MALIKÖY Başkent Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan Kalyon PV Entegre Fabrikası’nda gerçekleştirilen açılış törenine Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, ENERJİ ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile Ankara Valisi Yakup CANBOLAT katıldı.
Açılış törenindeki ilk konuşmayı Kalyon Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu yaptı.
Kalyon PV’nin Avrupa’da ilk, dünyada sayılı üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kalyon Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu, “Yeni tesisimizle birlikte Türkiye’de ilk kez G12R boyutunda TOPCONPlus teknolojisiyle güneş hücreleri üreteceğiz ve yüksek verimlilik ve ileri teknoloji ile aynı alandan daha fazla enerji üretimi sağlayacağız. Bu şekilde enerji üretiminde maliyet avantajı ve performans artışı elde edeceğiz Yaklaşık 55 milyon dolarlık yeni yatırımla birlikte; Kalyon PV’nin toplam yerli güneş hücresi üretim kapasitesi 2 nokta 1 GW seviyesine ulaşıyor” şeklinde konuştu.
Kalyon PV’nin Avrupa’da ilk, dünyada ise sayılı üretim merkezlerinden biri olduğuna vurgu yapan Kalyon Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu konuşmasında şunları söyledi: ” Bugün, ‘Enerjide Tam Bağımsız Türkiye’ vizyonuyla yaktığımız meşaleyi daha da ileriye taşımanın heyecan ve gururunu yaşıyoruz. Son 10 yılda ülkemizdeki enerji dönüşümün en önemli kilometre taşlarından biri, 2020 yılında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle açılışını gerçekleştirdiğimiz Kalyon PV fabrikamızdır. Biz bu tesisi yalnızca üretim yapmak için değil, milli teknolojiyi geliştirmek, yüksek katma değerli üretimi ülkemize kazandırmak ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için kurduk.
Konuşmasında daha sonra Türkiye’nin yakın coğrafyasında ve dünyanın farklı bölgelerinde devam eden savaşların, enerji güvenliğinin ne kadar hayati olduğunu açıkça gösterdiğinin altını çizen Kalyoncu sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’nin güçlü, bağımsız ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmesi; ancak yerli ve millî enerji teknolojileriyle mümkündür. Biz yeni tesisimizle birlikte Türkiye’de ilk kez G12R boyutunda TOPCONPlus teknolojisiyle güneş hücreleri üreterek yüksek verimlilik ve ileri teknoloji ile aynı alandan daha fazla enerji üretimi sağlayacağız. Böylece enerji üretiminde maliyet avantajı ve performans artışı elde edeceğiz.”
Kalyoncu sözlerini şu şekide sonlandırdı: “Yaklaşık 55 milyon dolarlık bu yeni yatırımla birlikte; Kalyon PV’nin toplam yerli güneş hücresi üretim kapasitesi 2,1 GW seviyesine ulaşmaktadır. Kalyon ailesi olarak enerji sektöründeki yatırımlarımızla; yüksek katma değerli üretimi ülkemizde gerçekleştiriyor, ekonomiye, istihdama, ihracata ve cari açığın azaltılmasına güçlü katkılar sunmaya devam ediyoruz.”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da hayata geçirilen yatırımlarla, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içindeki payını yüzde 62’nin üzerine çıktığını belirterek, “Bu yatırımlarla sadece 2035’e kadar ülkemizde kurulacak 55 GW büyüklüğündeki güneş santralleri için katma değerli üretim yapmakla yetinmeyecek, ABD ve Avrupa başta olmak üzere ihracat pazarlarında da önemli bir oyuncu haline geleceğiz. Kalyon PV’nin toplam hücre üretimi kapasitesi bu yatımla birlikte 1 GW’tan 2,1 GW’a yükseliyor ve bu yatırım Millî Teknoloji Hamlemiz için büyük bir kazanıma dönüşüyor.”
Bakan Kacır, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile birlikte, Başkent Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Kalyon PV Entegre Fabrikası’nda gerçekleştirilen Kalyon PV G12R TOPCONPlus Üretim Tesisi Açılış Töreni’ne katıldı.
Törende konuşan Bakan Kacır, şunları kaydetti:
“Küresel ölçekte kırılganlıkların arttığı, belirsizliklerin derinleştiği ve çatışmaların yaygınlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Küreselleşme ve serbest ticaret yaklaşımları terk ediliyor. Yerelde üretim, dostlardan ve komşulardan tedarik yaygınlaşıyor. Tüm dünyada kamu otoriteleri, stratejik gördükleri sektörleri korumak ve öz yeterliliğini sağlamak için daha aktif daha etkin sanayi politikası uyguluyor. Türkiye olarak bu büyük dönüşümün işaretlerini erkenden okuduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; planlı sanayileşme hamlelerimizle, katma değerli üretimi önceleyerek, Ar-Ge kültürünün özel sektör firmalarımız tarafından benimsenmesini sağlayarak ve nitelikli insan kaynağına yatırım yaparak ülkemizi küresel üretimin merkez üsleri arasına taşıdık.
İmalat sanayi katma değerimizi 23 yılda 41 milyar dolardan 246 milyar dolar yüzeyine yükselttik. Oluşturduğumuz güçlü üretim ve teknoloji geliştirme altyapısının neticesinde millî gelirimiz 238 milyar dolardan 1,6 trilyon dolara çıktı. Kişi başına millî gelirimiz 18 bin doları aştı. Elde ettiğimiz tüm bu kazanımları sürdürülebilir ve sürekli kılmak, kritik ve stratejik tüm sektörlerde tam bağımsızlığımızı tahkim etmek öncelikli hedefimiz. Bilhassa enerji sektörü önemle üzerinde durduğumuz, program ve projeler geliştirdiğimiz stratejik bir alan… Özellikle son yıllarda küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, ülkelerin enerjide tam bağımsızlıklarını sağlamak için, kaynak çeşitliliği önlemleri almalarını zorunlu hale getirdi.
Yakın coğrafyamızda giderek tırmanan çatışma ve kriz ortamı da enerji arz güvenliği ve kaynak çeşitliliğinin önemini teyit ediyor. Bölgemizde yaşanan gelişmeler, enerji güvenliği hususunda hükümetimizin aldığı tedbirlerin ve çok boyutlu stratejilerimizin ne denli isabetli olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Bunun yanında; ihracatının yüzde 40’tan fazlasını Avrupa Birliği’ne gerçekleştiren bir ülke olarak Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uyumlu bir yeşil dönüşüm alt yapısını ivedilikle tesis etmek, sürdürülebilir kalkınma adına öncelikli amaçlarımızdan biri. Yenilenebilir enerji kaynakları başta olmak üzere; alternatif enerji kaynaklarının kullanımını yaygınlaştırmayı, yenilenebilir enerji teknolojilerinde kabiliyet setimizi genişletmeyi, enerjide yerli kaynakların kullanımı ve yeşil dönüşüm hedeflerimize erişimin anahtarı olarak görüyoruz.
Sanayicilerimize öz tüketimlerini karşılamaları için yenilenebilir enerji yatırımı yapma imkânı sunuyoruz. Bu doğrultuda, özellikle son yıllarda hayata geçirdiğimiz atılımlarla, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 62’nin üzerine çıktı. Güneş enerjisinde kurulu gücümüz 26 GW’a ulaştı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, 2012’den bu yana güneş santralleri kurulumuna yönelik teşviklerimizle 895 milyar liralık yatırımı destekledik. En tabii kaynaklarımızdan olan güneş enerjisi sektöründe, yerli imkân ve kabiliyetlerimizi güçlendirmek için özel sektörümüzle güçlü bir iş birliği hayata geçirdik. Ülkemiz özellikle son yıllarda güneş paneli üretiminde büyük bir atılım gerçekleştirerek, Avrupa’da birinci, dünyada dördüncü konuma ulaştı. Güneş paneli üretiminde; ingottan panele kadar değer zincirinin tüm halkalarında üretim yetkinliğine sahip bir ülkeyiz.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak teşvik ve destek mekanizmalarımızla, ülkemizin güneş enerjisi sanayiinin, araştırma ve inovasyon ekosistemimizle güçlü bir sinerji içinde büyümesini sağlıyoruz. Güneş paneli imalatı için 2012’den bu yana toplam yatırım tutarı 151 milyar liraya ulaşan 134 proje için teşvik belgesi düzenledik. TÜBİTAK eliyle son 23 yılda güneş enerjisi alanında 756 projeye, 1.397 bilim insanı ve gencimize toplam 7 milyar lira destek verdik. Ülkemizin Ar-Ge altyapısını güçlendirmek amacıyla kurulan ODTÜ Güneş Enerjisi Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni, ulusal araştırma merkezlerimiz arasına dâhil ettik.
