Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Büyükelçileri, Misyon şefleri ve Ticari Ataşeleriyle bir çalışma kahvaltısı gerçekleştirildi.
Türkiye ile AB arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek amacıyla Ticaret Bakanlığı’nca 27 AB üyesi ülkenin büyükelçileri, misyon şefleri ve ticari ataşeleriyle istişare toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, özellikle “Made in EU” (Avrupa Malı) girişimi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve ticaret ortaklıkları süreçleri ele alındı.
Türkiye’nin, AB’nin yerli üretimi teşvik eden “Made in EU” planına dahil edilmesinin ticari ilişkiler açısından önemi vurgulandı.
Ticaret Bakanlığı yetkilileri, 27 ülke temsilcisiyle teknik ve stratejik işbirliği konularını ele aldı.
Toplantıda, Türkiye-AB ticari ortaklığının daha kapsayıcı hale getirilmesi ve korumacı politikalardan ziyade işbirliğine dayalı bir yapı hedeflendiği ifade edildi.
Ticaret Bakanı Ömer BOLAT; toplantıdan sonra basına yaptığı açıklamada şunları söyledi:”
Güzel 13 Nisan Pazartesi sabahı Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Ankara’daki büyükelçileriyle bir istişare toplantısı gerçekleştirdik. Bu bizim zaman zaman onlarla danışma ve istişareler için yaptığımız bir mekanizma, daha önce de birkaç defa gerçekleştirmiştik. Geçen hafta bizim Portekiz’e ve Brüksel’e Belçika’ya Avrupa Birliği topluluğuna.
Belçika’ya, yetkililere yaptığımız ziyaretlerin ardından ve Avrupa Birliği’ndeki son zamanlardaki gelişmelerden sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak belirlediğimiz pozisyonumuz ve görüşlerimizle ilgili Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçilerini bilgilendirdik ve bu çerçevede öncelikle Türkiye Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerini, bugün geldiği boyutları itibariyle memnuniyetimizi ifade ettik. 233 milyar dolarlık bir ihracat, ithalat toplam hacmine AB ile sahibiz. Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumunda. İthalatta, Avrupa Birliği açısından da Türkiye dünyadaki beşinci büyük ticaret ortağı ve üçüncü büyük tercihli ticaret ortağı konumunda bunları vurguladık.
Türkiye’de, bugün 286 milyar dolar olan doğrudan yabancı yatırımlar için de Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ve birlik dışındaki Avrupa ülkelerinin 3’te 2’ye yakın bir payı var, Bu çok önemli. 1 milyon 200 bin, toplamda istihdam sağlanıyor ve Türkiye’nin ihracatına da yaklaşık 270 milyar dolarlık katkı yapıyorlar. Türkiye ile AB arasında, özellikle imalat sanayi sektörlerinde ve otomotiv sektöründeki tedarik zincirinin ne kadar önemli ve sıkı olduğunu kendilerine hatırlattık.
Bu noktada, Avrupa Birliği’nin geçtiğimiz haftalarda kabul ettiği AB komisyonu tarafından kabul edilmiş olan sanayi hızlandırma yasasını Türkiye’nin de gümrük birliği, bizim dışişleri bakanlığımızın, Cumhurbaşkanı yardımcımızın, hep birlikte özel sektör kuruluşlarımızın ve Türkiye’deki Avrupalı yatırımcıların hep birlikte yaptığımız yoğun temaslarda diplomasi trafiği, ticaret diplomasisi etkili sonucu almakta. Bu arada, bazı birkaç belirsizlik maddesiyle alakalı, Avrupa Birliği konseyinde Avrupa Birliği Parlamentosu’nda bu kanun taslağı; başta çelik ve diğer sektörlerdeki yeni gelişmeler ile ilgili görüşlerimizi ortaya koyduk. Avrupa Birliği’nin gerek dijital ekonomi gerekse ve biz de zorunluluğunu kaldırılması ve daha da şimdilik kaydıyla hafifletilmesi konusundaki beklentilerimizi söyledim. Bu konuda ki resmi görüşümüzü kendilerine aktarmış olduk. Geçen 15 Temmuz’da Avrupa Birliği Komisyonu’nun başlattığı Caatsa adı verilen her başvuruda daha uzun süreli ve çok girişli vize uygulaması, elçilik ve konsolosluklardaki bekleme, randevu bekleme müracaatının sonuçlanması bekleme sürelerini oldukça azalttı.b
TIR şoförleri, nakliyeciler açısından da ekstra kolaylaştırıcı tedbirler istedik. Bu çerçevede faydalı bir görüş oldu. İkili bazda üye ülkeler komisyonu konseyi nezdinde ki yoğun çalışmalarımız tüm bakanlıklarımız nezdinde de devam edecek.
Biz de ekonomik görüşmelerimiz müzakere eden bakanlık olarak bu noktada tüm ilgili kamu ve özel sektör kuruluşlarımızla yakın diyalog içindeyiz. Koordinasyon içindeyiz, içeride dışarıda da ülkelerdeki muhatap bakanlarla, brüksel’de Avrupa Birliği komisyonu üyeleriyle yoğun bir şekilde konsültasyonlar ve istişarelere devam ediyoruz. Aslında bayağı olumlu mesafelerde aldık.
