Romanya’nın Ankara Büyükelçiliği, ANKARA ROMANYA KÜLTÜRLERARASI DOSTLUK DERNEĞİ ARKADD ve BOTOSANI ARLECHIN KÜLTÜR ve SANAT DERNEĞİ işbirliğiyle, “Romanya’da Noel Karşılama Kültür ve Sanat Etkinlikleri” gerçekleştirildi.
Festival, Ankara Etimesgut’daki Türk Tarih Müzesi’nde düzenlendi.
Organizasyon dolayısıyla Türkiye ile Romanya arasında geçmişten günümüze var olan dostluk ve kültürel bağların daha da güçlendirilmesi amaçlanıyor.
İki ülke arasında yüzyıllardır devam eden ortak tarih, Balkanlar ve Trakya başta olmak üzere Türkiye’nin 81 ilinde Romanya ile soy bağı bulunan çok sayıda vatandaşın yaşadığı hatırlatılarak bu tür kültürel faaliyetlerin Rumen ve Türk halkını daha da yakınlaştıracağının altı çizildi.
Noel karşılama programında Romanya kültürüne ait geleneksel gösteriler, sanat etkinlikleri, müzik performansları ve kültürel paylaşımlar yer aldı.
Etkinliğe Romanya Büyükelçiliği’nden Büyükelçi -Müsteşar Ekselansları Doru LICIU katıldı.
Etkinlikte, Türkiye-Romanya Dostluk Derneği Başkanı Adina Vasilica Çelik, Romanya Kültür ve Sanat Derneği Icra Direktörü Flavius Alin DAMEAN yer aldı.
Etkinliğin sunuculuğunu ise Romanya Türkiye Dasporası’ndan Luminita Dorina Ivanov yaptı.
“ Saygıdeğer Protokol Üyeleri, Kıymetli Romanya Büyükelçiliği ve Konsolosluğu Temsilcileri, Değerli Organizasyon ve İş Birliği Kurumlarının Temsilcileri, Kıymetli Sponsorlarımız, Değerli Sanatçılarımız, Sevgili Misafirlerimiz ve Kıymetli Çocuklar, Hepiniz, Ankara Romanya Kültürlerarası Dostluk Derneği (ARKADD) organizasyonunda,Romanya Büyükelçiliği’nin destekleriyle, Asociația Cultural Artistică ARLECHIN – Botoșani iş birliğinde düzenlenen Romanya Noel Gelenekleri ve Kültür Festivali’ne hoş geldiniz, onur verdiniz. Bu akşam burada yalnızca bir festivalin açılışını yapmıyoruz Bu akşam, köklerimize uzanan bir hatırayı,atalarımızdan bize emanet edilen değerleri ve kültürün nesiller boyunca nasıl yaşatıldığını hep birlikte yâd ediyoruz.
Romanya kültüründe Noel; yalnızca bir bayram değil, ailenin bir araya geldiği, kapıların iyiliğe ve paylaşıma açıldığı, umutların tazelendiği kutsal bir zamandır. Köy köy dolaşan çocukların berrak sesleriyle söylenen colindeler, geleneksel kıyafetler ve halk ezgileri, yüzyıllardır bu kültürel hafızayı canlı tutar. Bu akşam sahnede izleyeceğiniz her adım, duyacağınız her ezgi, göreceğiniz her renk; Romanya’nın kış gecelerinden,Noel sofralarından, annelerin, dedelerin anlattığı hikâyelerden bugüne taşınan bir mirastır.
Romanya’nın kalbi Botoșani’den, George Enescu’nun notalarına, Mihai Eminescu’nun dizelerine hayat veren topraklardan Ankara’ya ulaşan bu kültür; iki ülke arasında kurulan dostluğun, saygının ve ortak insanî değerlerin en güzel ifadesidir.
