Dünya Su Günü kutlamasına Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da katıldı ve bir konuşma yaptı.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı DÜNYA SU GÜNÜ’ndeki konuşmasına şunları kaydederek başladı: “Barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir”
Bakanı Yumaklı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Konferans Salonu’ndaki 2026 Dünya Su Günü konferansına katıldı. Tarım ve Orman Bakanı,, Bakan Yumaklı burada yaptığı konuşmasında şunları söyledi: Yumaklı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü’nün bu yılki temasının ‘su ve insan’ olduğunu vurgulayarak, “Bu tema aslında insanlık tarihinin en eski gerçeğini bize hatırlatmış durumda. İnsan suyla var olmuştur, suyla medeniyet kurmuştur, suyla kalkınmıştır. Su sadece bir doğal kaynak değildir. Su; hayatın kendisidir. Sağlıktır, gıdadır, enerjidir, güvenliktir ve gelecektir. Bugün burada sadece suyu konuşmak için değil; suyun içinde saklı olan insanlık hikayesini konuşmak için bir aradayız. İnsanlık tarihi bize çok net bir gerçeği gösteriyor. Su, tarihin hem mürekkebi hem de kağıdı olmuştur. Mısır’da binlerce yıl önce suyu yükseltmek için kullanılan ‘Arşimet Vidası’nın yakın zamanlara kadar kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Bu, insanlığın en eski ‘teknoloji’ cümlelerinden biridir; ‘Suyu yerinde tutamazsan, onu akılla yükseltirsin.’ Mezopotamya’da insanlar suyu akıllarıyla yönetirlerdi. Şehir planlarının içinde su yollarının isimleri yazılıydı. Yani insanlık suyu sadece kazmayla değil, aklıyla yönetmeye başlamıştı. Anadolu’ya baktığımızda ise bu hikâye daha gurur verici bir hal alır. Dünya Sulama Mirası Listesi’ne girmiş Çorum’daki Hitit Barajı yaklaşık 3 bin 200 yıl önce inşa edildi. Yine aynı listede yer alan Van’daki Şamran Kanalı, 53 kilometre boyunca suyu hayatla buluşturdu ve bugün halen kullanılmaktadır. Bu eserler bize şunu gösteriyor; su yönetimi, medeniyet yönetimidir”
Osmanlı döneminde İstanbul’a su taşıyan kemerler, çeşmeler ve su yolları yalnızca mühendislik eserleri olmadığının altını çizen Bakan Yumaklı, Osmanlı Devleti’nin, su için özel bir Su Nezareti kurduğuna işaret etti.. Bakan Yumaklı, Cumhuriyet döneminde ise bu anlayışın kurumsallaştığını söyledi ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘İktisadiyatımızın ana tedbirlerinden olan Su İşleri umumi idaresinin fenni kabiliyet ve kudreti, çok sağlam kurulmalıdır’ sözünü hatırlattı.
Yumaklı, bugün DSİ’nin bu sürecin bir parçası olduğunu vurguladı ve şöyle konuştu.::”Seyhan Barajı’ndan Keban’a, Keban’dan Atatürk Barajı’na, Atatürk’ten Yusufeli’ne kadar uzanan bu büyük eserler zinciri, bize bir gerçeği gösterir; barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir. 81 ilde faaliyet gösteren 25 bölge müdürlüğümüz ve yaklaşık 24 bin kişilik büyük bir emek ordusu ile; Bir baraj şantiyesinde, bir sulama kanalında, bir taşkın anında, bir içme suyu hattında çalışıyoruz. Bu emek ordusuyla, Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren 7,7 trilyon lira maliyetli 18 binden fazla su tesisi hizmete alınmıştır. Bunların içinde; bin 800’den fazla baraj ve gölet, 3 bin 600’den fazla sulama tesisi, 11 binden fazla taşkın kontrol tesisi, yüzlerce içme suyu ve enerji tesisi bulunmaktadır. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 23 yılda yapılan yatırımlar ise tüm yatırımların yüzde 60’ından fazlasını oluşturmaktadır. Bu yatırımların anlamı şudur; tarlaya su gitmesi, şehirde musluğun akması, fabrikada üretimin durmaması ve vatandaşın güven içinde yaşaması. Bugün; 7,3 milyon hektar tarım alanı sulamaya açılmış, 183,7 milyar metreküp su depolanmış, 5,5 milyar metreküp yıllık içme suyu sağlanmış, 11 bin 237 adet taşkın kontrol tesisi yapılmış, 7,8 milyon hektar alanda arazi toplulaştırma çalışmaları tamamlanmış, HES kurulu gücümüz ise 32 bin 500 megavata ulaşmıştır.”
Artık dünyanın, iklimin, yağış düzenlerinin değiştiğini ifedesini kullanan Yumaklı, buradan modern sulama sistemlerini yaygınlaştırdıklarını ifade ederek, “Basınçlı borulu sistemler sayesinde yılda, yaklaşık 10 milyar metreküp su tasarrufu sağlıyoruz. Son 23 yılda döşenen boruların uzunluğu 120 bin kilometreyi geçti. Bu borularla dünyanın etrafını üç kez dolaşabilirsiniz. Artık suyu yalnızca borularla değil, veriyle de yönetiyoruz. Yapay zeka destekli sistemlerle; toprak nemini ölçüyor, yağışı takip ediyor, sulamayı otomatik olarak yönetiyoruz. Çünkü gelecekte su, yalnızca bulunan değil, yönetilen bir kaynak olacaktır. Bir ülkenin gerçek gücü bazen gözle görülmez. O güç, dağların arasında saklı bir barajda, kilometrelerce uzanan bir kanalda, yerin yüzlerce metre altından ilerleyen bir tünelde yaşar. Çünkü suyu doğru yöneten bir millet, aslında geleceğini yönetir. Onlar bir milletin azminin simgeleridir. Örneğin; Atatürk Barajı, Fırat’ın kalbine vurulmuş bir mühür gibidir. Keban Barajı, bir nehrin boynuna takılmış gerdanlık gibi. Yusufeli Barajı, insan iradesinin gücünü gösterir. Deriner Barajı, bir vadinin sessizliğine kurulmuş dev bir kararlılıktır. Ilısu Barajı, Mezopotamya’nın kalbine bırakılmış bereket anahtarıdır. Ermenek Barajı, dar bir vadide saklanan büyük bir hazinedir. Konya Ovası’na su taşıyan Mavi Tünel, susuz bir ovaya yazılmış yeni bir hikayedir. Şanlıurfa’daki Harran kanalları, Mardin’deki Ceylanpınar sulamaları, Diyarbakır’daki Kralkızı sistemi. Bunlar sadece kanallar değildir. Toprağın kalbine uzanan damarlar gibidir. Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a denizin altından uzanan sadece su hattı değil kardeşlik köprüsü de var. Bu proje bize şunu anlatır; su bazen sadece bir ihtiyaç değil, bir kardeşlik köprüsüdür” dedi.
Kar yağışlarının esasen Türkiye’nin doğal barajı olduğunu bununl birlikta bu doğal barajın da küçüldüğünü dile getiren Yumaklı, “2025 yılına barajlarımızda 10 milyar metreküp daha az suyla girdik. Bu sadece bir sayı değildir. 10 milyar metreküp, 125 milyon insanın yıllık içme suyu ihtiyacına eşittir. 2025 yılında birkaç örnek verelim. Konya Bağbaşı Barajı’nda su kalmadı. Eğirdir Gölü bin yıl sonra ilk kez ikiye ayrıldı. Çatalan Barajı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bütün bunlar bize bir mesaj veriyor. O da şu; kuraklık artık kapımızdaki bir misafir değildir. Kuraklık artık evimizin içindedir. Ama şunu da açıkça söylemek isterim; Türkiye bu mücadelede hazırlıksız değildir. Bugüne kadar kurulan barajlar, göletler, sulama projeleri sayesinde kuraklığın etkilerini büyük ölçüde hamdolsun yönettik. Ancak artık yeni bir döneme girdiğimizi tekrar ifade etmek istiyorum. Bu dönemin adı, suyu koruma dönemi. Çünkü bugün şehirlerde kullanılan suyun yaklaşık yüzde 31’i kayıp ve kaçak olarak yok olmaktadır. Yani bazı şehirlerde barajdan çıkan her üç bardak sudan birisi, daha vatandaşa ulaşmadan maalesef yok olmaktadır. Artık suyu yalnızca doğal bir kaynak olarak değil, stratejik bir varlık olarak görmek zorundayız” ifadelerini kullandi.
