de diğerleri gibi, Saadet Partisine gönül veren vatandaşlarımı da parti yöneticilerinden ayrı değerlendiriyorum. Ve nasıl rahatsızlıklar çektiklerini yakından biliyorum. Milletim ne PKK’nın peşine düşenlere ne sapkın akımların hamiliğine soyunanlara bu ülkeyi emanet etmez.”
“ANAYASA DÜZENLEMESİ İÇERİSİNDE AİLEYİ ÖN PLANA ÇIKARDIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceliklerinin aile kurumu, kadınların ve erkeklerin onurunu, çocukların geleceğini korumak olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada ben, rahmetle anacağım, özellikle Oğuzhan Bey’in sağlığında kendisiyle yaptığım görüşmelerde, paylaştığımız birçok şey vardı ki açık net konuşayım, yani şu sapkın akımlar dediğimiz, yani bu LGBT falan bunlara Oğuzhan Bey’in asla gözünü yumması mümkün değildi. Fakat şu andaki sayın genel başkanın bunlarla beraber aynı masanın etrafında oturuyor olmasını, hiçbir şeyle izah etmek mümkün değil. Burada ne CHP’nin bu konudan rahatsızlığı var ne HDP’nin bu konudan rahatsızlığı var ne İP’in bundan rahatsızlığı var, öbür tarafta ne Gelecek’in ne DEVA’nın, hiçbirisinin bunlardan rahatsızlığı yok. Rahatsızlıkları olsa, çıkar konuşurlar. Böyle bir şeyi ifade ettikleri maalesef söz konusu değil. Biz, şu anda bizim millî, yerli, dinî değerlerimiz ve özellikle de kutsalımız aile yapımız bu noktada bunlara müsaade etmez. Bizim aile yapımızda LGBT’ye yer olabilir mi, böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Ama hiçbirisinin sesi çıkmıyor. CHP’nin bu konu ile ilgili herhangi bir açıklamasını duydunuz mu? Öbür tarafta Saadet’in, HDP’nin, İP’in bunlarla ilgili bir açıklamasını duydunuz mu? Yok. Çünkü bu konuda dertleri yok”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “LGBT konusunda hatta ne yaptık biz, Anayasa düzenlemesi içerisinde aileyi ön plana çıkardık. Bizim, Allah nasip ederse şu seçimlerden sonra gündeme getireceğimiz en önemli maddelerden bir tanesi aile olacaktır. Çünkü biz, aile değerlerimizi sağlama çıkarmadıktan sonra her an aile yapımız tehdit altındadır. Biz, aile yapımızı asla tehdit altında bırakamayız. Nasıl terörle kararlı bir mücadele yürütüyorsak, sapkın akımların toplumumuza dayatılması ile de aynı şekilde mücadele edeceğiz ve bundan taviz veremeyiz” dedi.
“GELDİĞİMİZDE YÜZDE 20 YERLİ OLAN SAVUNMA SANAYİİMİZİ, ŞU ANDA YÜZDE 80’E ÇIKARDIK”
“Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, eski Cumhurbaşkanlarından Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret etti. Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanıyken Refah Partisinin kapatılmasına öncülük eden, rahmetli Erbakan’ın siyasi yasak almasının altında imzası olan bir isim. Saadet Partisi ‘Biz, Millî Görüş’ün devamıyız, Erbakan Hoca’nın siyasi mirasını devam ettiriyoruz.’ Bu çelişkiye ve Saadet Partisinin sessizliğine ne dersiniz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “Açık, net bir şey söyleyeyim, benim milletim de bazı gerçekleri bilsin. Temel Bey’in nerede durduğunu, ne olduğunu herkes tam manasıyla bilmeyebilir. Erdoğan’ın da nerede durduğunu tam manasıyla bilmeyebilir. Tek başına tüm bunlar bile Saadet Partisi yöneticilerinin nerelere savrulduğunun birer resmidir. Şu anda Saadet Partisi içinde ciddi sıkıntılar var, huzurlu, rahat değiller. Temel Bey’in, Saadet Partisinin geçmişine yönelik olarak, Saadet Partisinin içinde görev almadan önce ben Tayyip Erdoğan olarak, geçmişteki Millî Selamet Partisi, Refah Partisi, bundan sonraki dönemler dahil, gençlik kollarından tutunuz, il teşkilatlarına ve partinin merkez karar yönetim kurullarına varıncaya kadar, buralarda görev almış birisiyim, buralardan geliyorum. O zaman Temel Bey bu işin içinde yoktu bile. O, belediye başkanlığı görevlerine başladı vesaire. Hatta daha ileri gideceğim, meşhur Madımak olayları ile alakalı bu masanın etrafındakiler onun idamını istemiyorlar mıydı? İstiyorlardı. Peki, şimdi idamını isteyenler, acaba ne için bunların sesi çıkmıyor? Ne için bunlar bu kadar sessiz? Biz, aynı yerimizdeyiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o zamanki ilkeler ve merhum Erbakan’ın hedeflerine dikkati çekerek “Önce ahlak ve maneviyat bir numaraydı. Oradan tutunuz, ağır sanayi hamlesine varıncaya kadar… Hocamız bunları gerçekleştiremedi. Ama ağır sanayi hamlesi ile ilgili bunu gerçekleştirmek bize nasip oldu. Savunma sanayisine yönelik emelleri vardı, gerçekleştiremedi. Ama biz, geldiğimizde yüzde 20 yerli olan savunma sanayiimizi, şu anda yüzde 80’e çıkardık. Bunu başardık” dedi.
Erbakan’ın tank üretmekten bahsettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Altay Tankını 2-3 hafta içerisinde devreye alıp, Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim edeceklerini söyledi.
İHA’ların, SİHA’ların, Akıncı’nın, hepsinden öte Kızılelma’nın çok büyük önem arz ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların dünyada dikkat çektiğini kaydetti.
