Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AK Parti Türk Dünyası Vizyon Belgesi Tanıtım Programı”nda yaptığı konuşmada, “Birçok başlığın yanında bilhassa ekonomik alandaki stratejiler vizyon belgemizin belkemiğini oluşturmaktadır. Ticaret hacminin genişletilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ortak pazar hedefi mevcut ekonomik ilişkileri yeni bir düzeye taşıyacaktır. Türk devletleriyle dış ticaretimizi orta vadede 60 milyar dolara, uzun vadede 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde düzenlenen, “AK Parti Türk Dünyası Vizyon Belgesi Tanıtım Programı”na katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Türk Dünyası Vizyon Belgesi Tanıtım Toplantısı’nın Türk dünyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
“SON İKİ ASRIMIZ SADECE MİLLETİMİZ İÇİN DEĞİL, BÜTÜN TÜRK DÜNYASI İÇİN ZORLUKLARLA GEÇTİ”
Bugün aynı zamanda UNESCO tarafından ilan edilen 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nün idrak edildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk dünyasının ve yeryüzünün farklı köşelerinde aynı dili konuştuğumuz, aynı hayali kurduğumuz, kalplerimizin beraber çarptığı tüm kardeşlerimizin Türk Dili Ailesi Günü kutlu olsun” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “İşgalin ve zulmün dayanılmaz boyutlara ulaştığı 1930’larda Özbekistan’ın yiğit evladı Süleyman Çolpan, daha sonra kurşuna dizilerek bedelini hayatıyla ödeyeceği şiirinde, şöyle sesleniyordu, ‘Güzel Türkistan sana ne oldu? Seher vaktinde güllerin soldu. Çemenler berbat, kuşlar hem feryat. Hepsi de mahzun olmaz mı dil şad? Bilmem niçin kuşlar ötmez bahçelerinde.’ Son iki asrımız sadece milletimiz için değil, bütün Türk dünyası için zorluklarla, sıkıntılarla, çilelerle ve işgallerle geçti. Kültür coğrafyamızın birçok bölgesinde o toprağın kadim kimlikleri, dilleri, inanç değerleri yasaklandı, halklar parçalandı. Kelimenin tam anlamıyla bir hazan mevsimi yaşadık. Azerbaycanlı şair Rüstem Behrudi, bir dönem âdeta Türk dünyasının kaderi hâline gelen manzarayı bakın nasıl anlatıyor. ‘O hangi millettir, kaderi sırdır. Yüz ada bölündü, yine de birdir.’”
“TÜRKLERİN BİRBİRİYLE KUCAKLAŞMAMASI İÇİN TÜM YOLLAR DENENDİ”
Türklerin birbiriyle kucaklaşmaması, kaynaşmaması, tek yürek, tek bilek olmaması için tüm yolların denendiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kimliğini savunan, değerlerine sahip çıkan münevverlerin Turancılıkla suçlanarak ya hapse atıldığını ya sürgün edildiğini ya da Süleyman Çolpan gibi nicesinin kurşunların, darağaçlarının kurbanı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk dünyasının varlığından bahsetmenin sadece sınırların ötesinde değil, 1940’ların “tek parti” döneminde Türkiye’de de yasaklandığını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1944 yılında sırf Türkiye dışındaki soydaşlarla ilgilendikleri için birçok aydın, yazar, sanat erbabının “Turancı” denilerek tabutluklara konulduğunu ve işkence gördüğünü kaydetti.
Tek parti döneminde Türkiye dışında da “Türk var” demenin suç sayıldığını, yıllarca tabutluklarda işkence görmek anlamına geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Sadece bununla da kalmadılar. Türkiye’ye sığınan Azerbaycan Türklerini, Boraltan Köprüsü’nde kurşuna dizileceklerini bilerek katillerine teslim etmiş, tarihe ‘Boraltan Faciası’ olarak geçen bir utanç lekesi bulaştırmışlardır. Boraltan Faciası, CHP’nin Türkiye’nin tarihine geçmiş bir kara lekesidir. Boraltan Faciası hem milletimizin hem de Azerbaycan Türklerinin zihin ve gönül dünyasında iyileşmesi uzun yıllar alan derin yaralar açmıştır. Tek parti zihniyetinin önümüzdeki temsilcisi olan ve günümüzde de yerini koruyan CHP, Türk dünyasına hâlen şaşı bakmayı, yanlış pencereden bakmayı sürdürmektedir.”
Karabağ’ın 44 gün süren vatan muharebesinde bunu bir kez daha gördüklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin düşmanlarının servis ettiği söylentileri üzerinden, Türkiye’nin Azerbaycan’a destek vermekle suçlandığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hatırlayın, CHP’nin dış politikasını yöneten isim çıktı, aynen şunu söyledi. ‘Maalesef gelen haberlerde Türkiye’den Azerbaycan’a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların Azerbaycan’a gönderildiği ifade ediliyor.’ dedi. Tıpkı 1945 yılında Boraltan Faciası’nda olduğu gibi Karabağ’ın azatlık mücadelesinde de yanlış yaptılar, milletimizi mahcup ettiler, utandırdılar. Sadece Karabağ’da değil, onun öncesinde Suriye ihtilafında da aynı basiretsizliğe, aynı vicdansızlığa şahit olduk. Suriye halkının tepesine varil bombaları yağarken, CHP’nin devrik Genel Başkanı grup kürsüsünden şunları söylüyordu, ‘Bayırbucak’tan söz ediyorlar. Ne bayırı kaldı ne bucağı kaldı. Hâlâ dünyadan haberleri yok bunların.’ Ya bu CHP, bu. Başka bir şey beklemeyin. Son yıllarda yaşadığımız iki önemli meselede CHP’nin tavrı bu oldu.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni Genel Başkan’ın geçen günlerde bir televizyon programında, elinde binlerce soydaşın kanı olan Baas diktasını sekülerlik üzerinden aklamaya çalışmasının, daha ileri giderek CHP ile Baas rejimi arasında özdeşlik kurmasının bu zihniyetin hâlen devam ettiğinin işareti olduğuna dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Alevi canlarımızla ilgili partimize yönelik iftiraları ise bühtandan öte apaçık bir provokasyondur. 86 milyonun kardeşliğini kundaklama teşebbüsüdür. Partimize oy veren milyonlarla birlikte Alevi vatandaşlarımızı da derinden yaralayan bu çirkin yakıştırmaları biz reddediyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi soydaşlarıyla birlikte gönül coğrafyasındaki tüm kardeşlerinden, hatta bütün dünyadan izole ederek yönetmeye çalışanların bu büyük ülkeyi yıllarca içine kapattığını, yalnız hâle getirdiğini anımsattı.
“KARDEŞ CUMHURİYETLERİN BAĞIMSIZLIĞINI TANIYAN İLK ÜLKE TÜRKİYE OLDU”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı ile 1980’lerdeki Jivkov’un asimilasyon dayatmasına kadar sınırlar dışındaki Türklerle yeterince ilgilenilmediğini söyledi.
Bu ilgisizliğe son veren kişinin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “1990’ların hemen başında Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı. 1991 yılında Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuşurken, kardeş cumhuriyetlerin bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye oldu. 1992 senesinde Türkiye’nin girişimleriyle Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri düzenlenmeye başlandı. Merhum Turgut Özal’ın ‘Türkiye’nin önünde hacet kapıları açılmıştır. 21. asır Türk ve Türkiye asrı olacaktır’ sözleri çok anlamlıdır. Merhum Özal’dan sonra rahmetli Demirel de Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem vermiştir. Elbette ülkemizde bu mücadelenin bayraktarlığını son nefesine kadar, Cumhur İttifakı ortağımız MHP’nin kurucusu ve ilk genel başkanı rahmetli Alparslan Türkeş yapmıştır. Bu vesileyle Türkiye’nin Türk dünyasıyla kucaklaşma için kalemiyle, kelamıyla gayret gösteren herkesi bir kez daha rahmetle yâd ediyorum. Onların özlemini çektiği birlikteliği, dayanışmayı ve kardeşlik iklimini son 23 yıldır attığımız adımlarla biz gerçeğe dönüştürüyoruz.”
“TÜRK DÜNYASI İLE ARAMIZDA YENİ KÖPRÜLER KURDUK”
İsmail Gaspıralı’nın işaret ettiği “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına uygun şekilde Türk devletleri ile iş birliklerini her alanda güçlendirdiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2009 yılında, 9. Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nde, Türk Konseyi’nin kuruluşuna dair Nahçıvan Antlaşması’nın imzalandığını hatırlattı.
Türk Konseyi’nin kurucu belgesi Nahçıvan Antlaşması’nın Türk dünyası açısından bir dönüm noktasını teşkil ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “2021 senesinde Türk devletlerinin bağımsızlığının 30. yıl dönümünün kutlandığı İstanbul Zirvesi’nde iş birliğimizi bir üst aşamaya çıkardık ve Türk Devletleri Teşkilatı olarak yola devam etme kararı aldık. Zirvede, ayrıca, Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi’ni kabul ettik. Teşkilatımızın gözlemci üyelerinden Macaristan’da düzenlenen zirvede ise teklifimiz üzerine 2021 Mart’ın Türk Devletleri Teşkilatı Nevruz Anma ve Kutlama Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdık. Geride bıraktığımız 34 yıllık süreçte, Türk devletleri olarak eğitimden ticarete, güvenlikten enerjiye, kültürden sanata kadar her alanda geçmişle kıyas dahi yapılamayacak sıkı bağlar geliştirdik. TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye Diyanet Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlarımız aracılığıyla Türk dünyası ile aramızda yeni köprüler kurduk.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün, bütün bu çabaları çok daha güçlü bir şekilde geleceğe taşıyacak yeni bir adım attıklarının altını çizdi.
AK Parti Türk Dünyası Vizyon Belgesine ilişkin “Türk halklarının birikimini, tecrübesini aynı ufukta buluşturan belge, gelecek yüzyılın inşasında önemli rehber niteliğindedir” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Merhum Erol Güngör, ‘Türk dünyasının birliğinin ortak bir tarih ve kültür şuuruna dayanması gerektiğini’ vurgulamıştı. Mümtaz Turhan Hoca da ‘Türk dünyasının birliği için önce ortak bir alfabe ve ortak bir edebiyat dili oluşturmanın şart olduğunu’ ifade etmiştir. Bu anlayışla vizyon belgemizi 6 lehçede ve ortak alfabe ile hazırladık. Belgemiz AK Parti’nin küresel sorumluluk bilinciyle Türk dünyasında birlik ve beraberliği pekiştirme iradesinin en somut göstergesidir. Türk devletleri arasındaki entegrasyonun derinleştirilmesini ve çok boyutlu iş birliklerinin kurumsal bir çerçevede güçlendirilmesini amaçlıyoruz. Ekonomik kalkınma, kültürel dayanışma, stratejik iş birlikleri ve bölgesel barışın sağlanması vizyon belgemizin merkezinde yer alıyor. Belge hazırlanırken mevcut uluslararası anlaşmaları, ikili ve çok taraflı iş birliklerini, bölgesel ve özellikle küresel gelişmeleri dikkate aldık. Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal yapısını, Türk dünyasındaki siyasi ve ekonomik dönüşümleri, partimizin dış politika perspektifini, belgeyi hazırlarken rehber ettik.”
“ALINAN KARARLAR DAHA HIZLI VE ETKİLİ HAYATA GEÇİRİLECEK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Dünyası Vizyon Belgesi’nin, birbirine bağlı 61 alt başlıkta bütüncül bir yaklaşım geliştirdiğini dile getirdi.
Ekonomik entegrasyon hedeflerinden kültürel iş birliklerine, enerji güvenliğinden ulaştırma ağlarına, eğitimden gençlik politikalarına kadar geniş bir yelpazede düzenlenmiş bölümlerin, Türk devletlerinin mevcut potansiyelini verimli biçimde harekete geçirmeyi hedeflediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Özellikle son dönemde attığımız karşılıklı adımlarla ülkelerimiz arasında artan güven, bu hedeflerin uygulanabilirliğini daha da güçlendiriyor. Böylece, Türk dünyasının geleceğine yönelik planlar soyut önerilerin ötesine geçerek somut projelere dönüşüyor. Belgenin bir diğer önemli yönü kapsamlı bir kurumsal yapılanma teklifidir. Koordinasyonu güçlendiren, karar alma mekanizmalarını hızlandıran ve ortak projelerin takibini mümkün kılan bir yönetim modeli sunuyoruz. Bu adımlar sayesinde iş birlikleri daha sistematik bir çerçeveye kavuşacak, alınan kararlar daha hızlı ve etkili şekilde hayata geçirilecektir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik alandaki stratejilerin vizyon belgesinin belkemiğini oluşturduğunu belirterek, ticaret hacminin genişletilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ortak pazar hedefinin mevcut ekonomik ilişkileri yeni bir düzeye taşıyacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enerji koridorları, lojistik hatlar ve dijital altyapı çalışmalarının birbirini tamamlayan unsurlar hâline gelmesi, Türk dünyasını küresel düzlemde yükselen bir ekonomik güç odağına dönüştürecektir. Türk devletleri ile dış ticaretimizi inşallah, orta vadede 60 milyar dolara, uzun vadede 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Ulaştırma ve lojistik stratejilerinin de bu vizyonun önemli halkalarından olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, orta koridor, Bakü’den Nahçıvan’a uzanan koridor ve Hazar geçişli hatların bütünleşik bir sistem hâline getirilmesinin Türk devletleri arasındaki ticaret akışını hızlandıracağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dil, tarih, edebiyat ve sanat alanlarındaki birçok katmanlı çalışmaların kültürel bağların canlı tutulmasına katkı sağlayacağını belirterek, “Gençlik programları, değişim mekanizmaları ve ortak akademik ağların kurulması, gelecek kuşakların birbirini daha iyi tanımasını ve ilişkilerin sürekliliğini güvence altına alacaktır. Belgenin güvenlik perspektifi ise bölgesel barışın pekiştirilmesine yönelik detaylı bir yaklaşım sunuyor. Terörle mücadele başta olmak üzere çeşitli tehditlere karşı ortak hareket etme iradesi, Türk devletleri arasındaki dayanışmayı somutlaştırıyor” diye konuştu.
“SOYDAŞ VE AKRABA TOPLULUKLARIMIZLA BİRLİKTE TÜRK DÜNYASININ ETKİ ALANINI GENİŞLETEN BİR BAKIŞ AÇISI ORTAYA KOYUYORUZ”
Türk dünyası olarak güçlenen birlikteliği, tüm insanlığın barış, huzur ve dayanışmasının da güçlenmesi olarak gördüklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çevre, iklim, sürdürülebilirlik başlıklarının çağın gereklilikleri doğrultusunda ayrıntılı biçimde belgede ele alındığını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeşil dönüşüm hedeflerinin koordineli şekilde yürütülmesinin ekolojik hassasiyetin politikalarında güçlü bir yer edinmesini sağlayacağını belirterek, su kaynaklarının korunmasının, doğal afetlere karşı dayanıklı şehirlerin inşasının ve karbon nötr hedefinin desteklenmesinin Türk dünyasının çevre politikalarında ortak bir duruş geliştirilmesine imkân verdiğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Vizyon belgesinin en dikkat çekici yanı, dil ve kültürel ortaklığa dayalı genişleyen bir coğrafi ufka sahip olmasıdır. Soydaş ve akraba topluluklarımızla birlikte Türk dünyasının etki alanını genişleten bir bakış açısı ortaya koyuyoruz. Bu stratejik bakış, gönül coğrafyamızda insan ve kalkınma odaklı kültürel derinliğe dayalı bir diplomasi anlayışını esas almaktadır. Türk Devletleri Teşkilatının kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi, ortak dış politika mekanizmalarının oluşturulması ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınırlığının artırılması gibi hedeflere de belgemizde yer verdik. Bununla birlikte bölgesel entegrasyonun sürdürülebilir olması için finansal mekanizmaların kurulması hayati önem taşıyor.”
Kamu-özel sektör iş birliği modelleri, dijital finans çözümleri ve uluslararası yatırımcıların bölgeye çekilmesi gibi kritik hususların üzerinde durduklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin sanayi, teknoloji, tarım, enerji ve lojistik alanlarında sahip olduğu birikimin bu noktada önemli imkânlar sunduğunun altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, vizyon belgesinin ayırt edici yönlerinden birinin iş birliğini derinleştirmeye dönük pek çok somut öneri ortaya koyması olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti: “Türk Dünyası Verimlilik Ajansı, Yapay Zekâ ve Dijital Dönüşüm Merkezi, Çevre Fonu, Acil Müdahale ve Sağlık Destek Birimiyle Ortak Dil Platformu kurulması gibi teklifler, müşterek ve müreffeh geleceğimizin inşasında önemli alternatifler olacaktır. Şu müjdeyi de paylaşmak isterim; bu kapsamlı vizyon belgesini hayata geçirebilmek gayesiyle bir düşünce ve araştırma merkezini kurmayı planlıyoruz. Merkezimizin Türk dünyasına şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.”
“SAMİMİYETLE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
2026 yılının Türkiye için uluslararası zirveler yılı olacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, COP31 Zirvesi vesilesiyle 200’e yakın ülkeyi Antalya’da ağırlayacaklarını, temmuzda ise NATO Zirvesi’ni Ankara’da gerçekleştireceklerini anımsattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi’ne de ev sahipliğini yapacaklarını belirterek, şunları kaydetti: “Türk dünyası olarak bizi birbirimize bağlayan sadece tarih kitaplarında okuduğumuz satırlar değildir. Bizleri bir arada tutan, aynı semaya bakan gözlerin, aynı rüzgârı hisseden gönüllerin kardeşliğidir. Her ziyaretimizde, her zirvemizde şunu çok net görebiliyoruz. Türk dünyası, Balkanlar’dan Hazar’a oradan Taşkent’e, Bişkek’e kadar uzanan geniş coğrafyada düşünen, üreten ve yön veren bir merkez olma potansiyeline ziyadesiyle sahiptir. Bu potansiyeli harekete geçirecek irade, azim, vizyon ve cesaret de Türk dünyası liderlerinde ve halklarında hamdolsun fazlasıyla vardır. Biz bunun için samimiyetle çalışmaya inşallah devam edeceğiz. AK Parti Türk Dünyası Vizyon Belgesi’yle bugün işte bu yönde kıymetli bir adım atıyor, kararlılığımızı çok net ortaya koyuyoruz.”
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.