Konuşmalar ve ödül takdim töreninden sonra hatıra fotoğraf çekimi yapıldı.
DSİ Genel Müdürlüğü’ndeki Dünya Su Günü toplantısına, DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, TBMM Tarım ve Orman Komisyonu Başkanı eski Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci, akademisyenler, öğrenciler ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında yaptığı konuşmada, “Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda, Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) 28. Dönem 5. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Kurul’da yaptığı konuşma ile başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:
“Türkiye’de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu ‘cephe siyasetinin’ raf ömrü dolmuştur. Siyaseti; hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir ‘yıpratma savaşına’ dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır.
“ÇATIŞMA VE KUTUPLAŞTIRMANIN YERİNİ UZLAŞMA VE HOŞGÖRÜ ALMALIDIR”
Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor: Ya, kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz… Ya da asgari müştereklerde buluşmayı, ‘mutabakat içinde rekabeti’ esas alan yeni siyaseti Türkiye’ye hâkim kılacağız.
Eğer Türkiye, yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa… Eğer Türkiye, önüne açılan tarihî fırsatları değerlendirecekse… Bu paradigma değişimini, hep beraber, vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız.
Bunu söylerken, elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını kastetmiyoruz. Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak, her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak, ‘Türkiye merkezli siyaset’ icra etmelidir.
Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye’nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir.
Biz, buna ‘iç cephenin tahkim edilmesi’ diyoruz. Biz, buna ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ diyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin, aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu millî mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim.
Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda, Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir. Terörün ya da terör örgütlerinin, Türkiye’yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir; fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye’nin enerjisini heba ettiği, Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin kaynaklarını tükettiği açıktır.
Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye, hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmalar, Türkiye’nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır.
Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır. Çerçeve Yasa’nın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihî mutabakat aziz milletimizi, Türkiye’nin dostlarını sevindirirken; hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye’nin hasımlarını da üzmüş; onları hayal kırıklığına uğratmıştır.
“ÖZGÜRLÜKÇÜ VE SİVİL BİR ANAYASA YAPMA ŞARTLARI OLGUNLAŞACAKTIR”
Bu vesileyle, ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.
Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda gerekse Çerçeve Yasa’nın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum. Çerçeve Yasa’da da vazedildiği gibi, bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim millî mutabakat daha bir anlam kazanacaktır.
Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda, sorunlarımızı karşılıklı saygı ile tartışıp çözüm üretmek, çok daha kolay ve mümkün hâle gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye’nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir Anayasa yapma şartları, inanıyorum ki, daha da olgunlaşacaktır.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 28. Dönem 5. Yasama Yılı Açılış Toplantısı’na katıldı.
TBMM’ye gelişinde, TBMM Başkanvekili Celal Adan tarafından törenle karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tören kıtasını selamladıktan sonra Genel Kurul Salonu’na geçti.
Kısa adı TESK olan Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu 22’inci Olağan Genel Kurulu Ankara Intercontinental otelde gerçekleştirildi.
22’inci Olağan Genel Kurul’da yapılan seçim sonucu Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Başkanlığına Mehmet Yiğiner seçildi.
Tek adaylı 22’inci Olağan Genel Kurulu’da Mehmet Yiğiner, başkanlığa seçilirken oy kullanan 645 delegeden 560’ının oyunu alarak başkanlık koltuğuna oturdu.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.