TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, parlamento muhabirleriyle TBMM Tören Salonu’nda bir araya gelerek, 27. Dönem değerlendirme toplantısı düzenledi.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop, 27’nci Yasama Dönemi’nin tamamında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 2 bin 2 yasama dokunulmazlığı tezkeresi gönderildiğini bildirdi.
Şentop, 27’nci Yasama Dönemi’ne ilişkin değerlendirme toplantısı yaptı.
Yeni yasama dönemindeki temsilcilerin 14 Mayıs’ta belirleneceğini ifade eden Şentop, yaklaşık 4 yıldır büyük bir onurla yürüttüğü TBMM Başkanlığı görevinin de sona ereceğini anımsattı.
27’nci Yasama Dönemi’nin çeşitli açılardan önceki dönemlerden farklı olduğunu dile getiren Şentop, Meclisin daha önce benzerine rastlanmayan sınamalara maruz kaldığını, tarihin akışı içinde müstesna dönüm noktalarına tanıklık ettiğini söyledi.
Meclisin, çalışmalarının önemli bir kısmını tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınının etkisi altında yürüttüğünü belirten Şentop, “Meclisimizin, alınan kapsamlı tedbirler sayesinde tüm dünyayı etkileyen bu büyük sınama karşısında faaliyetlerini aksatmadan yürütmeyi başarması, son derece memnuniyet vericidir.” dedi.
Şentop, Rusya ile Ukrayna arasında baş gösteren savaşın başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm dünyayı etkilediğini hatırlatarak, “Türkiye bu süreçte bir barış gücü olarak çalışmış, başta tahıl koridoru ve esir takası olmak üzere farklı alanlardaki çalışmaları somut neticeler vermiştir. Türkiye’nin savaşın sonlanması noktasında ortaya koyduğu gayretler, sizlerin de takip ettiğiniz üzere devam etmektedir.” diye konuştu.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin Türkiye’yi tarifi olmayan derin bir acıyla sarstığını ifade eden Şentop, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara şifa diledi.
Devletin ve milletin yaraları sarmak için elbirliğiyle çalıştığının altını çizen Şentop, TBMM’nin de bu süreçte önemli çalışmalar yürüttüğünü, deprem bölgelerindeki bütün vatandaşların sorunları çözülene kadar çalışmaların kararlılıkla devam edeceğini kaydetti.
TBMM Başkanı Şentop, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk döneminin de 27. Yasama Dönemi’nde olduğunu anlatarak, “27’nci Yasama Dönemi’nin tamamında milletvekillerimiz tarafından verilen 82 bin 794 yazılı soru önergesi ile Meclis Başkanlığına sunulan 7 bin 399 Meclis araştırması önergesi 27’nci döneme, ‘TBMM Başkanlığına en fazla yazılı soru önergesi ile Meclis Araştırması önergesi sunulan yasama dönemi’ özelliğini kazandırmıştır.” ifadelerini kullandı.
27’nci Yasama Dönemi’nde TBMM Başkanlığına, 437’si 6’ncı yasama yılında olmak üzere toplam 5 bin 97 kanun teklifi sunulduğunu bildiren Şentop, bu sayının önceki dönemler içinde Başkanlığa sunulan kanun tasarı ve tekliflerinin toplam sayısından fazla olduğunu aktardı.
Meclisin 27’nci dönemde yasama ve denetim alanında yoğun ve kapsamlı çalışmalara imza attığını vurgulayan Mustafa Şentop, şöyle devam etti:
“Bu kapsamda 1 Ekim 2022 tarihinde başlayan 6’ncı yasama yılında TBMM Genel Kurulunda 87 birleşim ve 376 oturum gerçekleştirilmiş; 606 saat 36 dakika çalışma yapılmış ve 26 bin 239 sayfa tutanak tutulmuştur. Aynı yıl içinde ihtisas ve Meclis araştırması komisyonlarında ise 138 toplantı ve 279 oturum gerçekleştirilmiş, 777 saat 2 dakika çalışılmış ve 29 bin 93 sayfa tutanak tutulmuştur. 6’ncı yasama yılıyla birlikte 27’nci Yasama Dönemi’nin tamamına bakıldığında bu sayılar, TBMM Genel Kurulu çalışmaları açısından 537 birleşim, 2 bin 345 oturum, 3 bin 887 saat 53 dakika çalışma ve 169 bin 778 sayfa tutanak şeklinde, ihtisas ve Meclis araştırması komisyonlarının çalışmaları açısından ise 991 toplantı, 1744 oturum, 4 bin 565 saat 23 dakika çalışma ve 131 bin 19 sayfa tutanak şeklinde kendini göstermektedir.”
Yoğun çalışmalar sonucunda Meclisin çeşitli konularda vatandaşların ihtiyaç duyduğu yüzlerce yasal düzenlemeye ve TBMM kararına yürürlük kazandırdığını aktaran Şentop, “Meclisimiz 37’si 6’ncı yasama yılında olmak üzere 27’nci Yasama Dönemi içinde toplam 310 kanun kabul etmiş ve yine bu dönemde toplam 184 Meclis kararına yürürlük kazandırmıştır.” bilgisini verdi.
Şentop, bu dönemde Başkanlığın aldığı inisiyatifle, siyasi partiler arasında gerçekleşen uzlaşıdan dolayı uluslararası meselelerde daha önce bildiri şeklinde gösterilen iradelerin, “Meclis kararı” şeklinde ortaya konulmasına başlandığını belirterek, şöyle devam etti:
“Bu kapsamda 27’nci dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi ile Senatosunun 2019 yılında sözde Ermeni soykırımı hakkında aldığı kararların kınanması, reddedilmesi ve yok hükmünde sayılması, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un İslam karşıtı açıklamalarının telin ve teşhir edilmesi ve ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarına ilişkin 24 Nisan 2021 tarihli açıklamasının kınanması, reddedilmesi ve yok hükmünde sayılması konularındaki Başkanlık tezkerelerini kabul ederek Meclis kararları almıştır. Bu kararlar Resmi Gazete’de yayımlanmış ve böylece bahsi geçen konularda Gazi Meclisimizin sergilediği duruşa daha sağlam bir hukuki temel kazandırılmıştır. Şüphesiz bu gelişme Meclisimizin dış politika alanında, yeni dönemde, karar şeklindeki hukuki tasarruflar aracılığıyla daha etkin bir konum üstlendiğinin göstergesidir.”
27’nci dönemin tamamında 15 araştırma komisyonu kurulduğunu ifade eden Şentop, bu komisyonlardan 12’sinin hazırladığı raporların Genel Kurulda görüşüldüğünü söyledi.
TBMM Başkanı Şentop, 27’nci dönemde Meclisin, yasama ve denetim alanında sergilediği çalışmalara rağmen “yeni hükümet sistemi döneminde işlevsizleştiği, etkinliğinin azaldığı” yönünde haksız eleştiriye maruz kaldığını belirten Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Objektif bir veriye, bu kapsamda Meclisin en temel faaliyet alanları olan yasama ve denetim konularında parlamenter hükümet sistemi ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sağlıklı bir mukayesesine dayanmayan bu eleştirinin, ‘Meclisin belirli siyasi partilerin arzuları doğrultusunda karar almaması’ şeklinde özetlenebilecek salt siyasi bir temele sahip bulunduğunu üzülerek görmekteyim. Zira uygulamada Meclisimiz, 27’nci Yasama Dönemi boyunca hem yasama hem de denetim alanında son derece verimli çalışmalar yürütmesine rağmen, bazı siyasetçilerin Meclisimizin etkinliğinin azaldığı yönündeki ısrarlı iddialarının tek bir izahı olabilir; o da bu dönem Mecliste alınan kararların, söz konusu siyasetçilerin istedikleri yönde alınmamış olmasıdır. Parlamentoda mlilletin verdiği temsil gücünden fazlasına sahip olmayı istemek, bu olmadığında yani sayınızın yetersizliği sebebiyle kararların isteğiniz doğrultusunda alınmasını temin edemediğinizde de Meclisimizi etkili olmamakla itham etmek, ancak ya dünyada parlamentoların genel işleyiş şeklini bilmemekle ya da kendi arzunuzla örtüşmeyen Meclis çalışmalarını görmezden gelmekle mümkün olabilecektir. Ne yazık ki her iki olasılığın da hakla, hakikatle, insaf ve hakkaniyetle bağdaşır bir yönü bulunmamaktadır.”
Meclisin etkinliğinin azaldığı eleştirisinin dayanaklarından birinin Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlara yöneltilmiş soru önergelerinin cevaplanma oranları olduğunu aktaran Şentop, 27’nci dönemin tamamında milletvekilleri tarafından verilen soru önergelerinin muhataplarınca cevaplandırılma oranının yüzde 65,4 olduğunu kaydetti.
Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hemen öncesinde, parlamenter hükümet sisteminin geçerli olduğu 24 ve 26’ncı dönemlerde soru önergelerinin cevaplandırılma oranlarının ise sırasıyla yüzde 60,3 ve yüzde 45,4 olduğuna dikkati çekti. Şentop, “Bununla birlikte milletvekillerimizin denetim görevi kapsamında Cumhurbaşkanı yardımcısı ile bakanlara yönelttiği soru önergelerinin cevaplandırılması açısından, her ne kadar önceki dönemlerden yüksek olsa da yüzde 65,4 oranını kafi görmek elbette mümkün değildir. Şüphesiz bu konuda olması gereken, soru önergelerinin tamamının süresi içerisinde ve yeterli içerikle cevaplandırılmasıdır.” değerlendirmesini yaptı.
Şentop, bunu temin için TBMM Başkanlığı olarak bakanlıklara 6 ayda bir gönderilen yazılarla hatırlatmada bulunulduğunu açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili yaptığı değerlendirmelerin yeni hükümet sisteminin kusursuz olduğu ve her yönüyle mükemmel işlediği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini ifade eden Şentop, “Ancak şurası açıktır ki, birçok kişinin ısrarla iddia ettiğinin aksine, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde hem yürütme hem de yasama önceki dönemlere nazaran daha istikrarlı ve verimli şekilde çalışmalarını sürdürmüştür. Bu noktada Meclisin yetkilerinin ve etkinliğinin parlamenter hükümet sistemi döneminde çok daha fazla olduğu yönündeki argümanların nazari ve pratik veriler karşısında bir temeli bulunmamaktadır.” dedi.
Yeni sistemin tam anlamıyla yerleşmesi ve sağlıklı bir şekilde işlemesinin temini için atılacak adımlar bulunduğunu, bu kapsamda yeni bir Meclis İçtüzüğü hazırlanması gerektiğini söyleyen Şentop, 28’inci Yasama Dönemi’nde yeni bir içtüzüğün uzlaşıyla yürürlüğe koyulabilmesini temenni ettiğini belirtti.
Türkiye’nin yeni bir anayasaya duyduğu ihtiyacın altını tekrar çizmek istediğini vurgulayan Şentop, “Zira demokrasi tarihimiz, askeri darbe kavramı ile hiçbir şekilde ilgisi bulunmayan, tamamını milletimizin meşru temsilcilerinin hazırladığı yeni ve sivil bir anayasayı her şeyden çok hak etmektedir.” ifadelerini kullandı.
Mustafa Şentop, 27’nci yasama dönemi içinde makul sınırlar dahilinde olduğu kabul edilemeyecek derecede fazla sayıda dokunulmazlık tezkeresinin TBMM Başkanlığına ulaştığını aktararak, şöyle konuştu:
“6’ncı yasama yılındaki 247 yeni tezkereyle birlikte 27’nci dönemin tamamında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen yasama dokunulmazlığı tezkerelerinin sayısı, maalesef 2 bin 2’ye ulaşmıştır. Bir yasama dönemi içerisinde milletvekillerimiz hakkında 2 bin gibi yüksek bir sayıda dokunulmazlık tezkeresinin hazırlanmış olmasını, özellikle bu tezkereler kapsamında azımsanamayacak ölçüde terör örgütü üyeliği, terör örgütü yöneticiliği, terör örgütüne yardım, terör örgütü propagandası yapmak gibi suçlara ilişkin dosyalar bulunmasını, Gazi Meclisimizin mehabeti ve saygınlığıyla bağdaştırabilmenin mümkün olmadığı açıktır.”
Yasama dokunulmazlığı kurumunun, suç isnatlarının soruşturulmasını engellemek için değil, milletvekillerinin yasama çalışmalarından alıkonulmalarını temin ederek Meclisin işleyişini korumak amacıyla ihdas edildiğini anlatan Şentop, “Yeni anayasa için yapılacak çalışmalarda, yasama dokunulmazlığı konusunun yeniden ele alınmasının, bu kapsamda milletvekillerinin özgürlüklerinden ve dolayısıyla Meclis çalışmalarından alıkonulmamalarının güvence altına alınarak, haklarındaki suç iddialarıyla ilgili maddi gerçeğin araştırılmasını mümkün kılacak bir formülün değerlendirilmesinin faydalı olacağı kanaatindeyim.” değerlendirmesinde bulundu.
Meclisin, 27’nci Yasama Dönemi’ni yoğun ve verimli çalışmalarla tamamladığını görmenin mutluluk verici olduğunu ifade eden Şentop, Gazi Meclisin 14 Mayıs’taki seçimlerden sonra aynı azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdüreceğine, tam bağımsız, demokratik, yeniden büyük ve güçlü Türkiye idealinin gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak adımları atmaya devam edeceğine inancının tam olduğunu kaydetti.
Şentop, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Aşık Veysel’in ifadesiyle, hepimiz menzile varmak için ‘İki kapılı bir handa yürüyoruz gündüz gece’. Asıl olan o yürüyüşte Hakk’ın takdirini kazanmak, milletin emanetlerini eksiltmeden, artırarak taşıyabilmiş olmaktır. Bu onurlu görevim süresince gerek bu mukaddes çatı altında gerek memleketin her köşesinde ve gerekse başka ülkelerin parlamentolarıyla ilişkilerde ülkemin ve milletimin çıkarları en büyük motivasyon kaynağım olmuştur. Bütün bu çalışmalar süresince gördüğüm gerçek şudur: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluş felsefesi doğrultusunda dünyanın en güçlü devletleri arasında yerini almıştır ve dünyanın en hakkaniyetli ve itibarlı devletidir.”
Şentop, Meclis’te düzenlediği basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin partileri ittifaklarla seçime girmeyi zorunlu kıldığı dile getirilerek, bunun arzu edilen bir tablo olup olmadığına yönelik soru üzerine Şentop, hükümet sistemi değişikliklerinin birçok ülkede farklı şartlarda yapıldığını ve bir geçiş döneminin öngörüldüğünü ancak Türkiye’de bir gün parlamenter hükümet sisteminin tamamlanıp ertesi gün Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne başlandığını hatırlattı.
Sistemin bütün kurum ve kurallarıyla yerine oturabilmesi için biraz süreye ihtiyaç olduğunu belirten Şentop, aradan geçen 5 yıllık sürenin böyle bir dönem olduğunu söyledi.
Gelecek dönemde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin daha da yerli yerine oturacağını kaydeden Şentop, “Sistem üzerindeki değişiklik konuları, anayasal düzeyde tartışılabilir, konuşulabilir. Bence ona ihtiyaç olmadan da birçok konu çözülebilecek noktada.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yarı başkanlık mı yoksa tam başkanlık mı olarak tanımladığının sorulması üzerine Şentop, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi başkanlık sistemidir, bunda bir tereddüt yok.” yanıtını verdi.
Başkanlık sisteminin daha çok bilinen modelinin ABD’deki model olduğunu belirten Şentop, “Farklı ülkelerde farklı başkanlık sistemi modelleri var. Onun için tek bir başkanlık sisteminden değil başkanlık sistemlerinden söz edilir.” diye konuştu.
Yasamanın ayrı, yürütmenin ayrı bir oyla belirlenmesi durumunda başkanlık sisteminden bahsedilebileceğini anlatan Şentop, “Vatandaşın yürütmeyi doğrudan seçmesi bağlamında başkanlık sistemi daha demokratik bir sistemdir.” dedi.
TBMM Başkanı Şentop, kamuoyundaki tartışmalara bakıldığında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde anayasal düzeyde değişikliği gerektirecek bir husus olmadığını ifade etti.
Gelecek dönemde yasama çoğunluğu ile yürütmenin aynı ittifaktan olmaması durumunda sistemin nasıl işleyeceğine ilişkin soruya Şentop, “Bu tür hükümet sistemleri hazırlanırken farklı senaryolar dikkate alınarak düzenlemeler yapılır. Böyle bir şey olursa ki ben ihtimal vermiyorum sistemin iyi işleyeceği kanaatindeyim.” karşılığını verdi.
Seçim öncesi ittifakların, koalisyondan farklı bir şey olduğunu vurgulayan Şentop, “Bu sistem, nasıl birtakım uzlaşmalar, ittifaklar meydana getirmişse daha sonraki süreçlerde de parlamento ve yürütme kompozisyonlarına göre işleyebilecek bir mekanizmayı ortaya koyar. Bunda bir tereddüdüm yok.” görüşünü paylaştı.
Bir gazetecinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmelerini hatırlatarak “Seçimle iktidar değişikliği olasılığı için ‘darbe girişimi’ ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki sorusuna Şentop, “Bahsettiğiniz arkadaşlarımız tecrübeli arkadaşlarımız. Bunların söylediği sözleri benim yorumlamam doğru değil. Seçim seçimdir, darbe ve müdahaleler müdahaledir.” yanıtını verdi.
Seçim kampanyaları kapsamındaki siyasi söylemlerin bütün taraflar bakımından değerlendirilmesi gerektiğini ancak öyle olmadığını söyleyen Şentop, herkesin yanında yer aldığı siyasinin sözlerini yumuşatarak, karşısındaki siyasilerin açıklamalarını abartarak değerlendirdiğini dile getirdi.
Türkiye dışında da birçok ülkenin siyasetçileri ve kurumlarının görüş belirttiğine işaret eden Şentop, “Bunun sebebi 20 yıldan uzun bir zamandır Türkiye’nin bilhassa uluslararası alanda kazanmış olduğu güç ve itibardır. Tam bağımsız karar alabilme yeteneğidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bundan memnun olmayan bazı çevrelerin olduğunu dile getiren Şentop, “Böyle bir ortamda seçime giderken, seçim tartışmalarını sadece Türkiye’nin kendi iç politikasıyla ilgili değil, Türkiye’nin tam bağımsız, etkili, itibarlı duruşunu teyit ve takviye edici bir yönde mi gidilecek yoksa bazı uluslararası odakların yaptığı açıklamalar çerçevesinde Türkiye daha kolay ikna edilebilir, belli yola sevk edilebilir, yönetilebilir, yönlendirilebilir, kontrol edilebilir ülke haline mi gelecek tartışması bağlamına taşınması normaldir.” diye konuştu.
TBMM Başkanı Şentop, “Seçim sonuçlarına yönelik birtakım ithamlar veya tavsifler olarak değil de seçim kampanyası döneminde tarafların yapmış oldukları açıklamalar bağlamında değerlendirmek lazım. Ben hiçbir siyasetçinin, hiçbir hukukçunun seçimlere yönelik böyle bir kasıtla açıklama yapacağı kanaatinde değilim.” görüşünü paylaştı.
Son TBMM Yeni Yasama Yılı Resepsiyonu’nda yüksek yargı, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi ile yürütme temsilinin olmadığı dile getirilerek, o gün ne düşündüğü sorulan Şentop, “Uzun bir süre salgın dolayısıyla Meclis’te resepsiyonların ertelendiği, yapılmadığı bir dönemdi. Arkasından da resepsiyon gibi törenleri yapıp yapmama konusunda tereddüt yaşamıştık. Burada herhangi bir sorun görmüyorum. Son yasama yılı olması itibarıyla daha çok Meclis personeli arkadaşlarımızın katılacağı bir beklenti içindeydik. Burada bir sorun yok. TBMM’nin saygınlığına, kurumsal itibarına gölge düşürecek hiç kimse olamaz Türkiye’de. Böyle bir niyet içerisinde olan kimse de olamaz. Böyle bir niyet içerisinde olan da kendi itibarına zarar verir.” karşılığını verdi.
“HDP’nin de içinde olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini açıkladı. Bu desteği nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Şentop, “Seçimle ilgili her şey konuşulur, tartışılır ama hiçbir seçim galibiyeti tam bağımsız Türkiye idealinden önemli değil.” dedi.
Bölgede Rusya-Ukrayna savaşı gibi önemli gelişmelerin yaşandığını, Avrupa’nın içinde bulunduğu durumun ve Çin ile ilgili gelişmelerin hem dünya ekonomisi hem de uluslararası siyaset açısından önemli olduğunu beliren Şentop, bu durumun Türkiye’yi merkezi bir yere koyduğunu ifade etti.
“Dünyanın coğrafyası dikkate alındığında en önemli uluslararası akupunktur noktalarının Türkiye’de olduğunun ifade edildiğini” aktaran Şentop, “Hakikaten böyle. Bütün dünyanın sağlığı veya hastalığıyla ilgili kritik noktalar Türkiye üzerinde. Bu bakımdan Türkiye’nin pozisyonu ve tutumu çok önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Bunu anlamakta zorlanan birçok yerli ve yabancı siyasetçinin bulunduğunu dile getiren Şentop, dünyada ve bölgede olan biteni birbirinden kopuk olaylar olarak algılayan bir zihniyetin yer aldığını anlattı.
Türkiye’nin, yalnızca milli menfaatlerini esas alan ve tam bağımsız politikalar belirleyen yaklaşımının, dünyanın ve bölgenin geleceği bakımından önemli olduğuna dikkati çeken Şentop, “Etrafımızdaki gelişmeleri; Rusya-Ukrayna savaşı, Adalar denizi, Doğu Akdeniz, Suriye, Irak ve İran bağlamında Kafkasya’da yaşanan gelişmeleri topluca bilmek, değerlendirmek lazım.” şeklinde konuştu.
Terör örgütüyle mücadelenin önemli bir safhasına gelindiğini vurgulayan Şentop, şöyle devam etti:
“Türkiye artık terör örgütü mensuplarının bulunduğu her yerde onlara gerekli müdahaleyi yapabilir hale geldi. Bu anlamda savunma sanayi alanındaki gelişmelerin de kıymetini bilmemiz lazım. Türkiye’nin bu tam bağımsız politikalar izleyebilmesinin arkasında savunma sanayisi ve teknoloji alanındaki yerli ve milli hamlelerinin büyük payı var. Bugün Türkiye, terör örgütü mensuplarını kendilerine kucak açan ülkelerin görevlilerinin kucağındayken bile vurabilir, imha edebilir hale geldi. Bu, büyük bir başarı. Bütün milletimiz bunu gururla, iftiharla takip ediyor. Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’yi kuşatmaya çalışan bir yapı var. Türkiye buradaki planı sınır ötesi harekatlarıyla bozdu. Beklenen şey şu: ‘Türkiye sınır ötesi harekatlar gerektiğinde teröre karşı ve teröriste karşı mücadele yapmamalı, mümkünse o bölgeyle ilgisini, ilişkisini kesmeli.’ ‘Ne işimiz var bizim sınır ötesinde?’ diyenler bilerek veya bilmeyerek bu plana yeşil ışık yakıyorlar. Bütün ittifakları, süreçleri bu bağlamda değerlendirmek lazım. Türkiye kuşatılmaya müsaade etmeyecek. Türkiye bilhassa güneyinde ve Suriye’de oluşturulmaya çalışılan senaryonun gerçekleşmesine müsaade etmemeli ve etmeyecek. 20 yıldır devam eden süreç, bir film şeridi gibi değerlendirilmeli. Türkiye’nin istikametinin, kararlılığın ne olduğu görülmeli. Bunu bozabilecek, değiştirebilecek bir sonuca milletimiz müsaade etmez. Bundan eminim.”
