Türk Eczacıları Birliği 44’üncü Olağan Büyük Kongresi Ankara’da başladı.
Ankara Marriott Otelde düzenlenen kongre, Türk Eczacılar Birliği Başkanı Arman ÜNEY’in konuşmasıyla başladı.
Arman ÜNEY, konuşmasında şunları söyledi;
Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti adına sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
44’üncü Olağan Büyük Kongremize hepiniz hoş geldiniz.
Bu yıl ayrı bir gururluyuz. 29 Ekim’de, Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını büyük bir coşku ve büyük bir gurur ile kutladık.
7’den 70’e herkes tek yürek oldu. Yine 29 Ekim’de. Ne mutlu bize ki, 100 yıllık bir cumhuriyetimiz var. Ne kadar gurur duysak az.
Ulu Önder ATATÜRK’ün “Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.” deyişiyle tam 100 yıl önce bize emanet edilen Cumhuriyetimiz bugün daha güçlü ve yüzyıllar boyu ayakta kalacak.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzuruna çıktık bugün. O’na bir kez daha şükranlarımızı sunduk, saygıyla ve özlemle aziz hatırası önünde eğildik. Ve bugün, bir kez daha yineledik, Eczacılar olarak şiarımızı; Dedik ki biz eczacılar için “Reçetemiz ilelebet cumhuriyet”. “Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacak, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak” diyen Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun gösterdiği hedeflerden şaşmadan, 100’üncü yılın coşkusuyla ilerlemeye devam ediyoruz. Biz Eczacılar, her zaman olduğu gibi bugün de Cumhuriyetimize ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkma ve onları ileriye taşıma kararlılığındayız. Bu ülkenin Eczacıları, bir milleti esaretten kurtaran ve O’na bir gelecek armağan eden Cumhuriyetimizin kazanımlarının her zaman koruyucusu olacaktır.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin izinde olmaya da her zaman devam edeceğiz.
Biz Eczacılar, Varlığımızı borçlu olduğumuz Cumhuriyetin yüzyıllar boyu yaşaması için hep birlikte çalışmaya, üretmeye, geliştirmeye devam edeceğiz. Bizler Ulu Önder’in bizlere bıraktığı Cumhuriyetimize sahip çıkarken, aziz vatanımızın sınır komşuları ile de her zaman barışçıl ilişkiler çerçevesinde yaşamayı amaçlıyoruz. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh !” diyerek milletler arası anlaşmazlıkların savaş ile değil barış ile çözülmesinin gerekliliğini vurgulayan Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar haklı olduğunu her geçen gün daha fazla görüyoruz. Yakın coğrafyamızdaki Rusya – Ukrayna Savaşı’na bir de 1,5 aydır süren İsrail- Hamas savaşı eklendi.
7 Ekim’de başlayan ve halen tüm şiddeti ile devam eden savaş insanlık dramı haline dönüşmüş durumda. Binlerce insan öldü, onbinlercesi yaralandı. Maalesef bu dram, bu acı her geçen gün büyümeye devam ediyor. 1 Milyondan fazla insanın yer değiştirdiği tahmin ediliyor. Özellikle çocukların, kadınların, yaşlıların ve sivillerin hedef olduğu bu vahşete acilen dur denilmeli. Biz sağlık profesyonelleri, ettiğimiz meslek yeminlerinin gereği olarak insan hayatını korumak ve kollamak ile sorumluyuz. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler dahil olmak üzere, tüm ikili, çoklu görüşme imkanları ve her türlü diplomasi olanağı kullanılmalı, masum insanların ölümüne dur denmeli ve bölgemizde süregiden savaş ortamına acilen son verilmelidir.
Küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan ekonomik dalgalanmalar,
iklim değişikliği ve pandemi sonrası dönem,
jeopolitik gerilimler,
çatışmalar, savaşlar, zorunlu göçler,
mal tedarik zincirlerinde yaşanan sıkıntılar,
salgınlar, afetler,
su, gıda ve enerji krizleri,
Rusya-Ukrayna krizi,
Orta Doğu’daki dinamikler,
Çin-ABD rekabeti ülkemizi doğrudan etkilediği gibi mesleğimizi de farklı açılardan; doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir.
Bu gelişmelerin etkileri hem dünyayı hem de ülkemizi şekillendirmeye devam ediyor. Ülkenin genel gidişatından ve ekosisteminden bağımsız olmamız düşünülemez. Mesleğimiz özellikle sağlık sisteminin ayrılmaz bir parçası olması sebebiyle kamunun harcamalarından, yatırımlarından doğrudan etkileniyor. Bu nedenle yaşadığımız sıkıntılara ilişkin çözüm önerilerimizi öne sürerken her daim makro ekonomik dengeler ve onların yarattığı sınırlar ile karşı karşıya kalıyoruz. Bugün, içinden geçtiğimiz ekonomik atmosfer iç açıcı değil. Enflasyon ve döviz kuru dalgalanmaları gibi ekonomik istikrarsızlık faktörleriyle sürekli mücadele etmemiz gerekiyor.
Dünya Bankası yeni bir rapor yayınladı. Emtia Piyasaları Genel Görünüm raporu. Bu raporda İsrail-Hamas savaşı sebebiyle küresel petrol arzının sıkıntıya düşeceği ifade ediliyor. 90 doların altında olan varil fiyatının 100 dolar olacağını, hatta bu çatışma ortamı devam ederse 150 dolara kadar ulaşabileceğini belirtiyor. Bu ne demek? Her mal, her ürün için üretim, taşıma, lojistik maliyetlerinin yükselmesi demek. Bu da maliyetlerin yükselmesi sebebiyle fiyatların artması demek. Fiyatlar artarken de ürün tedarik zincirinde kopmalar yaşanması demek. Özetle, Gazze’deki insanlık dışı durum devam ettiği sürece küresel ekonomide de ciddi dalgalanmalara hazır olmalıyız. Kuşkusuz, bu durum stratejik bir ürün olan ilacı doğrudan etkileyecektir. Çünkü küresel mal tedarik zinciri içinde ilaç sektörü en hassas noktada bulunuyor.
Altını çizmek istediğim konu, ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte birçok dinamiğin söz konusu olduğu. Bu dinamikler, hem ülkemiz hem de mesleğimiz için doğrudan etkili. Tüm bu dinamiklerin farkında olarak, onları takip ederek mesleğimizin bugünü ve geleceği için gerçekçi tedbirler almak zorundayız. Meslek gündemimiz yoğun. Bu yoğun gündem ile çalışmalarımızı gece gündüz sürdürüyoruz. Türk Eczacıları Birliği olarak çalışmalarımızı 3 Boyutta sürdürüyoruz. Mesleki, Toplumsal, Ekonomik Boyut 3 boyutta sürdürdüğümüz bu çalışmalarımızı da 6 ilke doğrultusunda şekillendiriyoruz. Bu 6 ilke: Birlik, Dayanışma, Odaklanma, Kararlılık, Müzakere ve Mücadele. Mesleğimizin gelişimi ve meslektaşlarımızın hakları için yılmadan usanmadan çalışmaya devam ediyoruz. Birlik ve Dayanışma ruhumuzu her zaman koruyoruz. Çözüm bekleyen ve geliştirilmesi gereken konulara odaklanıyoruz. Kararlı bir şekilde süreçleri takip ediyoruz. Müzakere ile mücadele dengesini kurarak ilerliyoruz.
Birliğimizin vizyonu “TOPLUMA, ECZACIYA, KAMUYA İLAÇ OLMAK” Toplumun kalbinde yer alan bizler, tüm ülkemizi kılcal damarlar gibi saran eczanelerimiz ve hizmet ağımız ile birinci basamak sağlık hizmet sunucusu rolümüzü güçlendirmek ve geliştirmek için hep birlikte çalışıyoruz. Bu doğrultuda mesleğimizin geleceğine her zaman umutla bakıyoruz. Gurur duyulacak bir mesleğe ve meslek örgütüne sahibiz. 184 yıllık geçmişi olan mesleğimiz, 100 yıllık Cumhuriyetimizin kazanımları ile her geçen gün daha da gelişiyor. Biz; kendimize ve mesleğimize inandıkça ve sahip çıktıkça; mesleğimiz de tıpkı Cumhuriyetimiz gibi sonsuza dek yaşayacak. Tabi ki bizlerin, hepimizin, Odalarımızın ve Birliğimizin ortak mücadelesi ile olacak bu.
Birçok alanda farklı istatistikler yayınlayan bir sosyal medya hesabı var. Hesabın adı “World of Statistics” Birkaç defa en güvenilir meslekleri yayınladılar. Tıpkı daha önceki yayınladıkları gibi bu veride de Eczacılar % 96 ‘lık oran ile ilk sırada. Bu ve benzeri tespitlerde Sağlık Profesyoneli olarak toplumun en çok güvendiği, kendine en yakın gördüğü danıştığı, iletişim kurduğu bir mesleğin mensubuyuz. Bunun değeri, kıymeti çok büyük. Bilimsel Eczacılık Günümüzün temasını “Eczacı Şart” olarak belirlemiştik hatırlayalım. Neden, çünkü “Eczacı Şart”. Peki, Eczacı neden Şart? İlaç ve eczacılık hizmetleri kesintisiz sürsün diye… Herkes doğru ilaca doğru zamanda ulaşsın diye… Herkes için sağlık hedefine ulaşabilelim diye… Sürdürülebilir bir sağlık sistemimiz olsun diye … İşte tüm bunlar için Eczacı Şart. Eczacı her alanda şart olduğu için Bizler, bilimin ışığından hiçbir zaman ayrılmadan, hizmet sunduğumuz toplum için, ülkemiz için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Sağlık alanında yaşanan hızlı dönüşüm ile kişiselleştirilmiş tedavi ve hasta odaklı bakım süreçleri merkezi bir noktaya geliyor. Bizler, vazgeçilmez sağlık profesyonelleri olarak bu süreçlerde konumumuzu güçlendirmeye devam edeceğiz. Yürüttüğümüz ve yürüteceğimiz hizmetler ve çalışmalar ile
ilaçla tedavi etkinliğinin geliştirilmesine
ilaçların yanlış kullanımının ve yan etkilerinin azaltılmasına
olası salgınların erken tespiti ve doğru yönetimine doğrudan katkı sağlama yetkinliğimiz var. Ve bunu çok iyi başarıyoruz. Sağlık sistemine çok önemli ölçüde katma değer sunuyoruz. Bizler, ❖ Eczanelerimizde, ❖ Bakanlıklarda, ❖ Kurumlarda, ❖ Hastanelerde, ❖ Kooperatiflerimizde, ❖ Dağıtım Kanallarımızda, ❖ İlaç Sanayiinde, ❖ Özel Sektörde, ❖ çalıştığımız, emek sarfettiğimiz her alanda mesleğimize duyduğumuz büyük bir bağlılık ile çalışıyoruz ve üretiyoruz. Bizler, Mesleğimizi nerede icra edersek edelim her şeyden önce mesleğimize, Odalarımıza ve Birliğimize güveniyoruz. Omuz omuza hareket etmemiz gerektiğini çok iyi biliyoruz.işi
Eczacı Şart derken en çok vurguladığımız noktalardan biri de farklı alanlarda daha fazla eczacı istihdamının olması. Bir veriyi sizinle paylaşmak istiyorum. (İEİS) 2015 yılında İlaç sanayiinde 32.550 kişi çalışıyormuş. 2022 yılına gelindiğinde ise bu sayı 47.511 olmuş. 7 yılda %46 artış ile ülkemizdeki tüm sektörlerdeki istihdam artışı ortalamasının bile üzerinde bir artış sergilemiş. Yine 2015 yılında akredite ilaç ARGE merkezi sayısı 12 iken 2022 yılına geldiğimizde ülkemizde 41 adet ilaç ARGE merkezi faal durumda. Demek ki ilaç sanayiinde istihdam kapasitesi var. Ve bu kapasite artarak devam ediyor, hem de Türkiye’deki istihdam artış oranından daha fazla. İlacın olduğu her yerde eczacı olmalı ise buralarda daha fazla eczacı istihdam edilmek zorunda. İlaç sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmanın yolu şüphesiz ki, üretimin kendi öz kaynaklarımızla ve ülkemizde kurulan tesislerde gerçekleştirilmesidir. Büyüklerimiz, kendi yağıyla kavrulmak derler Bu çok değerli bir söylemdir. Biz Eczacılar, eczacılık fakültesinde aldığımız teorik ve pratik eğitim gereği, ilaç sanayinde araştırma, geliştirme, üretim, ruhsatlandırma, kaynak yönetimi ve pazarlama alanlarının tümünde görev almaya en yetkin meslek grubuyuz. Kendi değerimizin daha çok farkında olarak bu değeri daha görünür kılabiliriz. İlaç sanayinde daha fazla eczacı istihdam edilmesi konusunda ısrarlı taleplerimiz devam ediyor. Çünkü mesleğimizin daha güçlü bir geleceğe sahip olması; birçok farklı istihdam alanının yaratılması ve buralarda çalışan meslektaşlarımızın sayısının artması ile mümkün olacak. Bu bağlamda, eczacılık mesleğinin icra alanlarının artırılması, sağlık hizmetlerinin sunumunda her kademede daha çok eczacının istihdamı için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.
Bu noktada, şunu belirtmek isterim. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği ile yapmış olduğumuz istişarelerde, istihdamda eczacılara öncelik tanıdıklarını ve bu dönme de de bu şekilde devam edeceklerini çok net ifade ettiler. Bu yıl 34 Uzman eczacı (Klinik Eczacı) Ataması bizim ısrarla taleplerimiz ile oldu. Yine, 2022 – 2023 arasında 1 yıllık sürede gerçekleştirilen 7 atama döneminde toplamda 1509 Eczacı Kadrosu açıldı. Bunların 127 tanesini TİTCK, 79 tanesi Klinik Eczacılık, 3 tanesi fitofarmasi alanında açıldı. TİTCK’ya ayrıca geçtiğimiz Ağustos ayında 100 Eczacı Kadrosu daha ihdas edildi. Tüm bunlar bizlerin ısrarlı talepleri oluyor. Her görüşmemizde her toplantımızda dile getirdiğimiz taleplerimiz ile oluyor. Bu rakamlar bu kadro sayıları tabi ki yetmez daha fazlası için çalışmaya devam edeceğiz.i
Kontrolsüzce açılan fakülte sayısındaki artış, eczacılık eğitimindeki kalitenin de düşmesine yol açıyor. Daha fazla sayıda eczacılık fakültesi açılmasına karşıyız evet; bu konudaki mücadeleci tavrımız net. Ancak ne yazık ki 2000lerin başında 9 olan eczacılık fakültesi sayısı şu anda 60 civarında. Bu nedenle, artan eczacılık fakültesi sayısına bağlı olarak her yıl mezun olan eczacı sayısının da artması istihdam alanlarımızın da genişletilmesini zaruri hale getiriyor. Diğer yandan, ihtiyacın çok daha üstünde ve gerekli altyapı ve eğitim kadrosundan yoksun olarak açılan Eczacılık Fakültelerinin yapılacak değerlendirme çalışmalarının ardından dönüşümü mutlaka sağlanmalıdır. Bu fakülteler İlaç Arge Merkezlerine ve/veya temel eczacılık eğitiminin ötesinde biyoteknoloji, nanoteknoloji, farmakogenetik, geriyatri, pediyatri, psikiyatri, farmakoantropoloji, kalite uzmanlığı gibi yeni uzmanlaşma alanlarına yönelebilecek Eğitim Kurumları haline getirilmeli.i
Türkiye Dünya ilaç pazarı sıralamasında 21. Sırada. Endonezya 20. Sırada. Biz ondan sonra geliyoruz. Özellikle sürdürülmekte olan ilaç fiyatlandırma ve ilaç geri ödeme politikaları pazarda daraltıcı etki yaratmakta; bunun sonucunda piyasa aktörleri de kendilerini korumacı tedbirler almaktadırlar. Türkiye’den çekilmiyorlarsa eğer, firmalar üretimi durdurmakta, kısmakta, ürün tedariğini azaltmakta. Piyasaya kısıtlı giren ilaçlar, dağıtım kanallarınca tevziye sokulmakta en nihayetinden meslektaşlarımız ilaca erişememekte, rafına koyamamaktadır. Bu sebeple de ciddi ilaç yoklukları ile karşı karşıya kalmaktayız.