Son üç yılda yüksek düzeyde ticaret diyaloğu başladı. Yüksek düzeyli ekonomi diyaloğu başladı, yüksek düzeyli çevre diyaloğu başladı. Yeşil ekonomiye uyum ve sınırda karbon düzenleme mekanizması yürürlüğe girdi.
Emisyon ticaret sistemi Türkiye’ye de yakında kurulmuş olacak. Bu çabalarımızla, Türkiye’nin ekonomik büyümesinde lokomotif görevi gören ihracatlarımızın, sanayilerimizin tarım ve hizmetler pazarlarını genişleterek önünü açacakları meydana getirmek için tüm hükümet olarak sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde yoğun bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz.”
Bu arada, 10’uncu yıl kokteyli dolayısıyla Vakfın merkez binasında geçmişteki sergilerin afişlerinin yer aldığı bir sergi açıldı.
Keskinok Sanat Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve Kayıhan Keskinok’un oğlu Çağatay KESKİNOK, geçmişteki sergilerin afişlerinin yer aldığı serginin açılışından sonra bir konuşma yaptı. Keskinok konuşmasında şunları söyledi: “Vakıf konusunda mütevelli heyeti üyemiz Ayten hanımın, Ayten Timuroğlu’nun deneyimleri bize çok yol gösterdi. Diğer yandan ismini anmadan geçemem. Avukatımız Fatma hanım, Fatma Önal, O, bizi çok yönlendirdi ve vakıfla ilgili hukuki süreçlere başladık ve bu süreçlere başladığımız sırada kurucusu ben ve babamdı. Fakat bu kuruluş aşamasında hukuki süreçler devam ederken babamı kaybettik. Daha sonra, kardeşim Cumhur Keskinok ile birlikte kurucu olduk.
Mütevelli heyetimiz 11 kişiden oluşuyor; dördü aile yani çocuklar yedi kişi babamın öğrencilerinden oluşuyor. Bu yedi kişinin ismini belirlerken atölyesindeydi. kendisine bir kağıt uzattım. kağıdın üzerine isimleri yazdı. ama isimlerini yazarken daha çok şöyle değildi. İşte bu olmasın bu olmasın şeklinde değil,ama şöyle notlar vardı üzerinde. Onun şimdi çocuğu şu sırada üniversite sınavına gidiyor. O’nu yormamak lazım, işte diğerini galerisi var, Galeri ile ilgili işleri var. Bu nedenle o olmasın vesaire derken anladığım kadarıyla şu anda vakfın mütevelli heyetini belirledik. Mütevelli tabi aile üyelerimiz saymacağım ama mütevelli üyelerimiz Ayten hanım Ali Kemal bey Ali Kemal Sancak, Yalçın Demirtaş, Atanur Özbilen, Gülser Günaydın Süleyman Saim Tekcan, babamın Trabzon Lisesi’nden öğrencisidir. Nesrin Demirel babamıın sanatında yardımcısı olan sanatçı, bunlarla kurduk ve vakıf etkinliği bu on yıl boyunca babamın öğrencileri ile birlikte yürütülen bir faaliyet olarak gerçekleşti. Şimdi aile üyelerini saymayacağım. Ama babamın atölyesine yetişmiş bu sanatçılar olmasa bu vakfın faaliyetlerini yürütmeyiz. Yönetim kurulumuzda kimler yer aldı. Emine hanım, Fulya hanım Fulya Uzer‘i ilk buranın sanat ve bu vakfın ya da bu sergi evinin müdüresi Selma Tunca yönetim kurulunda daha sonra yönetim kurulunda Burak Büyükcivelek, Banu Aksel Gürün ile Semra Sancak ise denetleme kurulunda yer aldı. Tabii kardeşim Cumhur Keskinok’u saymıyorum. Bizler zaten, doğal üyeyeiz ve bunlarla yürütüyoruz
On yıl boyunca sergiler açtık. Bu sergiler, Kayıhan Keskinok’un da sergileri. Bunun yanı sıra süreli sergilerini açtık. Sanat fuarlarına katıldık ve katılmaya çalışıyoruz. Vakıf dışında Cumhuriyetimizin 100. yılında Mustafa Kemal Atatürk ve kurtuluş Savaşı resimleri sergisini açtık. Söyleşiler düzenledik. Söyleşiler, özellikle Pandemi döneminde herkesin böyle bir yalnızlığa içildiği dönemdeydi. Çevrim içi ortamlarla sanat söyleyişleri yaptık. Sanatçıların daha doğrusu KESKİNOK sanat atölyesinden yetişmiş sanatçıların, çalışma isteklerinei teşvik etmeye çalıştık.
Pandemi sırasında güzel bir sergimiz de oldu. Belli bir teknikten hareketle, belli sayıda öğrencisi olmuş bir grubun bir sergisi olan, ortak dil adında bir sergisi oldu ve biz aslında bir heyecan yarattığımızı düşünüyoruz Tabii bu süreç içinde bana çok akıl verenler oldu yani benimle birlikte bu işe girişen kişileri kastetmiyorum. Tabii ki onların aklıyla hareket ettim.
