Cumhurbaşkanı Erdoğan, “40 Yıl, 40 Eser” etkinliği kapsamında “Bir Şiir Bir Hayat/Sakarya Türküsü” Dijital Sergi Açılışı’nda yaptığı konuşmada, “Üstadın Türkiye sevdasını, büyük ve güçlü Türkiye idealini siyasetimizin merkezine biz onun tavsiyeleriyle yerleştirdik. Onun yücelttiklerini biz de her zaman baş tacı ettik. Onun reddettiklerini ise biz de elimizin tersiyle ittik” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Kültür Merkezi’nde şair, yazar ve mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek anısına düzenlenen, “40 Yıl, 40 Eser” etkinliği kapsamında “Bir Şiir Bir Hayat/Sakarya Türküsü” Dijital Sergi Açılışı’na katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda yaptığı konuşmasının başında katılımcıları selamlayarak etkinliğe katılmaktan dolayı bahtiyarlık duyduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dijital serginin başarılı geçmesini temenni ettiğini belirterek, üstat Necip Fazıl Kısakürek’in ebediyete irtihalinin 40. sene-i devriyesinin idrak edildiğini söyledi.
“Şairlerin sultanı, milletin duygu sancağı” üstat Necip Fazıl Kısakürek’i bu vesileyle bir kez daha rahmetle, minnetle, özlemle yâd ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu yıl aynı zamanda ecdadın kendi ifadesiyle fikrimizin çerçevesi dediği ‘Büyük Doğu’ mefkûresinin 80. yıl dönümüdür. Üstat, 2. Cihan Harbi’nin buhranlı yıllarında neşretmeye başladığı Büyük Doğu’yu tam 35 yıl boyunca çıkarmaya devam etmiştir. Haftalık, aylık ve günlük olarak toplam 512 sayıya ulaşan bu muhteşem külliyat, yayınlandığı döneme mührünü vurmuştur. Üstadın bütün eserlerinin düşünce ve ideolojisinin omurgasını Büyük Doğu oluşturur desek herhalde haddimizi aşmış olmayız” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Büyük Doğu dergilerinin bir bütün hâlinde yeniden takdimini bu bakımdan çok mühim bir proje olarak gördüğünü, aynı şekilde üstadın eserlerinin yeniden tanzim edilerek kitapseverlere ulaştırılmasını da takdirle karşıladığını vurguladı.
Serginin tertiplenmesine öncülük eden Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı ile destek veren tüm kurumları tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, üstadın emaneti, değerli dava adamı Mehmet Kısakürek’i yürekten kutladığını, emekleri ve gayretleri için kendisine teşekkür ettiğini belirtti.
“ÜSTADIMIZ KÜLTÜREL HEGEMONYAYA TESLİM OLMAK YERİNE KALEMİ VE KELAMIYLA DİRENMEYİ SEÇTİ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, nitelikli, özgün ve gençlere hitap eden her türlü çabanın yanında olduğunu ve olacağını dile getirerek, şöyle devam etti: “Üstat Necip Fazıl, Cumhuriyet tarihimizin en sancılı dönemlerine şahitlik etmiş bir insandı. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden kuşak içinde üstat, devletin, milletin, fertlerin yaşadığı tüm ıstırapları bizzat görmüştü. Çağdaşı pek çok şair ve yazarın aksine üstadımız kültürel hegemonyaya teslim olmak yerine kalemi ve kelamıyla direnmeyi seçti. Asırlara sair köklü mirasımızın yok sayıldığı şanlı mazimizle köprülerin atıldığı bir zamanda şiirleri, makaleleri, kitapları, piyesleri ve hitabetiyle ‘Durun kalabalıklar’ dedi. Hayatının hiçbir döneminde fildişi kuleden ahkâm kesmedi, kolaya kaçmadı.”
Kısakürek’in hep zor olanı tercih ettiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ahlak ve Allah’ demenin yasak olduğu yıllarda mücadelesiyle milletimizin ruh köküne sahip çıktı. Elbette bu yerli ve millî duruşunun ceremesini de son nefesine kadar çekti. Üstat, ilk eserlerini vermeye başlayınca onu ‘Deha’ diyerek alkışlayanlar sırf bu tavrından dolayı ona düşman kesildi.”
“İNANDIĞI DEĞERLER UĞRUNA BEDEL ÖDEMEKTEN ASLA ÇEKİNMEMİŞTİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kısakürek’i daha önce “Bir mısraı bir millete şeref verecek kişi” diye taltif edenlerin yerli ve millî duruş sergiledikten sonra onu “Sanatına kıyan adam” diyerek, tahkir ettiklerini dile getirdi.