Dünyada 21. sırada olan İlaç pazarımız, 2022’de 109,8 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Kutu satışı da 2,6 milyar kutuya ulaştı. Türkiye İlaç Pazarı’ndaki Yerli/İthal Oranı TL Bazında % 56 yerliye karşılık %44 ithal şeklinde Türkiye İlaç Pazarı’ndaki Yerli/İthal Oranı Kutu bazında ise %85’ye karşılık %15 ithal. Ülkemizde değer bazında en çok kullanılan tedavi grubu Onkoloji ilaçları. Toplam pazarın %15,6’sına tekabül ediyor. Kutu bazında ise en çok tüketilen ilaçlar Antiromatizmal ilaçlar, Kardiyovasküler ilaçlar ve antibiyotikler. Diğer yandan hızla gelişen yeni bir alan ve Pazar daha mevcut. Biyoteknolojik İlaçlar. Biyoteknolojik ilaç pazarı da ülkemizde 2022 yılında 20,1 milyar TL’ye ve 33,3 milyon kutu satışa ulaşmış durumda. Hesaplamalara göre bu Pazar ciddi oranlarda büyümeye devam edecek. Pazar verileri bu şekilde iken, SGK tarafındaki bazı verileri de hatırlamakta fayda var: Toplam reçete sayısı yıllık 450 Milyonu geçmiş durumda. Bu sayının, 2023 yılı sonunda 480 – 500 milyon adet bandında gerçekleşmesi bekleniyor. Şu an itibariyle Ortalama reçete tutarı, yani her bir sağlık kuruluşundan çıkan reçetelerin ortalama tutarı 366 TL. 2020 yılında 140 TL olan ortalama reçete tutarı 2023 yılında 366 TL ulaşmış durumda. Bu rakamlar bize sosyal güvenlik kurumunun uygulayacağı geri ödeme politikaları konusunda bir öngörü sağlıyor. Reçete başına Hizmet Bedellerimizdeki son durumu biliyorsunuz. Elde ettiğimiz artışlar ile Eczane ekonomilerine nefes aldıran bir noktaya gelmeye devam ediyor. Ancak enflasyonist ortamda sürekli güncellenmek zorunda. Dolayısıyla tüm rakamlar içinden geçtiğimiz ekonomik ortamda sürekli takibi, sürekli güncellenmeyi ve sürekli mücadele ile müzakere etmeyi gerektiriyor. Biz de bunları meslektaşlarımızdan ve Odalarımızdan aldığımız güçle hep birlikte gerektiği gibi yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.
Orta vadeli Program, 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ve 12. Kalkınma Planı incelendiğinde “ilaçların fiyatlandırılma ve geri ödenmeleri konularında” daha etkin önlemler ve tedbirler alınacağı özellikle belirtiliyor. Bu noktada ülkemizdeki enflasyonist ortamda pazarın daha da daralmasına sebebiyet verecek bu tip mali tedbirler, farklı şekillerde bizi etkilemeye devam edecek. Bizim sürekli talep ettiğimiz ve ısrarlı takipçisi olduğumuz İFK’daki otomatik güncellenme, çipa konusunun gerçekleşmesini de hep birlikte başaracağız. Bizler için güncellenen baremler ve kar oranları depocular ve kooperatiflerimiz için güncellenmedi. Tedarik zincirinin tam ortasında yer alan dağıtım kanalları ve kooperatiflerimiz için de bu güncellenmelerin yapılması lazım. Keza, yerli üretici için daha fazla teşvik imkanlarının artırılması, nakit akışının garanti atına alınması ve tabi ki milli ilaç projesinin ete kemiğe bürünür hale gelmesi gerekmekte. Tüm bunları başarabilirsek, ilaç yokluğu sorununa kalıcı çözüm üretebilecek hale gelebiliriz. Şimdi Ocak- Şubat dönemi yaklaşıyor. Biz bu süreçte İFK’da otomatik güncellenme yani bir çipa bulunması talebimizi yinelemeye devam edeceğiz. Çünkü eczacının ulaşamadığı ilaç hastanın ulaşamadığı tedavi demek. Bu nedenle, İlaç yoklukları Çok Ciddi Bir Halk Sağlığı Sorunudur.
DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM İşte o nedenle 27 Kasım Mitingimizde “Dur Dediğimiz” 6 maddeden biri ilaç yoklukları idi. 20.000’i aşkın meslektaşımız ve eczacılık fakültesi öğrencimiz ile birlikte “Dur Dedik”. Tandoğan mitingimiz ile ülkemizin dört bir tarafından gelen meslektaşlarımız ile tüm haklı taleplerimizi en güçlü şekilde dile getirdik. Hep birlikte Dur Dedik.
Eczanelerdeki Ekonomik Çıkmaza
Kamu Eczacılarının Hak Kayıplarına
Eczacıların Yok Sayılmasına
İlaç Yokluklarına
Kontrolsüz Açılan Fakültelere
İlaç Fiyat Farklarına Hep Birlikte Dur Dedik. Tüm odalarımızla, meslektaşlarımızla yan yana omuz omuzaydık. Bugün burada konuşurken bile tüylerim diken diken oluyor. Hala aynı inanç ve kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.
Konya’da ayağa kalkan bizdik. Bartın’da yardıma Koşan bizdik. Gölbaşı’nda halaylar çeken bizdik. Tandoğan’da Onbinlerle bir araya gelen, Ankara’nın ayazını bahara, Ankara’nın bozkırını yeşile çeviren bizdik. Eczacının ve eczacılık mesleğinin sahipsiz olmadığını hep birlikte haykıran bizdik. Deprem felaketinde hem meslektaşlarımızla hem de halkımızla dayanışmanın en güzel örneğini sergileyen bizdik. “Eczacıya Hak Ettiği Değer Verilmelidir” diyerek çıktığımız yolda birçok başarıya ve kazanıma imza attık. Yetmez dedik, mücadeleye ve müzakereye devam ettik, etmeye de devam edececeğiz.
İlaç Fiyat Kararnamesi artık değişmez deniyordu. 3 kez değiştirdik İFK’yı. (8 Temmuz- 12 Ekim – 14 Mart) Birlik olduk, Dayanışma içinde olduk, Odaklandık, Kararlılık içinde hareket ettik Müzakere Ettik Mücadele Ettik Sonunda 14 yıldır değişmeyen İlaç Fiyat Kararnamesi’ni 8 ayda 3 kez değiştirdik. Tüm bu süreci hep birlikte ilmek ilmek ördük. Bu üç değişiklik ile birlikte brüt eczacı karlılığının 19,85’ten %24,86’ya artması sağlanmış oldu. SGK Protokol revizyonunu imzaladık. Yeni revizyona göre Reçete hizmet bedellerine tüm baremlere artı 2,50 TL eklenecek şekilde bir artış yapılması sağlandı. En düşük reçete başı hizmet bedeli 0,55 TL’den 3,05 TL’ye, ilk baremdeki meslektaşlarımızın reçete hizmet bedeli de 9 TL’ye çıkartılmış oldu. Hem ilaç fiyat kararnamesinde hem de SGK ilaç alım protokolünün revizyonunda elde ettiğimiz kazanımlar, yan yana ve omuz omuza duran, meslek örgütü ile birlikte mücadele eden ülkemizdeki tüm meslektaşlarımızın başarısıdır. Bu başarı bu salondaki tüm meslektaşlarımızın başarısıdır.
Kamuda çalışan meslektaşlarımızın özlük hakları ve istihdam olanakları için yürüttüğümüz mekik diplomasisi ve basın açıklamalarımız ile sonuç almaya devam ettik. Kamuda çalışan meslektaşlarımız ile kamu hastanelerinde ve özel hastanelerde görev yapan eczacılarımızın özlük haklarında ve çalışma koşullarında daha büyük iyileştirmeler sağlanması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Daha fazlası için mücadele etmeye devam edeceğiz. DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri ile aramızdaki Protokol ile ilk defa bu dönem reçete başına hizmet bedeli aldık. Bu dönemin İlk Protokolünde reçete başına 1 TL hizmet bedeli aldık. Yeni imzaladığımız Protokol’de Meslektaşlarımızın reçete karşılama süreçlerini kolaylaştıran birçok düzenlemenin yanında 1 TL olan Reçete hizmet bedelini 5 TL yaptık. Yani reçete hizmet bedellerinde % 500 artış sağladık Cezaevlerinde, 2024 yılında toplam reçete miktarı ortalama 3 Milyon olacak. Bu reçete hizmet bedeli ile Eczane ekonomilerine 15 milyon TL doğrudan katkı sağlamış oluyoruz. Bu dönemde bankalar ile, meslektaşlarımıza ve eczane çalışanlarımıza katkılar sağlayan protokoller imzaladık. İş bankası Protokolü ile hem meslektaşlarımız hem de eczane çalışanlarımız için kazanımlarımız oldu. Halkbank ile imzaladığımız yeni protokol ile birçok avantaj meslektaşlarımızın kullanımına sunuldu. Saymanımızın sunumunda bu Protokolün detaylarını özellikle incelemenizi isterim.
Tüm bunlar bizlerin talepleri, ısrarlı takibi ve mücadelesi ile oldu. Hep daha fazlası ve daha iyisi için çalışmak zorundayız. Çalışıyoruz da. Önümüzdeki dönem bu kazanımların katlanarak artacağına inanıyorum. Bu noktada mevzuat düzenlemeleri hakkında yaptıklarımıza ilişkin birkaç bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. 14 Mart 2023 ve 18 Ağustos 2023 tarihli Resmi Gazetelerde yayımlanan Eczacılar ve Eczaneler hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikler vardı biliyorsunuz. Bu değişikliklere dava açtık arkadaşlar. 14 Mart 2023 tarihli düzenlemede yer alan TEB temsilcisinin Kuraya katılımı ile ilgili maddeye, Kroki değişikliği ile ilgili maddeye Muvazaa ile ilgili maddeye Nöbetçi Eczaneler ile ilgili maddeye Dava açtık, yasal süreci takip ediyoruz. 18 Ağustos 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik ile Yönetmeliğimize Ek Madde ilave edilmişti. Bu madde de Pandemi koşullarında TİTCK’ya belirsiz yetkiler veriliyordu. Bu maddeye de Danıştay 10. Daire’de iptal davası açtık, yasal süreci takip ediyoruz.
Sağlık, NİTELİĞİN düşmesine göz yumabileceğimiz bir alan değildir. İnsan sağlığını korumaya yemin ederek başladığımız mesleğimizde, karşılaşacağımız her türlü zor koşullara karşı da meydan okuyabilmeliyiz. Bu sınav ne yazık ki bir seferde verip geçeceğimiz bir sınav da değil. Yaşadığımız deprem felaketinde de yaşadık ve gördük ki, evet biz eczacılar o zor günlerde halkımızı ilaçsız bırakmadık, meslektaşlarımızın yanında olduk. Elimizin erdiğince gücümüzün yettiğince eczacılık hizmetimizi kesintisiz sürdürdük. Tüm bunları yaparken de birlik olmanın, mesleki birliğimiz sayesinde kolay organize olmanın değerini hissettik. Daha iyisi nasıl olurdu, kendimizi nasıl geliştirebiliriz bunu da deneyimledik. Kahramanmaraş ve Hatay’da yaşanan ve tüm ülkemizi yasa boğan deprem felaketinde, Gezici TIR eczanemiz ve 28 adet sahra eczanemizle depremin ilk gününden itibaren 74 gün boyunca kesintisiz ve ücretsiz ilaç eczacılık hizmeti sunduk. Bölge Eczacı Odalarımız ile birlikte koordine ettiğimiz Türkiye’nin dört bir yanından gelen yaklaşık 4 bin 500 gönüllü meslektaşımızla tam 74 gün boyunca deprem bölgesindeydik. Birliğimizce başlatılan Afet Yardım Kampanyamız sizlerden gelen bağışlarla büyüdü. Deprem bölgesindeki bir tek vatandaşımızı bile ilaçsız bırakmadık. Birliğimizin önceki hizmet binasını 250 yatak kapasiteli Afet Sonrası Barınma Merkezine dönüştürdük. Depremzede meslektaşlarımız, eczane çalışanlarımız, yakınları ve eczacılık fakültesi öğrencilerimiz burada geçici olarak kaldılar. 44 meslektaşımızı, 21 eczacılık fakültesi öğrencimizi ve eczane teknisyenimizi deprem felaketinde kaybetmenin büyük acısını yaşıyoruz. Her birini saygı, rahmet ve özlemle bir kere daha anıyorum. Depremde vefat eden ve zarar gören meslektaşlarımıza ve onların çocuklarına yönelik olarak seferber ettiğimiz destekleri sizlerle paylaşmıştık. Çalışma Raporumuzda, Genel Sekreterimizin ve Saymanımızın sunumlarında bunların tüm detaylarını tekrar incelemeniz mümkün.
6643 Sayılı Yasa Madde 30 6643 Sayılı Kanunu’muzun 30. Maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. (21 Ekim 2021). Haysiyet Divanlarımızın varlığını neredeyse ortadan kaldıracak bir sürece girmiştik biliyorsunuz. Daha önce de söylemiştim bu konu bizim için tam bir onur ve haysiyet meselesi oldu. Mahkemenin verdiği 9 aylık süre içinde bu konu ile ilgili hummalı bir çalışma süreci içine girdik. Bu konu göreve yeni başladığımız dönemde İFK, kamudaki meslektaşlarımızın özlük hakları ile birlikte ana gündemimiz oldu. İkinci Başkanımız Orkun Yılmaz’ın Başkanlığında bir ekip oluşturduk. Hem Anayasa Mahkemesi Raportörleri, hem konunun uzmanları ve hukukçularımız ile yaptığımız istişareler doğrultusunda, daha kısa bir madde önerisi hazırladık. Bu maddenin yeni hali birliğimizin çabaları ve girişimleri doğrultusunda RESMİ GAZETE’de 5 Temmuz 2022’de yayınlandı. İkinci Başkanımız, Genel Sekreterimiz ve Saymanımız, yüksek haysiyet divanı üyelerimiz ve avukatımız bu süreçte özellikle koordineli bir şekilde çok çalıştılar. Meyvesini de aldık. Sonraki süreçte, 30. Maddenin ilgili hükmü gereği suçları ve cezaları detaylı bir şekilde belirleyen bir Disiplin Yönetmeliği hazırlığına giriştik. Yüksek Haysiyet Divanı üyelerimiz, Hukukçularımız ve Uzmanlarımız titizlikle çalıştı.
Olağan Büyük Kongremizin değerlendirmesine sunulacak bu metnin onaylanması sonrasında Resmi Gazete’de yayınlanması sürecine gireceğiz. Mesleğimize, meslek örgütümüze şimdiden hayırlı olsun demek istiyorum.