Fakat vakfı büyütmek, tanıtmak işlevini artırmak. Böylece büyütmek büyütmek büyütmek gibi kendi adıma söyleyebilirim. Böyle bir derdim de yok. Bu vakfın amacı Kayıhan Keskinok’un eserlerini korumak, gelecek kuşakların taşımak ve aslında vefatı sonrasında onun atölyesinden yetişmiş olan öğrencisi olan sanatçıların sanat faaliyetinin teşvik etmek geliştirmek ve bu şekilde de Türkiye, ülkemizin sanat hayatına bir katkıda bulunmak yani bütün düşüncemiz bu. Adım adım ilerliyoruz, bir telaşımız yok. Burası bir galeri değil. yani galericilik yapmıyoruz ticari bir amacımız yok ama belirli sayıda belli ilke doğrultusunda sergiler açıyoruz açtığımız sergilere şöyle bir bakarsak bu kaynak Keskinok eserlerin de sergisi var öğrencilerinin sergisi var karma ve sergileri kişisel sergiler bunların yanı sıra diğer sanatçıların çoğu da kayan keskin okla mesai arkadaşlığı yapmış insanlar örneğin Lütfi Günay ile birlikte ne hoca öğrenci ne de şey ilişkisi var. Birlikte Birleşmiş Ressamlar Heykeltraşlar Derneği’ni kurmuşlar. Süleyman Saim Bey’in sergisi; sergiden sonra açtım. Süleyman Saim bey babamın lisesinden öğrencisi ve aynı zamanda babam tarafından sanata teşvik edilmiş. Osman Akbay yine aynı şekilde Osman Akbay‘ın kızı burada babamın atölyesinde yetişmiş bir sanatçıdır.
Böyle bir mecrada ilerliyoruz. Başka özel bir niyetimiz yok. Medya tanıtımları gibi bir derdim yok. O, işlerden de zaten hiç haz almadığım gibi çok da anlamıyorum. Şunu yapıyorum Kayıhan Keskinok’un bir yerlerde yayınlanmış çalışmalarını yayınlanmamış çalışmalarını hazırlıyorum ve vakıf olarak kitap olarak bastık. basmaya devam edeceğiz.
Tabii ki bu arada, bazı sergilerimiz olacak. Bu sergilerde elimizdeki Kayıhan Keskinok resimleri dışında koleksiyonlardan özel koleksiyonlardan resim toplamak zorunluluğunuz da ortaya çıkıyor. Onları da tabii ki yapacağız. Diğer yandan bir ara biz de düşündük. Ama bunu Turan bey babamın çok değerli arkadaşı, yıllarca arkadaşı olan Turan Erol’un adına böyle bir şey yapıldı. Genç ressamlar arasında bir yarışma konusu oldu. Biz de bunu çok düşünmüştük. Hatta yönergesini falan da hazırladık. Belki bunu yapmamız anlamlı olabilir yani okuldan yetişmiş, bir atölyeden yetişmiş genç ressamlara ödül vermek, desteklemek gibi bir niyetimiz de bulunuyor.
Soyledigim gibi yayın faaliyetlerimiz devam edecek. Yakında çıkarmayı düşündüğümüz iki tane kitap var. Bunlardan birisi resim sanatında çağdaş akımlar, diğeri de babamın Ankara televizyonundaki on yıllık deneyimi sırasında yazdığı görüntü estetiği üzerine yazılarını da bir derlemek, toparlamak düşüncesindeyiz Tabii, çok sayıda insan katkıda bulunuyor. Maddi ve manevi katkıda bulunuyorlar. Web sayfamızın tasarımını Erenoğlu arkadaşımız yapıyor. Bütün davetiyelerimiz, afişlerimiz ve kitaplarımızın grafik tasarımını yine bir sanatçı olan grafik,, seramik sanatçısı olan Güliz Korkmaz yapıyor. Bütün bunların katkılarıyla bugüne kadar yani kendi adıma söyleyebileceğim şeyler.bunlar.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, “Beş sene önce diplomasinin nabzını tutacak küresel bir platform hedefiyle çıktığımız yolda bugün görüyoruz ki Antalya Diplomasi Forumu; küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü hâline gelmiştir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun açılışında bir konuşma yaptı. Açılış programına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da katıldı.
Konuşmasında, Antalya’nın tarihin, kültürün ve diplomasinin şehri olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, davetlileri Akdeniz’in eşsiz güzelliklerle dolu şehrinde ağırlamanın bahtiyarlığını yaşadığını ifade etti.
Çarşamba günü Kahramanmaraş’ta yaşanan müessif olaydan sonra telefonla arayıp veya mesaj gönderip üzüntülerini paylaşan herkese şükranlarını sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir ailenin ve toplumun benzer acıları yaşamaması dileğinde bulundu.
Bu yıl beşincisini düzenledikleri Antalya Diplomasi Forumu’nun bölge başta olmak üzere tüm dünya için hayırlara vesile olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Program kapsamında yapılacak tartışma, değerlendirme ve fikir teatilerinin; forum süresince gerçekleştirilecek yan etkinlikler ve ikili görüşmelerin verimli geçmesini diliyorum. Gerek katılım ve temsil gerek kapsam ve içerik noktasında küresel bir markaya dönüşen Antalya Diplomasi Forumu’nu bu sene de başarıyla organize eden Dışişleri Bakanlığımıza, Sayın Bakan ve ekibine; görevi sırasında foruma öncülük eden Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu’na tebriklerimi iletiyorum.”
“BU ORGANİZASYONU, BİR AKIL PLATFORMU OLARAK GÖRÜYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak Antalya Diplomasi Forumu’nu, diplomatik temas kavramının sınırları içine hapsetmediklerini dile getirerek, şöyle konuştu: “Bu organizasyonu dünyanın nereye doğru gittiği, insanlığın hangi değerler etrafında buluşabileceği, yeni etkileşim alanlarının neler olabileceği üzerine derinlikli istişarelerin yapıldığı bir akıl platformu olarak görüyoruz. Hepimiz şu gerçeğin çok net farkındayız; günümüzde diplomasi yalnızca sorunların, ihtilafların ve çıkarların müzakere edildiği bir alan olmaktan çıkıyor. Diplomasi aynı zamanda insanlığın ortak geleceğinin hangi ilkeler bağlamında şekilleneceğinin tartışıldığı bir zemini de temsil ediyor. Beş sene önce diplomasinin nabzını tutacak küresel bir platform hedefiyle çıktığımız yolda bugün görüyoruz ki Antalya Diplomasi Forumu küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü hâline gelmiştir. ‘Yarını kurgulamak, belirsizlikleri yönetmek’ teması altında üç gün boyunca yapılacak tartışmaların forumun bu özgün ve özel yönünü daha da belirgin kılacağı kanaatindeyim. Forumun sizlerin de ufuk açıcı fikirleriyle Türkiye’nin barışın anahtarı misyonuna katkı vereceğine inanıyor, şimdiden her birinize teşekkür ediyorum.”
“KÜRESEL SİSTEMDE YAŞANAN KRİZ EVVELEMİRDE AHLAKİ VE VAROLUŞSAL BİR KRİZDİR”
İnsanlığın, içinden geçilen dönemi anlamak için süreci doğru tahlil etmesinin ve dinamikleri doğru okumasının şart olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bugün uluslararası sistemde yaşanan sarsıntıları yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklamak bizi meselenin özünden uzaklaştıracaktır. Evet, güç dağılımı değişiyor. Evet, yeni aktörler yükseliyor. Evet, rekabet kızışıyor, derinleşiyor, daha yıkıcı hâle geliyor. Ancak bütün bunlar bizim çok daha sert bir kırılmayla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Bugün dünya güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı da yaşamaktadır. Gelinen nokta itibarıyla ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor. Kural temelli olduğu iddia edilen sistem, kuralların ihlal edildiği yerde susarken, insan haklarını ve küresel güvenliği korumakla görevli mekanizmalar en ağır saldırılar karşısında etkisiz, hatta çoğu zaman kayıtsız kalıyor. Buradaki esas sorun seçici davranan adalet, araçsallaştırılmış ilkeler ve güç ilişkilerine mahkûm edilmiş müşterek değerlerimizdir. Dolayısıyla küresel sistemde yaşanan kriz evvelemirde ahlaki ve varoluşsal bir krizdir. Krizin ulaştığı boyutu görmek için 7 Ekim sonrası Gazze’ye bakmak yeterlidir.”
“GAZZE’DE YAŞANANLARI YALNIZCA BİR İNSANİ TRAJEDİ OLARAK OKUMAK EKSİKLİKTİR”
Son 2,5 yılda 73 bin Filistinlinin İsrail saldırılarında can verdiğine ve 172 binden fazla kişinin yaralandığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Henüz körpe bir fidanken hayattan kopartılan çocukların sayısı 21 bini aştı. Öksüz ve yetimlerin sayısı ise 58 bini geride bıraktı. Ateşkese rağmen 754 Filistinli şehit oldu, 2 bin 100 kişi yaralandı. Bir defa şunu burada kabul etmemiz gerekiyor; Gazze’de yaşananları yalnızca bir insani trajedi olarak okumak eksikliktir. Gazze’deki soykırım mevcut düzenin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu bize çok net bir biçimde göstermiştir. Hepimiz elimizi vicdanımıza koyup şu soruların cevabını cesaretle aramak zorundayız: Eğer bir sistem kuvözdeki masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin toplu şekilde hedef alınmasının önüne geçemiyorsa, kurumlar ve kurallar zalimlerin zulmüne engel olamıyorsa bu yapısal bir çürüme, ontolojik bir tefessüh değil midir? Bu tablo ahlak ve meşruiyet krizinin en bariz hâli değil midir? Sorarım: Dün Suriye ve Gazze’de, bugün Batı Şeria ve Lübnan’da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir? Dahası kardeşlerimizin, dostlarımızın ve evlatlarımızın geleceğini etkileyen bu sistem, özellikle kriz karşısında eli kolu bağlı kalmamız nasıl düşünülebilir?”
“BARIŞA GİDEN EN KESTİRME YOL, YAPICI DİYALOG VE DİPLOMASİDİR”
“Dünya beşten büyüktür’ şiarıyla 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdığımız temsil açığı kapatılmadan çok net söylüyorum, ne sistem krizi çözülebilir ne de daha adil bir dünyanın inşası mümkün ve muhtemeldir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Sadece güçlünün hukukunu gözeten bir küresel sistemin insanlığı götüreceği çok daha derin, çok daha büyük çatışmalar, adaletsizlikler çıkmazıdır. 40 gün boyunca bölgemizi barut kokusuna boğan savaş, bunun en son örneği olmuştur. İsrail hükûmetinin tahrikleriyle başlayan bu anlamsız ve son derece maliyetli savaşta Pakistan Başbakanı, değerli kardeşim Şerif’in girişimleriyle ilan edilen 15 günlük ateşkesten memnuniyet duyuyoruz. Ateşkesin araladığı fırsat penceresinin, kalıcı barışın tesisi için en etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ne kadar derin olursa olsun, anlaşmazlıkların çözümünde sözün yerini tekrar silahların, müzakerenin yerini kanlı mücadelenin almasına izin verilmemelidir. Unutulmasın ki barışa giden en kestirme yol, yapıcı diyalog ve diplomasidir. Ve barış, Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli’nin o veciz ifadesiyle ‘Tek kanatlı bir kuş değildir.’ Tarafların uzlaşmacı, sabırlı ve sağduyulu bir anlayışla hareket etmeleri, sonuç alınmasında büyük önem arz ediyor. Yine bu kritik aşamada İsrail’in müzakere sürecini dinamitlemesine karşı hazır ve müteyakkız olunmalıdır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tansiyonun tırmandığı Hürmüz geçişiyle ilgili tavırlarının çok net olduğunu belirterek, “Hürmüz’ün bir yakası İran ise diğer yakası Umman’dır. Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkı kısıtlanmamalıdır. Esas olan, yerleşik kurallar temelinde seyrüsefer serbestisinin temini ve Hürmüz’ün ticari gemilere açık tutulmasıdır. Savaşın, komşu coğrafyalardaki enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara ulaştırılmasında alternatif rota arayışlarını hızlandırdığı görülüyor. Türkiye olarak enerji ve bağlantısallık alanlarında Kalkınma Yolu gibi vizyon projeleriyle komşularımızla iş birliğine açık olduğumuzun bilinmesini istiyorum” diye konuştu.
Yakın çevredeki bir diğer çatışma alanı olan Ukrayna’daki savaşın getirdiği yıkım ve can kayıplarından üzüntü duyduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Tarafların adil ve eşit şekilde temsil edildikleri bir müzakere süreciyle savaşın sona ereceğine yönelik inancımızı hâlen koruyoruz. Şunu tüm samimiyetimle burada dile getirmek isterim, Türkiye, tarafların da istekli olması hâlinde Liderler Zirvesi dahil doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazırdır. Komşumuz Suriye’de huzurun, istikrarın ve normalleşmenin güçlendirilmesi bölgemizin geleceği için hayati önemdedir. Suriye Devlet Başkanı Sayın Şara’nın basiretli liderliğinde bu ülkenin son 1,5 yıllık süreçte katettiği mesafeden memnuniyet duyuyor, inşallah bundan sonra da Suriye halkının yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, köklü tarihî bağlarla şekillendirdikleri Balkan vizyonunda barış, istikrar ve refahın perçinlenmesinin öncelikleri olmayı sürdürdüğünü belirterek bu düşünceyle hayata geçirdikleri Balkan Barış Platformu’ndan son derece umutlu olduklarını söyledi.
“HAZAR GEÇİŞLİ DOĞU-BATI ORTA KORİDOR GİRİŞİMİNE GÜÇLÜ DESTEĞİMİZ SÜRÜYOR”
Avrasya’da barışın ve huzurun teminatı olarak gördükleri Türk Devletleri Teşkilatını her geçen gün güçlendirdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yılın son çeyreğinde Türkiye’de düzenleyecekleri 13. Türk Dünyası Zirvesi’nde dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devralacaklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönem başkanlığı yaptıkları dönemde teşkilatın uluslararası etkinlik ve görünürlüğünü daha da artıracaklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: “Azerbaycan’la eş güdüm içerisinde komşumuz Ermenistan’la normalleşme sürecimizi adım adım ilerletiyoruz. Bu minvalde Asya ile Avrupa arasındaki ticarette en güvenilir güzergâh olan Hazar geçişli doğu-batı orta koridor girişimine de güçlü desteğimiz sürüyor. Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’i ise bir istikrar ve refah havzası olarak görmek istiyoruz. Bunun için Türkiye’yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışlamaya çalışan tek taraflı ve maksimalist tutumları reddettiğimiz gibi savaş ortamından medet uman beyhude çabaları da doğru bulmuyoruz. Kıbrıs Türkü’nün dirayetli tutumu, bugün Kıbrıs Adası’nda iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini artık tüm dünyaya kanıtlamıştır. İnancımız odur ki komşumuz Yunanistan’la tesis ettiğimiz olumlu atmosfer, ikili meselelerimizin çözümü yanında Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik hak ihlallerinin son bulmasına da katkı sunmalıdır.”
“AFRİKA ÜLKELERİNİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ, EGEMENLİĞİNİ VE KALKINMA HAMLELERİNİ SAMİMİYETLE DESTEKLİYORUZ”
Bir başka “kardeş coğrafya” Libya’da, sükûnet ve güvenliğin sağlanmasına yönelik aktif çabalarının devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Afrika ülkelerinin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve kalkınma hamlelerini samimiyetle destekliyoruz. Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana devam eden çatışmaların sonlandırılması için her türlü diplomatik gayretin yanındayız. Son yıllarda istikrar ve güvenliğini sağlama noktasında önemli adımlar atan Somali’nin toprak bütünlüğüne ve ekonomik refahına desteğimiz ise bakidir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak, bir yandan farklı bölge ve kıtalarda barışçıl dış politikalar yürütürken diğer yandan da mevcut ittifak bağlarımızı tahkim ediyoruz” dedi.
Türkiye’nin Avrupa-Atlantik Bölgesi’nin kolektif güvenliğinin teminatı olan NATO’nun önde gelen ülkelerinden biri olarak bu yıl, 7-8 Temmuz tarihlerinde Liderler Zirvesi’ne Ankara’da ev sahipliği yapacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zirve’de ittifakı güçlü şekilde geleceğe taşıyacak önemli kararlar almayı ümit etiklerini ve bunun altyapısını şimdiden oluşturduklarını bildirdi.
Tarihin, coğrafyanın ve jeopolitiğin her fırsatta hatırlattığı üzere Türkiye’nin, Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün karşı karşıya olduğumuz müşterek sınamalar, Avrupa’yla ortaklığımızın stratejik değerini bir kere daha ortaya koymuştur. Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimizi korurken, Birliğin istikamet sorununu aşarak kurucu önderlerinin vizyonuna sadakatle sahip çıkmasını bekliyoruz. Önümüzdeki kasım ayında ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin 31’inci Taraflar Konferansı’na yine burada, Antalya’da ev sahipliği yapacağız. COP 31 başkanlığımız süresince, Sıfır Atık Hareketi’nin yaygınlaştırılması gibi çevre gündemiyle gençlerin gündemini buluşturan politikaları öne çıkaracağız” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarih boyunca barış, istikrar ve adalet yalnızca güçte değil aynı zamanda dayanışma ile sağlanmıştır. Büyük mütefekkir İbni Haldun’un işaret ettiği gibi bir toplumu ayakta tutan, sahip olduğu güçten önce o gücü anlamlı kılan asabiyedir, birlik duygusudur, ortak kader bilincidir, dayanışmadır. Vicdan sahipleri olarak savaş ve soykırım cephesi karşısında barış ve insanlık cephesinin ne kadar güçlendirirsek, yarınlarımıza o derece güvenli bakabiliriz. Onun için bugün mesele sadece yeni kurumlar, sistem veya düzen inşa etmek değildir. Asıl mesele yeni bir dayanışma zemini kurabilmektir. Antalya Diplomasi Forumu’nu teşriflerinizi, bu dayanışma zemininin tesisine verilmiş kıymetli bir destek olarak görüyorum.”
Açılış programına, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Moldova Cumhurbaşkanı Maya Sandu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman Sırbistan Başbakanı Duro Macut, Pakistan Başbakanı Şerif, Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani’nin de aralarında olduğu davetliler katıldı.
“COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31’e Doğru Türkiye’de İklim Değişikliği Gündemi” başlıklı konferansa katıldı ve bir konuşma yaptı.
SETA’nın düzenlediği “COP31’e Doğru Türkiye’de İklim Değişikliği Gündemi” başlıklı konferansta konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “Ortadoğu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan bu zorlu coğrafyada; suyuna hakim olan, toprağını yeşil tutan ve doğayı ezmeden enerji üreten devletler, geleceğin oyun kurucuları olacaktır. Bugün bölgemizde yaşanan savaşlar enerji krizini tetikliyor; anlamsız ve hiçbir insani duygu taşımayan asimetrik çatışmalar petroldeki istikrarsızlığı arttırıyor. Bu da bize gösteriyor ki; bu istikrarsızlık süreci ve iklim değişikliği doğrudan bir ekolojik beka meselesidir. Türk devlet aklı, iklim kriziyle mücadeleyi, savunma yapılması gereken bir cephe, fırsatlar sunan bir kalkınma meselesi olarak görmektedir” dedi. Bakan Kurum, COP31’de Sıfır Atık, döngüsel ekonomi, yeşil sanayileşme ve dirençli şehirlerin eylem planının önemli başlıklarından olacağını belirterek, “Biz COP31 ile yeni şeyler söylemek istiyoruz; sadece laf değil, eylem istiyoruz. Türkiye’nin küresel öze dönüş çağrısı; toprağın suyla, insanın doğayla yeniden helalleşmesidir. Küresel öze dönüş çağrımız; sanayinin vicdanla, teknolojinin adaletle tanışmasıdır. Ve bu çağrı; Türkiye’nin ortak evimizin geleceğine vurduğu, ebediyen silinmeyecek bir vicdan ve adalet mührüdür” diye konuştu. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, SETA tarafından Ankara’da düzenlenen COP31’e Doğru Türkiye’de İklim Değişikliği Gündemi: İklim Değişikliği ve Çevre Programı” başlıklı konferansa katıldı. Bakan Kurum, konuşmasına iklim krizinin dünya genelindeki etkilerini ve Türkiye’nin bu süreçteki konumunu anlatarak başladı: Bundan 30-35 yıl öncesine, 90’lı yıllardaki Türkiye’ye ayna tutalım. Evet, 90’lı yıllarda çevre ve iklim yönetimi açısından bir tecrübesizlik ve plansızlık dönemiydi. O gün yönetimler için çevre; sadece belediyelerin çöp toplama işine indirgenmişti. İklim meselesi, ulusal kararların yanından bile geçmeyen, dış politikanın konusu bile olmayan, hatta yer yer horlanan bir başlıktı. Bırakın dünyanın geleceğine dair bir şey söylemeyi, şehirlerimizi bile vahşi depolamadan, kimyasal atıktan, kirli havadan, kirli sudan kurtaramıyorduk. Türk diplomasisi, Rio Zirvesi gibi küresel iklim masalarında, son derece etkisizdi ve sadece bir izleyiciydi. Şimdi geldiğimiz aşamaya, iftiharla bakmalıyız. Çünkü bugün Türkiye’nin iklim diplomasisindeki aksiyonları, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ülkemizin oyun kurucu rolünü pekiştiren bir güce dönüşmüştür. Geldiğimiz noktada ise şükürler olsun; doğayı “atık deposu” olarak, “çevreyi yük olarak” gören o zihniyetten bu ülkeyi kurtardık ve milletimizi ‘Uygulama ve Geleceğin COP’una ev sahibi yaptık.
Bakan Kurum, iklim kriziyle beraber önümüzdeki yıllarda su güvenliğinin, sınır güvenliğinin bile önüne geçeceğine vurgu yaptı: Bugün küresel sisteme baktığımızda suyun, stratejik bir hammaddeye, hatta bir savaş unsuruna dönüşmüş olduğunu görüyoruz. Biliyoruz ki; Ortadoğu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan bu zorlu coğrafyada; suyuna hakim olan, toprağını yeşil tutan ve doğayı ezmeden enerji üreten devletler, geleceğin oyun kurucuları olacaktır. Bugün bölgemizde yaşanan savaşlar enerji krizini tetikliyor; anlamsız ve hiçbir insani duygu taşımayan asimetrik çatışmalar petroldeki istikrarsızlığı arttırıyor. Bu da bize gösteriyor ki; bu istikrarsızlık süreci ve iklim değişikliği doğrudan bir ekolojik beka meselesidir. Yine yaşananlar göstermektedir ki; her ülkenin kendi kendine yetebilmesi kaçınılmaz bir gerçekliktir. Türk devlet aklı, iklim kriziyle mücadeleyi, savunma yapılması gereken bir cephe, fırsatlar sunan bir kalkınma meselesi olarak görmektedir. Suyun, petrolün yerini alacağı o zorlu yüzyılın şafağındayız. Bölgesel istikrar ve milli güvenliğin anahtarının su olduğu bir sürece hızla ilerliyoruz. Suyun bir damlasının bile israf edilmediği; gıda arz güvenliğinin tehdit edilmediği, her ülkenin kendi kendine yettiği; bunun için de gerekli tüm finansal ve teknik desteklerin adil bir şekilde verildiği bir dünyayı teklif ediyoruz.
Bakan Kurum, bu tespitleri somut, ölçülebilir ve tavizsiz bir eylem planına dönüştürmenin zorunlu olduğunu belirterek, “Tabii eylem planımızda önemli bir sütun da Sıfır Atık ve döngüsel ekonomi olacak. Bu noktada; Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde, bu toprakların vicdanından süzülerek küresel bir marka haline gelen Sıfır Atık Hareketi, aslında eşyanın hukukunu koruma hareketidir. Biz, ‘al-kullan-at’ düşüncesiyle kurulan küresel israf düzenine karşı; doğanın kendi döngüsünü oluşturduğu atığın, bir ‘çöp’ değil; enerjiye, hammaddeye ve geleceğe dönüşen bir milli servet olduğu anlayışını dünyayı teklif ediyoruz. Dahası, üretimin doğadan aldığı borcu, doğaya geri ödediği bir sistemi tüm insanlığa sunuyoruz” dedi.
Bakan Kurum, COP31’de yeşil sanayileşme, yeşil egemenlik ve enerji bağımsızlığı, dirençli şehirler ve mekan adaleti, iklim mülteciliği, biyolojik çeşitlilik, adaletli hakemlik ve iklim finansmanını da eylem planının başlıkları olarak belirlediklerini söyledi: Şu gerçeği her platformda gür sesle ifade ediyoruz. Küresel finans sistemi; kirletenin değil, kirletilenin üzerine yük bindirmektedir. Biz bunu kökten reddediyoruz. Bu noktada kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye olarak, COP31’de finansmanın doğrudan mağdur coğrafyalara ulaşması için mücadele edeceğimizin; dürüst bir aracı ve adaletli bir hakem olacağımızın taahhüdünü şimdiden veriyoruz.
Bakan Kurum, konuşmasının sonunda iklim değişikliği ile mücadelede STK’ların önemine dikkat çekerek, çağrıda bulundu: Sivil Toplum Kuruluşları olarak sizler hep sahadasınız. Sizler güven inşa ediyorsunuz. Amerika’dan Çin’e kadar nereye gitsek şunu söylüyorum. Sivil toplum yoksa dönüşüm asla yoktur. Biz sizinle beraber hızlı değil, kalıcı bir dönüşüme imza atmak istiyoruz. Bu yüzden sizleri sadece destekçi olarak değil, bu sürecin kurucu aktörleri olarak görüyoruz. Gelin; güveni birlikte inşa edelim, uzlaşıyı birlikte kuralım ve dünyaya şunu gösterelim: Harekete geçersek bu kriz yönetilebilir, bu gelecek kurtarılabilir. Biz COP31 ile yeni şeyler söylemek istiyoruz; sadece laf değil, eylem istiyoruz. Bunun için küresel öze dönüş çağrımızı yineliyoruz. Türkiye’nin küresel öze dönüş çağrısı; toprağın suyla, insanın doğayla yeniden helalleşmesidir. Küresel öze dönüş çağrımız; sanayinin vicdanla, teknolojinin adaletle tanışmasıdır. Ve bu çağrı; Türkiye’nin ortak evimizin geleceğine vurduğu, ebediyen silinmeyecek bir vicdan ve adalet mührüdür. Bu yüzden diyoruz ki; iklim kriziyle mücadelemize, tüm insanlık ve doğa kurtulana kadar devam edeceğiz. İnsanoğlu doğayla yeniden kardeş olana kadar durmayacağız, dinlenmeyeceğiz.
Konferansta konuşan SETA Genel Koordinatörü Nebi Miş de SETA’nın “İklim Değişikliği ve Çevre Programı” kapsamında hem politika üretimine hem de toplumsal farkındalığın güçlendirilmesine katkı sunmayı hedeflediklerini anlattı. Türkiye’nin iklim diplomasisinde yön verici bir aktör olduğuna dikkat çeken Miş, “Dünya kritik bir eşikten geçmektedir. İklim değişikliği artık savaşlar kadar acil ve belirleyici bir gündemdir. Ülkemiz bu süreçte gözlemci bir ülke konumunun ötesine geçmiş, ev sahibi ve yön verici bir aktör olarak öne çıkmaktadır” dedi. Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önderliğinde kararlı adımlarla ilerlediğini ifaden eden Miş, şöyle devam etti: Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, iklim diplomasisinde de güçlü bir konuma yükselmiştir. 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi’nin dünyaya ilanı, İklim Kanunu’nun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabulü bu iradenin somut yansımalarıdır. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde yürütülen Sıfır Atık Hareketi, ulusal sınırları aşarak küresel bir farkındalık hareketine dönüşmüştür. Bu girişim, çevre politikalarının ötesine geçerek ahlaki ve insani bir sorumluluk çağrısı niteliği kazanmıştır.
SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü Murat Yeşiltaş ise konuşmasında SETA’nın “İklim Değişikliği ve Çevre Programı”nın içeriğini anlattı: Programımızın iki öncü faaliyetini özellikle vurgulamak istiyorum. Birincisi, ‘Türkiye İklim Atlası’. Bu kapsamda Türkiye genelinde kapsamlı saha çalışmaları gerçekleştireceğiz. Bilimsel iklim verilerinin yanına; toplumsal algı, beklenti ve öncelikleri ekleyerek Türkiye’nin farklı bölgelerindeki risk haritalarını, toplumsal farklılık ve farkındalık düzeylerini ve politika beklentilerini ortaya koyan bütüncül bir referans kaynağı oluşturmayı hedefliyoruz. İkincisi, ‘COP31 Simülasyonu’. COP31’in Antalya’da gerçekleşecek olması Türkiye için büyük bir fırsat penceresi sunmaktadır. Biz de bu süreçte özellikle gençlere yönelik interaktif COP simülasyonları düzenleyeceğiz. Üniversite öğrencileri, genç profesyoneller ve karar destek mekanizmalarında görev alan genç bürokratlar; farklı ülke delegasyonlarını temsil ederek gerçek müzakere süreçlerini deneyimleyeceklerdir.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.