İstanbul Conrad Otelde düzenlenen konferansta rüzgar enerjisinin dünü bugünü ve yarını ele alındı.
Konferansta öncelikle açılış konuşmaları yapıldı.
İlk konuşmacı olarak kürsüye Dünya Bankası’nın Türkiye Ülke Direktörü Humberto LOPEZ geldi.
LOPEZ’in konuşmasından sonra kürsüye Türkiye Avrupa Birliği Delegasyonu Bölüm Başkanı Konsolosu Virve VAMPARİ geldi.
Virve VAMPARI ve Humberto LOPEZ’in konuşmalarının akabinde Dışişleri Bakanlığı Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent ÖZCAN bir konuşma yaptı.
Bülent ÖZCAN, konuşmasında şunları söyledi:” Yenilenebilir enerji rüzgâr enerjisi kolları Türkiye ile Avrupa birliği ilişkileri açısından da çok önemli ve çok değerli bir bölümü oluşturuyor.
Bu sadece Avrupa birliği yeşil mutabakatı olarak adlandırdığımız son dönemde AB’nin ortaya koyduğu temel hedeflere uyum açısından değil, aynı zamanda Türkiye AB mali iş birliği açısından da çok önemli bir konuyu ihtiva ediyor.
Az önce değerli meslektaşımız VIRVE ifade ettiler. Türkiye Avrupa Birliği mali işbirliği kapsamında biz buna katılım öncesi mali yardım aracı kısaca İPA adını veriyoruz.
IPA kapsamında enerji sektörü diğer sektörlerimiz gibi önemli konu başlıklarından bir tanesini oluşturuyor.
Ulaştırma, çevre, iklim, bölgesel kalkınma, rekabetçilik ve teknoloji başlıkları içerisinde yine enerji önemli alanlardan bir tanesi.
İtalya’dan 2007-2013 döneminde enerji sektöründe yaklaşık 56 milyon liralık bir kaynak kullandık.
IP’nin ikinci dönemi olan 2014-2020 döneminde de 62 milyon Euro bir kaynak kullandık.
Toplamda yaklaşık 120 milyon Euroluk bir kaynakla Türkiye’de enerji sektörü ile ilgili yatırımların ve AB uyum çalışmalarının desteklenmesi IPA kapsamında gerçekleşti.
Burada yenilenebilir enerji önemli konu başlıklarından bir tanesini oluşturdu.
Dünya bankasının da bu alanda yapmış olduğu çalışmalar bizim açımızdan çok değerliydi.
Nitekim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ve Dünya Bankası işbirliğinde bu dönemde dört proje hayata geçti.
Biz de bu projelerden bir tanesi olan 2019 yılında finans edilmiş hala uygulaması da devam eden açık deniz rüzgâr enerjisi desteği projesinin Ilk sonuçlarını sizlerle beraber bugün dinleme fırsatı edineceğiz.
O da bizde heyecan verici, hazırlığı çok uzun süren ciddi engellerle karşılaştığımız ama bunları tüm kurumların iyi niyetiyle açtığımız bir proje hazırlığı dönemi geçirmiştik. Ama şimdi uygulamanın gayet iyi gittiğini ve önemli sonuçlar elde ettiğimizi görüyoruz.
Bu da bizi çok gururlandırıyor. Nitekim bu konferansta bu çalışmalardan bir tanesini oluşturacak Dünya Bankası’nın enerji ve tabii kaynaklar Bakanlığımızla beraber yürüttüğü projesinde rüzgâr ölçüm çalışmaları, çevresel-sosyal kısıt analizleri ve teknik hukuki ve ekonomik analizler yapılıyor.
Dolayısıyla kapsamlı bir açıdan açık deniz uygulamaları ele alınmış oluyor. Tabii bu konular çok önemli ama sayın bakanımız bu konulara değinecektir. O yüzden ben çok derinlemesine girmeden sözü çok uzatmadan Türkiye AB mali işbirliğinin bir diğer boyutuna geçmek istiyorum. Tabii son dönemde mali işbirliğinde İPA kaynaklarımızda bir daralma söz konusu bu enerji sektörünü de etkiliyor.
Yapmak istediğimiz, hayata geçirmek istediğimiz bir çok proje var. Ama bunların bir kısmı ne yazık ki kapsam dışında kalıyor.’Bu dönemi iyi değerlendirmek adına Avrupa Komisyonu ile yeni bir girişim başlattık. IPA’nın üçüncü döneminde, Türkiye’ye yatırım platformu adını verdiğimiz bu yeni girişimde IPA kaynaklarının küçük bir bölümünü kullanarak uluslararası finans kuruşlarının özellikle yenilenebilir bir enerji, iklim değişikliği, yeşil ve dini dijital dönüşüm konularında ve özellikle özel sektör yatırım ihtiyacını karşılayabilecek bir finansal altyapısının oluşturulmasını hedefledik.
Biz buna karma finansman ya da harmanlama finansman adı veriyoruz.
Bu kapsamda da içinde Dünya bankasının da olduğu sekiz uluslararası finans kuruluşu toplam 14 farklı portföy ile Türkiye yatırım platformunda yerini aldılar. Yaklaşık 2 milyar Euroluk bir yatırım hacmi oluştu.
Tabii henüz Planlama aşamasında. Türkiye yatırım platformu kapsamındaki çalışmalar sahaya inmedi. Ama uluslararası finans kuruluşlarının AB ile yapacağı anlaşmalar sonrasında özellikle yenilenebilir bir enerji, rüzgâr enerjisi ve açık deniz rüzgâr enerjisinde özel sektör yatırımları anlamında finansmanı mümkün olabilecek.