“TÜRKİYE’DE ZATEN GÜÇLÜ BİR PARLAMENTO VE GÜÇLÜ BİR DEMOKRASİ VAR”
“Hani neredesiniz? Bak, bu adımları attık. Bütün bu partinin yöneticileri, söylemleri ve tercihleriyle rahmetli Erbakan Hocamızın aziz hatırasını çiğniyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Hocamızın manevi mirası tek bir partinin çatısı altına sığdırılamayacak kadar aslında büyüktür. Halbuki ortada çok açık bir gerçek var, HDP’nin de katılımıyla yedili hâle gelen masanın adayı bay bay Kemal, hedefine ulaşmak için kime ne demesi gerekiyorsa söylüyor, kime ne taahhütte bulunması gerekirse bulunuyor. Bir gün terör örgütünün partisini ziyaret edip ‘özerklik’ edebiyatı yapıyor, ertesi gün milliyetçi rolüne bürünüyor. Bir gün muhafazakâr takılıyor, sonraki gün sapkınların temsilciliğine talip oluyor. Ve bunlar aynı zamanda Hocamızın bu noktadaki, yani mahkûmiyetiyle ilgili bazı adımların atılmasında da aktif rol oynadılar. Şimdi nereden nereye geldi. Ben inanıyorum, aklıselim sahibi benim milletim, bu terör örgütünün beslemelerine inşallah 14 Mayıs’ta gereken cevabı verecek. Ve milletimiz rahat, huzur içinde bir nefesi de alacaktır diye düşünüyorum.”
Millet İttifakı’nı oluşturan parti genel başkanlarının milletvekili olmak için başvuru yapmadıklarına ilişkin soruyu cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şimdi masanın aldığı tek ortak karar parlamenter sisteme, yani eskiye dönmek. Gelişmeler gösterdi ki bu da suya yazılmış, yani gerisinde ciddi bir irade ve altyapı olmayan, öylesine söylenmiş bir karar. Aslında yedili masanın her şeyi yalan dolan. Hanımefendi bir ara ‘başbakan olacağım’ diye ortada gezinip durdu. Ne oldu? Şimdi niye vazgeçti? Şimdi başbakan olamıyor, hiç olmazsa başkan yardımcısı olmaya aday oldu. Güçlendirilmiş parlamenter sistem deyip milleti kandırdılar. Hiçbiri parlamento için aday değil. Türkiye’de zaten güçlü bir parlamento ve güçlü bir demokrasi var. Bunların dertleri ülkeyi gerçekten daha iyi bir yönetim sistemine kavuşturmak ise hiç olmadı. Siyasetçilik oynarken kendilerine makam, bakanlık dağıtıyorlar. O kadar. Bu oyunu oynarken herhalde bakanlık sayısı az geldi. ‘Güçlendirilmiş parlamenter sistem diye bir şey uyduralım, bakanlık sayısını da bu arada arttıralım’ dediler. Sonra dönüp dolaşıp mevcut sistemin cumhurbaşkanı yardımcılığını artık 7 mi olur, 17 mi olur, 77 mi olur, bilemiyoruz. Oralara kadar çıkarma noktasına geldiler.”
“BİZ DEVLET ADAMIYIZ”
CHP Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı yardımcılığına yönelik açıklamalarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: ” ‘Cumhurbaşkanı isterse bu sayı 5 olur, 15 olur, 150 olur, bin 500 olur’ bunu hatırlayın. Kendisi kullandı bu ifadeleri. Hâlbuki benim bir cumhurbaşkanı yardımcılığıma bile tahammül edememişti. Ben bugüne kadar, bir cumhurbaşkanı yardımcısıyla geldim. Bu belki 2 olur, 3 olur. Ama hiçbir zaman senin gibi böyle kurusıkı atmayız biz. Çünkü biz devlet adamıyız. Devlet yönetiyoruz. Devleti yönetirken de bu işin tepesi, tabanı nereye varır, nereye gider, bunları iyi biliriz. Elhamdülillah belediye başkanlığından tut, başbakanlığa, cumhurbaşkanlığına varıncaya kadar biz sınavlardan geçtik, imtihanlar verdik. Sadece ülkemizin sınırları içinde kalmadık. Tüm dünyada hamdolsun kabul gördük. Söz verdikleri cumhurbaşkanı yardımcılarının sayısı bizim kabinemizin yarısını zaten buldu. Arkadaşlar hatırlayın ben bu görevi aldığım zaman cumhurbaşkanlığını söylemiyorum. Başbakanlığı aldığım zaman bizim kabinedeki sayı, bizden öncekine söylüyorum, devraldığımız 35’ti. Arkadaşlara dedim ki ‘bu 35 sayısı fazla.’ Şu andaki bu masanın etrafında olanlardan o zaman yanımda olanlar vardı. Onlar da bunu çok iyi bilirler. Dedik ki, ‘arkadaşlar bu fazla, biz bu sayıyı düşürelim.’ O zaman bu sayıyı biz 15’e kadar düşürdük. Bununla beraber, bunun nasıl yapılacağını, yönetileceğini gösterdik. Şimdi de 17-18 tane benim kabinemde bakanım var. Yürütüyoruz. Gayet de güzel yürütüyoruz. Herhangi bir sıkıntı yok. Daha ilk adımları bunların böyle olduğuna göre Allah göstermesin ellerine fırsat geçerse neler yapabileceklerini varın siz düşünün.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz siyasetçi olarak neden milletvekilliğine talip olmadıklarını düşünüyorsunuz? Neden cumhurbaşkanlığı yardımcılığını istiyorlar da milletvekilliğine talip değiller. Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine şu cevabı verdi: “Cumhurbaşkanı yardımcılığı olduğu zaman bunları yanlarına çekmeleri daha kolay. Milletvekilliği olduğu zaman milletvekilinin bir cumhurbaşkanı yardımcısı kadar inisiyatifi yok. Onun durumu farklı. Ama bir cumhurbaşkanının durumu farklı, imkânlar farklı. Bütün bunları değerlendirerek, ‘ben bunların nasıl aldatırım, nasıl bunları kendi torbamın içine sokarım’ dertleri bu. Böyle yaparsa ulufe dağıtıyor bu. Bu dağıttığı ulufeyle de ne yapıyor? Şu anda kendi adaylığını güya güçlendirecek. Yalnız bu hafta sonuna kadar neler olur bilemem onu söyleyeyim. Her şey olabilir.”
“ADAY ADAYLIĞI İÇİN ŞU ANA KADAR 6 BİNİN ÜZERİNDE BAŞVURU ALDIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabinede yer alan bakanların 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde aday olmalarına yönelik soru üzerine, “Hafta sonuna kadar bunları zaten kesinleştireceğiz. Kesinleştirdikten sonra da bunların açıklamalarını da inşallah büyük ihtimalle önümüzdeki hafta içinde şöyle güzel bir törenle arkadaşlarımızın yerlerini, konumlarını, hatta listeyi malum vereceğiz. Bu liste de zaten Yüksek Seçim Kurulu’na verildikten sonra kim nerede hepsi ortaya çıkmış olacak. Kabinedeki arkadaşlarımızla ilgili çalışmalarımızı hâlâ devam ettiriyoruz. Onları da netleştirdikten sonra açıklarsak daha isabetli olabilir. Çünkü her an her şey değişebiliyor” değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat’taki depremler sonrasında AK Parti’nin seçim kampanyasını değiştirerek, müziksiz bir kampanya izlemesine yönelik soru üzerine şunları kaydetti: “Partimize teveccühün yine çok yüksek olduğu bir aday adaylığı süreci yaşandı. Aday adaylığı için şu ana kadar 6 binin üzerinde bir başvuru aldık. Ayrıca bakanlarımız gibi başvuruya gerek olmaksızın değerlendireceğimiz isimler var. Kadrolarımızda yer alması bizlere güç katacak birçok isim üzerinde de ayrıca çalışıyoruz. Sürpriz isimlerimiz de mutlaka olacak, var. Yazar, çizer, entelektüel, bütün bu kesimlerden isimler var. Ondan sonra parti kurullarımızdaki çalışmalar sonuçlanıp listemizi Yüksek Seçim Kurulu’na verdiğimizde bu isimler kamuoyuyla zaten paylaşılacak. Sadece milletvekili adaylarımızı değil, önümüzdeki dönemin kabinesini ve üst yönetimini de şimdiden çalışmaya başladık. Bunların hepsini de vakti geldiğinde sizler vasıtasıyla milletimizin bilgisine sunacağız.”
Seçimlerin sahaya yansımasının nasıl olduğu sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşlarla meydanlarda bir araya gelmenin mutluluk verici olduğunu söyledi.
“ÖNCELİĞİMİZ ELBETTE YİNE DEPREM BÖLGESİ”
Bir araya geldiği vatandaşların gözlerindeki heyecanı gördüğünü aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Depremzede vatandaşlarımızın kayıpları ve acılarına olan saygımız sebebiyle seçip mitinglerine başlamakta acele etmiyoruz. Seçim mitingleriyle ilgili programı bayram sonrasına planladık. Ramazan boyunca temel atma, açılış ve iftar programlarıyla vatandaşlarımızla bir araya geleceğiz. Önceliğimiz elbette yine deprem bölgesi” ifadelerini kullandı.
Meydanların dilinin bambaşka olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul Bağcılar’da yaptığımız törende milletimizin teveccühünü, coşkusunu, muhabbetini gördük. Aldığım resmî rakamlar 60 binin üzerindeydi. Siyasi hayatımda öğrendiğim bir şey varsa o da meydanların dilinin yalan söylemeyeceğidir. Milletimden aldığım hissiyatla söylüyorum ki 14 Mayıs Cumhur İttifakı’nın zaferiyle sonuçlanacaktır. Birileri küresel sistemin en önemli operasyon aygıtı hâline dönüşen sosyal medyada oluşturulan havaya bakarak başka hayaller kuruyor olabilir ama bizim gördüğümüz ve hissettiğimiz tablo budur” diye konuştu.
Kamuoyu araştırmaları ve anketlere ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, anketlerin de tıpkı sosyal medya mecraları gibi algı operasyonlarının aracı olarak kullanılabildiğine dikkati çekti.
Bunların içerisinde doğru teknikle ve doğru şekilde yapılmış anketlerin eğilimleri belirlemede önemli ipuçları verdiğini bildiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Siyasi hayatımız boyunca da bu yöntemi kullandık. Buna karşılık medyada dolaşıma sokulan rakamların, tabloların anketle ilgisi olmadığını herkes çok iyi bilsin. Şayet iş bu tür masa başı anketlere kalsa 21 yılda yapılan 15 seçimin hepsini de CHP kazanırdı. Ama sandıkta kazanan hep biz olduk. İşini hakkıyla yapan anket şirketlerinin çalışmalarını ise yakından takip ediyoruz. Bize gelen raporlara göre hem Cumhurbaşkanlığında hem Cumhur İttifak olarak Mecliste açık ara öndeyiz. Tabii bu durum bizi rehavete sürüklemiyor, tam tersi farkı açmak için daha çok çalışıyoruz.”
“FİLİSTİNLİLERİN İNANÇ VE YAŞAM ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK MÜDAHALE VE TEHDİTLER KESİNLİKLE SON BULMALIDIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuya ilişkin soru üzerine İsrail güçlerinin Mescid-i Aksa’ya saldırılarını lanetledi.