Karşısındakilerin Kısakürek’in şiirlerindeki mana selini aşamadıkça daha da çirkinleştiklerini, fikir cephesinde onun bileğini bükemedikçe daha çok küstahlaştıklarını, onun direniş ve mücadele azmini kıramadıkça daha da pervasızlaştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Kültür sanat camiamızın bugün bile esaretinden kurtulamadığı mahalle baskısına üstat Necip Fazıl on yıllar boyunca maruz kalmıştır. Ama üstat bunların hiçbirine boyun eğmemiştir. İnandığı değerler uğruna bedel ödemekten asla çekinmemiştir. Çünkü Necip Fazıl, Türkiye merkezli düşüncenin, Türkiye merkezli bir dünya tasavvurunun vücut bulmuş hâliydi. O hayatının en kıymetli yıllarını ‘fikir Mehmetçikleri’ yetiştirmeye adamış, bu uğurda ter dökmüş, çile çekmiş, hakiki bir münevverdi. Kimsenin ne dediğine, ne yaptığına bakmadan hep sorumluluk aldı, öne atıldı, öncülük etti, uyardı, yazdı, anlattı, konuştu. Anadolu’yu adım adım dolaşıp bu ülkenin mahzun gençlerinin kalplerine ve zihinlerine dokunmaya çalıştı. Çağını yakalayan üstat, köklerimizi bizi biz yapan hasletleri işte bu çağa nakşetmenin derdindeydi. Üstadımızın çok yönlü kişiliğini burada anlatmaya kalksak bırakın saatleri, günler yetmez. Üstadın her bir şiiri, kitabı, eseri, hayatının bir safhası üzerinde uzun uzun konuşulmayı ziyadesiyle hak ediyor.”
Kısakürek’i en iyi yine bizzat kendisinin anlattığına inandığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karşınızda bir adam var, Necip Fazıl Kısakürek. Türk’tür, Anadolu’dur. Maraşlı’dır, İslamiyet’ten başka tek kaynak tanımaz. Topyekûn kâinatın o kaynakta bir köpükçük olduğuna inanır. Peygamberler Peygamberi’nin en hakir kölesine ebedî köleliği dünya ve ahirette en büyük rütbe bilir. Kendisini en basit müminin çarığının altındaki çamurdan aşağı görür. Fakat Allah’ın ‘Nimetimi takdis et’ emriyle de haykırmaktan çekinmez” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 40 sene önce dünya yolculuğunu tamamlayan Kısakürek’in böyle bir dava ve aksiyon adamı olduğunu belirterek, “Necip Fazıl hepimizin gönlünde onlarca yıldır yanan, iman ve mücadele ateşinin yürek tellerimizi titreten o muhteşem dizelerin doğduğu kaynağın ta kendisiydi” ifadelerini kullandı.
Necip Fazıl Kısakürek ve eserlerinin özellikle kendi nesli üzerinde çok büyük etkisi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şüphesiz üstadın her şiirinin ruh dünyamızdaki yeri ayrıdır. Onun her sözünün kalbimizde yaptığı tesir farklıdır. Onun her kitabının fikir serüvenimizde bıraktığı iz başkadır. Tüm bunlarla birlikte ‘Sakarya Türküsü’ şiirinin yeri ise müstesnadır. Her dizesi coşkun ırmak misali gürül gürül akan bu şiir, bir nesil tarafından ezberlenmiş ve manası da idrak edilmiştir” dedi.
“BU GENÇLİĞİ ŞİMDİ DE TÜRKİYE YÜZYILI’NIN İNŞASINDA GÖRÜYORUZ”
“Rabbim isterse sular büklüm büklüm vurulur / Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur” diyen üstat Kısakürek’in hayalini kurduğu şekilde mesuliyetinin şuurunda bir gençlik yetiştiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları aktardı: “Öz güven abidesi bu gençlik, Sakarya’nın sırtına vurulacak tarihî yükünü paylaşmaya amade bir gençliktir. Bu gençlik, omuzlarına büyük bir davayı yüklenen fedakârlık, disiplin, merhamet, samimiyet, güzel ahlak, zarafet, estetik sahibi bir gençliktir. Bu gençlik, milletimizin bütün varlık, yokluk mücadelelerinde öne atılan, istiklal ve istikbalimizin teminatı olan bir gençliktir. Biz bu gençliği, Çanakkale’de, dünyanın en güçlü ordularını bozguna uğratırken gördük. Biz bu gençliği, İstiklal Harbimizde müstevlilere Anadolu’yu dar ederken gördük. Biz bu gençliği, 28 Şubat’ın karanlık günlerinde üniversite kapılarında baskıya direnirken gördük. Biz bu gençliği, 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü alçakların ölüm kusan silahlarına göğüslerini siper ederken gördük. Biz bu gençliği, asrın felaketi, 6 Şubat depremlerinin hemen sonrasında, afetzedelerimizin imdadına koşarken gördük. Biz bu gençliği, TEKNOFEST’te ülkemizin tam bağımsızlık ülküsüne omuz verirken gördük. Biz bu gençliği, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimleri öncesinde sahada kapı kapı dolaşırken, seçim günü de sandıklara sahip çıkarken gördük. Sağına soluna bakmadan, fert fert ‘ben varım’ diyen bu gençliği şimdi de Türkiye Yüzyılı’nın inşasında görüyoruz. Üstadın, yetişmesi için ömrünü adadığı bu gençlik, Allah’ın izniyle, emaneti bizden alacak, davamızı daha da yücelterek kendinden sonrakilere alnının akıyla devredecektir.”