Biz tüm kurumlarımızla beraber bu sürecin hızlanması için var gücümüzle çalışıyoruz.
Yine Türkiye-AB ve mali işbirliği kapsamındaki başka alternatif alanlara da Türkiye’nin ilgisini artırmaya ve bu kaynaklardan daha fazla yararlanması için gayret gösteriyor ve biz bunlara da birlik programları adını veriyoruz.
Birlik programları başlığı altında da özellikle 95 bin beş yüz.avroluk bütçesiyle Ufuk Avrupa programı önemli bir yere geliyor.
Ufuk Avrupa programı adı altında yenilenebilir bir enerji rüzgâr enerjisi ve açık deniz rüzgâr enerjisini kapsayan yenilikçi teknolojilerin dijital uygulamaların dolayısıyla içinde inovasyon barındıran yatırımların ve girişimlerin desteklendiği imkanlar söz konusu.
Bu kapsamda da son dönemde Türkiye’nin özellikte açık deniz rüzgâr enerjisini de kapsayacak projelerde yer aldığını ve bunun sayısının arttığını görüyoruz. Bu konuda enerji ve tabii kaynaklar Bakanlığımız ile yakın bir işbirliğimiz var. Ama Türkiye’nin potansiyeli daha yüksek. Bu program kapsamında da özellikle özel sektörün üniversitelerimizin ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın ilgili birimlerinin işbirliğinde daha çok fazla proje gerçekleştirbileceğimizi inanıyoruz. Az önce de ifade ettim. Bu konferans aslında Türkiye’nin açık deniz rüzgâr politikalarını tartışacağı genel bir konferans. Ama içerisinde de bir Avrupa birliği projesinin bulgularını görme imkanına da sahip olacağız.
Açılış konuşmalarında son olarak, kürsüye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan yardımcısı Dr. Zafer DEMİR geldi.
Dr. Zafer DEMİRCİ de şöyle konuştu:”Yenilenebilir enerji portföyümüzü deniz üstü rüzgâr enerjisi ile çeşitlendirme enerji arz güvenliğimizin güçlendirme ve karbon emisyonlarının azaltma ve çevresel sürdürülebilirliği sağlanabilmesi için önem verdiğimiz bir husus da iklim değişikliğinin etkileri ile karşı karşıya kaldığımız bugünlerde geleneksel enerji sistemlerimizin dönüşümü hem de köklü bir dönüşümü ihtiyacı hasıl olmuştur.
Enerji dönüşümün hızlı ama ayakları yere basan ve kararlı eylemler ortaya konulması anlamında gerçekleştirilmesi lazım. Türkiye enerji sektörünün dönüşümü için gerekli statik adımları atmak için yoğun bir çaba göstermektedir.
Ülkemiizin ihtiyaçlarını anlayarak akıllı bir enerji dönüşümü gerçekleştirmeye duyarlı rasyonel esnek ve dijital bir geçiş süreci planlamaya çalışılmaktadır.
Bilindiği üzere 2053 karbon üretimi hedefimize ulaşabilmek amacıyla 2022 yılı sonunda 2035 ulusal enerji eylem enerji planımızı açıkladık. Akabinde, bakanımız 21 Ekim itibari ile yenilenebilir enerji yenilenebilir enerji 2035 yol haritasını da açıkladı ve bu planda gerçekleştireceğimiz eylemleri ve hedefleri yükselterek özellikle uluslararası finans kuruluşlarının ülkelerin geliştirdikleri kendi üzerindeki stratejiler kapsamında finansman desteklerinin önemi giderek artmakta enerji dönüşümü çerçevesinde atılması görülen öngörülen adımların daha ileri noktaya taşınması için muhakkak bir sinerji bir kolektif uzmanlık ve yeni çözümlerin üretilmesi gerekmekte kısa bir dabah kendi aramızda kusa bir değerlendirme yaptığımızda şunu gördük. Önümüzdeki hafta bir KOP toplantısı yapılacak. Bakü‘de bu toplantı kapsamında bir çok şimdiden zaten dekorasyonları yapılıyor. Görüyorsunuzdur bir sürü inisiyatifler açıklanıyor.
Şu inisiyatif, bu inisiyatif ve temiz enerji hidrojen inisiyatifi falan. Fakat toplantıları yapildiginda yine geçtiğimiz KOP 28’de yaşadığımız gibi bir çok yeni hedefler, bir çok yeni olağanüstü ifadeler kullanacak. Fakat gerçekte bizim bu hedefleri başarbilmemiz için yapılan çalışmalarda hazırlanan ciddi kurumların hazırladığı raporlarda şöyle bir şeye ihtiyacımız var. gelecek yıllarda bütün dünyanın trilyon dolarlık dönüşüm finansmanına ihtiyacı var.