Şöyle bir durumdan da bahsetmek istiyorum. Dünya Ekonomik Forumu’nun “Mesleklerin Geleceği 2023” başlıklı raporunda diyor ki “Tıbbi Hizmetler ve Sağlık Bakımı Hizmetleri alanında” daha fazla yapay zeka kullanılacak. Yani, bu 2023 – 2027 arasında bu alandaki kurumların, kuruluşların, şirketlerin ve diğer organizasyonların %80’inden fazlası yapay zekayı daha fazla kullanması bekleniyor. Yani Sağlık alanında çok daha fazla yapay zeka kullanımına tanık olacağız. Diğer tüm alanlarda olduğu gibi dijitalleşme, yapay zekanın kullanımın yaygınlaşması bizim alanımızda da ciddi dönüşümler yaratacak. Hazır olmak ve bu dönüşüme hep birlikte ayak uydurmak zorundayız. İşte bu bakış açısı ile birlikte üretmeye, birlikte çalışmaya ve birlikte öğrenmeye duyduğumuz inançla hareket ediyoruz. İzmir’de ve Mardin’de çok önemli iki çalıştay gerçekleştirdik. Eczacılığın Gelecek Değeri Çalıştayları olarak isim vermiştik onlara. İlkini 6 -7 Mayıs 2022 tarihinde İzmir’de. İkincisini 7- 8 Temmuz 2023 tarihinde Mardin’de gerçekleştirdik. İzmir’deki Çalıştayımızda, Eczacılık mesleğinin toplumsal algısının güçlendirilmesi için neler yapabileceğimiz, konuştuk. Mardin’de Bilişim Teknolojilerinin Işığında Mesleği Geliştirmek temalı çalıştayımızı düzenledik. FIP CEO’su Catherine Duggan, Portekiz Eczacıları Birliği Başkanı Ema Paulino, İspanya Eczacıları Birliği Uluslararası İlişkiler Direktörü Caroline Martinez-Berganza konuşmacı olarak katıldı. Çalıştaylarımıza katılan Oda Başkanlarımız, Yöneticilerimiz ve Temsilcilerimiz ile birlikte çok verimli tartışmalar yaptık, fikirlerimizi paylaştık görüş alışverişlerinde bulunduk. Her ikisi de çok verimli geçti. Birbirimizi dinledik ve hep birlikte çözüm yolları önerileri geliştirdik. Eczacılığı Gelecek Değerini artırmak amacıyla düzenlediğimiz bu çalıştaylarda konuşmanın, tartışmanın, fikir paylaşmanın, üretmenin hepimize çok ciddi katkılar sunduğuna inanıyorum. Her iki Çalıştayımızı da kitaplaştırdık ve bu yayınları sizlerle paylaştık. Yayın standımızdan bu kitaplara ulaşmanız mümkün.
Dönemde 30’u aşkın yayına imza attık. Kitaplarımız, çevirilerimiz, raporlarımız, dergilerimiz, kılavuzlarımız daha birçok mesleki yayını hazırlayarak sizler ile paylaştık. FIP kılavuzları ve raporları, çeviri yayınlarımız, kitaplarımız, Çalıştay raporlarımıza TEB Haberler, MİSED, Dünyada Ne Var Ne Yok ve daha birçok yayınımızı hem basılı olarak toplantımızda yayın stantlarımızdan hem de birliğimizin internet sitesinden online olarak sizlere sunduk. TEBEŞİR ONLINE Eğitim Platformumuz’daki eğitimlerimiz bu dönem katlanarak arttı. Onlarca eğitimin yanından Sanal sınıf uygulamamız ile de farklı bir eğitim olanağını da Odalarımızın kullananıma sunduk.
Her zaman gururla anlattığımız yazılımlarımız mevcut. TEBEOS VE TEBRP; ve birçok yazılımımız var biliyorsunuz.
Yüksek Yargı ve Kurumları için özkaynaklarımız ile geliştirdiğimiz reçete ekranlarımız,
Tebea ETİKET Programı
Eczanem Nerede Uygulamamız
Stok Sayar Uygulamamız
Reçete Tevzi Sistemimiz
TEB RP içinde yer alan yeni İlaç Tespit Modülümüz Hepsi de meslektaşlarımızın çalışma süreçlerini kolaylaştıran, katkı sağlayan geliştiren çok değerli yazılımlar. Her geçen gün sizlerden gelen geri bildirimler ile daha da gelişiyor ve ihtiyaçlarımıza daha çok cevap verir hale geliyorlar.
16’ıncı TÜRKİYE ECZACILIK KONGRESİ Cumhuriyetimizin 100. Yılında Eczacılık 360: Ufukları Genişletmek, Yaşamları İyileştirmek temasıyla 12-15 Ekim tarihlerinde Ankara’da düzenledik. Yurtiçinden ve yurtdışından çok değerli bilim insanlarının ve Uluslararası Eczacılık Örgütlerinin, FIP’in ve PGEU’nun Başkan ve Yöneticilerinin katılımları ile çok başarılı ve verimli bir Kongre gerçekleştirdik. Uluslararası Eczacılık Federasyonu FIP’nin Yeni Başkanı Paul Sinklair’in açılış mesajı ile başlattığımız Kongremizde Avrupa Birliği Eczacılık Grubu (PGEU) Başkanı Koen Staretmans da çok değerli sunumu ile aramızda oldu. 3 gün süren Kongremizde, 2000’e aşkın katılımcı vardı. İlaç ve eczacılık alanındaki tüm paydaşlarımızı bir araya getiren “Sağlığın İlacı Kimde?” başlıklı bir panel düzenledik. 21 farklı bilimsel oturumda Oda Başkanlarımızın moderatörlüğünde çok verimli sunumlar gerçekleştirildi. 100’ü aşkın konuşmacımız vardı. 4 farklı atölye çalışması ve 2 Söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşilerimiz de iki kıymetli konuğumuz vardı. Biri duayen Tarihçimiz İlber Ortaylı diğeri Teknoloji Yazarı Serdar Kuzuloğlu idi. Her iki duayen isim de Kongremizin programına değer kattılar.
Odalarımız ve Birliğimiz gibi Kooperatiflerimiz mesleğimizin geleceğini korumak ve geliştirmek için elimizdeki en güçlü yapılar. Odalarımız ve Birliğimiz güçlendirirken, Kooperatiflerimizin de yaygınlığını ve gücünü her geçen gün artırmak zorundayız. Kooperatiflerimizin Pazar payının % 40’lara çıkartılması için hep birlikte ortak projeler üretmeye devam etmeliyiz. Dün Kooperatifçilik hareketimiz için çok kıymetli ve çok değerli katkıları olan Ali Abimizin, Ecz. Ali ÜNAL’ın aramızdan ayrılışının 4. Yıl dönümü idi. TEKB ve İSKOOP bünyesinde Yönetim Kurulu üyeliği yapan Ali Abimizin, mesleğimize, kooperatifçilik hareketimizde büyük emekleri var. O’na bir kez daha Allah’tan Rahmet Diliyor, onun nezdinden kooperatifçilik hareketimize emeği geçen ve aramızdan ayrılmış olan tüm meslektaşlarımızı rahmetle, saygıyla ve minnetle anıyorum.
Kooperatifçilik büyük emek isteyen bir konu. Kongremizin son günü olan Cumartesi günü İSKOOP’un 34. Kuruluş Yıldönümü. 18 Kasım 1989 tarihinde 30 meslektaşımız tarafından kurulan İstanbul Eczacılar Kooperatifi her geçen gün artırdığı üye sayısı ile 34 yıldır kesintisiz hizmet veriyor. Şimdiden, bu kürsüden İSKOOP’un 34. Kuruluş yıldönümünü kutluyorum. Daha nice 34 yılları, daha da güçlenerek hep birlikte kutlayalım. DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM 6 ilke doğrultusunda hareket etiğimizi daha önce de sizlerle paylaşmıştım. Birlik, Dayanışma, Odaklanma, Kararlılık, Müzakere ve Mücadele. Mesleğimizin gelişimi ve meslektaşlarımızın hakları için yılmadan usanmadan çalışmaya devam ediyoruz. Birlik ve Dayanışma ruhumuzu her zaman koruyoruz. Çözüm bekleyen ve geliştirilmesi gereken konulara odaklanıyoruz. Kararlı bir şekilde süreçleri takip ediyoruz. Ve müzakere ile mücadele dengesini kurarak ilerliyoruz.
