Kısa adı YÖK olan Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol ÖZVAR, YÖK Başkanlığındaki törende şunları söyledi:
Ödül töreni vesilesiyle sizlerle birarada olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Engellilik ve engelli birey kavramlarının aslında, toplumsal olarak engellenmiş, sınırlandırılmış bireylere işaret ettiği bilinciyle, “engelsiz üniversite ve erişilebilir kampüs” anlayışıyla, Yükseköğretim Kurulu olarak dezavantajlı öğrencilerimiz için bütün yükseköğretim kurumlarımızla işbirliği içinde çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
Erişilebilirlik kavramı, “herkesin, istediği her yere ve her hizmete, bağımsız ve güvenli olarak ulaşabilmesi ve bunları kullanabilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle, eğitimde fırsat eşitliğini her düzeyde sağlayabilmek adına attığımız adımların başında yükseköğretime girişte ve eğitim sürecinde yaşanan engelleri ortadan kaldırmak için “engelsiz erişim” ve “engelsiz eğitim” başlığı adı altında yürüttüğümüz çalışmalar gelmektedir.
Yükseköğretim sistemimizde bugün itibariyle öğrenci sayımız 7 milyona yaklaşmıştır. YÖKSİS verilerine göre farklı engel düzeylerindeki öğrencilerimizin sayısı ise 56 bin civarındadır. Bu sayı yükseköğretim sistemimizdeki öğrencilerin yaklaşık %0,8’ini teşkil etmektedir. Verilere göre, engelli öğrencilerimizin yaklaşık üçte biri kadınlardan oluşmaktadır. Kadın engelli öğrenciler erkek öğrencilere kıyasla daha fazla dezavantajla karşı karşıya kalmakta ve üniversiteye erişimde sorunlar yaşamaktadır. Ayrıca, engelli öğrencilerin yaklaşık yüzde 90’ı açıköğretim programı uygulayan üniversitelerimizi tercih etmektedir. Bu tercihin temel nedeni, yüz yüze eğitim programlarında ulaşım, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamamalarıdır. Özellikle engelli kadınlar, bu sorunlarla daha sık karşılaşmakta ve üniversiteye erişim noktasında daha fazla dezavantajlı bir konumda bulunmaktadır.
Bu veriler açıkça göstermektedir ki, toplumun tamamına katılım konusunda zorluk yaşayan engelli bireylerin üniversiteye erişimi, sunulan olanakların kısıtlı olması nedeniyle istenilen düzeyde gerçekleşememektedir. Toplumumuzun ilerlemeye ve gelişmeye devam etmesi ve engelli öğrencilerin üniversiteye erişimi için daha fazla destek ve fırsat sağlanmalı, engelsiz bir eğitim ortamı oluşturulmalıdır.
Erişilebilirlik standartlarına uygun kampüslerin yanı sıra, engelli öğrencilerin özel ihtiyaçlarına yönelik akademik destek ve kaynaklar da sağlanmalıdır. Bu sebeple, engelli bireylerin eğitim olanaklarından bütünüyle yararlanabilmeleri ve eğitime katılımlarını desteklemek amacıyla yapacağınız çalışmaların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Üniversitelerimizdeki engelleri kaldırabilmek için, yükseköğretim sistemimizdeki engelli öğrenci sayılarımızı ve onların engel durumlarını bilmek, buna göre önlemler almak, ve bu öğrencilerimize ulaşmak da üniversitelerimizin en önemli görevlerindendir. Üniversitelerimizin kendi bünyelerinde kurdukları koordinatörlükler ve çeşitli birimler ile erişilebilirliğe önem veren çalışmalar sürdürdüklerini görmekteyiz.
Üniversitelerimiz, toplumsal farkındalığı inşa eden ve geleceğe yönelik kapsayıcı bir eğitim ortamı oluşturma vizyonuyla hareket eden kurumlar olarak büyük bir özveriyle çalışmaktalar. Bugün, mekan erişilebilirliği konusunda birçok üniversitede önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, farklı engel gruplarındaki öğrenciler için eğitim ve program içeriklerinin erişilebilir olması için daha büyük bir çaba sarf etmemiz gerektiğinin farkındayız. Bu çabalarımız, eşitlik ve kapsayıcılık temelinde yükseköğretimde daha adil ve destekleyici bir ortamın oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.