Ramazan ayında yapılan saldırının kabul edilemeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunu Dışişleri Bakanlığı tarafıyla da telin ettik, lanetledik. Ben de konuşmalarımda aynı şekilde lanetliyorum. Hiçbir güvenlik kaygısı böylesi insanlık dışı bir müdahalenin gerekçesi olamaz. Mescid-i Aksa’nın tarihi statüsüne ve maneviyatına, Filistinlilerin inanç ve yaşam özgürlüğüne yönelik müdahale ve tehditler kesinlikle son bulmalıdır. İsrail gerginliği tırmandıracak, tansiyonu artıracak adımlardan kesinlikle vazgeçmelidir. Bizim özellikle sinagoglara yönelik böyle bir saldırımız var mı? Musevilerin mabetlerine yönelik bir saldırımız var mı? Çünkü onların kutsalı olarak görüyoruz. Her hâl ve şartta Filistinli kardeşlerimizin yanında yer almaya, kutsallarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bunu da İsrail’in böyle bilmesi gerek.”
“20 NİSAN’DA KARADENİZ GAZIMIZ DEVREYE GİRECEK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enerjide yeni bir müjde olacak mı?” sorusu üzerine şunları söyledi: “20 Nisan’da Karadeniz gazımız devreye girecek. Karadeniz gazının ateşini 20 Nisan’da Filyos’ta yakacağız, sonra da Türkiye yerli gazını kullanmaya başlayacak. Uzun yıllardır ilmek ilmek işlediğimiz enerji bağımsızlığımızın ateşi o gün Karadeniz’den başlayarak dalga dalga tüm yurda yayılacak. Karadeniz gazı başta olmak üzere Türkiye’nin bütün büyük projeleri konusunda muhalefet ya ‘istemezük’çü bir tavır takındı ya da ‘Yapamazsınız’ dediler. Muhalefetin ‘Yapamazsınız, yapsanız da açamazsınız’ dediği ne varsa hepsini hayata geçirdik. Böyle kısır bir vizyona, böyle dar bir düşünce yapısına sahip muhalefetin bu ülkede eser siyaseti üretmesi beklenemez.”
Karadeniz gazının uzun yıllara dayanan planlama ve stratejiyle hayata geçirileceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önce arama gemilerimizi aldık, ardından sondaj gemilerimizi getirdik, daha sonra bu gemilerde çalışacak insan kaynağımızı yetiştirdik. Tüm bunların ardından yerli ve millî bir enerji politikasıyla Karadeniz’de 710 milyar metreküplük gazı bulduk. Burada duracak değiliz, aramaya, sondaj yapmaya devam edeceğiz. Daha gidecek yolumuz var. Türkiye’ye sınıf atlatacak yeni yatırımlarımız, projelerimiz var” değerlendirmesinde bulundu.
Sismik araştırma ve sondajla ilgili gemilerin alındığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eskiden bu tür imkânlar yoktu ama şimdi bizim hem sismik araştırma gemilerimiz var hem sondaj gemilerimiz var” dedi.
“BÜYÜMEDE, İSTİHDAMDA, İHRACATTA VE TURİZMDE TARİHÎ REKORLARA İMZA ATIYORUZ”
Türkiye Ekonomi Modeli’ne ilişkin değerlendirmeleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm dünyanın, klasik ekonomi politikalarının, karşılaşılan sorunlara çözüm getiremediğini yaşayarak öğrendiğini belirtti.
Bu gerçeği çok önceden görerek kendilerine yeni bir yol çizdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her yeni küresel kriz, çok büyük eleştirileri göğüsleyerek hayata geçirdiğimiz Türkiye Ekonomi Modeli’nin doğruluğunu teyit ediyor. Bu sayede riskleri başarıyla bertaraf ettiğimiz gibi büyümede, istihdamda, ihracatta ve turizmde tarihî rekorlara imza atıyoruz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonominin geçen yıl yüzde 5,6 büyüdüğünü hatırlatarak, “Bu oranla G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülkelerden biri olduk. Ekonomimiz son 10 çeyrektir kesintisiz büyüyor. Makine ve teçhizat yatırımlarımız son 13 çeyrek boyunca aralıksız büyümesine devam ediyor. Sanayi ve turizm gibi döviz getirici sektörlerimiz, Cumhuriyet tarihimizde hiç olmadığı kadar güçlendi” ifadelerini kullandı.
“MART AYI İTİBARIYLA YILLIK YAKLAŞIK 256 MİLYAR DOLAR İHRACAT GERÇEKLEŞTİRDİK”
İhracatın da Cumhuriyet tarihinin rekor seviyelerine çıktığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Mart ayı itibarıyla yıllık yaklaşık 256 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik. Rekorlar kırdığımız bir diğer alan elbette turizm sektörü oldu. Geçen yılı 51,4 milyon ziyaretçi ve 46,3 milyar dolar turizm geliriyle yani sektörün altın yılı olan 2019’un üzerinde bir performansla bitirdik. Enflasyondaki düşüşün insanlarımızın günlük hayatına daha belirgin şekilde yansımasını sağlamak için de gereken adımları atıyoruz. Önümüzdeki dönem ekonomi politikalarımızı daha da güçlendirmek için şimdiden ciddi hazırlıklar yürütüyoruz. Uzun yıllar ekonomi yönetimimizde yer alan Mehmet Şimşek kardeşimizin koordinasyonunda bir ekip, bu doğrultuda hazırlıklar yapıyor. Ayrıca Hazine ve Maliye Bakanlığımızda, Merkez Bankamızda, diğer birimlerimizde yürütülen çalışmalar var. İnşallah seçimden sonra bunların hepsini bir araya getirip ekonomi politikamızı daha güçlendirerek yolumuza devam edeceğiz.”
