Türk Kızılayı’nın HEDEF DEĞİL ve İNSANI YARDIM konulu fotoğraf sergisi açıldı.
Kızılay tarafından 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü dolayısıyla HEDEF DEĞİL ve İNSANİ YARDIM konulu fotoğraf sergisi Renda Köşkü’ndeydi.
Renda Köşkü’ndeki serginin açılışına Ankara Valisi Vasip Şahin, Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Jessie Thompson katıldı.
Serginin açılışında, Pakistan Büyükelçiliği Misyon şefi Shaiq Ahmed BHUTTO ile Hollanda Büyükelçiliği Misyon Şefi Nathalie LINTVELT de yer aldı.
Sergi açılışında Kızılay Yönetim Kurulu üyeleri ve yöneticileri ile davetliler de hazır bulundu.
Serginin açılışında, yardım çalışmaları sırasında HAYATINI KAYBEDEN İNSANİ YARDIM ÇALIŞANLARINI ANMAK için saygı duruşunda bulunuldu.
Saygı duruşunun akabinde konuşmalara geçildi.
İlk konuşmayı Türk Kızılayı Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç YILMAZ yaptı.
Prof. Dr. Fatma Meriç YILMAZ konuşmasında şunları söyledi; 19 Ağustos tüm dünyada İnsani yardım günü olarak kutlanıyor. Bu hepimizin bir gün ihtiyaç duyabileceği bir alan Türkiye’de deprem zamanında bunu hep birlikte birlikte yaşadık.
ihtiyaç sahibi olmayan birinin bile bazen bir doğal afet nedeniyle bazen insan eliyle yapılan bir afet ya da savaş neticesinde ihtiyaç sahibi haline gelebildiğini görüyoruz.
Sahada çalışanlara insani yardım çalışanları diyoruz. ama aslında insani yardım alanında sahada gördüklerinizin çok büyük bir yüzdesi bazen yüzde doksanının gönüllü olduğunu bilmenizi isterim.
Kızılay deprem bölgelerinde o an için ihtiyaç duyan her kim neye ihtiyaç duyuyorsa onların yanında olmaya gayret gösteriyor.
Tabii 2023, biliyorsunuz geçen sene deprem nedeniyle 19 Ağustos‘ta bir araya gelemedik maalesef 2023 ve 2024 yıllarını düşündüğümüz zaman çok kötü bir dönemden geçtiğimizi söyleyebilirim.
2023 yılında Dünya genelinde 280 insani yardım çalışanı ve gönüllüsü hayatını kaybederken 2024 yılı belki Tarihinde insanlık tarihinde en kötü yıl olmaya aday olarak devam ediyor.
Bugün Birleşmiş Milletler Gazze’yi insani yardım çalışanları açısından en tehlikeli yer olarak ilan etmiş durumda ve maalesef bizim her ne yaşanırsa yaşansın ister siyasi ister politik ister doğal afet ister savaş her ne olursa olsun normalde insani yardım alanında çalışan bizler biliriz ki Cenevre konvansiyonuna göre bırakın sivilleri içeride çalışan çatışan askerlerin bile insani yardıma ve sağlık tedavisine ulaşım hakları vardır. Gazze ile alakalı içimiz buruk neden buruk? çünkü Gazze konusunda insani yardım koridorunun açılmasıyla alakalı çok büyük bir mücadele verdik ve kısıtlı da olsa bir can suyunu refah kapısı üzerinden ulaştırabiliyorduk Gazze’ye. Ama altı Mayıs diyelim; Mayısın başından bu tarafa refah kapısının da kapandığı ve tamamen bir açık hava hapishanesi koşullarının olduğu bir Gazze’den bahsediyoruz. Gazze’de bugüne kadar iki yüzün üzerinde insani yardım çalışanı hayatını kaybetti. Sizler de duyuyorsunuzdur. Filistin Kızılay’ından 33 kişi bunların bir kısmı gönüllüydü, bir kısmı çalışan hayatını kaybetti. 19 tanesi görev başındayken hayatını kaybetti. Bizim bugün 19 Ağustos vesilesiyle çok daha güçlü bir şekilde insani yardım çalışanlarının hiçbir koşulda hedef alınmaması gerektiğini vurgulamamız gerekiyor. Bugün, bunun için bizim için ayrı bir öneme sahip. Çünkü insani yardım herkesin günün birinde ihtiyaç duyabileceği herkesin yardım alma hakkının savunulmasına ihtiyaç duyabileceği bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla bizim her ne yaşanırsa yaşansın insani yardım hakkının engellenmemesi gerektiği konusunda sesimizi yüksek bir şekilde çıkarmamız gerekiyor.
Aslında, 19 Ağustos Dünya insani yardım gününde biz hep üç meseleye vurgu yaparız. Bunlardan bir tanesi insani yardıma erişimin engellenmemesi ve insani yardım çalışanlarının güvenliğinin sağlanması ki bu zaten erişimin engellenmemesi için bir şarttır. İkincisi insani yardım çalışanları sadece savaş bölgelerinde değil afet bölgelerinin tamamında kıtlığın olduğu alanlarda ihtiyaç sahibi olan ülkelerde bu yardımı herkese ulaştırmaya çalışıyor. İnsani yardım gününde aslında biz onların bu emeklerini de ön plana çıkartmak ve onların teşekkür etmek isteriz. üçüncüsü ise dayanışmanın önemi, aslında insani yardım alanı sadece bir kurumun kuruluşun ya da bir network‘un yapması gereken bir alan değildir. İnsani yardım alanı gönüllülük temelinde herkesin elinden geleni yapabildiği bir dayanışmayı temsil eder. Biz ülke olarak bu dayanışmayı Depremlerde son depremlerde çok güzel bir şekilde gündeme aldık. Burada sahada birlikte çalıştığımız farklı sivil toplum kuruluşlarından arkadaşlarımız da var. Ben onlara da sizlerin huzurunda teşekkür etmek istiyorum. İnsani yardım alanında bizim 19 Ağustos‘ta bir araya gelerek tüm dünyanın tek ses olarak özellikle bu sene insani yardım çalışanlarının hedef olmadığı slogan cümlesinin sürekli tekrar edilmesi gerektiğini düşünüyoruz Bugün sizlerle bir resim sergisinde bir araya gelmiş oluyoruz. Müsaadenizle bulunduğumuz mekanı tanıtmak isterim. Bulunduğumuz mekan Türk Kızılay sanat ve Kültür merkezi olarak kullanılan çeşitli sergilerin etkinliklerin hem Kızılay hem de diğer kurumlarımız tarafından yapılabildiği bir mekan. Zamanında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanımızın sahipliğinde olan ve Kızilay’a bağışlanmış bir mekan. Bu mekanda ilk önce sol taraf ve sağ taraf olarak ayırdığımğımız tamamı kendi fotoğrafçılarımız tarafından çekilmiş olan insan hikayelerini göreceksiniz. Arka tarafta olan kısımda insani yardım alanında. Bir yardımla bir dokunuşla değişen insan hikayelerini göreceksiniz. Dünyanın dörtte biri tarafından bir dokunuşla gülümseyen yüzleri bir dokunuşla değişen hayatları görmüş olacaksınız. İnsan hikayeleri olarak bu tarafta ise insani yardım çalışanlarının ve gönüllülerinin hedef alınmaması gerektiği sloganını ifade eden kısmını göreceksiniz. Burası belki bu 19 Ağustos‘ta en fazla altını çizmemiz ve üzerinde durmamız gereken alan. Çünkü bizim her ne yaşarsak yaşayalım ister Ukrayna’da ister Gazze de olsun ister başka bir dünya coğrafyasında olsun insani yardım erişiminin engellenmemesi gerektiğini bununla alakalı insanların Cenevre konvansiyonuna devletlerin imza attığını ve bir söz verdiklerini hatırlatmamız gerektiğini ben tekrar vurgulamak istiyorum. Sonrasında da Sergi alanıımızın içinde iç mekanda kaybettiğimiz Kızılay çalışanlarımız, Türk Kızılayı çalışanlarımızı göreceksiniz. Bunlardan bir tanesi 2023 yılında Gazze’de yaralanan Muhammet, orada vurulduktan sonra Muhammet ameliyat oldu. Tabii ki yeterli sağlık erişimine ulaşabilecek bir durumda değildi. Çok uzun süre Türkiye’ye gelmesi için çalıştık. Tabii ki belli bir süre sonra izin çıktı ve Muhammet buraya geldiği zaman fizik tedavi almak zorunluluğundaydı. Çünkü yürüyemiyordu. Fizik tedavi, sağlık tedavisine erişmek için şu anda üç çocuğuyla beraber Ankara’da. Yeni bir bebeği oldu. Muhammet’i en azından kaybetmedik ama orada Gazze koşullarında yaralanan bir çalışanımızdı.
2020 yılında Suriye Él BAP’ta Mehmet Akif arkadaşımızı şehit verdik. İçeriye girdiğimiz, girdiğiniz zaman aslında belki sergimizin en özel Anıdır diye düşünüyorum. Mehmet Akif Gıdıman’ın şehit olduğu zaman üzerinde giydiği Kızılay yeleği kanlanmış bir şekilde sergimizde şu anda.
Yine 2013’te Somali Mogadişu‘da bir saldırıya maruz kalan ve yaralanan Kenan Murat ve Fatih’in yine resimlerini göreceksiniz içeride ve 2004 yılında Irak Telafer‘de Mustafa Pekcan’ı şehit verdik. O arkadaşımızın fotoğraflarını görüyor olacaksınız.
Prof. Dr. Fatma Meriç YILMAZ’ın konuşmasından sonra kürsüye Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Jessie THOMPSON geldi.
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Jessie THOMPSON da şöyle konuştu: “Bugün dünya insani yardım gününde karşınızda durmak bir onurdur.
19 Ağustos dünyadaki insani yardım çalışanlarınu onurlandırmak için bir gündür ve onlar artan küresel ihtiyaçları karşılamak için yorulmadan çalışmaya devam ediyorlar.
Bizimle bulunan her birinize ve bu etkinliği düzenleyen Türk Kızılay’ına en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
İnsanlık ruhunu kutlamak için bir araya geldiğimiz bugün de aynı zamanda dünyamızın insani yardım çalışanlarına ve onların hizmet verdiği insanları başarısızlığa uğrattığı acı gerçeğiyle de yüzleşmek zorundayız. Bu yılın başından beri 28 cesur Kızılhaç ve Kızılay gönüllüsü ve personelimizi insani görevlerini yerine getirirken kaybettik. Bu, Kızlaç ve Kızılay personeli ve gönülleri için en ölümcül yıllardan biriydi.
Bu bireylerin her biri kendi topluluklarında bir umut cesaret ve direnç sembolüydü ve her biri insanlığa hizmet etme uğruna en büyük bedeli ödedi.
7 Ekim’den bu yana İsrail ve Filistin‘deki gönüllülerimize ve personelimize yönelik benzeri görülmemiş bir şiddete tanık olduk.
Uluslararası koruma altındaki Semboller taşırken paramedikler ve ambulans sürücüleri öldürüldü. Sudan’da bir yılı aşkın süredir devam eden çatışmalar sırasında Sudan KIZILAY’ının yedi gönüllüsü ve personelini kaybetmenin yasını tutuyoruz
Ukrayna’daki silahlı çatışma insan hayatının trajik bir şekilde kaybedilmesine şehirlerin ve sivil altyapının yok edilmesine ve insanların ülke içinde ve sınırlar ötesinde kitlesel olarak yerinden edilmesine neden oldu.
İnsani yardım çalışanları çatışmaların ortasında kalan topluluklara hizmet ederken her gün kendilerini riske atıyorlar bu trajediler çatışma bölgelerinde insani yardım çalışanlarının karşı karşıya kaldığı tehlikelerin keskin bir hatırlatıcısıdır dünyadaki karmaşık krizler sivil acıların artması ve gönüllüler de dahil olmak üzere insani yardım çalışanlarının hedef alınması kabul edilemez.
Son çatışmalar insani yardım personelini korumayı amaçlayan savaş kurallarına yeniden bağlılık ve acil eylem gereksinimini vurguluyor.
Bu IFRC’nin bir araya gelmesi ve alarmı yükseltmesi için kritik bir an.
Bugün IRFC’nin “insanlığı koru” kampanyamız başlatıyor. Bu girişim dünyaya yönelik umutsuz çağrıımızdır.
insani yardım çalışanlarına yönelik şiddet durmalıdır. Krizin içindeki tüm sivillerin hayatlarını başkalarına yardım etmek için riske atan insani yardım çalışanlarının ve gönüllülerin korunması ihtiyacının aciliyetine dair farkındalık yaratmalıyız.
Görev başında hayatını kaybedenlerin aileleri ve meslektaşlarıyla dayanışma içerisindeyiz bir asırdan uzun bir süredir gönüllülerimiz felaketler ve krizler vurduğunda orada oldular. 191 ülkede 16 milyon gönüllümüzle dünya çapında topluluklara hizmet etmeye kararlıyız Ancak koruma olmadan ihtiyacı olan insanlara ulaşarak hayat kurtarıcı görevimizi yerine getiremeyiz. Dünya genelindeki insani yardım çalışanlarının korunması için derhal ve acil eylem çağrısında bulunuyoruz. Hükümetlerden Kızılhaç ve Kızılay ekiplerinin korunmasını güçlendirmelerini ve kamuoyundan insani yardım çalışanlarının hedef olmadığını fark etmelerini istiyoruz.
Güvenlik kolektif bir sorumluluktur. Yerel insani yardım kuruluşları personel ve gönüllülerin güvenliğini sağlama yükünü tek başlarına taşımamalıdır.
Bu, sergideki güçlü görüntüleri incelerken fotoğrafların arkasındaki yüzleri insanlık yüzlerini hatırlayalım en zorlu koşullarda hizmet etmeye devam edenleri koruma ve destekleme taahhüdünde bulunarak onların mirasını onurlandıralım teşekkür ederim.”
Konuşmalardan sonra Ankara Valisi Vasip ŞAHİN ve beraberindekiler, sergiyi gezdiler.
Sergiye gelen davetliler ve görevliler etkinlik sonrası birlikte hatıra fotoğrafı çektirdiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılay Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Kızılay, bu milletin yüz akıdır. Kızılay bu ülkenin övünç kaynağıdır, Kızılay medeniyetimizin kimlik vesikası, millî ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır. Yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleriyle milletimizin iftihar vesilesi olan Kızılay ailemizi tebrik ediyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk Kızılay Ödülleri Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılayın 158. yaş gününün ülke, millet, sivil toplum camiası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
Milletin vicdan ve merhametinin, inanç ve hamiyetinin sembolü olan hilalin ışığını yeryüzünün dört bir yanına taşıyan gönüllülere, hayırseverlere, bağışçılara ve Kızılay çalışanlarına şükranlarını sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kızılaya canından can katan, kanından kan veren, bu müesseseyi imar ve ihya eden tüm vatandaşlara yürekten teşekkür etti.
“Dünyanın farklı bölgelerinde kalbi bizimle atan, Kızılaya yaptığı bağışlarla ahdine, mazisine, geleceğine, vahdet ve uhuvvetine sahip çıkan tüm dostlarımızdan Allah razı olsun diyorum” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılayın kurucuları Dr. Marko Paşa, Dr. Abdullah Bey, Kırımlı Aziz Bey ve Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’yı saygıyla yâd etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yapının küresel bir iyilik ve dayanışma hareketine dönüşmesinde payı olan, emeğiyle, çabasıyla, gayretiyle, alın ve fikir teriyle bu kuruluşa katkı sunan fakat artık fani dünyadan ebedi âleme göç eden tüm büyüklere Allah’tan rahmet niyaz etti.
Kriz ve çatışma bölgelerinde, afet ve acil yardım çalışmalarında, aziz milletin yardım elini mağdurlara, mazlumlara, masumlara uzatırken şehit düşenleri rahmetle anan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dört ana kategoride ödüllerini verecekleri kişi, kurum, kuruluş ve firmaları şahsı ve milleti adına tebrik etti, başarılarının daim olmasını diledi.
“DERDE DEVA OLMAK İÇİN KELİMEYE, CÜMLEYE İHTİYAÇ DUYULMAZ”
Tarihin her sayfasında Türk milletinin yer aldığı kısımlarda daima ahlakla, erdemle, şefkat ve merhametle karşılaşıldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi Dayanışma gibi, paylaşma gibi, iyilik ve hayırda yarışma gibi hasletler bizim millî seciyemizin temel unsurlarıdır, hamurumuzun özü ve mayasıdır. Bunlar, millet olarak insanlığa en güzel örneklerini verdiğimiz mazi, hâl ve istikbal hattında asırlar boyunca sancaktarlığını üstlendiğimiz değerlerdir. Bizim beslendiğimiz o mümbit kaynakta, ruh köklerimizin uzandığı o bereketli toprakta acıyı dindirmek için, yarayı sarmak için, hepsinden öte bir derde deva olmak için kelimeye, cümleye, lügate ihtiyaç duyulmaz. Mazluma ve mağdura dili, dini, mezhebi sorulmaz. İhtiyaç sahibinin ırkına, rengine, meşrebine, kim olduğuna bakılmaz. Garibin, yoksulun, yetim ve öksüzün duasını almak, düşenin elinden tutmak, merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle ‘Hakkı tutup kaldırmak’, rıza-i ilahiden başka hiçbir amaç, hiçbir kaygı taşımaz. Bizim tüm bu hassasiyetlerimiz, tarih boyunca kurduğumuz devletlerde olduğu gibi vakıf, dernek ve cemiyetlerimizde de en parlak şekilde tebarüz etmiştir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Haziran 1868’de Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti adıyla kurulan Türk Kızılayın bu müesseselerden biri olduğunu ifade etti.