Elbette mevcut üretim yetkinliğimizi katma değerli odaklı yatırımlarla güçlendirmek; panel üretimine kıyasla daha Ar-Ge yoğun aşamalar olan ingot, wafer ve hücre üretiminde kabiliyetlerimizi geliştirmek; dünya güneş enerjisi pazarında ülkemizin bir oyuncu olarak yoluna devam etmesi için kritik önem taşıyor. Bu doğrultuda son yıllarda yüksek teknoloji yatırımlarına öncelik veren ve kapsamlı destekler sunan yeni bir teşvik çerçevesi oluşturduk. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı teşvik programı HIT-30’un ilk çağrı başlıkları arasında güneş hücresi üretimine yer verdik. Programda güneş hücresi üretiminde ingot dilimleme aşamasından başlayan yatırımlara kapsamlı destekler sunduk. Başlanan yatırımlar tamamlandığında ülkemiz en az 5 üretim tesisiyle yıllık 20 GW’ın üzerinden güneş hücresi üretim kapasitesine erişecek.
Bu yatırımlarla sadece 2035’e kadar ülkemizde kurulacak 55 GW büyüklüğündeki güneş santralleri için katma değerli üretim yapmakla yetinmeyecek, ABD ve Avrupa başta olmak üzere ihracat pazarlarında da önemli bir oyuncu haline geleceğiz. Tabi ülkemizin yenilenebilir enerji vizyonunun en somut ve en görkemli nişanelerinden biri, Kalyon PV’nin ürettiği güneş panellerinin kullanıldığı Kalyon Karapınar Güneş Enerjisi Santralidir. Bin 350 MW kurulu gücüyle Avrupa’nın en büyük santrali olan bu yatırım, Türkiye’nin yenilenebilir enerji atılımındaki iddiasını ortaya koydu.
Karapınar’ı adeta bir enerji denizine dönüştüren bu dev tesis; sadece enerji üreten bir santral değil, aynı zamanda ülkemizin güneş enerjisi teknolojilerindeki yetkinliğini besleyen kritik bir üs konumunda. Bu muazzam enerji santrali yatırımını tamamlayan ve asıl teknolojik derinliği sağlayan hamle ise, Sincan’da faaliyete geçen entegre güneş paneli üretim tesisleri. İngottan panele kadar tüm üretim aşamalarını tek bir çatı altında toplayan bu tesis, Karapınar gibi dev projelerin ihtiyaç duyduğu yerli ve millî teknolojinin adresi haline geldi. Burada yürütülen nitelikli Ar-GE çalışmaları, Türkiye’nin güneş enerjisi teknolojilerinde oyun kurucu bir aktör olma iddiasını perçinliyor.
Bugün de Kalyon PV tarafından hayata geçirilen G12R TOPCONPLUS Üretim Tesisinin açılışındayız. G12R TOPCONPLUS, fotovoltaik hücrelerdeki kayıpları en aza indirerek çok daha yüksek enerji çıktısı almamızı sağlayan bir teknolojiyi bünyesinde barındırıyor. Bu yeni nesil teknoloji, sadece sunduğu yüksek verimlilikle değil; zorlu çevresel koşullara karşı sergilediği üstün dayanıklılık ve uzun ömürlü performansıyla öne çıkıyor. Kalyon PV’nin toplam hücre üretimi kapasitesi bu yatımla birlikte 1 GW’tan 2,1 GW’a yükseliyor ve bu yatırım Millî Teknoloji Hamlemiz için büyük bir kazanıma dönüşüyor. Bu yolculukta, inanıyorum ki bu yatırım önemli bir kilometre taşı olacak. Bu nedenle, stratejik önemi haiz, yüksek teknoloji odaklı bu devasa yatırımı, Sayın Cumhurbaşkanımızın kararıyla proje bazlı devlet desteklerimizle destekledik.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, ülkemizde güneş enerjisi gibi kritik tüm teknolojilerde Ar-Ge ve üretim kabiliyetlerini güçlendirecek her adımın destekçisi olmaya devam edeceğiz. Yatırımcılarımızın, üreticilerimizin her zaman yanında, yakınında olmayı sürdüreceğiz. Daha büyük, güçlü, tam bağımsız ve müreffeh Türkiye yolculuğunda müteşebbislerimizi tüm imkânlarımızla desteklemeye devam edeceğiz.
ENERJİ ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise üretim tesisinin açılışındaki konuşmasında Türkiye’nin enerji politikalarında “elektrikleşme merkezli yeni enerji mimarisi’” dönemine geçtiğine işaret etti.
Bayraktar, Kalyon PV G12R TOPCONPLUS Üretim Tesisi Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, küresel enerji arzı krizine dikkat çekerek tarihi bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Bayraktar, “Yapay zekâ çağı enerjinin, özellikle elektriğin önemini çok daha fazla ön plana çıkarıyor. Dolayısıyla enerji politikaları yeniden şekillendiriliyor. Hürmüz örneğinde olduğu gibi ortaya çıkabilecek krizlere karşı daha dirençli bir yapı amaçlıyoruz. Merkezinde elektrikleşme olan yeni bir enerji mimarisi üzerinde çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin yenilenebilir enerjide büyük bir sıçrama yaptığına dikkat çeken Bayraktar, “Türkiye olarak yenilenebilir enerji alanında adeta sessiz bir devrim gerçekleştirdik” şeklinde konuştu.
Yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 63’e ulaştığını vurgulayan .Bayraktar, “Mart ayında 20 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimini gerçekleştirerek rekora imza attık. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı verilerine göre yenilenebilir enerji kurulu gücünde Avrupa’da ilk 5’teyiz, dünyada ise 11’inci sırada yer alıyoruz” dedi.
Yenilenebilir enerji yatırımlarında yerli üretimin önemini de dile getiren Bayraktar, “Ülkemizi bir bağımlılıktan yani ithal yakıttan kurtarıp başka bir bağımlılığa teslim etmeyeceğiz dedik. Yalnızca enerji üretiminde değil, ekipman üretiminde de yerliliği artırıyoruz. YEKA modeliyle yerlilik şartları getirildi. Sektördeki yerli imalatçı sayısı yaklaşık 500’e çıktı. Ana ekipman üreticileri ve alt tedarikçilerle birlikte 50 bin kişiye istihdam sağlanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Güneş enerjisinde dünyanın geldiği en ileri noktalardan birini temsil eden TOPCONPlus teknolojisiyle yüksek verimli yeni nesil güneş hücresi ve panel üretimi gerçekleştirileceğini ifade eden Bayraktar, “Yeni teknolojiyle aynı alandan daha fazla elektrik üretilebilecek. Bu hem verimlilik artışı hem de maliyetlerde düşüş anlamına geliyor. Daha da önemlisi, bu ileri teknolojinin artık Türkiye’de yerli imkânlarla üretilebiliyor olması. Yeni yatırımla birlikte 1.1 gigavatlık ek kapasite de devreye alınacak. Toplamda tesis 2.1 gigavatlık hücre üretim kapasitesine ulaşmış olacak” dedi.
Bu yatırımla birlikte Kalyon PV’nin toplam yerli güneş hücresi üretim kapasitesi 2,1 GW seviyesine ulaşmış oldu.
Konuşmalardan sonra üretim tesisinn açılışı gerçekleştildi ve toplu fotoğraf çekimi yapıldı.
Kalyon PV’nin yaklaşık 55 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdiği yeni tesis, 1,1 GW güneş hücresi üretim kapasitesiyle 500 bin hanenin enerji ihtiyacını karşılayabilecek güce sahip.
Saniyede 8 yarım hücre üretimiyle günlük yaklaşık 620 bin adet kapasiteye ulaşılıyor.
Tesiste üretilen ürünlerin enerji üretimleriyle yılda 1,5 milyon ton karbondioksit salınımının önüne geçerek çevresel sürdürülebilirliğe katkı sunuluyor.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, orman yangınlarıyla mücadelede toplam 5 bin 600 araçlık kara filosuna ulaştıklarını belirterek, “Göreve uğurlayacağımız 20 dozer, 65 arazöz ve 16 ekskavatörle ülkemizin dört bir yanında ‘yeşil vatan’ savunmamızı biraz daha güçlendirmiş oluyoruz.” dedi.