Ivanov’dan sonra kürsüye gelen etkinliğin gerçekleşmesinde büyük gayret sarfeden Romanya Büyükelçisi-Müsteşar DORU LİCİU etkinliğin açılışında şunları söyledi.:
“Değerli Romanya topluluğu üyeleri,Kıymetli Türk dostlarımız, Bugün burada, Ankara’da, böylesine özel bir mekânda –Türkiye Tarih Müzesi ve Parkı’nda – düzenlenen Noel Gelenekleri Festivali’nde bir araya gelmiş olmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Bu etkinlik; sanatçıları, çocukları, ebeveynleri, gönüllüleri, kültür kuruluşlarını ve Romanya’nın dostlarını aynı çatı altında buluşturuyor. Hepimize, nerede yaşarsak yaşayalım, geleneklerin bizi birbirimize bağladığını, kimliğimizi güçlendirdiğini ve bizi birbirimize yakın tuttuğunu hatırlatıyor. Sevgili dostlar, Noel, Rumenlerin kalbinde çok özel bir yere sahiptir. Bu yalnızca dini bir bayram değil; aynı zamanda bir hafıza köprüsü, kuşaklar arası bir süreklilik ve Romen köyünün—kolindecileri, kış şarkıları, dansları ve geleneksel kıyafetleriyle—kimliğin öğretildiği bir okul hâline geldiği andır. Türkiye’de yaşayan Rumenler için gelenekler sadece birer anı değil; köklerle, ana dille ve aileden aktarılan değerlerle bağ kurmanın bir yoludur. Çocuklarımız Rumen dilinde kolindeler söylediğinde, geleneksel kıyafetleri giydiğinde ya da ülkeden gelen halk dansları topluluklarının gösterilerine katıldığında, canlı bir mirası geleceğe taşırlar. Bu miras kaybolmaz; Romanya ile Türkiye arasında bir kültür köprüsüne dönüşür. Aynı zamanda bu gelenekler, Türk dostlarımıza da açık bir mesajdır: Romanya; halk kültürü, müziği, hikâyeleri ve—Türk geleneklerinde olduğu gibi—toplumu sosyal yaşamın merkezine alan misafirperverliğiyle kendini özgün biçimde ifade eder. Bu festival böylece topluluklar, kuşaklar ve kültürler arasında bir buluşma alanına dönüşmektedir. Romanya’dan gelen davetli sanatçılar, topluluklar, Noel şarkıcıları grupları ve sahneye çıkan çocuklar; geleneğin geçmişe ait olmadığını, saygı ve karşılıklı merakla birlikte yürüyebileceğimiz bir gelecek olduğunu hepimize göstermektedir. Romanya Büyükelçiliği için bu tür girişimleridesteklemek bir önceliktir; çünkü diaspora ile kurulan ilişki, en güçlü diyalog biçimlerinden biridir.
Bu ilişki bizi doğrudan, duygusal ve sahici bir şekilde birbirimize yaklaştırır. Romanya–Türkiye dostluğu da işte bu sıcak ve samimi anlarla inşa edilir. Bu vesileyle, Asociația de ANKARA ROMANYA KÜLTÜRLERARASI DOSTLUK DERNEĞİ ve Botoșani’den ARLECHIN Kültür-Sanat Derneği’ni; ayrıca bu festivali mümkün kılan tüm ortak ve sponsorları gönülden tebrik ediyorum. Bu festival, cömertlik ve coşkuyla yürütülen gerçek bir topluluk emeğidir.
Katılımlarınız ve Türkiye’de Romen halk kültürünün tanıtımı için yaptıklarınız için hepinize teşekkür ediyorum. Ev sahiplerimize ve Türk dostlarımıza da, Türkiye’nin hoşgörüye ve dinî-etnik çeşitliliğe açık bir ülke olduğunu bugün bir kez daha gösterdikleri için şükranlarımı sunuyorum. Mutlu Noeller! Herkese barış ve esenlik dolu bayramlar dilerim.”
Ankara Romanya Kültürlerarası Dostluk Derneği (ARKADD) Başkanı Adina Vasilica Çelik ise şunları söyledi: ” Ben, 28 yıldır Türkiye’de yaşayan bir Romanyalıyım. Bu topraklar bana yuva oldu, dostluk verdi, emek verdi. Ama insan nereye giderse gitsin, doğduğu toprağın sesi kalbinden hiç susmaz. Benim içimde yıllardır taşıdığım bir hayal vardı: Memleketim Botoșani’nin geleneksel kültürünü, atalarımdan bana kalan bu zengin mirası, yaşadığım bu güzel topraklara, Türkiye’ye taşımak. Çünkü kültür, bir valize sığmaz;kültür, kalpte taşınır. Botoșani, benim için sadece bir şehir değildir. Botoșani; çocukluğumdur, anılarımdır, köklerimdir.Botoșani; Romen kültürünün kalbidir. Bu topraklar; Mihai Eminescu’nun dizelerinde insan ruhunu aradığı, George Enescu’nun notalarında milletin sesini dünyaya duyurduğu, Nicolae Iorga’nın tarihiyle bir ulusun hafızasını inşa ettiği, Ștefan Luchian’ın renkleriyle duyguları konuşturduğu topraklardır. Bu büyük isimler bize şunu öğretmiştir: Kültür, sadece geçmiş değildir; geleceğe bırakılan bir emanettir. Ve ben 28 yıl boyunca, “Bir gün bu emaneti, yaşadığım topraklarda da yaşatacağım” dedim.İşte bugün, bu hayal gerçeğe dönüşüyor. Bu festival;bir göç hikâyesinin, bir özlemin, iki ülke arasında kurulan kalpten bir köprünün adıdır. Romanya’da Noel; sadece bir bayram değildir.Noel; eve dönmektir, paylaşmaktır, barıştır. Kapı kapı dolaşan colindători, söylenen her ilahiyle bereketi çağırır, kötülüğü uzaklaştırır, umutla yeni bir yılın kapısını aralar. Bugün Ankara’da yankılanan bu ezgiler, Botoșani’den kopup gelen bir selamdır. Bu selam;“Biz buradayız, kültürümüz yaşıyor ve yaşamaya devam edecek” demektedir. Bu festivalin en büyük amacı şudur: Bu kültür devam etsin. Çocuklarımız bilsin, gençlerimiz tanısın, iki ülke arasında dostluk nesiller boyu sürsün.”
Romanya ARLECHİN Kültür ve Sanat Derneği İcra Direktörü Flavius Alin DAMEAN konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Resmî olmayan (non-formal) eğitim, bilgi ile deneyim, yetenek ile fırsat arasında bir köprüdür. Okulun sınırlar çizdiği yerde, non-formal eğitim ufuklar açar.Tiyatro, müzik, dans, görsel sanatlar ve gönüllülük yoluyla gençler yalnızca öğrenmekle kalmaz; kendi seslerini keşfeder, yaratıcılıklarını geliştirir ve geleceklerini inşa ederler. Sürekli değişen bir dünyada gerçek eğitim, ders kitaplarıyla sınırlı değildir; tutku, keşif ve aktif katılımla hayat bulur.”
Romanya’nın Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin saygıdeğer temsilcileri, Değerli organizatörler, ortaklar ve sponsorlar, Kıymetli sanatçılar, davetliler ve Romanya kültürünün dostları, Hanımefendiler, beyefendiler, Bugün burada, Ankara’da, Botoșani – Săveni merkezli “Arlechin” Kültür ve Sanat Derneği adına, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk kez düzenlenen “Datini din Străbuni – Romanya” Festivali’nin ortak organizatörü olarak sizlerle birlikte olmaktan büyük bir onur duyuyorum. Binlerce yıllık tarihiyle Ankara, medeniyetler arası diyaloğun mekânı ve kültürel sürekliliğin sembolü olarak; geleneği, eğitimi, toplumu ve kültürlerarası diyaloğu bir araya getiren bu festivale son derece anlamlı bir ev sahipliği yapmaktadır. Öncelikle, bu değerli kültürel girişimi hayata geçiren Ankara Romanya–Türkiye Kültürlerarası Dostluk Derneği ARKADD’a, projeyi büyük bir profesyonellik ve vizyonla inşa ettikleri için içten teşekkürlerimi sunmak isterim. Aynı zamanda, Romanya kültürünün yurt dışında tanıtılmasına verdikleri sürekli destek için Romanya’nın Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne, ayrıca sponsorlarımıza, ortaklarımıza ve bu festivalin başarısına katkı sunan herkese teşekkür ederim. „Arlechin” Derneği, 1993 yılında Romanya’nın Botoșani iline bağlı Săveni kentinde kurulmuş, kâr amacı gütmeyen ve apolitik bir sivil toplum kuruluşudur. Kuruluş amacımız; çocukların ve gençlerin non-formal eğitim yoluyla eğitime, kültüre ve kişisel gelişime erişimini desteklemektir. Bizler, non-formal eğitimin bilgi ile deneyim, yetenek ile fırsat arasında bir köprü olduğuna yürekten inanıyoruz. Resmî eğitimin sınırlar çizdiği noktada, non-formal eğitim tiyatro, müzik, dans, görsel sanatlar, spor, gönüllülük ve toplumsal katılım yoluyla ufuklar açar. Ankara’da düzenlenen “Datini din Străbuni – Romanya” Festivali, bu felsefenin somut bir yansımasıdır. Kış gelenekleri, Noel ilahileri, maskeli oyunlar ve törensel danslar; yalnızca geçmişin birer yansıması değil, kimlikleri şekillendiren, değerleri aktaran ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren yaşayan birer somut olmayan kültürel unsurudur.
Festivalde yer alan Romanya heyeti; Săveni, George Enescu, Dorohoi, Curtești, Coșula, Havârna ve Darabani yerleşimlerinden gelen sanatçılardan oluşmaktadır. Bu topluluklarda gelenekler, kuşaktan kuşağa doğal, içten ve özgün bir biçimde yaşatılmaktadır. „Arlechin” Derneği için kültür, izole bir alan değil; toplumsal kalkınma ve kentsel yenilenme süreçlerinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Gençlik Festivali, Arlechin Dans ve Koreografi Festivali, “SMS – Seri Magice Săveni”, “Cinestar”, “Eminescu fără frontiere”, “Instantanee Botoșănene” gibi projeler ve çocuklara ile gençlere yönelik çok sayıda etkinlik, uzun vadeli bir stratejik vizyonun ifadesidir: kültürün, toplumsal kalkınma, sosyal kapsayıcılık ve sürdürülebilir kentsel planlamanın bir aracı olarak kullanılması. Bu çerçevede projelerimiz, kamusal alanların, okulların ve kültür merkezlerinin sanat, eğitim ve sivil katılımla canlandırıldığı gerçek kentsel laboratuvarlar – urban labs olarak işlev görmektedir. Kültür; küçük şehirleri ve kırsal toplulukları yeniden canlandıran, yaşam kalitesini artıran ve insanlarla yaşadıkları mekânlar arasındaki bağı güçlendiren bir katalizör hâline gelmektedir. Bu yaklaşım, sürdürülebilir kalkınma, iklim ve çevre sorumluluğu ve ekolojik eğitim ilkeleriyle yakından bağlantılıdır. Faaliyetlerimiz aracılığıyla sürdürülebilir davranışları teşvik ediyor, doğal kaynaklara saygıyı güçlendiriyor ve kültürel kimlik, mekân ve gelecek arasındaki bağın daha iyi anlaşılmasını sağlıyoruz. Böylece kültür, toplulukların iklimle ilgili zorlukları daha iyi kavramasına ve yerel, sorumlu çözümler üretmesine yardımcı olan erişilebilir bir dile dönüşmektedir. Derneğimizin temel hedeflerinden biri de sosyal kapsayıcılıktır. Dezavantajlı çevrelerden, marjinal topluluklardan veya özel gereksinimleri olan çocuklar ve gençler için yürüttüğümüz programlar sayesinde, eğitime, kültüre ve sosyo-kültürel yaşama gerçek ve eşit erişim sağlamaktayız. Otuz yılı aşkın faaliyet süresince “Arlechin”, 1.000’den fazla proje ve etkinlik hayata geçirmiş, 150’den fazla sivil toplum kuruluşunun kurulmasına katkı sunmuş ve kültürel eğitim, sahne sanatları ve alternatif eğitim alanlarında ulusal ve bölgesel bir referans noktası hâline gelmiştir. Dolayısıyla, “Datini din Străbuni –Romanya” Festivali’ne katılımımız yalnızca sanatsal bir varlık değildir.
Bu, kültürel diplomasiye yönelik bir jest, açıklık ve diyaloğun bir ifadesi, Romanya ile Türkiye’nin kültür, eğitim ve ortak değerler üzerinden kalıcı köprüler kurabileceğinin güçlü bir göstergesidir. Sözlerime son verirken, sizleri Romen geleneklerinin duygusunu, enerjisini ve özgünlüğünü açık yürekle karşılamaya ve bu festivali kültürel çeşitliliğin ve halklar arasındaki dostluğun gerçek bir bayramı olarak yaşamaya davet ediyorum. Hepinize teşekkür ediyor, ışık, ilham ve sevinç dolu bir festival diliyorum.”
Konuşmaların ardından Romanya kültürüne ait geleneksel gösteriler, sanat etkinlikleri, müzik performansları ve kültürel paylaşımlar gerçekleştirildi.
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.