Seçim sonuçlarına ilişkin soru üzerine Şentop, Anayasa ve İçtüzüğe göre Meclis Başkanı ve başkanvekilleri için sınırlama getirildiğini söyledi.
Anket şirketlerinin verileriyle dolaşanların olduğuna değinen Şentop, bu verilere itibar etmediğini, bu şirketlerin bir kısmının siyasi propaganda aracı olarak kullanıldığını kaydetti.
Türkiye’de iki tür seçim başarısının olduğunu, bunun anketlerde seçim kazananlar ve sandıkta kazananlar olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Şentop, “Memleketi ankette kazananlar değil sandıkta kazananlar yönetiyor. Seçime kalan süre kısaldıkça anketlerde kendi itibarını önemseyenler yavaş yavaş makul noktaya doğru gelmeye başlıyorlar. Türkiye’nin bir yürüyüşü var. Bu yürüyüşü bir film şeridi gibi düşündüğümüzde Türkiye bir istikamete doğru gidiyor. Milletimiz bu istikameti görmüş, desteklemiş, bugüne kadar getirmiş.” dedi.
Türkiye’de de sorunların olduğunu ancak bu sorunlara takılıp kalındığında büyük resmin kaybedileceğini belirten Şentop, Türkiye’nin bu yürüyüşünün devam edeceğini dile getirdi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye idealinin ne olduğunun sorulması halinde buna “Teknofest, Mavi Vatan, Kızılelma, Kaan” olacağı cevabının verilebileceğini vurgulayan Şentop, şunları kaydetti:
“Bu anlamda, uluslararası ilişkiler anlamında tam bağımsız, güçlü, yeniden büyük Türkiye ideali. Hayatı süresince de bunun için mücadele etti. Benim kanaatim, bu seçim demokratik olgunlukla gerçekleşecek. Seçim öncesi herkes konuşuyor. Nihayetinde bu olgunlukla milletimiz Türkiye’nin bu büyük yürüyüşüne destek olarak karar verecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın tereddütsüz ve net şekilde ilk turda kazanacağı kanaatindeyim. Bugünkü tablonun değişmeyeceğini düşünüyorum. Meclis, yasama ve yürütme bakımından değişmeyeceği kanaatindeyim.”
TBMM Başkanı Mustafa Şentop, iki dönem görev yaptığını, elinden gelenin en iyisini yapmanın önemli olduğunu, kendisinin de bunu gerçekleştirdiğini düşündüğünü belirterek, “Geriye dönüp baktığımda bir eksiklik bırakmadığımı düşünüyorum.” dedi.
TBMM Başkanı Şentop, basın toplantısının ardından parlamento muhabirlerini, kendi kullandığı yerli otomobil Togg ile Meclis kampüsünde gezdirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Koç Holding Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı ve 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in “Küresel İş Ortağı” oldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum ile Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç ve Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu COP31 gündemiyle bir araya geldi. Görüşmede, Koç Holding’in COP31 “Küresel İş Ortağı” unvanıyla yürüteceği çalışmalar ile sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon ekseninde konferansa sunacağı katkılar değerlendirildi.