Yumaklı, Orman Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen “Yangın Söndürme Araçlarının Görev Yerlerine Uğurlanması Töreni”nde yaptığı konuşmada, göreve uğurlayacakları her aracın, ormanları koruma iradelerinin, devletin gücünün ve orman teşkilatının birer nişanesi olacağını söyledi.
İklim krizinin artık bir senaryo olmaktan öteye geçtiğine işaret eden Yumaklı, değişen iklim koşullarının dünyanın her ülkesi gibi Türkiye’yi de yoğun bir şekilde etkilemeye devam ettiğini anlattı.
Meteorolojik verilerin, tablonun ciddiyetini açık bir şekilde ortaya koyduğuna dikkati çeken Yumaklı, 2025’te sıcaklık ortalamalarının neredeyse bütün aylarda mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğini, geçen yılın son 176 yılın en sıcak ikinci yılı olarak kayıtlara geçtiğini hatırlattı. Geçen yıl çok ciddi bir kuraklık yaşandığını anımsatan Yumaklı, “Bu yıl mart ve nisan aylarında, ciddi yağışlar aldık. Bu, su varlıklarımız açısından son derece önemli ancak doğanın canlanmasının avantajları kadar dezavantajları da olmaya başladı. Seller ve diğer hususları bir kenara bırakacak olursak, sadece orman yangınları açısından baktığımızda ot ve çalı formundaki bitki örtüsünün yoğun bir şekilde büyümesi ve yaz aylarında kuruyacak olması sebebiyle ince yanıcı madde miktarında artış söz konusu olacak.” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, bu durumun yangınların daha kolay başlamasına ve daha hızlı bir şekilde yayılmasına neden olabileceğinin altını çizerek, sıcaklıkların artmaya başladığı anlardan itibaren açık alanda herhangi bir ateş yakılmaması gerektiğini vurguladı. Orman yangınlarına karşı hazırlıkları, iklim değişikliğinin getirdiği tüm tehditlere göre yaptıklarını aktaran Yumaklı, bu durumun yıl boyunca sürmesi gerektiğini bildirdi.
Bu mücadelenin en büyük gücünün, Orman Genel Müdürlüğü ve orman teşkilatı olduğunu vurgulayan Yumaklı, şöyle devam etti:
“Aylar öncesinden, arkadaşlarımız sahaya indi. Köy köy, mahalle mahalle dolaşarak bilgilendirme, eğitim ve farkındalık çalışmalarını tamamladı. Başta İçişleri Bakanlığımız olmak üzere valilerimizle ve tüm kurumlarımızla toplantılar yaparak hem geçmiş yılın değerlendirmesini gerçekleştirdik hem de bu yıl neler yapmamız gerekiyor konuştuk. Her geçen yıl da kabiliyetimizi artırıyoruz. Orman Genel Müdürlüğünün envanterindeki ve mücadelede kullandıkları hava ve kara gücü, Cumhuriyet tarihinin en güçlü yangınla mücadele kapasitesini ifade etmektedir. 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA ile dünyanın sayılı filolarından birisini oluşturmuş durumdayız. Geçen yıla göre, hava aracı sayımızı artırarak 161’e ulaştık. Su atma kapasitemiz de 462 ton oldu. Hava araçlarımızın suya erişimini kolaylaştırmak için 4 bin 852 gölet ve havuz oluşturduk.”
Bakan Yumaklı, görev yerlerine uğurlayacakları araçlarla birlikte 1953 arazöz, 878 iş makinesi ve 2 bin 766 ilk müdahale aracıyla toplam 5 bin 600 araçlık kara filosuna ulaştıklarını belirterek, ormanların içinde yollar ve farklı tesislerin oluşturulmasıyla müdahale süresinin aşağı çekileceğine işaret etti.
Geçen yıl verilerine göre, orman yangınlarının yüzde 91’inin insan kaynaklı çıktığını anımsatan Yumaklı, ormanlarda ve orman yakınlarında ateş yakılmaması gerektiğini bildirdi.
Bakan Yumaklı, en küçük ihmalkarlığın bile büyük felaketlere yol açabileceğinin altını çizerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün göreve uğurlayacağımız 20 dozer, 65 arazöz ve 16 ekskavatörle, ülkemizin dört bir yanında ‘yeşil vatan’ savunmamızı biraz daha güçlendirmiş oluyoruz. Araçların hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. İnşallah bu arazözleri yangın söndürmek için değil, ağaçları sulamak için kullanalım. Bu vesileyle, ‘yeşil vatan’ uğruna canlarını feda etmiş bütün kardeşlerime rahmet diliyorum. Orman teşkilatımıza, her zaman çok ciddi bir şekilde destek veren, bizleri cesaretlendiren Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’a da şükranlarımı arz etmek istiyorum. Bu büyük mücadelede yalnız değiliz, bunu biliyoruz.”
Konuşmalardaan hemen sonra Bakan Yumaklı, görev yerlerine gönderilecek araçları inceleyerek yetkililerden bilgi aldı.
Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN, 4 yıl sonra Fransa’da gerçekleştirilecek, teması “Fransız Alpleri’nde 2030” olan Kış Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları sonrasına kadar KAYAK Federasyonu Başkanlığı yapacak.
Kayak Federasyonu Olağan Seçimli Genel Kurulu, AMATÖR SPOR KULÜPLERİ KONFEDERASYONU GENEL SEKRETERİ ABDULLAH ALBUNAR’ın Divan Başkanlığında gerçekleştirildi.
Ankara’daki Meyra Palace Otelde yapılan KAYAK Federasyonu’nun 6’ncı Olağan Seçimli Genel Kurulu’nda Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN başkanlığa getirildi. Tarkan SOYAK ve Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN’in yarıştığı 6’ıcı Olağan Seçimli Genel Kurul’un İki adaylı başkanlık yarışında, oy kullanan 240 delegeden 176’sinin oyunu alan Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN başkanlığa seçildi.
Başkan adayları Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN ve Tarkan SOYAK seçim öncesi konuşmalarında, Kayak Federasyonu 6’ıncı Olağan Seçimli Genel Kurulu’nda 4 yıllık Başkanlık dönemlerinde gerçekleştirecekler projeler ve faaliyetler hakkında delegeleri bilgilendirdi.
Başkan adayları Tarkan SOYAK ve Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN’in konuşmalarından sonra Başkan, Yönetim Kurulu, Disiplin Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelikleri için seçim yapıldı. Oylama sonucunda Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN, KAYAK FEDERASYONU başkanlığına seçilirken yönetim kurulu üyeleri de belirlendi.
KAYAK FEDERASYONU başkanlığına seçilen Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN sonuçların belli olmasından sonra delegelere bir teşekkür konuşması yaptı,
Türkiye KAYAK Federasyonu’nun 6’ıncı Olağan Seçimli Genel Kurulu, Başkan Prof. Dr. Süleyman ŞAHİN’in tebrikleri kabulü ve yönetim kurulu üyeleri ve delegelerle hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıl Dönümü ve “Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni”nde yaptığı konuşmada, “Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa, demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkânı ile önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp, toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen, Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıl Dönümü ve “Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni”ne katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında hukuk devletinin en genel tanımının bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulması olduğunu söyledi.
Bu tarifi, kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında, adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığının geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolunun kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir liman olduğunu belirtti.
Danıştay’ın da bu yolun bidayet, nihayet çizgisindeki son durağı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bundan tam 158 yıl evvel Şûrâ-yı Devlet adıyla kurulduğunda, Sultan Abdülaziz adına okunan Nutk-ı Hümayun’da hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş, toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti. Önce Şûrâ-yı Devlet, ardından Cumhuriyet Türkiye’sinde Danıştay, bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir. Zamanla Danıştay’ın idari ve istişari rolü zayıflamış, buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır. Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimiyle Danıştay’ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik hâlen önemini koruyor.”
“HAK VE ÖZGÜRLÜKLER, BİR BAKIMA İNSANIN KORUNAKLI ALANINI BELİRLEYEN, BİREYSEL GÜVENLİĞİ TEMİN EDEN KURALLAR KÜMESİDİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, günümüzde hukuku, insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kâmilen tanımlayamadıklarını dile getirdi.