TOGG
Eşi Emine Erdoğan’a ait “Anadolu” renkli Togg otomobilini kullandığı görüntülerin ekranlara getirilmesinin ardından, sürüş deneyimi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu aracın kullanımındaki konfor, bugüne kadar pek şahit olmadığım ki buna şu andaki makam otomobilim de dâhil. Gerçekten çok çok konforu yüksek. Yani virajlardan tutunuz da yoldaki gidişler, tabii elektrikli oluşu filan, onlar da işi daha da huzurlu, rahat hale getiriyor. Yoğun şekilde de ülke genelinde istasyonlar kurulmaya devam ediyor. Eşim zaten bu araçtan çok çok memnun kaldı. O da çok huzurlu, rahat. Ayrıca tabii bizim diğer makam otomobili, o da gerçekten güzel, huzurlu. Ülkemize hayırlı olsun” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e de Togg otomobil gönderildiğini hatırlatarak, “İlham Bey de memnuniyetini ifade etti, ‘Çok çok güzel bir araç’ dedi. İnşallah Türkiye Yüzyılı’nı, teknolojisini sivil sanayi alanında Togg ile başlattık. İnşallah hız kesmeden daha büyük yatırımlarla, hizmet ve eserlerle yolumuza devam edeceğiz. Tabii direksiyona geçince bambaşka hisler, duygular yaşadık” ifadelerini kullandı.
Togg otomobili için kısa sürede 177 bin sipariş aldıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu büyük devletin, bu aziz milletin, yerli ve millî bir otomobil markasının olmamasının üzüntüsünü bugüne kadar hep yaşadık ve sorumluluktu. Rahmetli hoca, Devrim otomobilinin üretimini yapmıştı, biz de ‘devrin otomobili’nin üretimini gerçekleştirdik. Şu anda ‘devrin otomobili’ Togg, sürat, konfor, güvenlik ne ararsanız var” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Ankara 2 No’lu Barosu’nca Ankara Adliyesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen 2026-2027 Adli Yılı Açılış töreniine Adalet Bakanı Akın Gürlek katıldı ve bir konuşma yaptı.
Törende Adalet Bakan yardımcıları Burak Ceyhan ve Can Tuncay, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut ÇELİK ve Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan AĞDEMİR de hazır bulundu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, konuşmasında şunları söyled:
” Yeni adli yıl açılışımızın bütün yargı camiamıza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
2026-2027 yılı adli yılının başlangıcı vesilesiyle milli iradenin kalbi ve merkezi olan başkentimiz Ankara’da sizlerle bir araya gelmekten dolayı büyük büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Nazik davetleri ve samimi ev sahiplikleri dolayısıyla Ankara 2’nolu baromuzun başkanına, değerli yöntemine ve bu anlamlı buluşmanın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu büyük hukuk ailemizin, farklı alanlarında görev yapan mensuplarıyla bir araya gelmekten her zaman olduğu gibi bugün de büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Kıymetli avukatlarımızın hukuk sistemi içerisinde vazgeçilmez konumunu çok iyi biliyor , Ankara 2 No’lu baromuzun meslek odaklı çalışmalarını takdirle takip ediyorum. Yeni adli yıl ülkemiz, milletimiz, yargı teşkilatımız ve hukuk camiamız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Adalet hizmetlerinin kesintisiz biçimde yürütülmesinde bilgi, birikim emekleriyle katkı sunan bütün avukatlarımıza çalışmalarında kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup bu konuyu oldukça önemsiyoruz. Şimdi burada sizlere bir bakan olarak değil, evinizde misafir bir hukukçu dostunuz olarak kalbi, sohbetlerimi gerçekleştirmek ve samimi duygularımı paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargı adeta milletimiz aleyhine işletildiğini, FETÖ gibi yapıların uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını, hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlüklerini kısıtlama yönündeki süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını maalesef gördük. FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde her şeyde olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla, yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları, en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık.
Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız cuntacı, darbeci vesayetci anlayışları ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı haline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleskleriyle bu dar boğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin. Aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizden yirmi, otuz hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizi hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız.
Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hal uygulamalarına, yargının işlemez hale getirdiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibariyle çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik.
Geçmişten, bugüne milletimizin kalkınmasının huzurunun ve güvenliğin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk, Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler, devletimizin kuzey kurumları ile toplumumuzun bütün kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık dökük ve gedik olmamalıdır.
Bugün şu yapının, en önemli taşıyıcı unsurlardan biri de barolarımız ve onlara oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz.
Aynı zamanda, o ildeki yargı altyapımızın, yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek, yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Adriyatik’ten, Çin seddine kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı suran bütün avukatlarımızı yürekden kutluyorum.
Hepimiz, büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız, Bir saatin çarkları gibi hakimlerimiz, cumhuriyet savcılarımız, avukatlarımız ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır.. Çünkü hepimizin hedefi, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği vatandaşlarımızın, hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple bakanlığımıza sunulacak, yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açıktır.
Yeter ki sözümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati olsun. Avukat meslektaşlarım, dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu batı ülkelerinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır.
Yakın coğrafyamızda, evrensel hukuk mühendisliği altında yaşanan masum insanların 10 yıllardır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına bir damla insan kanının bir damla. petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına, adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilemesi, ulusal uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın barolarımızın ve avukatlarımızın katkıları ile insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukuku etkin bir biçimde işletmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkçası söylüyorum ki bu Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve yaşadığı asli sorumluluklarından biridir.
Türk milleti adalet hukuku nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, adalet merkezi tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan, ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü ve huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye insanlığın barışına bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum her zaman yok olmaya mahkum olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce milli mücadelemize merkezlik eden Ankara’mızın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı. Onların top sesleri Polatlı’ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz, Güçlü Türkiye’nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2′ No’lu baromuzun,kıymetli mensupları hukuk karşısında herkes eşittir. Hiçbir kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet herkese lazım olan can suyudur. hiç kimse kendisini imtiyazlı ve ayrıcalıklı konumda göremez.
Toplum vicdanı buna asla müdahale etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etti etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızı, huzur ve güvenliği bizi en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir. Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere toplumumuzda öğretiyoruz.
Örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu, özendiren yaşam tarzlarını, gençlerimizi ve genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan herkesi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık.
Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık. Adalet sistemimizi ayakta tutan hukuk düzeni en önemli unsurlardan biri olan avukatlık, vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıyan hak arama hürriyetini somutlaştıran ve aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan güçlü bir müessesedir..