“EZİLENLERİN DOSTU OLMAYI ONUN ESERLERİNDEN ÖĞRENDİK”
Gençlik yıllarında Necip Fazıl Kısakürek ile tanışma, hasbihal etme, onun doyumsuz sohbetlerine katılma şerefine nail olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya görüşümüzün şekillenmesinde üstadın şiirlerinin, eserlerinin ve konferanslarının çok büyük etkisi oldu. Ülkemize siyaset yoluyla hizmet etme davamızda da aynı şekilde üstadın hayatı bizlere hep yol gösterdi. Bir davaya sahip olmanın, medeniyet değerlerimize mensubiyetin bilincini biz ondan öğrendik. Sinesinden çıktığımız milletimizi karşılıksız sevmeyi biz ondan öğrendik. Anadolu büyüklüğündeki dava taşını gediğine koyma gücünü biz ondan öğrendik. Zalimlere karşı dik durmayı, hakka haykırmayı, adaletin temsilcisi olmayı biz ondan öğrendik. Ayrım yapmadan mazlumların elinden tutmayı, ezilenlerin dostu olmayı biz ondan, onun eserlerinden öğrendik. Üstadın Türkiye sevdasını, büyük ve güçlü Türkiye idealini siyasetimizin merkezine biz onun tavsiyeleriyle yerleştirdik” diye konuştu.
“TÜRKİYE’Yİ HER ALANDA TARİHİNİN EN BÜYÜK BAŞARILARIYLA TANIŞTIRDIK”
Kısakürek’in yücelttiklerini her zaman baş tacı ettiklerine, onun reddettiklerini ise ellerinin tersiyle ittiklerine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Üstadın Türk siyasetindeki mutlak ötesi hep CHP olmuştur. Merhum Necip Fazıl, CHP ideolojisini milletin ruh kökünü kurutmayı amaçlayan marazi bir yapı olarak görmüştü. Biz de mücadelemizin odak noktasına CHP zihniyetini koyduk. Tüm siyasi hayatımız boyunca CHP ideolojisinin millet varlığımızda açtığı tahribatın izlerini silmek için çalıştık. Tek parti faşizmi tarafından ülkemize giydirilen deli gömleğini parçalamak için çetin bir mücadele yürüttük. Hamdolsun, bu mücadelemizde çok büyük mesafeler katettik. Türkiye’yi demokrasiden hak ve özgürlüklere, savunmadan diplomasiye kadar her alanda tarihinin en büyük başarılarıyla tanıştırdık. Eğer bir Ayasofya davamız varsa Ayasofya davamızı biz yine üstat Necip Fazıl’dan öğrendik. Sultanahmet Meydanı’nda ‘Ayasofya açılacak, Ayasofya açılacak, Ayasofya açılacak’ derken üstat, işte bu manayı, bu ruhu, bu heyecanı ondan yakaladık ve Ayasofya’yı da Allah’ın izniyle açtık.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 70-80 senede yapılamayan hizmetlerin katbekat fazlasını 21 yıla sığdırmayı başardıklarını söyledi.
“SESSİZ YIĞINLARIN SESİ, SOLUĞU, NEFESİ OLDUK”
Hepsinden önemlisi yıllarca kendi öz yurdunda hor görülen millete yeniden öz güven kazandırdıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kerameti kendinden menkul, azgın azınlık karşısında sessiz yığınların sesi, soluğu, nefesi olduk” diye konuştu.
Necip Fazıl Kısakürek’in surda bir gedik açtığını ve rüzgârlara meydan okuyup “Artık ne yandan esersen es” dediğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz o surları aştık, kaleyi fethettik. Zafer sancağımızı gururla burçlara diktik. Üstadın Rabbine her elini açtığında zincirlerinin kırılması için dua ettiği Ayasofya’yı 86 yıl sonra Ezan-ı Muhammedilerle buluşturduk” ifadelerini kullandı.
Ayasofya ile birlikte Türk’ün ve Türkiye’nin bahtını da açtıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tam olarak üstadın ifade buyurduğu şekilde Ayasofya’yı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açtık. Rabbime, şahsıma, üstat Fazıl’ın vasiyetini gerçekleştirme imkânı verdiği için binlerce kez hamdediyorum. Rabbime Türkiye’nin bağımsızlığının sembolü olan Ayasofya’yı tekrar asli kimliğine kavuşturmayı nasip ettiği için hamdediyorum. Bu mübarek mabedin kubbelerinden Kur’an sesleri, ezan sesleri eksik olmasın diyorum” değerlendirmesini yaptı.
“ARTIK KİMSE BU MİLLETİN EVLATLARINI AŞAĞILAMA CESARETİ BULAMAYACAK”
Bugün büyük bir gururla “Artık bu mukaddes dava sahipsiz değildir” ifadesini kullandıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Birer sürgü misali göğe yükselen minarelerimizden yankılanan ezan sesleri artık mahzun değildir. Öz yurdumuzda garip değiliz. Öz yurdumuzda parya hiç değiliz. