Cumhurbaşkanı Erdoğan, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, “Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin kökünü kurutmak için ne gerekiyorsa hiç tereddüt etmeden yapıyoruz. Tek bir kadın veya çocuk şiddet kurbanı olmayana kadar bu mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, İstanbul’da “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla “Sürdürülebilir Kalkınmada Kadın Hamlesi” temasıyla düzenlenen iftar programına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına davetlileri selamlayarak başladı. Davetlilerin vasıtasıyla ülkenin tüm kadınlarına selamlarını, saygılarını ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcılara teşekkür etti.
Davetlilerin bereket, mağfiret, rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı Ramazan-ı Şerif’lerini tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu mübarek günlerin millete, Türk-İslam âlemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesi temennisinde bulunarak Ramazan’ın ecirlerin ve iyiliklerin katlanarak artmasına vesile olmasını diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, programın düzenlenmesinde emeği geçen kurumlara teşekkür ederek, “Bu salondaki hanım kardeşlerimden başlayarak, muhterem eşim ve sevgili kızlarımla birlikte bir anne, eş, kardeş, yoldaş ve evlat olarak hayatımıza anlam katan, değer katan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü şimdiden kutluyorum” ifadesini kullandı.
“BUGÜN MAALESEF DÜNYANIN FARKLI YERLERİNDE ÇATIŞMA VAR, BUNUN ACISINI EN ÇOK KADINLAR ÇEKİYOR”
Dünya Kadınlar Günü kapsamında, farklı ülkelerdeki kadınlara da tebriklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Siz kardeşlerimin yanı sıra evladını vatan uğruna şehit vermiş, en az şehit evlatları kadar kahraman şehit analarının, hepsi birer metanet timsali olan şehit eşlerinin ve şehit kızlarının, Gazze’den Suriye’ye, Yemen’den Sudan’a gönül ve kültür coğrafyamızın farklı köşelerindeki acılı annelerin, acılı eşlerin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyor, kendilerini buradan hürmetle selamlıyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bağırlarına basarak okula gönderdikleri kız çocuklarının bugün mezarına sarılan yüreği yanık İranlı anneleri ayrıca selamlıyor, ülkemizdeki kadınlar adına kendilerine bir kez daha taziyelerimizi iletiyor, acılarını yürekten paylaştığımızı ifade ediyorum. Yine bu vesileyle Afrika’nın yoksul ve cefakâr kadınlarının, Afganistan’ın, Arakan’ın, Somali’nin mazlum kadınlarının, İsrail’in kendi topraklarında huzura hasret bıraktığı Lübnanlı kadınların, Batı’da sinema, moda ve medya sektörlerinin acımasız dişlileri arasında ezilen, şiddete ve istismara uğrayan tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyor, kendilerine Türkiye’den hem dayanışma mesajlarımızı hem de kucak dolusu selamlarımızı gönderiyorum” diye ekledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşlar ve zulümlerde hayatını kaybedenlerle birlikte Türkiye’de teröre ve şiddete kurban verilen tüm kadınlara Allah’tan rahmet ve mağfiret niyaz ettiğini dile getirdi.
Dünya Kadınlar Günü’nü küresel ölçekte kadın sorunlarının ağırlaştığı, özellikle yakın çevrelerinde kadınların çok zor günler yaşadığı bir dönemde karşıladıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Elini vicdanına koyan herkes inanıyorum ki şu tabloyu çok net görebiliyor. Bugün maalesef başta bölgemiz olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde çatışma var, bunun acısını en çok kadınlar çekiyor. Bugün dünya büyük bir gelir dağılımı adaletsizliğiyle karşı karşıya, bundan en çok kadınlar mağdur oluyor. Bugün dünyada batıl inançlardan, asabiyeden, yanlış örf ve adetlerden kaynaklanan ayrımcılık var. Bu durum en çok kadınları olumsuz etkiliyor. Bugün dünyayı devasa bir markete dönüştüren tüketim çarkı, öncelikle kadınlık onurunu hedef alıyor, en fazla kadın emeğini sömürüyor” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Gazze’de İsrail’in 2 yıl boyunca katlettiği 72 binden fazla kardeşimizin çoğu kadın ve masum çocuklar. Suriye’de 13 buçuk yıllık zulmün ardından kayıplarını yüreklerine gömerek yeniden hayata tutunmaya çalışanların çoğu kadın ve çocuklar. Afrika’da kıtlığın, açlığın ve her gün biraz daha derinleşen yoksulluğun yükü altında ezilen yine kadın ve çocuklar. Komşumuz İran’a yönelik saldırıların yükünü sırtlanmak zorunda kalanların ekseriyeti aynı şekilde kadın ve çocuklar. Vicdan sahipleri olarak hepimiz bunu görüyor ve bu hazin tablodan büyük bir üzüntü duyuyoruz. Sadece görmekle kalmıyor, aynı zamanda tepkimizi de ortaya koyuyoruz.”