Eğer 1 buçuk derece iklim şartını sağlamak istiyorsak 150 trilyon dolarlık bir dönüşüm içerisinde enerji, ulaştırma, binalar ve endüstriyel dönüşüm dahil bu da yıllık yaklaşık 5 trilyon dolarlık bir bütçe demektir. Global olarak 1 sıfır 1 enerji dönüşümünü başaracaksak 5 trilyon doları bu döneme ayırmamız lazım. Geçtiğimiz iki yıl ortalama yıllık 1.300 milyon dolarlık global alanıda bu kapsamda yatırım olduğunda, gördüğünüzde neredeyse bu yatırımın hedeflerinin üç katı daha arttırılması gerektiği çok aşikar. Tabii ki bu bilinen konvansiyonel anlamda kullanılan finans mekanizmaların ötesinde yenilebilir enerji eğer temel çekincemiz karbon nötr olmazsa, temel hedefimiz muhakkak ama muhakkak yenilenebilir enerjinin finansmanında yeni modeller, özel modeller, ülkelere göre özel modeller yatırımlara göre özel modellerin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Şüphesiz enerji sektörünü çeşitli alanlarda Dünya bankası ile omuz omuza sürdürdüğümüz işbirliği bunun en güzel temsilidir.
Bu işbirliğinin bir meyvesinin geçtiğimiz hafta alınmış olmasından memnuniyet duyuyoruz.
Dünya Bankasının desteğiyle ülkemize toplam 70 milyon dolar ayrıcalıklı finansman iklim yatırım fonları tarafından sağlanmış oldu.
Bu finansman TEİAŞ’ın iletişim sisteminin dönüşümü için daha önce Dünya Bankası tarafından açıklanan 1 buçuk milyar dolarlık krefinün birinci 750 milyon kısmının kaldıracını sağlayacak ve uluslararası finans kurumu ile Avrupa imar ve kalkınma Bankası’nın 300 milyon dolar tutarındaki özel sektör yatırımlarının önü açılacaktır.
Yeni bir kaynak üretimimiz artırılmalı. Kritik önceliklerimizden de bahsetmek istiyorum.
Sayım bakanımızın geçtiğimiz 20 Ekim de yapmış olduğu açıklamada, yeni bir enerji 2035 yol haritasına göre 2035 yılına kadar toplam 80 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacı güneş ve rüzgâr enerjisinde kurulu kapasitemizi dört katına çıkartarak 120 gigabite’a erişmeniz hedeflenmektedir.
modellerimizi iyileştirmeye başladık. Yakın biri tarihte yeni bir ihale modeli, yeni bir yarışma modeli belirledik.
Hem rüzgâr hem de güneşli şartnamelerimizi ve ilgili diğer evrakları internet sitemizden yayınladık.
Sektörden bu dokümantasyona ilişkin muhakkak katkılarınızı bekliyoruz.
Biz çok detaylı çalışarak yatırımcılar açısından da tüm belirsizlikleri gidermeye çalışarak bu hususta iyi bir şartname oluşturmaya çalıştık.
Ama muhakkak sektörün bu konudaki fikirlerine açığız. katkılarına açığız. Bunu birlikte olgunlaştıracağız. Çünkü bu yarışmalara sizler gireceksiniz. Sizler teklif vereceksiniz. Ayrıca bunları ilk olarak olarak 2000 MW olarak açıkladık. 1200 MW rüzgâr 800 MW güneş ve rüzgârda altı bölge güneşte beş bölgemiz var.
Çevresel etki değerlendirme raporları süreçleri tamamlandı. Her yıl en az 2000 megavat rüzgâr ve güneş yakası yapmaya devam edeceğiz. Deniz üstü rüzgâr enerjisi kapasitesini sistemimize dahil edebilmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Avrupa birliği tarafından finanse edilen ve Bakanlığımız ile Dünya Bankası tarafından ortak yürütülen IPAR 2019 enerji sektör programı kapsamında Marmara Denizi’nde belirlenen sahalarda meteorolojik ve Oşinografik ölçümler ile jeolojik ölçümler gerçekleştirmek üzere teknik ve finansal ön fizibilite raporları hazırlanacak. Şebeke değerlendirmesi yapılacak ve Bakanlığımızın bu alanda kapasite gelişimine de destek amacıyla eğitimler düzenlenecektir. Projenin nihai hedefi en az 1 Gigabite deniz üstü sahanın deniz üstü rüzgâr sahasının yatırıma hazır hale getirilmesidir. Diğer taraftan hepimizin bildiği gibi yenilebilir entegrasyonun en önemli kısıtlarından bir tanesi iletişim şebekelerini görüp kapasite ve dengesizlik olarak yönetilmesi anlamında ilave bir öneri kaynakları sisteme dahil edilebilmesi ve birlikte artan şebeke ihtiyacını karşılamak için haklarının güçlendirmesi kadar önemli olduğu da açıktır. Bu kapsamda Türkiye’nin bütün bölgelerinde toplam 28 milyar dolarlık Yatırım ile 40 gigabitelık bir yeni ana omurga koridoru oluşturmaya başladık.
bunun çalışmalarını yapıyoruz ve bu kapsamda Türkiye’nin özellikle yeni bir potansiyelin büyük ölçekli tesislerin yapılabileceği bölgelerden tüketim bölgelerine taşınması anlamında ilk kez varolan A-C hatlarımıza ilave olarak H-D’yi omurgayı da korumayı planlıyoruz. Birkaç aşamada birkaç sözde yapılan çalışmayla alakalı söylemek istiyorum.
Türkiye deniz üstü rüzgâr enerji yol haritası raporunun tamamlanmasını bakanlık olarak memnuniyetle karşılıyoruz ve bu raporda yer alan bulguların ve önerilerin ülkemizde deniz üstü enerji rüzgâr enerji sektörüne önemli katkı sağlayacağını da biliyoruz.
Rapordaki önemli tespitlere de kısaca değinecek olursak çevresel sosyal ve teknik kısıtlar dikkate alındığında Türkiye’nin toplam 66 gigabitelık bir deniz üstü rüzgâr enerji potansiyeli olduğu bunun yaklaşık 6 nokta 8 gigabitelık potansiyelinin sabit temel ve açık deniz rüzgârına uygun olduğunu tespiti bizim için de önemlidir. Raporda her ne kadar Türkiye’nin halen güneş ve kara rüzgâr analizinin daha düşük maliyetlerle genişlemesi ve yeterli kapasitesi varlığı belirtilmiş ise de tabii ki bu arada rüzgâr türü teknolojisindeki maliyetlerin daha makul düzeye ve düşmesine de değinilmişse de deniz üstü rüzgâr enerjisinin sisteminde dahil edilmesi bizim stratejik hedeflerimiz arasında olmaya devam edecek.
Bunoktada bakanımız tarafından orta ve uzun vadede planların oluşturulması ve Pilot niteliğindeki projelere destek verilmesi düzenleyici çerçeve ve izin süreçlerinin daha basitleştiriilmesi uzun vadeli liman planlamasını yapılması ve yerli tedarik zincirinin girişinin desteklenmesi gibi önerileri de dikkate alıyoruz.
Bu konferansta bugün dünya bankası ve özel sektörün değerli temsilcileri ile Türkiye’de deniz üssü rüzgâr enerjisinin sektörün gelişimine dair tüm konuların detaylı olarak ele alacak olmasından memnuniyet duyuyoruz. Büyük bir emekle hazırlanan Türkiye Denizüstü rüzgâr enerjisiyle yol haritası raporu tüm paydaşlarla paylaşılacak olması da bizim için heyecan verici oturumlarda dünyada karşılaşılan zorluklar başarılı ülke örnekleri ve Türkiye’de sektörün girişimi için atılması gereken adımların detaylı bir şekilde ele alınacağını biliyor tabii ki deniz üstü rüzgâr enerji sektörünün değiştirilmesine fırsatlar ve zorluklar düşünüldüğünde Finansman yöntemlerinin liman yatırımlarının girişim finansman yöntemlerinden liman yatırımlarının girişlenmesi kadar bir çok alanda teknik bilgi ve deneyimin bir kata alınması gerektiği aşikardır bu konferansın sonunda deniz üstün enerjisi sektörü ülkemizde geliştirilmesi için önümüzdeki süreçte atılması gereken adımların netleşmesi daha da netleşmesini umuyorum. Bu alandaki çalışmalara hız vermeyi amaçladığımızı dile getirmek istiyorum.
Sözlerimi tamamlarken sürdürülebilir bir enerji sektörü oluşturabilmek ve ortak hedeflerimize ancak birlik içinde özveriyle ve yenilikçi yaklaşımlarla ulaşabileceğimizi vurgulamak isterim.
Dünya Bankası başta olmak üzere bu anlamlı konferansı düzenlenmesini emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Oturumların verimli ve faydalı geçmesini temenni ediyorum.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Konuşmalardan sonra Konferansa düzenlenen oturumlarla devam edildi.
Konferans, Büyük Britanya Başkonsolosluğunun ev sahipliğindeki resepsiyonla sona erdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılay Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Kızılay, bu milletin yüz akıdır. Kızılay bu ülkenin övünç kaynağıdır, Kızılay medeniyetimizin kimlik vesikası, millî ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır. Yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleriyle milletimizin iftihar vesilesi olan Kızılay ailemizi tebrik ediyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk Kızılay Ödülleri Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılayın 158. yaş gününün ülke, millet, sivil toplum camiası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
Milletin vicdan ve merhametinin, inanç ve hamiyetinin sembolü olan hilalin ışığını yeryüzünün dört bir yanına taşıyan gönüllülere, hayırseverlere, bağışçılara ve Kızılay çalışanlarına şükranlarını sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kızılaya canından can katan, kanından kan veren, bu müesseseyi imar ve ihya eden tüm vatandaşlara yürekten teşekkür etti.
“Dünyanın farklı bölgelerinde kalbi bizimle atan, Kızılaya yaptığı bağışlarla ahdine, mazisine, geleceğine, vahdet ve uhuvvetine sahip çıkan tüm dostlarımızdan Allah razı olsun diyorum” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılayın kurucuları Dr. Marko Paşa, Dr. Abdullah Bey, Kırımlı Aziz Bey ve Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’yı saygıyla yâd etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yapının küresel bir iyilik ve dayanışma hareketine dönüşmesinde payı olan, emeğiyle, çabasıyla, gayretiyle, alın ve fikir teriyle bu kuruluşa katkı sunan fakat artık fani dünyadan ebedi âleme göç eden tüm büyüklere Allah’tan rahmet niyaz etti.
Kriz ve çatışma bölgelerinde, afet ve acil yardım çalışmalarında, aziz milletin yardım elini mağdurlara, mazlumlara, masumlara uzatırken şehit düşenleri rahmetle anan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dört ana kategoride ödüllerini verecekleri kişi, kurum, kuruluş ve firmaları şahsı ve milleti adına tebrik etti, başarılarının daim olmasını diledi.