Cephe gerisindeki hastaneleriyle, hasta taşıma servisleriyle, donattığı hastane gemileriyle, yetiştirdiği hemşireler ve gönüllü hasta bakıcılarla Türk Kızılayın 93 Harbi’nden Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar milletin varoluş mücadelesi verdiği tüm savaşlarda Mehmetçiğin yardımına koştuğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bilhassa, Çanakkale Zaferi, Birinci Cihan Harbi ve İstiklal Savaşı’nda Kızılayın rolü çok ama çok önemlidir. Kızılayımız, millî mücadele döneminde diğer hizmetlerinin yanı sıra cepheye tam 40 bin sandık sağlık malzemesi taşımış, kadını ve erkeğiyle, genci ve yaşlısıyla cefakâr milletimizin, aynı zamanda gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin dişinden tırnağından artırarak yaptığı bağış ve yardımları askerlerimize ulaştırmıştır. Bakınız merhum Mehmet Emin Yurdakul, Hilal-i Ahmer hanımlarına ithaf ettiği şiirinde o kahraman yürekleri nasıl selamlıyor; ‘Size selam, size hürmet, ey hilalin kadınları. Size selam, size hürmet, ey yurdun pak alınları. Ölümlerin önlerinde sargıları bağlayan siz, cenazeler üzerinde matemlerle ağlayan siz. Yara sarmak, can kurtarmak, bu ne iyi, ne güzel iş. Kullarına Cenabıhakk bundan güzel iş vermemiş. Bırakmasın Allah’ımız çatıları merhametsiz, vatanları merhametsiz, bizi sizsiz ve şefkatsiz.’ Ben de Rabbim bizi Kızılaydan mahrum bırakmasın diyorum.”
“Kızılay, Filistin’de, Bosna’da, Afganistan’da, Somali’de, Irak’ta, Suriye’de ve daha pek çok yerde yürüttüğü çalışmalarla gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin sadece kalplerine değil zihin ve hafızalarına da kazınmıştır” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk milletinin, iç savaşlardan dolayı vatanını terk etmek zorunda kalan muhacirlere bir ensar şuuruyla yaklaştığını ve şefkat kucağını açtığını söyledi.
Hilal-i Ahmer’in, doğal afet ve salgın dönemlerinde bakım, barınma ve beslenme faaliyetleriyle de ön safta yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kızılay, bu milletin yüz akıdır. Kızılay, bu ülkenin övünç kaynağıdır. Kızılay, medeniyetimizin kimlik vesikası, millî ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır. Yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleriyle milletimizin iftihar vesilesi olan Kızılay ailemizi bugün bir kez daha tebrik ediyorum” diye konuştu.
“KIZILAYIMIZ BUGÜNE KADAR 26 BİN TONU AŞKIN İNSANİ YARDIM MALZEMESİNİ GAZZE’YE ULAŞTIRDI”
Türk Kızılayın afet yönetiminden kan hizmetlerine, uluslararası yardımlardan sağlık ve sosyal hizmetlere, eğitim çalışmalarından barınma, beslenme ve psiko-sosyal desteklere çalışmalarını bugün de başarıyla sürdürdüğünü anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Şube, temsilcilik ve delegasyonlarıyla kan bağışı, hastane, lojistik ve tıp merkezleriyle ihtiyaç sahiplerine yönelik ücretsiz butik mağazalarıyla tüm bu faaliyetler özverili bir şekilde sınır ve engel tanımadan devam ediyor. Gönüllülerimiz ve Kızılay mensuplarımız hizmetlerine ihtiyaç duyulan her yerde adeta arı gibi çalışıyor. Netanyahu’nun başını çektiği siyonist soykırım şebekesinin saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de, Kızılayımız bugüne kadar 26 bin tonu aşkın insani yardım malzemesini bölgeye ulaştırdı. 7 Ekim’den bu yana 15 milyon öğün sıcak yemekle Gazzeli kardeşlerimizin sofralarına katkı yaptık. Aşevi hizmetleriyle günlük 30 bin kişiye sıcak yemek dağıttı.
Vekâletle kurban kampanyası ile Gazze için 22 bin 757 hisse kurban kesti. Ateşkes sonrası başlattığı ‘Gazze, Neşeli Çocuklar Projesi’yle Gazze’deki yavrularımıza gıda hizmeti veren Kızılay, bir yandan da çocuklara yönelik psiko-sosyal destek faaliyetleri ifa ediyor. Kızılay Gazze Ofisi, eş zamanlı olarak sahada ihtiyaçların tespiti ve iyileştirme çalışmalarını titizlikle yerine getiriyor. Gazze’nin yanı sıra siyonist barbarların hedefi olan Lübnan’da da Kızılay, gayretleriyle milletimizin yüzünü ağartmaktadır. Dünkü grup konuşmamda ifade ettiğim gibi İsrail, mevcut yönetim altında ham maddesi sadece kan ve gözyaşı, sadece istikrarsızlık ve kaos olan fitne üretim fabrikasına dönüşmüştür”
“Kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlar eninde sonunda döktükleri kanın hesabını verecek, mazlumların arşı titreten ahı er veya geç zalimlerin yakasına yapışacaktır” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün Hitler’in yolundan gidenler unutmasınlar ki böyle devam ederlerse tarihteki diğer zalimler gibi olacaktır” dedi.
Türkiye’nin bir taraftan mazlumlara yardım elini uzatırken diğer taraftan da katliam şebekesinin hukuk ve tarih önünde hesap vermesi için elinden geleni yapmaya devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada şunu da gururla ifade etmek isterim, Kızılayımız, 190’ı aşkın üyeye sahip Kızılay-Kızılhaç Cemiyeti içinde geçtiğimiz yıl en fazla sayıda ülkeye en çok yardım ulaştıran birinci ulusal cemiyet olmuştur” diye konuştu.
Kızılayın elde ettiği bu başarının aynı zamanda Türk milletinin cömertliğinin, alicenap karakterinin ve dayanışma bilincinin de en açık göstergesi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunun da altını önemle çizmek durumundayım, 6 Şubat depremlerinde Kızılayımız tarihinin en büyük afet müdahale operasyonunu icra etmiştir. Kızılay, asrın felaketinden çıkardığı derslerle afetlere hazırlık vizyonunu güçlendirmiş, kapasitesini yeniden ve daha güçlü biçimde inşa etmiştir. Deprem bölgesinde 400 milyonun üzerinde sıcak yemek ve paketli gıdayı afetzedelerimize dağıtmıştır. On binlerce çadır ve battaniye yardımının yanı sıra AFAD’ımızın barınma hizmetlerine destek olmuştur. Mobil mutfak, mobil fırın, mobil aşevleri ve ikram araçlarıyla sahada beslenme hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde sunulmasını sağlamıştır.
Depremden en çok etkilenen altı ilimizde kurulan toplum hizmet merkezleriyle koruma, barınma, su ve sanitasyon alanlarında kapsamlı projeler gerçekleştirilmiştir. Esnaf ve Çiftçi Destek Programları dâhilinde on binin üzerinde esnaf ve çiftçimize nakit destek verilmiştir. Bu vesileyle depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bugün bir kez daha rahmetle anıyorum. Kızılay ve AFAD’ımızla birlikte arama-kurtarma çalışmalarından, şehirlerimizin yeniden inşasına deprem bölgemizin ayağa kaldırılmasında emeği geçen tüm kurumlarımıza, gönüllü kuruluşlarımıza ve hayırseverlerimize bir kez daha teşekkür ediyorum.”
“KRİTİK İLAÇLARI ARTIK ÜLKEMİZDE ÜRETECEĞİZ”
Kızılayın geçtiğimiz yıl 3 milyon ünitenin üzerindeki kan bağışıyla yeni bir rekora imza attığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kızılayımız, sağlık sektöründeki yerli ve millî yatırımlarını da başarıyla devam ettiriyor. Birazdan inşallah canlı bağlantıyla temelini atacağımız Çubuk ilçemizde 130 bin metrekare alana sahip Protürk Fabrikası da bunlardan biridir. Protürk Projesiyle kandan elde edilen kritik ilaçları artık ülkemizde üreteceğiz. Bu ilaçları kanser, travma, yanık, bağışıklık sistemi hastalıkları ve hemofili gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanacağız. Böylelikle Türkiye’yi plazmadan kritik ilaç üreten ülkeler sınıfına dâhil ederek bu ilaçlarda dışa bağımlılığa inşallah son vereceğiz” ifadesini kullandı.
Projenin ülke ve millet için hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeği geçenleri kutladı.
Yurt dışından ithal edilen kan torbalarının da Türkiye’nin kendi imkânlarıyla üretileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Silivri’deki fabrikamızın da kuruluş çalışmaları sürüyor. Bu fabrikanın tamamlanmasıyla yıllık yaklaşık 3 milyon kan torbasını ülkemizde ve kendi tesisimizde imal ederek 1 milyar liralık ithalat maliyetini sıfıra indireceğiz. Çok yakın bir dönemde hizmete alacağımız bu yatırımın da hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Kızılay camiamızın her bir mensubuna, iyiliği omuzlayan merhamet çınarımıza gözü gibi bakan tüm gönüllülerimize, bağışçılarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.”
Konuşmasının ardından Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Millî Mücadele döneminde Hilal-i Ahmer Cemiyeti gönüllüsü ve Balkan Harbinde iki evladını şehit veren Bandırmalı Nuriye Hanım’ın Filistin Cephesinde düşmana karşı kahramanca mücadele eden ve cephenin düşmesi neticesinde kendisinden haber alınamayan son oğlu Murat’ın akıbetini öğrenmek üzere Türk Kızılayına hitaben kaleme aldığı mektubun yer aldığı bir tablo takdim etti.
Kızılay Ödülleri kapsamında Filistin Özel Ödülü’ne layık görülen 12 yaşındaki Gazzeli Renad Attallah, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tasarımını kendisinin yaptığı ve üzerinde “Free Palestine” yazılı tişörtü hediye etti.
Ödül törenin ardından Ankara Çubuk’ta kurulacak Protürk plazma ilaç tesisinin canlı yayın bağlantısıyla temel atma töreni gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, davetine icabetle Türkiye’yi ziyaret eden Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’i resmî törenle karşıladı.
Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’ndeki karşılama töreninin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Venezuela Geçici Devlet Başkanı Rodriguez, ikili ve heyetler arası görüşmeye geçti.
Görüşmede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat hazır bulundu.
Koç Topluluğu, kuruluşunun 100. yılını temellerinin atıldığı Ankara’da özel bir davetle kutladı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç yaptığı konuşmada, “Topluluğumuz; asırlık hikâyesinde Cumhuriyetimizin iktisâdî ve toplumsal kalkınma hamlesiyle aynı istikâmette gelişmiştir” dedi.
Koç Topluluğu’nun Cumhuriyet’le birlikte şekillenen 100 yıllık yolculuğunun yolculuğunun aktarıldığı davette, Topluluğun hikâyesini anlatan ve yapay zekâ ile hazırlanan özel film gösterildi. Ayrıca Semahat Arsel ve Rahmi M. Koç’un tanıklıklarıyla aile hafızasına ve iki yüzyıla uzanan birikime ışık tutan “İki Kardeş İki Yüzyıl” filmi de davetlilerle buluştu. Davete Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, siyasi parti liderleri ve temsilcileri, yüksek bürokratlar, yabancı misyon temsilcilikleri ve iş dünyasından isimlerle çok sayıda seçkin konuk katıldı.
Koç Topluluğu, kuruluşunun temellerinin atıldığı Ankara’da, 100. yıl etkinlikleri kapsamında Ankara Ticaret Odası (ATO) Congresium’da özel bir davet düzenledi. Davette, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, siyasi parti liderleri ve temsilcileri, yüksek bürokratlar, yabancı misyon temsilcilikleri ve iş dünyasından isimlerle çok sayıda seçkin konuk bir araya geldi. Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Yönetim Kurulu Üyesi Semahat Arsel, Yönetim Kurulu Üyesi Caroline N. Koç, Yönetim Kurulu Üyesi İpek Kıraç ve Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu da davete katıldı.
Koç Topluluğu’nun kurucusu merhum Vehbi Koç’un 100 yıl önce Ankara’da mütevazı bir ticarethanede attığı adımla başlayan yolculuğunun aktarıldığı davette, Topluluğun Cumhuriyet’le birlikte şekillenen 100 yıllık hikâyesini anlatan ve yapay zekâ ile hazırlanan özel film davetlilerle buluştu. Rahmi M. Koç ve Semahat Arsel’in tanıklıklarıyla hazırlanan “İki Kardeş İki Yüzyıl” filminin de özel gösterimi gerçekleştirildi.
Ömer Koç: “Topluluğumuz; asırlık hikâyesinde Cumhuriyetimizin iktisâdî ve toplumsal kalkınma hâmlesiyle aynı istikâmette gelişmiştir.” Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç konuşmasına “Ankara; Millî Mücâdele yıllarında milletimizin istiklâl kararlılığının simgesi olmuş, Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte kalkınma ve çağdaşlaşma irâdesinin de merkezi hâline gelmiştir. Bu şartlarda, Vehbi Koç’un kurduğu teşkilât; çatısı altında bulunduğumuz Ankara Ticaret Odası’na 31 Mayıs 1926 tarihinde kaydedilmiştir. O teşebbüsün, bugün ülkemizin sanâyi, üretim ve mühendislik gücünü dünyâ ölçeğinde temsîl eden itibârlı bir müesseseye dönüşmüş olması bize gurur veriyor” diyerek başladı.
Ömer Koç, Koç Topluluğu’nun asırlık hikâyesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma yolculuğuyla aynı istikâmette geliştiğini vurgulayarak, “Topluluğumuz; asırlık hikâyesinde Cumhuriyetimizin iktisâdî ve toplumsal kalkınma hamlesiyle aynı istikâmette gelişmiştir. Ülkemizde ilk anonim şirketin kurulması, ilk endüstriyel girişim, ilk uluslararası ortaklık, ilk halka arz, ilk holding olma ve ilk özel vakfı kurma gibi pek çok alanda öncü olmuştur. Genç Cumhuriyet’in çalışma azmi, üretim heyecânı ve aydınlık istikbâl tasavvurunda filizlenen topluluğumuz; sanâyileşmeyi vatan için üstlendiğimiz çok mühim bir mesûliyet olarak değerlendirmiştir. Vehbi Bey’in “Ülkem varsa ben de varım, demokrasi varsa hepimiz varız” şiârı yalnızca ferdî bir yaklaşımı değil; nesilden nesile taşınan bir vâzîfe anlayışını ifâde etmektedir” diye ekledi.