Hukukun özü ve meşruiyetini, evrensel nitelikteki bu değerlerden aldığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Hak ve özgürlükler, bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir. Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkân yoktur. Üstelik bu bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir. Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus, devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibarıyla eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı, devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir.”
“HER TÜRLÜ AYRICALIĞA VE AYRIMCILIĞA SON VERDİK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 6 sene önce vefat eden Prof. Dr. İlhan Özay’ın “Gün Işığında Yönetim” kavramıyla önlerinde yeni bir pencere açtığını anımsattı.
Devletin güneşle remzedilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifinin esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesi olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Modern anlamıyla hukuk devleti, gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır, herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır. Eskiler tam da bu sebeple ‘Allah devlete zeval vermesin’ demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir, adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur, ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz, göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler, hukukun kapsama alanı dışında onlar yoktur. Hukuk karşısında eşitlik vardır. Bu düzende idareci, vatandaşın efendisi değil hizmetkârıdır. Bu düzende asıl olan millettir, milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek durumundayım, toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali, bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kamu Denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin önünün açıldığını belirtti.
Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşa ilave güvencelerin sağlandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, idari usul açısından önemi haiz pek çok kural ve müessesenin hükûmetleri döneminde hayata geçirildiğini söyledi.
İdari yargı yolunu güçlendirmek için attıkları adımları hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdıklarını, idare mahkemesi kurulu il sayısını 72’ye, vergi mahkemesi kurulu il sayısını da 39’a yükselttikleri bilgisini verdi.
Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce istinaf yolunu getirerek yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçişin Danıştay’ın içtihat mahkemesi vasfını güçlendirdiğini, iş yükünü ciddi manada azalttığını kaydetti.
“DAHA ETKİN, DAHA HIZLI, DAHA ADİL BİR İDARİ YARGI SİSTEMİ İÇİN ÇABALARIMIZI ARTIRARAK SÜRDÜRECEĞİZ”
İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısının 186 bine yaklaşmışken 2025 yılı sonu itibarıyla bu rakamın 82 bine düştüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunun bilinmesini isterim ki reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği, hesap verilebilirliği, katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz” diye konuştu.
Adalet ve doğrulukla hükmetmenin, kamusal yetkileri bir tahakküm aracı olarak değil, halka hizmetin bir vasıtası olarak görmenin, milletin emanetini ve sorumluluğunu taşıyan herkesin asli vazifesi olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargı organlarının objektif, adil, anayasanın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesinin şüphesiz diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemli olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz. Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız öyleyse Türkiye’nin çıkarını, Türkiye’nin geleceğini, Türkiye’nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Türkiye kalkınacaksa, büyüyecekse, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekûn bir mücadele ile gerçekleşebilir” şeklinde konuştu.
Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihinin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını herkesin çok iyi bildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde yakın dönem siyasi tarihte Danıştay’ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kalındığına işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “17-25 Aralık’ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükûmeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı, hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hâle geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçek ki yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur. Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı tutmuş, bu yetkinin bir yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu, bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine, yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız.”
Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan, giderek daha seviyesiz bir hâl alan linç kültürünü bunun dışında tuttuğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü bu linç, kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte, hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır” dedi.
Danıştay’ın temelini oluşturan Şûrâ-yı Devlet’in, 1868 yılında kurulduğunda Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat Fermanı ile başlayan dinamik bir reform döneminin tam ortasında olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şûrâ-yı Devlet’in teşekkülünden 8 yıl sonra maddi ve şekli anlamdaki ilk anayasanın yürürlük bulduğunu söyledi.
“TÜRK MİLLETİNİN İYİ BİR ANAYASA ÖZLEMİ HÂLEN DİNMEMİŞTİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasaların hem devletin temel organizasyonunu hem de devletle vatandaş arasındaki ilişkileri belirleyen normatif çerçeve olduğunu, hukuk devletinin, hukuk üstünlüğünün ve iyi yönetim ilkelerinin temel dayanağının da anayasal metinler olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kanun-i Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi hâlen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa, demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkânı ile önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp, toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Danıştay’ın 158. kuruluş yıl dönümü ve İdari Yargı Günü’nü tebrik etti.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.