“DERDE DEVA OLMAK İÇİN KELİMEYE, CÜMLEYE İHTİYAÇ DUYULMAZ”
Tarihin her sayfasında Türk milletinin yer aldığı kısımlarda daima ahlakla, erdemle, şefkat ve merhametle karşılaşıldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi Dayanışma gibi, paylaşma gibi, iyilik ve hayırda yarışma gibi hasletler bizim millî seciyemizin temel unsurlarıdır, hamurumuzun özü ve mayasıdır. Bunlar, millet olarak insanlığa en güzel örneklerini verdiğimiz mazi, hâl ve istikbal hattında asırlar boyunca sancaktarlığını üstlendiğimiz değerlerdir. Bizim beslendiğimiz o mümbit kaynakta, ruh köklerimizin uzandığı o bereketli toprakta acıyı dindirmek için, yarayı sarmak için, hepsinden öte bir derde deva olmak için kelimeye, cümleye, lügate ihtiyaç duyulmaz. Mazluma ve mağdura dili, dini, mezhebi sorulmaz. İhtiyaç sahibinin ırkına, rengine, meşrebine, kim olduğuna bakılmaz. Garibin, yoksulun, yetim ve öksüzün duasını almak, düşenin elinden tutmak, merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle ‘Hakkı tutup kaldırmak’, rıza-i ilahiden başka hiçbir amaç, hiçbir kaygı taşımaz. Bizim tüm bu hassasiyetlerimiz, tarih boyunca kurduğumuz devletlerde olduğu gibi vakıf, dernek ve cemiyetlerimizde de en parlak şekilde tebarüz etmiştir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Haziran 1868’de Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti adıyla kurulan Türk Kızılayın bu müesseselerden biri olduğunu ifade etti.
Cephe gerisindeki hastaneleriyle, hasta taşıma servisleriyle, donattığı hastane gemileriyle, yetiştirdiği hemşireler ve gönüllü hasta bakıcılarla Türk Kızılayın 93 Harbi’nden Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar milletin varoluş mücadelesi verdiği tüm savaşlarda Mehmetçiğin yardımına koştuğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bilhassa, Çanakkale Zaferi, Birinci Cihan Harbi ve İstiklal Savaşı’nda Kızılayın rolü çok ama çok önemlidir. Kızılayımız, millî mücadele döneminde diğer hizmetlerinin yanı sıra cepheye tam 40 bin sandık sağlık malzemesi taşımış, kadını ve erkeğiyle, genci ve yaşlısıyla cefakâr milletimizin, aynı zamanda gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin dişinden tırnağından artırarak yaptığı bağış ve yardımları askerlerimize ulaştırmıştır. Bakınız merhum Mehmet Emin Yurdakul, Hilal-i Ahmer hanımlarına ithaf ettiği şiirinde o kahraman yürekleri nasıl selamlıyor; ‘Size selam, size hürmet, ey hilalin kadınları. Size selam, size hürmet, ey yurdun pak alınları. Ölümlerin önlerinde sargıları bağlayan siz, cenazeler üzerinde matemlerle ağlayan siz. Yara sarmak, can kurtarmak, bu ne iyi, ne güzel iş. Kullarına Cenabıhakk bundan güzel iş vermemiş. Bırakmasın Allah’ımız çatıları merhametsiz, vatanları merhametsiz, bizi sizsiz ve şefkatsiz.’ Ben de Rabbim bizi Kızılaydan mahrum bırakmasın diyorum.”
“Kızılay, Filistin’de, Bosna’da, Afganistan’da, Somali’de, Irak’ta, Suriye’de ve daha pek çok yerde yürüttüğü çalışmalarla gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin sadece kalplerine değil zihin ve hafızalarına da kazınmıştır” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk milletinin, iç savaşlardan dolayı vatanını terk etmek zorunda kalan muhacirlere bir ensar şuuruyla yaklaştığını ve şefkat kucağını açtığını söyledi.
Hilal-i Ahmer’in, doğal afet ve salgın dönemlerinde bakım, barınma ve beslenme faaliyetleriyle de ön safta yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kızılay, bu milletin yüz akıdır. Kızılay, bu ülkenin övünç kaynağıdır. Kızılay, medeniyetimizin kimlik vesikası, millî ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır. Yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleriyle milletimizin iftihar vesilesi olan Kızılay ailemizi bugün bir kez daha tebrik ediyorum” diye konuştu.
“KIZILAYIMIZ BUGÜNE KADAR 26 BİN TONU AŞKIN İNSANİ YARDIM MALZEMESİNİ GAZZE’YE ULAŞTIRDI”
Türk Kızılayın afet yönetiminden kan hizmetlerine, uluslararası yardımlardan sağlık ve sosyal hizmetlere, eğitim çalışmalarından barınma, beslenme ve psiko-sosyal desteklere çalışmalarını bugün de başarıyla sürdürdüğünü anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Şube, temsilcilik ve delegasyonlarıyla kan bağışı, hastane, lojistik ve tıp merkezleriyle ihtiyaç sahiplerine yönelik ücretsiz butik mağazalarıyla tüm bu faaliyetler özverili bir şekilde sınır ve engel tanımadan devam ediyor. Gönüllülerimiz ve Kızılay mensuplarımız hizmetlerine ihtiyaç duyulan her yerde adeta arı gibi çalışıyor. Netanyahu’nun başını çektiği siyonist soykırım şebekesinin saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de, Kızılayımız bugüne kadar 26 bin tonu aşkın insani yardım malzemesini bölgeye ulaştırdı. 7 Ekim’den bu yana 15 milyon öğün sıcak yemekle Gazzeli kardeşlerimizin sofralarına katkı yaptık. Aşevi hizmetleriyle günlük 30 bin kişiye sıcak yemek dağıttı.
Vekâletle kurban kampanyası ile Gazze için 22 bin 757 hisse kurban kesti. Ateşkes sonrası başlattığı ‘Gazze, Neşeli Çocuklar Projesi’yle Gazze’deki yavrularımıza gıda hizmeti veren Kızılay, bir yandan da çocuklara yönelik psiko-sosyal destek faaliyetleri ifa ediyor. Kızılay Gazze Ofisi, eş zamanlı olarak sahada ihtiyaçların tespiti ve iyileştirme çalışmalarını titizlikle yerine getiriyor. Gazze’nin yanı sıra siyonist barbarların hedefi olan Lübnan’da da Kızılay, gayretleriyle milletimizin yüzünü ağartmaktadır. Dünkü grup konuşmamda ifade ettiğim gibi İsrail, mevcut yönetim altında ham maddesi sadece kan ve gözyaşı, sadece istikrarsızlık ve kaos olan fitne üretim fabrikasına dönüşmüştür”
“Kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlar eninde sonunda döktükleri kanın hesabını verecek, mazlumların arşı titreten ahı er veya geç zalimlerin yakasına yapışacaktır” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün Hitler’in yolundan gidenler unutmasınlar ki böyle devam ederlerse tarihteki diğer zalimler gibi olacaktır” dedi.
Türkiye’nin bir taraftan mazlumlara yardım elini uzatırken diğer taraftan da katliam şebekesinin hukuk ve tarih önünde hesap vermesi için elinden geleni yapmaya devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada şunu da gururla ifade etmek isterim, Kızılayımız, 190’ı aşkın üyeye sahip Kızılay-Kızılhaç Cemiyeti içinde geçtiğimiz yıl en fazla sayıda ülkeye en çok yardım ulaştıran birinci ulusal cemiyet olmuştur” diye konuştu.
Kızılayın elde ettiği bu başarının aynı zamanda Türk milletinin cömertliğinin, alicenap karakterinin ve dayanışma bilincinin de en açık göstergesi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunun da altını önemle çizmek durumundayım, 6 Şubat depremlerinde Kızılayımız tarihinin en büyük afet müdahale operasyonunu icra etmiştir. Kızılay, asrın felaketinden çıkardığı derslerle afetlere hazırlık vizyonunu güçlendirmiş, kapasitesini yeniden ve daha güçlü biçimde inşa etmiştir. Deprem bölgesinde 400 milyonun üzerinde sıcak yemek ve paketli gıdayı afetzedelerimize dağıtmıştır. On binlerce çadır ve battaniye yardımının yanı sıra AFAD’ımızın barınma hizmetlerine destek olmuştur. Mobil mutfak, mobil fırın, mobil aşevleri ve ikram araçlarıyla sahada beslenme hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde sunulmasını sağlamıştır.
Depremden en çok etkilenen altı ilimizde kurulan toplum hizmet merkezleriyle koruma, barınma, su ve sanitasyon alanlarında kapsamlı projeler gerçekleştirilmiştir. Esnaf ve Çiftçi Destek Programları dâhilinde on binin üzerinde esnaf ve çiftçimize nakit destek verilmiştir. Bu vesileyle depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bugün bir kez daha rahmetle anıyorum. Kızılay ve AFAD’ımızla birlikte arama-kurtarma çalışmalarından, şehirlerimizin yeniden inşasına deprem bölgemizin ayağa kaldırılmasında emeği geçen tüm kurumlarımıza, gönüllü kuruluşlarımıza ve hayırseverlerimize bir kez daha teşekkür ediyorum.”
“KRİTİK İLAÇLARI ARTIK ÜLKEMİZDE ÜRETECEĞİZ”
Kızılayın geçtiğimiz yıl 3 milyon ünitenin üzerindeki kan bağışıyla yeni bir rekora imza attığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kızılayımız, sağlık sektöründeki yerli ve millî yatırımlarını da başarıyla devam ettiriyor. Birazdan inşallah canlı bağlantıyla temelini atacağımız Çubuk ilçemizde 130 bin metrekare alana sahip Protürk Fabrikası da bunlardan biridir. Protürk Projesiyle kandan elde edilen kritik ilaçları artık ülkemizde üreteceğiz. Bu ilaçları kanser, travma, yanık, bağışıklık sistemi hastalıkları ve hemofili gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanacağız. Böylelikle Türkiye’yi plazmadan kritik ilaç üreten ülkeler sınıfına dâhil ederek bu ilaçlarda dışa bağımlılığa inşallah son vereceğiz” ifadesini kullandı.
Projenin ülke ve millet için hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeği geçenleri kutladı.
Yurt dışından ithal edilen kan torbalarının da Türkiye’nin kendi imkânlarıyla üretileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Silivri’deki fabrikamızın da kuruluş çalışmaları sürüyor. Bu fabrikanın tamamlanmasıyla yıllık yaklaşık 3 milyon kan torbasını ülkemizde ve kendi tesisimizde imal ederek 1 milyar liralık ithalat maliyetini sıfıra indireceğiz. Çok yakın bir dönemde hizmete alacağımız bu yatırımın da hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Kızılay camiamızın her bir mensubuna, iyiliği omuzlayan merhamet çınarımıza gözü gibi bakan tüm gönüllülerimize, bağışçılarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.”
Konuşmasının ardından Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Millî Mücadele döneminde Hilal-i Ahmer Cemiyeti gönüllüsü ve Balkan Harbinde iki evladını şehit veren Bandırmalı Nuriye Hanım’ın Filistin Cephesinde düşmana karşı kahramanca mücadele eden ve cephenin düşmesi neticesinde kendisinden haber alınamayan son oğlu Murat’ın akıbetini öğrenmek üzere Türk Kızılayına hitaben kaleme aldığı mektubun yer aldığı bir tablo takdim etti.
Kızılay Ödülleri kapsamında Filistin Özel Ödülü’ne layık görülen 12 yaşındaki Gazzeli Renad Attallah, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tasarımını kendisinin yaptığı ve üzerinde “Free Palestine” yazılı tişörtü hediye etti.
Ödül törenin ardından Ankara Çubuk’ta kurulacak Protürk plazma ilaç tesisinin canlı yayın bağlantısıyla temel atma töreni gerçekleştirildi.
Ankara!nın Çankaya ilçesinde yer alan Aşağı Ayrancı ANDREY KARLOV caddesindeki Rusya Büyükelçliği’nde Rusya Günü dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi.
Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Sergey Vasilyeviç Verşinin’in ev sahipliği yaptığı resepsiyonda Türkiye’yi Dışişleri Bakan yardımcısı Musa Kulaklıkaya temsil etti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve Milletvekili Hulusi Akar da Rusya Günü respsiyonunda hazır bulundu.
Resepsiyona, Büyükelçiler, Büyükelçilik görevlileri, Askeri Ateşeler ile seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Respsiyon, Türk ve Rus milli marşlarının seslendirilmesiyle başladı.
Türk ve Rus milli marşlarının seslendirilmesinin ardından konuşmalara geçildi. Resepsiyondaki ilk konuşmayı Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Sergey Verşinin yaptı.
Sergey Vasilyeviç VERŞİNİN konuşmasında şunları söyledi; ” Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin sayın temsilcileri, Türkiye Dışişleri Bakanlığının sayın mensupları, sayın diplomatik misyon şefleri, kıymetli yurttaşlar, saygıdeğer konuklar ve dostlar!
Memleketimizin bu mühim resmî merasimi, Rusya Günü münasebetiyle tertiplediğimiz resepsiyonumuzda sizleri içtenlikle selamlıyorum. Sizlere bugün burada Rusya Federasyonu’nun Türkiye Cumhuriyeti nezdindeki Büyükelçisi olarak ilk kez hitap ediyor olmaktan hususi bir kıvanç duyuyorum. Türk makamlarına, diplomatik misyonlardaki meslektaşlarımıza, sivil ve resmî kuruluşların temsilcilerine; Türkiye’ye gelişimin ilk günleri itibariyle hissettiğim samimiyetleri, karşılıklı etkileşime hazır ve açık duruşları sebebiyle içtenlikle şükranlarımı sunmak isterim.
Rusya Günü, devlet teşkilatçılığımızın asırları aşan tarihinin, nesillerden nesillere aktarılagelen ananemizin, zengin kültürel mirasımızın ve de memleketimizin istikbaline karşı sorumluluklarımızın sembolü olan bir bayramdır. Rusya Günü, Vatan’a karşı hürmet, Vatan’ın terakkisi ve refahı için sarfedilen azim ve çaba temelinde ve müşterek değerler etrafında milyonlarca Rusya vatandaşını birleştirmektedir.
Bugün Rusya; ekonomik, ilmî, teknolojik ve insanî potansiyelini kuvvetlendirerek ileriye doğru kararlılıkla yürümektedir. Zorlu uluslararası şeraite rağmen memleketimiz, büyük ölçekli projelerini gerçekleştirmeye, alt ve üst yapılarını iyileştirmeye, sanayisini, bilimsel üretimini ve eğitim sistemini kuvvetlendirmeye devam etmekte, daima ileri doğru hareketini sürdürmektedir.
Egemen devletlerin eşitliği, uluslararası hukuka saygı ve karşılıklı çıkarların gözetilmesi prensiplerine dayanan daha adil ve istikrarlı bir dünya düzeninin inşası için Rusya’nın duruşu, aynıyla bâkidir.
Türkiye Cumhuriyeti ile münasebetlerimiz bizim için hususi bir öneme sahiptir. Rusya ve Türkiye, karşılıklı etkileşimlerin zengin bir tarihiyle birbirlerine bağlı olan önemli partnerler olmalarının yanı sıra yoğun ekonomik bağlara sahip ve oldukça canlı insanî temasların da yaşandığı birer komşudurlar.
Enerji ve ticaretten turizme, kültüre, eğitime ve karşılıklı olarak nitelikli insan kaynağı teminine dek varan hemen tüm mühim başlıklar; bugün, Rusya ve Türkiye arasındaki işbirliğinin kapsamı içerisinde yer almaktadır. İkili ilişkilerin ve uluslararası gündemin meselelerini ivedilikle çözüme kavuşturmayı mümkün kılan düzenli siyasi diyaloğumuz sürdürülmektedir. Bu hususta, ülkelerimizin liderleri Vladimir Vladimiroviç Putin ve Recep Tayyip Erdoğan arasındaki düzenli iletişim benzersiz bir rol üstlenmektedir.
Henüz Türkiye’de kısa bir süredir bulunmama rağmen, ilişkilerimizin ne denli büyük bir potansiyele sahip olduğuna; karşılıklı saygı ve güvenin, her iki tarafa da fayda sağlayan çözüm arayışlarında gösterilen çabanın ve pragmatizmin ilişkilerimizin daha da geliştirilmesi için ne denli sağlam bir temel teşkil ettiğine sarih bir şekilde kâni olmuş bulunmaktayım. Rusya-Türkiye işbirliğinin daha da kuvvetlendirilmesini, üstlendiğimiz misyonun en önemli vazifelerinden biri olarak görmekteyim.
Memleketlerimiz arasındaki bağların geliştirilmesi hususunda ellerinden gelen gayreti gösteren tüm Türk partnerlerimize ve elbette ki Türkiye’de yaşayan yurttaşlarımıza şükranlarımı ifade etmek isterim. Sizlerin çabaları, Rusya ve Türkiye halklarının birbirlerini daha iyi anlamalarına, Rus dili ve kültürünün korunmasına, insanî işbirliklerinin gelişmesine vesile olmaktadır.
Kıymetli dostlar!
Rusya ve Türkiye, zengin bir tarihe, kuvvetli geleneklere, bölgesel ve küresel meselelerde önemli rollere sahip devletlerdir. Şundan eminim ki bugünlere dek biriken işbirliği tecrübesi ve ortaklıklarımızın geliştirilmesine yönelik her iki tarafın da gösterdiği çaba, dün ve bugün olduğu gibi istikbalde de halklarımızın çıkarlarına, bölgemizde ve de gezegenimizde barışın ve istikrarın tesisine hizmet etmeye devam edecektir!
Bugün burada bizlerle bulunan herkese; sağlık, saadet, afiyet ve nice muvaffakiyetler diliyorum.
Rusya Günümüz kutlu olsun!
Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Sergey Vasilyeviç Verşinin’in konuşmasının ardından kürsüye Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya geldi.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, Türkiye ile Rusya’nın bulundukları coğrafyanın istikrarı ve geleceği açısından özel bir öneme sahip iki ülke olduğunun altını çizdi. Türkiye ve Rusya’nın köklü tarihi geçmişlere, güçlü devlet geleneklerine ve yüksek değerde diplomatik birikimlere sahip olduğuna dikkat çeken Kulaklıkaya şu değerlendirmede bulundu: “Yüzyıllara dayanan ilişkilerimiz zamanın ve şartların ötesinde karşılıklı saygı ve ortak çıkar anlayışı temelinde gelişmeye devam etmektedir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin liderliğindeki iki ülke ilişkilerinin gelişimini sürdürdüğünün de altını çizen Dışiişleri Bakan yardımcısı Kulaklıkaya, “Cumhurbaşkanlarımızın liderliğinde önümüzdeki dönemde Türk-Rus ilişkilerindeki bu olumlu ivmenin daha da güçlenmesi için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.” şeklinde konuştu.
Bakan yardımcısı Kulaklıkaya, Türkiye ile Rusya arasındaki dostluk ve iş birliğinin daha da geliştirilmesine yönelik çabalarda Rus tarafıyla yakın temas halinde olmaya devam edeceklerini belirterek, iki ülke arasındaki ilişkilerin bölgesel istikrar ve refaha katkı sunmayı sürdüreceğine işaret ederek konuşmasını sonlandırdı.
Konuşmalardan sonra Rus Kızılordu Korosunun verdiği konser davetlilerin büyük beğenisini topladı.. Rus müziğinin sevilen eserlerini seslendiren Kızılordu koro şarkıcıları, Türk müziğinden eserleri de konukların beğenisine sundu.
Kızılordu Korosu, en seviilen Türk marşlarından birisi olan İzmir Marşı’nı da büyük bir çoşkuyla seslendirdi. Konuklar marşın seslendirilmesinden sonra koroyu eşi benzeri görülmemiş bir alkış yağmuruna tuttular.
Bu arada resepsiyonda, konuklara Rus ve Türk mutfağından hazırlanmış tadı uzun süre damaklarda kalacak yemekler ikram edildi.
RSFSR Devlet Egemenliği Bildirgesi’nin Kabulü Günü
2002’den önce Rusya’nın ulusal bayramıdır. 1992 yılından bu yana her yıl 12 Haziran’da kutlanmaktadır; Bu gün, 12 Haziran 1990’da Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin (RSFSR) Devlet Egemenliği Bildirgesi’nin kabulünü anmaktadır. Halk Temsilcileri Birinci Kongresi tarafından bu Bildirgenin kabul edilmesi,
Rusya, Sovyet devletinde anayasal reformun başlangıcını işaret etmiş ve 1991’de tam bağımsızlıkla sonuçlanmıştır.
Rusya Federasyonu Başkanlığı makamının oluşturulması ve yeni siyasi gerçekliği yansıtacak yeni Rus Anayasası’nın kabul edilmesiyle birlikte, Rusya Federasyonu’nun ulusal bayrağı, marşı ve amblemi, Rus devletinin sağlamlaşmasında önemli dönüm noktaları oldu. Ülkenin yeni adı olan Rusya Federasyonu, 25 Aralık 1991’de kabul edildi. 1992’de Rusya Yüksek Sovyeti, 12 Haziran’ı ulusal bayram ilan etti. 2 Haziran 1994 tarihli başkanlık kararnamesiyle bu tarih tekrar Rusya’nın ulusal bayramı ilan edildi.16 Haziran 1998 tarihli bir sonraki başkanlık kararnamesiyle bayram resmi olarak “RUSYA GÜNÜ” olarak adlandırıldı. 2002 yılında yeni İş Kanunu bu unvanı resmen onayladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, davetine icabetle Türkiye’yi ziyaret eden Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’i resmî törenle karşıladı.
Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’ndeki karşılama töreninin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Venezuela Geçici Devlet Başkanı Rodriguez, ikili ve heyetler arası görüşmeye geçti.
Görüşmede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat hazır bulundu.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.