“TÜRKİYE, YERYÜZÜNÜN FARKLI NOKTALARINDAKİ ZULÜMLERE EN GÜÇLÜ TEPKİYİ VEREN ÜLKELERİN BAŞINDA GELİYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, yakın çevresinden başlayarak yeryüzünün farklı noktalarındaki adaletsizliklere, zulümlere en güçlü tepkiyi veren, nerede olursa olsun ayrımcılığa, hukuksuzluğa itiraz eden ülkelerin başında geldiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte komşumuz İran’da olduğu gibi, nerede bir yangın varsa oraya su taşımaya, nerede bir yara kanıyorsa ona merhem olmaya çalışıyoruz. Ülkemizin insani değerleri merkeze alan haysiyetli duruşunun en büyük bekçisi hanım kardeşlerimizdir” ifadelerini kullandı.
Umutları kıran her türlü olumsuzluğa rağmen daha adil bir dünyanın mümkün olduğu inancıyla ülkenin kutlu mücadelesine verdikleri destek için bir kez daha kadınlara teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gururla ve şükranla ifade etmek isterim. Devletimiz merhum Kemal Tahir’in dediği gibi ‘Devlet Ana’ysa bu sizin kuşatıcılığınız, hamiyetiniz, şefkatiniz ve merhametiniz sayesindedir” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Peş peşe savaşlardan ve en son İstiklal Harbi’nden sonra yorgun düşen ülkemizi tekrar ayağa kaldırmışsak, Cumhuriyetimizi her gün biraz daha güçlendirerek 103 yaşına getirmişsek, bunda kadınlar olarak emeğinizin, fedakârlıklarınızın, çabalarınızın yadsınamaz payı vardır” dedi.
“KADIN ERKEK DEMEDEN HEPİMİZ BİR BÜTÜNÜN AYRILMAZ PARÇALARIYIZ”
Kadınların karşılaştıkları tüm zorluklara ve engellere rağmen çalışkanlıkta, yetenekte, üretimde canlarını dişlerine takarak Türkiye’nin bugünkü iftihar edilen seviyelere ulaşmasına eşsiz katkılar yaptığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her birinize, sizlerin şahsında ülkemdeki tüm kadınlara, Türkiye’nin büyümesine, kalkınmasına, demokrasimizin güçlenmesine, refah çıtasının yükselmesine yaptığınız katkılardan dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Farklı vesilelerle sık sık hatırlattığım bir hakikatin altını bu anlamlı günde tekrar çizmek isterim. Biz kadına yönelik ayrımcılığın her türlüsünü reddeden, kadın ve erkeği bir, beraber gören bir medeniyetin temsilcileriyiz. Bizler her varlığa, her canlıya Allah’ın ayeti nazarıyla bakan yüksek bir tasavvura sahibiz. Bizim inanç ve ruh dünyamızda şayet insan için bir üstünlük aranacaksa, bu sadece ve sadece takva ile liyakat ile emek ve üretkenlikledir. Irk ayrımcılığı, mezhep ayrımcılığı, köken ayrımcılığı bizim kitabımızda yazmadığı gibi, cinsiyet ayrımcılığı da bizim kitabımızda yer almaz. Eşrefi mahlûkat olan insanı ötekileştirmenin, sırf cinsiyeti veya etnik kimliği dolayısıyla hor, hakir görmenin bizim kitabımızda yeri yoktur. Başkasının özgürlük alanını sınırlamadıkça insanların kişisel tercihlerine, hayat tarzlarına, yaratılıştan gelen özelliklerine saygı duymak, farklılıkları bir zenginlik olarak görmek, sadece erdemli olmanın değil aynı zamanda insan olmanın gereğidir. Aynı şekilde küresel tüketim çarkının kadın emeğini sömürmesine, kadını metalaştırmasına özellikle karşı durmak da insanlığımızın gereğidir.”