Ömer Koç: “Asıl başarıyı; memleketimizin sanâyi ve mühendislik birikimini güçlendirmekte, beşerî sermayeyi desteklemekte ve Türkiye’nin rekâbet gücünü ileriye taşımakta gördük.” Koç Topluluğu’nun geride bıraktığı ilk yüzyıl boyunca büyümeyi hiçbir zaman sâdece rakamlarla tarîf etmediğini vurgulayan Ömer Koç, “Bu anlayışla; geride bıraktığımız yüz yıl boyunca attığımız her adımda yatırımı ve istihdâmı müşterek refâhın unsurları olarak telâkki ettik. Büyümeyi hiçbir zaman sâdece rakamlarla tarîf etmedik. Asıl başarıyı; memleketimizin sanâyi ve mühendislik birikimini güçlendirmekte, beşerî sermayeyi desteklemekte ve Türkiye’nin rekâbet gücünü ileriye taşımakta gördük” diye konuştu.
Ömer Koç, Topluluğun sâdece iktisâdî anlamda değil; eğitim, kültür-sanat ve sağlık alanlarında da fayda sağlamayı öncelik addettiğini belirterek, “Kuşaklar boyunca inşâ edilen birikim neticesinde 60’ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışma arkadaşımızla faâliyet gösteren uluslararası bir topluluk hâline geldik. Bugün 155 ülkeye ihracat yapıyor, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 8’ini gerçekleştiriyoruz. Koç Holding olarak Fortune Global 500’de yer alan tek Türk şirketi olma başarısını sürdürüyoruz. Otomotivden enerjiye, dayanıklı tüketimden finans ve turizme kadar pek çok sektörde katma değer sağlıyor, hizmet veriyor ve mühendislik kapasitemizi geliştiriyoruz. Hangi coğrafyada faâliyet gösterirsek gösterelim, dâimâ memleketimize karşı duyduğumuz mesûliyetin ve bayrağımızı dünyânın dört bir yanında dalgalandırmanın şevkiyle hareket ediyoruz. Hangi alanda çalışırsak çalışalım; işimizi dâimâ ülkemize kalıcı değer üretme hedefiyle yürütüyoruz. Sâdece iktisâdî anlamda değil; eğitim, kültür-sanat ve sağlık alanlarında da fayda sağlamayı öncelik addediyoruz” dedi.
Ömer Koç: “İkinci yüzyılımızda da aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgisiyle yolumuza devâm edeceğiz.” İkinci yüzyıllarına aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgisiyle yürümeye devâm edeceklerini belirten Ömer Koç, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “İkinci asrımıza adım atarken; genç nüfusumuzun girişimcilik kâbiliyetinden, sanâyi tecrübemizin ve yetişmiş insan kaynağımızın ülkemizi çok daha ileriye taşıyacağına eminiz. Koç Topluluğu olarak; ilk yüzyılımızı büyük bir gayret ve kararlılık duygusuyla geride bıraktık. Bundan sonra da Büyük Atatürk’ün açtığı medeniyet yolunda lâik cumhuriyetin değerlerine sâhip çıkarak aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgisiyle yolumuza devâm edeceğiz. Çok iyi biliyoruz ki; elde ettiğimiz başarılar, emekleri ve bağlılıklarıyla topluluğumuza güç veren çalışma arkadaşlarımızın, bayilerimizin ve iş ortaklarımızın sâyesinde mümkün oldu. Kendilerine ve ayrıca bize bir asırdır teveccüh gösteren milletimize ve desteklerini esirgemeyen devletimize müteşekkiriz.”
Davette Ömer Koç’un ardından konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Koç Topluluğu’nun hikayesi Cumhuriyet’imizin ekonomik kalkınma serüveniyle kesişen, örtüşen bir hikayedir. Ankara’nın köklü ticaret kültürü ahilik geleneğinden beslenen iş ahlakı ve girişimcilik anlayışı içinde filizlenen bu yolculuk zamanla ülkemizin en büyük sanayi ve hizmet topluluklarından birine dönüşmüştür. Merhum Vehbi Koç’un henüz genç yaşlarda Ankara’da başladığı ticaret hayatı çalışkanlık, dürüstlük ve ileri görüşlülük temelinde yükselmiş ortaya koyduğu vizyon nesiller boyunca taşınan güçlü bir kurumsal yapının temelini oluşturmuştur. Topluluğun tarihine bakıldığında Türkiye’nin sanayileşme yolculuğunun birçok önemli durağında izlerini görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.