Yükseköğretim Kurulu olarak bizler de, tüm öğrencilerimizin yükseköğretime erişimini önemsiyor, engelli öğrencilere engelsiz bir eğitim ve öğretim ortamı sunmak, sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla katılımlarını sağlamak için teşvik edici çalışmalar ve projeler geliştirmek için çabalıyoruz. Kampüslerimizin, dersliklerin ve diğer tesislerin tamamen erişilebilir olması doğrultusundaki çabalarınızı görüyor ve takdir ediyoruz. Rampa, asansör ve diğer uygun donanımlarla donatılmış bir çevre, engelli öğrencilerin eğitim hakkını tam anlamıyla kullanmalarını sağlayacaktır. Bununla birlikte, engelli öğrencilerin eğitim sürecinin desteklenmesi de hayati önem taşımaktadır. Özel ihtiyaçlara sahip öğrenciler için uygun akademik destek ve kaynaklar sağlanmalıdır. Öğretim materyalleri ve ders planları, engelli öğrencilerin ihtiyaçlarına uygun olarak düzenlenmeli ve erişilebilir olmalıdır. Aynı zamanda, engelli öğrencilerin katılımını teşvik etmek için kapsayıcı öğrenme yöntemleri ve alternatif değerlendirme yöntemleri kullanılmalıdır. Engelli öğrencilerin sosyal entegrasyonu için üniversitelerimiz, öğrenciler arasında birlikte çalışmayı, iletişimi ve dayanışmayı teşvik etmelidir. Engelli öğrencilerin sosyal etkinliklere ve kulüplere katılımlarını kolaylaştırmak için gerekli düzenlemeler yapılmalı ve farkındalık çalışmaları düzenlenmelidir. Böylece, engelli öğrenciler toplumun bir parçası olarak kendilerini kabul edilmiş ve desteklenmiş hissedeceklerdir.
Diğer konularda olduğu gibi erişilebilirlik konusunda da ülkemizin bilim üreten kurumları olarak üniversitelerimizden çok daha kapsamlı beklentilerimizin bulunduğunu ifade etmek isterim. Engelleri aşarak üniversiteye adım atan her bir öğrenci, toplumumuzun çeşitliliğini ve zenginliğini artırmaktadır. Dolayısıyla bu çaba yalnızca kampüslerimizle sınırlı kalmamalı; sosyolojiden mimarlığa, şehir ve bölge planlamasından yazılım mühendisliğine kadar bünyelerinizde bulunan bütün alanlarda yapacağınız çalışmalarla ve geliştireceğiniz projelerde, engelli öğrencilerimiz başta olmak üzere bütün engelli vatandaşlarımızın toplumsal hayata katılımını kolaylaştıracak katkılar sunmanızı bir temenniden ziyade ödev olarak sizlerden beklediğimizi belirtmek isterim.
Yükseköğretim Kurulu olarak biz devletimizin bütün kurumlarıyla sizlere bu konuda destek vermeye hazırız. Bununla birlikte, üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde çağın sunduğu teknolojinin bütün imkanlarından da faydalanarak Ar-Ge, Ür-Ge faaliyetlerinizde engelli vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına öncelik vererek daha somut, çözüm odaklı ve ulusal düzeyi aşacak başarılara imza atmanızı diliyoruz.
Yükseköğretim kurumlarının her bir engelli öğrencimizin özgül ihtiyacı doğrultusunda uygulamalar ve imkanlar sunması önem arz etmektedir. Engelli öğrencilerimizin eğitimlerinin kesintisiz olarak sürdürülmesi kadar önemli olan bir diğer görevimiz de, onların sosyal ve kültürel faaliyetlere katılımlarını desteklemektir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için gerekli uyarlamaların, alt yapının ve donanımların sağlanması ve üniversitelerimizde engelsiz bir ekosistemin oluşturulmasını teşvik etmek üzere 2018 yılından bu yana Engelsiz Üniversite Ödülleri vermekteyiz. Gerek bu ödüllerin gerekse de yükseköğretim kurumlarımız tarafından gerçekleştirilen çalışmaların engelli bireylerin yükseköğretime tam, etkin ve eşit katılımını sağlamasına sunduğu katkılar bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir.
Malumunuz olduğu üzere, Engelsiz Üniversite Ödülleri, “Engelsiz Üniversite Bayrakları” ve “Engelsiz Program Nişanları” olmak üzere iki alanda verilmektedir.
Engelsiz Üniversite Bayrakları, Mekanda Erişilebilirlik (Turuncu Bayrak), Eğitimde Erişilebilirlik (Yeşil Bayrak) ve Sosyo-Kültürel Faaliyetlerde Erişilebilirlik (Mavi Bayrak) olmak üzere üç kategoride verilmektedir.
Engelsiz Program Nişanı ise, farklı engel gruplarına erişilebilirlik sağlayan üniversitelerin ilgili programlarına verilmektedir.