İnsan hak ve hürriyetlerinin sadece belli bir zümrenin, gücü elinde bulunduran seçkinlerin, elitlerin değil, insan olan herkesin güvencesi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hak olarak da, sorumluluk olarak da kadın erkeğin arkasında değil, bilakis erkeğin yanı başındadır, omuz omuzadır. Kadın erkek demeden hepimiz bir bütünün ayrılmaz parçalarıyız. Kadın erkek fark etmeksizin hepimiz aynı bağın gülü, aynı sazın telleriyiz” dedi.
“HER KİM KADINA VE ÇOCUĞA ZULMEDİYORSA İNSANLIKTAN NASİBİ ALMAMIŞ DEMEKTİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her kim ne adına ve hangi bahaneyle olursa olsun ayrımcılık yapıyorsa bu milletin asli kimliğini oluşturan değerlere ihanet ediyor demektir. Her kim kadına ve çocuğa şiddet uyguluyorsa, daha kötüsü zulmediyorsa insanlıktan nasibini almamış demektir. Kadını ve erkeği cinsiyetçi paranteze hapsedenler, aslında her ikisinin de önce insan olduğu gerçeğini perdeliyor demektir” diye konuştu.
Bu anlayışla siyaset sahnesine çıktıkları günden beri kadınların sosyal hayata, siyasal hayata aktif ve eşit olarak katılmaları için gayret gösterdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, kemikleşmiş ön yargıları kırmak, yanlış uygulamaları ortadan kaldırmak için büyük mücadeleler verdiklerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadının statüsünün güçlendirilmesi, kadınların önündeki engellerin kaldırılması noktasında neler yaptıklarını hem salondaki misafirlerin hem de ekranları başında kendilerini izleyen vatandaşların çok iyi bildiklerini söyledi.
“KADIN KAMU ÇALIŞANLARININ ORANI SADECE SON 12 YILDA YÜZDE 34,2’DEN YÜZDE 43,38’E YÜKSELDİ”
Bu kapsamda yaptıkları bazı düzenlemeleri ve rakamları paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Göreve geldiğimizde yüzde 27,9 olan kadınların iş gücüne katılım oranını yüzde 34,7’ye çıkardık. Aynı dönemde kadın istihdam oranı yüzde 25,3’ten yüzde 31,7’ye çıktı. Bir diğer başarımız siyasi temsildedir. 2002’de parlamentomuzda sadece 24 kadın milletvekili görev yapıyordu. Son seçimlerde bu sayı 119’a çıktı. Kadınların Mecliste temsil oranıysa 5 kat artışla yüzde 19,83’e ulaştı” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı başarıyı kadın kamu çalışanı oranında da gördüklerini dile getirerek, şunları kaydetti: “28 Şubat’ın vesayetçi zihniyetinin kamuda kadınlara kapattığı tüm kapıları ardına kadar biz açtık. Başörtüsü yasağına son vererek, kadınların hiçbir engelle ve baskıyla karşılaşmadan bürokrasinin tüm katmanlarında çalışabilmelerini sağladık. Bilhassa akademi, mülkiye, adliye, askeriye gibi kadınların erişim alanı dışında tutulan mesleklerde kadınların önüne örülen tüm duvarları yıktık. Bugün sadece ikna odalarında ikna edilemeyen hanım kardeşlerimiz değil, aynı zamanda onların çocukları da her kurumda çalışıyor, kamusal alanda varlık gösteriyor, iş ve siyaset dünyasında başarılarıyla temayüz ediyor. Kadınlar inançlarına uygun yaşamak ile hayallerindeki mesleği icra etmek arasında bir tercihte bulunmaya artık zorlanmıyor. Bunun bir sonucu olarak kadın kamu çalışanlarının oranı sadece son 12 yılda yüzde 34,2’den yüzde 43,38’e yükseldi.”
“KADINA ŞİDDET İNSANLIĞA İHANETTİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir diğer kanayan yaranın kadına ve çocuğa yönelik şiddet olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti: “Bu konuda her zaman ‘sıfır tolerans’ yaklaşımıyla hareket ettik. 2005’te Türk Ceza Kanunu’nda yaptığımız değişiklikle kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesinde önemli bir eşiği açtık. 2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’u yürürlüğe koyduk. Nüfusu 100 bini geçen belediyelere konuk evi açma mecburiyeti getirdik. 2014’te Ceza Kanunumuzda yaptığımız düzenlemeyle cinsel suçlara yönelik cezaları artırdık.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “2020’de 6284 sayılı Kanun kapsamında ihtisas mahkemelerini kurduk. 2021 ve 2022’de kadına karşı işlenen suçların cezalarını artırmak suretiyle caydırıcılığı güçlendirdik. 2023’te yayınladığımız Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle bu konudaki hassasiyetimizi teyit ve tescil ettik. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerimizin sayısını 86’ya çıkardık. Bakanlığımıza bağlı 112 Kadın Konuk Evimiz, 81 ilimizde şu anda hizmet veriyor. Sayısını 434’e çıkardığımız Sosyal Hizmet Merkezi Şiddetle Mücadele İrtibat Noktaları ile koruyucu ve önleyici hizmetlerimizi ulaşılabilir kıldık. Alo 183 hattıyla kadın destek uygulamamız KADES ile en küçük sıkıntılarında 7 gün 24 saat esasıyla kadınların yanında oluyoruz.”
Burada sayılamayacak kadar nice idari ve hukuki düzenlemeyi, reformu, tedbiri, müeyyideyi hayata geçirdiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadına ve çocuğa karşı şiddet hususunda duruşlarının belli olduğunu, ne adına olursa olsun kadına şiddetin insanlığa ihanet olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, şiddetle mücadele konusunda çok önemli bir mesafe kaydettiğine işaret ederek, “Hiçbir temeli olmayan ‘Sözleşme yaşatır’ sloganıyla hükûmetimizi eleştirenlerin bize örnek gösterdiği ülkelerin kahir ekseriyetinden daha iyi bir yerdeyiz. Bunun için biz ‘Sözleşme değil, kanun yaşatır’ diyor ve mevzuatı ihtiyaçlara göre geliştiriyoruz. Nerede aksama ve aksaklık varsa gideriyor, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin kökünü kurutmak için ne gerekiyorsa hiç tereddüt etmeden yapıyoruz. Tek bir kadın veya çocuk şiddet kurbanı olmayana kadar bu mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz” diye konuştu.
“KAMUDA VE ÖZEL SEKTÖRDE ÇALIŞAN ANNELERİN DOĞUM İZİN SÜRELERİNİ 16 HAFTADAN 24 HAFTAYA ÇIKARIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta Meclise bir kanun teklifi ilettiklerini anımsatarak, “Buna göre, kamuda ve özel sektörde çalışan annelerin doğum izin sürelerini 16 haftadan 24 haftaya çıkarıyoruz. Aynı düzenlemede özel sektör çalışan babaların babalık iznini de kamuda olduğu gibi 5 günden 10 güne çıkarmayı amaçlıyoruz. Bayramdan sonra yasalaşmasını ümit ettiğimiz teklifin şimdiden tüm anne babalara hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
İftar sofrasına teşrif eden misafirlere teşekkürlerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcıların başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedî azaptan kurtuluş olan Ramazan ayını tebrik ederek, “Özellikle Ramazan-ı Şerif’e Rabbim bizleri nasıl kavuşturduysa, Ramazan Bayramı’na da aynı şekilde kavuşturmasını niyaz ettik, niyaz ediyoruz ve şimdi de Ramazan Bayramı için dualarımızı yapıyoruz. Rabbim Ramazan Bayramı’na bizleri kavuştursun. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüzü tekrar kutluyorum. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla” ifadelerini kullandı.
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.