Avukatlık mesleğinin bu büyük ailesinin her bireyin hassasiyet göstermesi gereken etik değerleri arasında olduğunu biliyorum. Elbette savunma hakkı hukuk sistemimizin dokunulmaz değerlerinden birisidir.
Bununla birlikte, avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurulların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları, siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, mesleğini hukukun üstünlüğünü her şartta korumaları büyük önem taşımaktadır. Aksi yönde tutumların hem savunma makamına hem de yargıya dünyaya zarar vereceği açıktı. Kıymetli avukatlarımız, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı olarak avukatlarımızın görevlerini daha iyi şartlarda getirilebilmesi için yürüttüğümüz çalışmaları büyük bir hassasiyette takip ettiğimizi de bilmenizi isterim.
Adalet hizmetinin vatandaşa zamanında etkili ve güvenilir bir biçimde ulaştırılması konusunda sizlerle aynı sorumluluğu paylaşıyoruz. Avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımı tanımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık. Yeni alpaklık kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızı desteklenmesinden cnk, adli yardım hizmetlerini ile çalışma şartlarını iyileştirmesine kadar birçok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsili yaygınlaştırılması yönündeki adımlarımızı barolarımızla istişare içerisinde atmaya devam edeceğiz.
Avukatlarımızın yaşadığı sorunların da çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri eklemeyi temenni ediyorum. Bu konuları, Ankara 2 No’lu baromuzun başkanıyla da sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz. Avukatlarımızın silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepler geliyor.
Bu konuda Maliye bakanımızda görüşmeler yaptık. Onlar da bize yardımcı oldular. Ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda olanda alınması, devamındaki eylemlerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık. Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır.
Bu nedenle hakim ve savcı arkadaşlarımızın da yargıda belirlenen hedef süreleri riayet etmesi gerektiğini her fırsatta ben katıldığım programlarda da ifade ediyorum. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının bir buçuk yılda tamamlanmasını hedefliyoruz. Ayrıca, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de Ekim ayındaki pakette hayata geçirmeyi düşünüyoruz.
Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz. Uygulamanın içerisinden gelen bir hukukçu olarak avukatlarımızın, mahkeme kalemlerinde ve adli hizmetlerinden yararlanırken karşılaştığımız sorunları yakinen biliyorum. Hakim bir Cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum.
Kıymetli yargı ve teşkilat mensuplarımızın bu hassasiyet gözetme konusunda da gayretleri bizleri sevindiriyor. Çünkü 27 bin 500 hakim ve savcımızla 211 bin avukatımızla, aynı hukuk ailesinin mensuplarıyız. İnşallah yine adli yılda da yürüttüğümüz çalışmaların sonuçlarını hep birlikte uygulamada göreceğiz.
Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de “Güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın güçlü bir hukuk üzerinden geçtiği konusudur. Adalet yüzyılının vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik, kuşatıcı anayasa hedefimizden vazgeçmeden, hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileri taşıma yönündeki irademizi inşallah sürdüreceğiz.
Ankara için 2 No’lu baromuzun kıymetli yönetimi ve değerli üyeleri, beni sabırla dinlediğiniz için sizlere bir kez daha şükranlarımı sunmak istiyorum. Sözlerime son verirken bu samimi buluşmaya ev sahipliği yapan Ankara 2 No’lu baromuzun başkanına ve değerli yönetimine ve görüşlerini bizimle paylaşan siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum.
Sizleri bir kez daha saygı, sevgi en kalbi duygularla selamlıyorum”
Konuşmalardan sonra Bakan Gürlek’e hediye takdimi yapıldı. Adli yıl açılış töreni hatıra fotoğraf çekimleriyle sona erdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran da resepsiiyonda hazır bulundu.
Resepsiyonda, önce Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi..
Kur’an-ı Kerim tilavetinin hemen ardından Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonunda Türk ve Pakistan Milli Marşları seslendirildi.
Milli Marşların seslendirilmesinden sonra konuşmalara geçildi.
Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonundaki ilk konuşmayı Pakistan’ın Savunma Ataşesi Air Commodore Muhammad Asif BHATTI yaptı: ” Pakistan’ın 61’inci Savunma Günü’ne hoş geldiniz demek benim için büyük bir onur ve ayrıcalıktır.
Bugün, Pakistan’ın dış tehditler altında kaldığı 6 Eylül 1965’te Pakistan’ı savunanların cesaretini, fedakarlığını ve kararlılığını anıyoruz. Pakistan her zaman barışı hedeflemiştir. Kendisi, komşuları ve daha geniş bölge için barışı hedeflemiştir, ancak 1965’te, Pakistan’ın savunma gücü ve silahlı kuvvetleri, olağanüstü cesaret, profesyonellik ve onurla anavatanı savunarak, önemli bir karşılık vermiştir.
Bugün de aynı mirası sürdüren Pakistan, son derece profesyonel ve güçlü bir askeri ve silahlı kuvvetlere sahiptir. Çok açık bir şekilde belirtmek isterim ki, hiçbir saldırgan veya terörist niyetimiz yoktur ve egemenliğimizden asla ödün vermeyeceğiz.
Terör, ulusumuzun güvenliğinin bütünlüğünü tehdit etmiştir. Savunma yeteneklerimiz, stratejik ortaklıklarımız ve uluslararası ilişkilerimiz, çoğu ülkenin tutumunda olduğu gibi, barış, güvenlik ve istikrara yöneliktir.
Yurtta barış, dünyada barış; savunma ruhu, Keşmir halkının özlemleriyle birlikte, Pakistan’ın Cammu -Keşmir anlaşmazlığının barışçıl çözümüne olan bağlılığını da yeniden şekillendirebilir; bu, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer almıştır.
Ayrıca, Pakistan’ı savunurken ve terörizmle mücadele ederken hayatlarını feda eden herkese saygılarımızı sunuyoruz. Onların fedakarlıkları asla unutulmayacak.
Pakistan’ın, yüzyıllardır süregelen ortak tarihe ve halklarımız arasındaki kalıcı sevgiye dayanan eşsiz bir kardeşlik anlayışını paylaştığı bir ülke olan Pakistan’ın 30. yıl dönümünün ilk gününü anmak özellikle anlamlıdır. Maca Savunma Hatları, kardeşliğin, karşılıklı testin ve barış ve güvenliğe olan ortak bağlılığın derinliğini gösteren bir protesto etkinliğidir. Bu olağanüstü ortaklığı daha da geliştirmeyi ve birlikte barış ve istikrara katkıda bulunmayı dört gözle bekliyoruz. Bu akşam burada bulunan diğer tüm önemli kişilere teşekkür ederiz.
Savunma Ataşesi BHATTI’den ardından Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yousaf JUNAID ikinci konuşmacı olarak kürsüye geldi.
Büyükelçi JUNAID, konuşmasında şunları söyledi: ” Ekselansları Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER, Türk Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı ve diplomatik temsilciler, hepinize iyi akşamlar dilerim. Bugün, Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü’nü anmak için burada toplandık. Bu, Pakistan tarihinde gerçekten özel bir yere sahiptir.
Eylül 1965. Bu gün, vatanımızı savunmak için silahlı kuvvetlerimizin yanında duran, şehit düşen seçkin askerlerin yaptığı fedakarlıkları bize hatırlatır.
Bu şanlı gün, Pakistan’a olan bağlılığımızı, sadakat ve hizmet sözümüzü yenilememizi ve vatanımızın güvenliği için cihatı kucaklayan bu seçkin, vatan evlatlarına saygı duruşunda bulunmamızı gerektirir.
Bölgemizin temelinde yatan sorun olan Keşmir ve Afganistan meselesi, 1947’deki bölünme gündeminin tamamlanmamış olması, Güvenlik Konseyi kararlarının ve yasadışı olarak işgal edilen Keşmir halkının özlemlerinin hiçbir zaman yerine getirilmemesi ve onların iradelerinin ifade edilmesine asla izin verilmemesi, 5 Eylül’ün bize askerlerimizin bugünkü değerini düşünme fırsatı vermesi de önemli. 5 Eylül, 60 yıl önce, hiçbir provokasyon, hiçbir uyarı veya savaş ilanı olmadan uluslararası sınırları aşan sayıca çok daha büyük bir düşmanla karşı karşıya kalan askerlerimizin değerini de yansıtıyor.
Pakistan bu savaşı istememişti. Ancak savaş bittiğinde, güneş doğduğunda, cevabımız hazırdı ve tüm dünya, milletin askerlerinin yanında nasıl kahramanca durduğunu ve vatanımızı nasıl savunduğumuzu gördü. Bu, tarihin en dikkat çekici savaş olaylarından biri olarak tarihe geçti. Pakistan her zaman barışa yönelik bir eğilime sahip olmuştur.
Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali CİNNAH, Pakistan’ın bağımsızlığının hemen ardından, 15 Ağustos’ta bir açıklama yayınladı. Pakistan’ın kimseyle düşmanlık içinde olmadığını, amacının iç ve dış barış olduğunu, barış içinde yaşamak ve hem ülke hem de dünya ile dostane ilişkiler sürdürmek istediğini ve kimseye karşı saldırgan bir tutum sergilemediğini belirtti. Bu sözler, Pakistan’ın barışa olan bağlılığını yönlendirmeye devam ediyor.
Pakistan ilerleme yolunda devam ediyor.. Geleceğimiz için canlarını feda edenleri her zaman hatırlayacağız. Ülkenin savunması 16 Eylül ile sınırlı değildir.
Bu devam eden bir süreçtir ve ideolojik ve bölgesel sınırlarımızı korumaya kararlıyız; bu sınırlar, hazırlıklı olduğumuz kadar şiddetle korunmalıdır. Hazırlıklılığımız yakın zamanda tekrar test edildi.
Geçen yıl Pakistan, sadece ölenlere başsağlığı dilemekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası soruşturma teklifinde de bulundu. Ben de aynı şekilde etkilenmedim, taraf olmadım. Hiçbir baskı görmedim, yine de bir saldırıyla karşı karşıya kaldık.
O gecelerde yaşananlar hepimizin bildiği bir durum. Bu saldırılara çok sert bir karşılık verildi. Sorumlu bir devlet olarak ufku analiz etmedik, ancak hareketimiz, ana yanıtımız, ulus olarak birleşmiş bir şekilde mücadele etmekti.
Dünyanın o birkaç gün boyunca tanık olduğu şey, iyi hazırlanmışsanız, gerçekten ışığınız varsa, yeteneğiniz varsa, her türlü zorluğa dayanabileceğinizin klasik bir örneğidir ve biz bunu başardık. Askerlerimiz harika, en büyük varlıklarımız. Sadece ulus için en büyük fedakarlığı yapmakla kalmadılar, aynı zamanda barış zamanlarında ülkenin genişlemesi ve kalkınması için de oradaydılar; deprem, bina felaketi, sel gibi olaylarda da mücadele ettiler, ihtiyaç anında yanlarında oldular ve onlarla gurur duyuyoruz. Disiplinleri, cesaretleri ve fedakarlıkları her zaman hatırlanacak.
Tüm ulus için bir ilham kaynağı olan Pakistan Silahlı Kuvvetlerinin hizmetlerinin kendi sınırlarımızın ötesine uzanmasıyla, küresel barışa büyük katkılar sağladık; BM barış operasyonlarına en büyük katkıda bulunanlardan biriyiz. Pakistan birlikleri, dünyanın dört bir yanındaki çatışma bölgelerinde üstün hizmet verdi ve barış ve güvenliğe olan katkılarımız bunun kanıtıdır. Bugün.Pakistan ulusu birleşmiş durumda. Her zaman birleşik olacağız ve amacımız Pakistan’ı insanların kendi ihtiyaçlarına ve ilkelerine göre yaşadığı barışçıl bir bölge haline getirmektir. Ve her geçen gün daha da güçleneceğiz çünkü sadece barışa inanıyoruz.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde, ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız
Geçen hafta, 6 Eylül 1965’te ve 65’ten sonra ülke için hayatlarını feda edenlerin anısına,bir anma yazısı yayınlandı.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız. Pakistan’ın güvenliğini savunan bu cesur askerlerin aileleri, genç kayıpları bizim kaybımızdır.
Sizin şerefiniz bizim şerefimizdir, benim şerefim de öyle.
Bu kayıpların yanı sıra, Pakistan’ın daha güvenli, daha düzenli ve daha barışçıl bir ülke olmaya devam etmesi için, Pakistan ZİNDABAT.
Büyükelçi JUNAID’dan sonra kürsüye Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER geldi.
Bakan GÜLER de şöyle konuştu: “Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor ve Pakistan’ın kardeşlerimizin bu davetleri nedeniyle de şükranlarımı soruyorum.
Öncelikle dost ve kardeş ülke Pakistan’ın, savunma ve şehitler gününü en içten dileklerimle kutluyor, Pakistan halkına selam ve saygılarımı sunuyorum. Bu vesileyle Pakistan’ın bağımsızlığı, egemenliği ve güvenliği uğruna canlarını feda eden aziz şehitleri rahmet ve minnetle yad ediyor, kahraman gazilere şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, ortak tarihi hafızaya, köklü kardeşlik bağlarına ve sarsılmaz karşılıklı güvene dayanmaktadır.
Milletlerimiz, tarih boyunca sevinçte de hüzünde de birbirlerinin yanında durmuş, zor zamanlarda sergiledikleri dayanışmayla, dostluğunu ve kardeşliğin en güzel örneklerini ortaya koymuşlardır. Bizim için Pakistan, dost bir ülke olmanın ötesinde gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçası, aynı ideal ve değerleri paylaştığımız sıratejik bir ortağımızdır. Bugün, bu güçlü kardeşlik, diplomasi, savunma, güvenlik, ekonomi, eğitim, teknoloji alanlarında her geçen gün daha da derinleşen çok boyutlu bir işbirliğine dönüşmüştür.
Askeri alandaki yakın işbirliğimiz, bu stratejik ortaklığın en en güçlü alanlarından da birisini oluşturmaktadır. Silahlı kuvvetlerimiz arasındaki müşterek eğitim faaliyetleri ve tatbikatlar, personel değişim programları ve karşılıklı tecrübe paylaşımı sayesinde ulaştığımız yüksek seviyeden bu çerçevede gittikçe artan dayanışmamızdan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz hafta 30 Ağustos Zafer bayramımız, münasebetiyle özel bir resepsiyon düzenleme nezaketi göstererek bu anlamlı günümüze ortak olan Pakistan kara kuvvetlerine en derin şükranlarımızı mı sunuyor, bu husustaki katkılarından dolayı da özellikle Mareşale de teşekkürlerimi sunuyorum.
Türkiye ve Pakistan yalnızca kendi güvenlikleri için değil, bölgemizde ve tüm dünyada barışın, istikrarın ve uluslararası güvenliğin tesis edilmesi ve güçlendirilmesi için de önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Bu anlayışın güncel ve somut örneklerinden biri de Pakistan’ın, bölgemizde Barış ve istikrarın korunmasına yönelik kapsamlı diplomatik girişimleridir.
Nitekim, Pakistan’ın İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi, ateşkesin sağlanması ve kalıcı, barışın tesis edilmesi amacıyla sergilediği yoğun gayretleri memnuniyetle müşahede ediyoruz. Pakistan’ın bu süreçte taraflar arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması, çatışmaların durdurulması için yoğun ve yapıcı tutumu ile ortaya koyduğu samimi diplomatik çabaları uluslararası toplum tarafından da takdirle karşılanmıştır.
Türkiye olarak böylesine kritik bir konuda öncü bir rol üstlenen stratejik ortağımız, Pakistan ile yakın istişare ve koordinasyon içinde hareket ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, hassas küresel güvenlik ortamında dost ve kardeş ülkelerle geliştirdiği stratejik işbirlikleriyle uluslararası güvenlik ve istikrara katkılar sunmayı kararlılıkla sürdürmektedir. Bu anlayışla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasını da 3 kardeş ülkenin köklü bağlarını ve karşılıklı güvenini stratejik bir zeminde daha da güçlendiren tarihi bir adım olarak görüyoruz.
Kolektif caydırıcılığı esas alan bu anlaşmanın ortak güvenliği takip etmesinin yanı sıra askeri konularda birlikte çalışabilirliliği ve savunma sanayi işbirliği daha da ileriye taşıyacağına ve bölgemizin Barış ve istikrarına önemli katkılar sağlayacağına da yürekten inanıyorum. Nitekim Mekke savunma ittifakı kapsamında kurulan stratejik siyasi ve savunma komitesi’nin ilk toplantısı, ülkemizin ev sahipliğinde bu hafta başında 3 ülkenin yetkili makamlarının katılımıyla icra edilmiş. Bu kapsamda, ittifakın kurumsal yapısı ile yürüteceği stratejik işbirliği esasları da görüşülmüştür. Birbirinden kritik geniş imkan ve kabiliyetlere sahip olan 3 kardeş ve dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü iradenin, ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, Pakistan’ın savunma ve şehitler gününü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, dost ve kardeş Pakistan halkına sağlık, huzur ve refah diliyorum. Yaşasın Türkiye Pakistan kardeşliği iyi akşamlar”
Konuşmalardan sonra günün anısına hatıra fotoğrafı çekildi ve davetlilere Pakistan ve Türk mutfağından yiyecekler ikram edildi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.