Murat Kurum: “COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, görüşmeye ilişkin değerlendirmesinde “Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31’de kamudan özel sektöre, finans dünyasından sivil topluma kadar tüm paydaşlarımızla güçlerimizi birleştirerek Türkiye’nin iklim eylemindeki kararlılığını dünyaya göstereceğiz. Bu kapsamda ülkemizin en köklü kuruluşlarından ve bu yıl 100. yaşını kutlayan Koç Topluluğu, Koç Holding şemsiyesi altında, COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ oldu. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ile görüşerek bu süreçte birlikte neler yapabileceğimizi ele aldık. COP31’de özel sektörün katkısını ve iş birliklerimizi önemsediğimizi; Koç Holding’in de bu sürece katkı sunacak olmasından duyduğumuz memnuniyeti aktardık. COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız. Hayırlı olsun” dedi.
Ali Y. Koç: “Ülkemizin iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat”
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasından memnuniyet duyduklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Koç Topluluğu olarak 100 yıldır ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenle yatırım yapıyor, üretiyor, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya katkı sağlıyoruz. İlk yüzyılımızda müşterilerimizden hissedarlarımıza, bayilerimizden iş ortaklarımıza kadar tüm paydaşlarımızla birlikte büyüdük, geliştik. Topluluğumuzun 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda sürdürülebilirlik yolculuğumuzda da iş ortaklarımızı gerekli dönüşüm için teşvik edecek, daima olduğu gibi omuz omuza ilerleyeceğiz. İkinci yüzyılımıza adım attığımız bu anlamlı dönemde, dünyanın en önemli iklim platformlarından COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ olarak ülkemizin temsiline güçlü şekilde katkı sunmaktan gurur ve memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapmasını, iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.”
İklim değişikliğiyle mücadelenin çok boyutlu bir dönüşüm olduğuna dikkat çeken Ali Y. Koç, “İş dünyamızın iklim taahhütlerini somut ve ticari olarak uygulanabilir çözümlere dönüştürme gücüne sahip olduğuna inanıyoruz. İklim krizi; ciddi bir iş riski oluşturuyor, sanayinin rekabet gücünü ve geleceğini etkiliyor. Bu kapsamda da teknoloji ve inovasyon kapasitemizi güçlü bir şekilde kullanarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi stratejik öncelik olarak ele alıyoruz. 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteren, 155’ten fazla ülkeye ihracat yapan ve gelirlerinin %95’inden fazlasını enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finans gibi dönüşümün merkezinde yer alan sektörlerden elde eden bir Topluluk olarak, ülkemizin iklim hedeflerine ulaşmasında önemli bir etki gücümüz bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Temiz enerji, elektrifikasyon, enerji ve kaynak verimliliği, iklim teknolojileri, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir finansman alanlarında yatırımlarını uzun yıllardır kesintisiz olarak sürdürdüklerini kaydeden Ali Y. Koç, “COP31’in bu çalışmalarımızı paylaşmanın yanı sıra ülkemizden ve dünyadan paydaşlarla yeni iş birlikleri geliştirebileceğimiz son derece değerli bir platform olacağına inanıyoruz” dedi.
Koç Holding ve bağlı şirketleri, küresel iklim gündemi kapsamındaki en önemli buluşma sayılan COP31’in master ortakları arasında yer alacak. Küresel iklim taahhütlerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak somut uygulamaların öne çıktığı bir dönemde Koç Holding, 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda Topluluk şirketleriyle birlikte iklim çözümlerini somut iş sonuçlarına dönüştürme deneyimini ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulacak. Sektörel deneyimi, küresel pazarlara erişimi ve geniş ekosistemiyle Koç Holding; teknoloji, finans, stratejik ortaklıklar ve insan kaynağı konusundaki iyi uygulamalarıyla dönüşümü hızlandırma konusunda güçlü bir etki gücüne sahip.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi nedeniyle bulunduğu Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.