ENGELSİZ ÜNİVERSİTE ÖDÜLLERİ’nin değerlendirme sonuçlarını açıklamadan önce Engelsiz Üniversite Ödülleri için başvuru yapan tüm üniversitelerimizi, bu konudaki duyarlılıkları ve gayretlerinden dolayı gönülden tebrik ediyorum. Engelsiz üniversite bayraklarının ve nişanlarının alınmasına katkı sağlayan üniversitelerimizdeki görevli tüm akademik ve idari personele teşekkürlerimi sunuyorum. Verilecek tüm ödüllerin sizleri bu konuda motive edeceğine inanarak, gelecekte gerçekleştireceğiniz birçok değerli çalışma ve işbirliğine teşvik edeceğini temenni ediyorum.
Bunun yanısıra, engelsiz eğitim ortamının oluşturulmasında tüm süreçlere sağladıkları katkılar için Yükseköğretim Kurulu Engelli Öğrenci Çalışma Grubumuzun değerli üyelerine, panellerimizdeki değerlendirmelere destek veren değerli panelistlerimize de Yükseköğretim Kurulumuz adına teşekkürlerimi sunuyorum.
Şimdi sizlerle değerlendirme sonuçlarını paylaşıyorum:
Bu yıl Engelsiz Üniversite Ödülleri için 97 üniversitemizden toplam bin 91 başvuru yapılmıştır. 47 panelist tarafından yapılan değerlendirme sonuçlarına göre 56 üniversite toplam 295 bayrak almaya hak kazanmıştır. Bu bayraklardan 152’si mekanda erişilebirliğe verilen “turuncu bayrak”, 92’si eğitimde erişilebilirliğe verilen “yeşil bayrak” ve 51’i de Sosyo-kültürel faaliyetlerde erişilebilirliğe verilen “mavi bayrak” olmuştur.
Bayrak alma hususunda öne çıkan ilk 20 üniversitemizi de duyurmak isterim. Selçuk Üniversitesi 37 bayrakla ilk sırada yer alırken, Aksaray Üniversitesi 23 bayrakla ikinci sırada yerini almıştır. Mersin Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi ise her ikisi de 20 bayrakla üçüncü sırayı paylaşmaktadır. Bu sıralamada diğer üniversitelerin başarıları da dikkat çekicidir: Bartın Üniversitesi 16 bayrakla dördüncü, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi 11 bayrakla beşinci ve Anadolu Üniversitesi 10 bayrakla altıncı sırada yer almaktadır. Sıralamaya devam edecek olursak; Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi 9 bayrakla yedinci, Ege Üniversitesi de 9 bayrakla sekizinci sırada yer almaktadır.
Yozgat Bozok Üniversitesi, Uşak Üniversitesi ve TED Üniversitesi ise her biri 8 bayrakla dokuzuncu sırayı paylaşmaktadır. Bu başarılı üniversitelerin yanı sıra Marmara Üniversitesi 7 bayrakla onuncu, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi de 7 bayrakla on birinci sırayı elde etmiştir. Kastamonu Üniversitesi 6 bayrakla on ikinci, İstanbul Üniversitesi de 6 bayrakla on üçüncü sırada yer alırken, Sakarya Üniversitesi 5 bayrakla on dördüncü sırayı elde etmiştir. Necmettin Erbakan Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi ise her ikisi de 5 bayrakla on beşinci sırayı paylaşmaktadır.
Çabalarından ve çalışmalarından dolayı engelsiz üniversite bayrak ödülüne hak kazanan 20 üniversitemizi tebrik ediyorum.
Engelsiz program nişanını ise toplamda 14 programla 4 üniversitemiz almıştır. Bu kapsamda, Dokuz Eylül Üniversitesi 9 nişana, Ege Üniversitesi 3 nişana, İzmir Demokrasi Üniversitesi ve İzmir Bakırçay Üniversitesi 1’er nişana sahip olmuştur.
Engelsiz Üniversite Ödülleri kapsamında bayrak ve program nişanı almaya hak kazanan bütün üniversitelerimizi bir kez daha kutluyorum. Ödülleri kazanan üniversite isimlerinin ayrıca web sitemizde kamuoyu ile paylaşılacağını da buradan duyurmak isterim.
Toplumsal farkındalığı inşa ederek engelleri aşmak ve dezavantajlı öğrencilerimize eğitimde fırsat eşitliği sağlamak hepimizin önceliğidir. Yükseköğretim kurumlarımızda faaliyet gösteren tüm birimlerin, daha kapsayıcı bir eğitim ortamı inşa etme konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğine olan güvenim tamdır. Üniversitelerimizde tüm öğrencilere eşit fırsatlar sunan bir gelecek inşa etmek için sizlerin bu özverili ve değerli çabalarınıza ihtiyacımız var.
Sözlerimi burada noktalarken, ödül almaya hak kazanan tüm üniversiteleri bir kez daha tebrik ediyor, şahsım ve Yükseköğretim Kurulu adına hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol ÖZVAR, konuşmasının akabinde ödül kazanan üniversitelere belgelerini takdim etti.
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.