Birliğimiz, her zaman mesleğimizin güvencesi diyoruz hep. Öyle olmaya da devam edecek.
Dönem boyunca Merkez Heyeti, Denetleme Kurulu, Yüksek Haysiyet Divanı olarak 2 yıl boyunca çalıştık. Oda başkanlarımızın tamamı ve meslektaşlarımız ile topyekûn ayaktaydık. Birlik ve beraberlik nasıl olur herkese gösterdik. 2 yıl boyunca mesleğimiz için canla başla çalışan Merkez Heyeti, Denetleme Kurulu ve Yüksek Haysiyet Divanı üyelerimize sizlerin huzurunda teşekkür ediyorum. Ama durmayacağız Değerli Meslektaşlarım Daha fazla çalışmaya ve üretmeye devam etmek zorundayız. Mesleğimizin aydınlık bir geleceğe ulaşması için hep daha fazlasını istemeye, hep daha fazlası için mücadele etmeye devam edeceğiz. Mesleğimizin geleceğine duyduğum sarsılmaz inancımla, 44. Olağan Büyük Kongremizin ve Pazar günü gerçekleştireceğimiz seçimlerimizin mesleğimiz ve meslektaşlarımız için faydalı olmasını temenni ediyor, sizleri bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Ankara 2 No’lu Barosu’nca Ankara Adliyesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen 2026-2027 Adli Yılı Açılış töreniine Adalet Bakanı Akın Gürlek katıldı ve bir konuşma yaptı.
Törende Adalet Bakan yardımcıları Burak Ceyhan ve Can Tuncay, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut ÇELİK ve Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan AĞDEMİR de hazır bulundu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, konuşmasında şunları söyled:
” Yeni adli yıl açılışımızın bütün yargı camiamıza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
2026-2027 yılı adli yılının başlangıcı vesilesiyle milli iradenin kalbi ve merkezi olan başkentimiz Ankara’da sizlerle bir araya gelmekten dolayı büyük büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Nazik davetleri ve samimi ev sahiplikleri dolayısıyla Ankara 2’nolu baromuzun başkanına, değerli yöntemine ve bu anlamlı buluşmanın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu büyük hukuk ailemizin, farklı alanlarında görev yapan mensuplarıyla bir araya gelmekten her zaman olduğu gibi bugün de büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Kıymetli avukatlarımızın hukuk sistemi içerisinde vazgeçilmez konumunu çok iyi biliyor , Ankara 2 No’lu baromuzun meslek odaklı çalışmalarını takdirle takip ediyorum. Yeni adli yıl ülkemiz, milletimiz, yargı teşkilatımız ve hukuk camiamız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Adalet hizmetlerinin kesintisiz biçimde yürütülmesinde bilgi, birikim emekleriyle katkı sunan bütün avukatlarımıza çalışmalarında kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup bu konuyu oldukça önemsiyoruz. Şimdi burada sizlere bir bakan olarak değil, evinizde misafir bir hukukçu dostunuz olarak kalbi, sohbetlerimi gerçekleştirmek ve samimi duygularımı paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargı adeta milletimiz aleyhine işletildiğini, FETÖ gibi yapıların uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını, hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlüklerini kısıtlama yönündeki süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını maalesef gördük. FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde her şeyde olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla, yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları, en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık.
Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız cuntacı, darbeci vesayetci anlayışları ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı haline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleskleriyle bu dar boğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin. Aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizden yirmi, otuz hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizi hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız.
Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hal uygulamalarına, yargının işlemez hale getirdiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibariyle çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik.
Geçmişten, bugüne milletimizin kalkınmasının huzurunun ve güvenliğin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk, Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler, devletimizin kuzey kurumları ile toplumumuzun bütün kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık dökük ve gedik olmamalıdır.
Bugün şu yapının, en önemli taşıyıcı unsurlardan biri de barolarımız ve onlara oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz.
Aynı zamanda, o ildeki yargı altyapımızın, yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek, yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Adriyatik’ten, Çin seddine kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı suran bütün avukatlarımızı yürekden kutluyorum.
Hepimiz, büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız, Bir saatin çarkları gibi hakimlerimiz, cumhuriyet savcılarımız, avukatlarımız ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır.. Çünkü hepimizin hedefi, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği vatandaşlarımızın, hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple bakanlığımıza sunulacak, yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açıktır.
Yeter ki sözümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati olsun. Avukat meslektaşlarım, dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu batı ülkelerinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır.
Yakın coğrafyamızda, evrensel hukuk mühendisliği altında yaşanan masum insanların 10 yıllardır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına bir damla insan kanının bir damla. petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına, adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilemesi, ulusal uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın barolarımızın ve avukatlarımızın katkıları ile insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukuku etkin bir biçimde işletmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkçası söylüyorum ki bu Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve yaşadığı asli sorumluluklarından biridir.
Türk milleti adalet hukuku nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, adalet merkezi tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan, ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü ve huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye insanlığın barışına bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum her zaman yok olmaya mahkum olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce milli mücadelemize merkezlik eden Ankara’mızın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı. Onların top sesleri Polatlı’ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz, Güçlü Türkiye’nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2′ No’lu baromuzun,kıymetli mensupları hukuk karşısında herkes eşittir. Hiçbir kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet herkese lazım olan can suyudur. hiç kimse kendisini imtiyazlı ve ayrıcalıklı konumda göremez.
Toplum vicdanı buna asla müdahale etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etti etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızı, huzur ve güvenliği bizi en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir. Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere toplumumuzda öğretiyoruz.
Örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu, özendiren yaşam tarzlarını, gençlerimizi ve genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan herkesi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık.
Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık. Adalet sistemimizi ayakta tutan hukuk düzeni en önemli unsurlardan biri olan avukatlık, vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıyan hak arama hürriyetini somutlaştıran ve aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan güçlü bir müessesedir..
Avukatlık mesleğinin bu büyük ailesinin her bireyin hassasiyet göstermesi gereken etik değerleri arasında olduğunu biliyorum. Elbette savunma hakkı hukuk sistemimizin dokunulmaz değerlerinden birisidir.
Bununla birlikte, avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurulların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları, siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, mesleğini hukukun üstünlüğünü her şartta korumaları büyük önem taşımaktadır. Aksi yönde tutumların hem savunma makamına hem de yargıya dünyaya zarar vereceği açıktı. Kıymetli avukatlarımız, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı olarak avukatlarımızın görevlerini daha iyi şartlarda getirilebilmesi için yürüttüğümüz çalışmaları büyük bir hassasiyette takip ettiğimizi de bilmenizi isterim.
Adalet hizmetinin vatandaşa zamanında etkili ve güvenilir bir biçimde ulaştırılması konusunda sizlerle aynı sorumluluğu paylaşıyoruz. Avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımı tanımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık. Yeni alpaklık kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızı desteklenmesinden cnk, adli yardım hizmetlerini ile çalışma şartlarını iyileştirmesine kadar birçok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsili yaygınlaştırılması yönündeki adımlarımızı barolarımızla istişare içerisinde atmaya devam edeceğiz.
Avukatlarımızın yaşadığı sorunların da çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri eklemeyi temenni ediyorum. Bu konuları, Ankara 2 No’lu baromuzun başkanıyla da sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz. Avukatlarımızın silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepler geliyor.
Bu konuda Maliye bakanımızda görüşmeler yaptık. Onlar da bize yardımcı oldular. Ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda olanda alınması, devamındaki eylemlerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık. Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır.
Bu nedenle hakim ve savcı arkadaşlarımızın da yargıda belirlenen hedef süreleri riayet etmesi gerektiğini her fırsatta ben katıldığım programlarda da ifade ediyorum. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının bir buçuk yılda tamamlanmasını hedefliyoruz. Ayrıca, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de Ekim ayındaki pakette hayata geçirmeyi düşünüyoruz.
Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz. Uygulamanın içerisinden gelen bir hukukçu olarak avukatlarımızın, mahkeme kalemlerinde ve adli hizmetlerinden yararlanırken karşılaştığımız sorunları yakinen biliyorum. Hakim bir Cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum.
Kıymetli yargı ve teşkilat mensuplarımızın bu hassasiyet gözetme konusunda da gayretleri bizleri sevindiriyor. Çünkü 27 bin 500 hakim ve savcımızla 211 bin avukatımızla, aynı hukuk ailesinin mensuplarıyız. İnşallah yine adli yılda da yürüttüğümüz çalışmaların sonuçlarını hep birlikte uygulamada göreceğiz.
Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de “Güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın güçlü bir hukuk üzerinden geçtiği konusudur. Adalet yüzyılının vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik, kuşatıcı anayasa hedefimizden vazgeçmeden, hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileri taşıma yönündeki irademizi inşallah sürdüreceğiz.
Ankara için 2 No’lu baromuzun kıymetli yönetimi ve değerli üyeleri, beni sabırla dinlediğiniz için sizlere bir kez daha şükranlarımı sunmak istiyorum. Sözlerime son verirken bu samimi buluşmaya ev sahipliği yapan Ankara 2 No’lu baromuzun başkanına ve değerli yönetimine ve görüşlerini bizimle paylaşan siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum.
Sizleri bir kez daha saygı, sevgi en kalbi duygularla selamlıyorum”
Konuşmalardan sonra Bakan Gürlek’e hediye takdimi yapıldı. Adli yıl açılış töreni hatıra fotoğraf çekimleriyle sona erdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran da resepsiiyonda hazır bulundu.
Resepsiyonda, önce Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi..
Kur’an-ı Kerim tilavetinin hemen ardından Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonunda Türk ve Pakistan Milli Marşları seslendirildi.
Milli Marşların seslendirilmesinden sonra konuşmalara geçildi.
Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonundaki ilk konuşmayı Pakistan’ın Savunma Ataşesi Air Commodore Muhammad Asif BHATTI yaptı: ” Pakistan’ın 61’inci Savunma Günü’ne hoş geldiniz demek benim için büyük bir onur ve ayrıcalıktır.
Bugün, Pakistan’ın dış tehditler altında kaldığı 6 Eylül 1965’te Pakistan’ı savunanların cesaretini, fedakarlığını ve kararlılığını anıyoruz. Pakistan her zaman barışı hedeflemiştir. Kendisi, komşuları ve daha geniş bölge için barışı hedeflemiştir, ancak 1965’te, Pakistan’ın savunma gücü ve silahlı kuvvetleri, olağanüstü cesaret, profesyonellik ve onurla anavatanı savunarak, önemli bir karşılık vermiştir.
Bugün de aynı mirası sürdüren Pakistan, son derece profesyonel ve güçlü bir askeri ve silahlı kuvvetlere sahiptir. Çok açık bir şekilde belirtmek isterim ki, hiçbir saldırgan veya terörist niyetimiz yoktur ve egemenliğimizden asla ödün vermeyeceğiz.
Terör, ulusumuzun güvenliğinin bütünlüğünü tehdit etmiştir. Savunma yeteneklerimiz, stratejik ortaklıklarımız ve uluslararası ilişkilerimiz, çoğu ülkenin tutumunda olduğu gibi, barış, güvenlik ve istikrara yöneliktir.
Yurtta barış, dünyada barış; savunma ruhu, Keşmir halkının özlemleriyle birlikte, Pakistan’ın Cammu -Keşmir anlaşmazlığının barışçıl çözümüne olan bağlılığını da yeniden şekillendirebilir; bu, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer almıştır.
Ayrıca, Pakistan’ı savunurken ve terörizmle mücadele ederken hayatlarını feda eden herkese saygılarımızı sunuyoruz. Onların fedakarlıkları asla unutulmayacak.
Pakistan’ın, yüzyıllardır süregelen ortak tarihe ve halklarımız arasındaki kalıcı sevgiye dayanan eşsiz bir kardeşlik anlayışını paylaştığı bir ülke olan Pakistan’ın 30. yıl dönümünün ilk gününü anmak özellikle anlamlıdır. Maca Savunma Hatları, kardeşliğin, karşılıklı testin ve barış ve güvenliğe olan ortak bağlılığın derinliğini gösteren bir protesto etkinliğidir. Bu olağanüstü ortaklığı daha da geliştirmeyi ve birlikte barış ve istikrara katkıda bulunmayı dört gözle bekliyoruz. Bu akşam burada bulunan diğer tüm önemli kişilere teşekkür ederiz.
Savunma Ataşesi BHATTI’den ardından Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yousaf JUNAID ikinci konuşmacı olarak kürsüye geldi.
Büyükelçi JUNAID, konuşmasında şunları söyledi: ” Ekselansları Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER, Türk Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı ve diplomatik temsilciler, hepinize iyi akşamlar dilerim. Bugün, Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü’nü anmak için burada toplandık. Bu, Pakistan tarihinde gerçekten özel bir yere sahiptir.
Eylül 1965. Bu gün, vatanımızı savunmak için silahlı kuvvetlerimizin yanında duran, şehit düşen seçkin askerlerin yaptığı fedakarlıkları bize hatırlatır.
Bu şanlı gün, Pakistan’a olan bağlılığımızı, sadakat ve hizmet sözümüzü yenilememizi ve vatanımızın güvenliği için cihatı kucaklayan bu seçkin, vatan evlatlarına saygı duruşunda bulunmamızı gerektirir.
Bölgemizin temelinde yatan sorun olan Keşmir ve Afganistan meselesi, 1947’deki bölünme gündeminin tamamlanmamış olması, Güvenlik Konseyi kararlarının ve yasadışı olarak işgal edilen Keşmir halkının özlemlerinin hiçbir zaman yerine getirilmemesi ve onların iradelerinin ifade edilmesine asla izin verilmemesi, 5 Eylül’ün bize askerlerimizin bugünkü değerini düşünme fırsatı vermesi de önemli. 5 Eylül, 60 yıl önce, hiçbir provokasyon, hiçbir uyarı veya savaş ilanı olmadan uluslararası sınırları aşan sayıca çok daha büyük bir düşmanla karşı karşıya kalan askerlerimizin değerini de yansıtıyor.
Pakistan bu savaşı istememişti. Ancak savaş bittiğinde, güneş doğduğunda, cevabımız hazırdı ve tüm dünya, milletin askerlerinin yanında nasıl kahramanca durduğunu ve vatanımızı nasıl savunduğumuzu gördü. Bu, tarihin en dikkat çekici savaş olaylarından biri olarak tarihe geçti. Pakistan her zaman barışa yönelik bir eğilime sahip olmuştur.
Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali CİNNAH, Pakistan’ın bağımsızlığının hemen ardından, 15 Ağustos’ta bir açıklama yayınladı. Pakistan’ın kimseyle düşmanlık içinde olmadığını, amacının iç ve dış barış olduğunu, barış içinde yaşamak ve hem ülke hem de dünya ile dostane ilişkiler sürdürmek istediğini ve kimseye karşı saldırgan bir tutum sergilemediğini belirtti. Bu sözler, Pakistan’ın barışa olan bağlılığını yönlendirmeye devam ediyor.
Pakistan ilerleme yolunda devam ediyor.. Geleceğimiz için canlarını feda edenleri her zaman hatırlayacağız. Ülkenin savunması 16 Eylül ile sınırlı değildir.
Bu devam eden bir süreçtir ve ideolojik ve bölgesel sınırlarımızı korumaya kararlıyız; bu sınırlar, hazırlıklı olduğumuz kadar şiddetle korunmalıdır. Hazırlıklılığımız yakın zamanda tekrar test edildi.
Geçen yıl Pakistan, sadece ölenlere başsağlığı dilemekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası soruşturma teklifinde de bulundu. Ben de aynı şekilde etkilenmedim, taraf olmadım. Hiçbir baskı görmedim, yine de bir saldırıyla karşı karşıya kaldık.
O gecelerde yaşananlar hepimizin bildiği bir durum. Bu saldırılara çok sert bir karşılık verildi. Sorumlu bir devlet olarak ufku analiz etmedik, ancak hareketimiz, ana yanıtımız, ulus olarak birleşmiş bir şekilde mücadele etmekti.
Dünyanın o birkaç gün boyunca tanık olduğu şey, iyi hazırlanmışsanız, gerçekten ışığınız varsa, yeteneğiniz varsa, her türlü zorluğa dayanabileceğinizin klasik bir örneğidir ve biz bunu başardık. Askerlerimiz harika, en büyük varlıklarımız. Sadece ulus için en büyük fedakarlığı yapmakla kalmadılar, aynı zamanda barış zamanlarında ülkenin genişlemesi ve kalkınması için de oradaydılar; deprem, bina felaketi, sel gibi olaylarda da mücadele ettiler, ihtiyaç anında yanlarında oldular ve onlarla gurur duyuyoruz. Disiplinleri, cesaretleri ve fedakarlıkları her zaman hatırlanacak.
Tüm ulus için bir ilham kaynağı olan Pakistan Silahlı Kuvvetlerinin hizmetlerinin kendi sınırlarımızın ötesine uzanmasıyla, küresel barışa büyük katkılar sağladık; BM barış operasyonlarına en büyük katkıda bulunanlardan biriyiz. Pakistan birlikleri, dünyanın dört bir yanındaki çatışma bölgelerinde üstün hizmet verdi ve barış ve güvenliğe olan katkılarımız bunun kanıtıdır. Bugün.Pakistan ulusu birleşmiş durumda. Her zaman birleşik olacağız ve amacımız Pakistan’ı insanların kendi ihtiyaçlarına ve ilkelerine göre yaşadığı barışçıl bir bölge haline getirmektir. Ve her geçen gün daha da güçleneceğiz çünkü sadece barışa inanıyoruz.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde, ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız
Geçen hafta, 6 Eylül 1965’te ve 65’ten sonra ülke için hayatlarını feda edenlerin anısına,bir anma yazısı yayınlandı.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız. Pakistan’ın güvenliğini savunan bu cesur askerlerin aileleri, genç kayıpları bizim kaybımızdır.
Sizin şerefiniz bizim şerefimizdir, benim şerefim de öyle.
Bu kayıpların yanı sıra, Pakistan’ın daha güvenli, daha düzenli ve daha barışçıl bir ülke olmaya devam etmesi için, Pakistan ZİNDABAT.
Büyükelçi JUNAID’dan sonra kürsüye Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER geldi.
Bakan GÜLER de şöyle konuştu: “Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor ve Pakistan’ın kardeşlerimizin bu davetleri nedeniyle de şükranlarımı soruyorum.
Öncelikle dost ve kardeş ülke Pakistan’ın, savunma ve şehitler gününü en içten dileklerimle kutluyor, Pakistan halkına selam ve saygılarımı sunuyorum. Bu vesileyle Pakistan’ın bağımsızlığı, egemenliği ve güvenliği uğruna canlarını feda eden aziz şehitleri rahmet ve minnetle yad ediyor, kahraman gazilere şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, ortak tarihi hafızaya, köklü kardeşlik bağlarına ve sarsılmaz karşılıklı güvene dayanmaktadır.
Milletlerimiz, tarih boyunca sevinçte de hüzünde de birbirlerinin yanında durmuş, zor zamanlarda sergiledikleri dayanışmayla, dostluğunu ve kardeşliğin en güzel örneklerini ortaya koymuşlardır. Bizim için Pakistan, dost bir ülke olmanın ötesinde gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçası, aynı ideal ve değerleri paylaştığımız sıratejik bir ortağımızdır. Bugün, bu güçlü kardeşlik, diplomasi, savunma, güvenlik, ekonomi, eğitim, teknoloji alanlarında her geçen gün daha da derinleşen çok boyutlu bir işbirliğine dönüşmüştür.
Askeri alandaki yakın işbirliğimiz, bu stratejik ortaklığın en en güçlü alanlarından da birisini oluşturmaktadır. Silahlı kuvvetlerimiz arasındaki müşterek eğitim faaliyetleri ve tatbikatlar, personel değişim programları ve karşılıklı tecrübe paylaşımı sayesinde ulaştığımız yüksek seviyeden bu çerçevede gittikçe artan dayanışmamızdan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz hafta 30 Ağustos Zafer bayramımız, münasebetiyle özel bir resepsiyon düzenleme nezaketi göstererek bu anlamlı günümüze ortak olan Pakistan kara kuvvetlerine en derin şükranlarımızı mı sunuyor, bu husustaki katkılarından dolayı da özellikle Mareşale de teşekkürlerimi sunuyorum.
Türkiye ve Pakistan yalnızca kendi güvenlikleri için değil, bölgemizde ve tüm dünyada barışın, istikrarın ve uluslararası güvenliğin tesis edilmesi ve güçlendirilmesi için de önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Bu anlayışın güncel ve somut örneklerinden biri de Pakistan’ın, bölgemizde Barış ve istikrarın korunmasına yönelik kapsamlı diplomatik girişimleridir.
Nitekim, Pakistan’ın İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi, ateşkesin sağlanması ve kalıcı, barışın tesis edilmesi amacıyla sergilediği yoğun gayretleri memnuniyetle müşahede ediyoruz. Pakistan’ın bu süreçte taraflar arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması, çatışmaların durdurulması için yoğun ve yapıcı tutumu ile ortaya koyduğu samimi diplomatik çabaları uluslararası toplum tarafından da takdirle karşılanmıştır.
Türkiye olarak böylesine kritik bir konuda öncü bir rol üstlenen stratejik ortağımız, Pakistan ile yakın istişare ve koordinasyon içinde hareket ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, hassas küresel güvenlik ortamında dost ve kardeş ülkelerle geliştirdiği stratejik işbirlikleriyle uluslararası güvenlik ve istikrara katkılar sunmayı kararlılıkla sürdürmektedir. Bu anlayışla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasını da 3 kardeş ülkenin köklü bağlarını ve karşılıklı güvenini stratejik bir zeminde daha da güçlendiren tarihi bir adım olarak görüyoruz.
Kolektif caydırıcılığı esas alan bu anlaşmanın ortak güvenliği takip etmesinin yanı sıra askeri konularda birlikte çalışabilirliliği ve savunma sanayi işbirliği daha da ileriye taşıyacağına ve bölgemizin Barış ve istikrarına önemli katkılar sağlayacağına da yürekten inanıyorum. Nitekim Mekke savunma ittifakı kapsamında kurulan stratejik siyasi ve savunma komitesi’nin ilk toplantısı, ülkemizin ev sahipliğinde bu hafta başında 3 ülkenin yetkili makamlarının katılımıyla icra edilmiş. Bu kapsamda, ittifakın kurumsal yapısı ile yürüteceği stratejik işbirliği esasları da görüşülmüştür. Birbirinden kritik geniş imkan ve kabiliyetlere sahip olan 3 kardeş ve dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü iradenin, ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, Pakistan’ın savunma ve şehitler gününü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, dost ve kardeş Pakistan halkına sağlık, huzur ve refah diliyorum. Yaşasın Türkiye Pakistan kardeşliği iyi akşamlar”
Konuşmalardan sonra günün anısına hatıra fotoğrafı çekildi ve davetlilere Pakistan ve Türk mutfağından yiyecekler ikram edildi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.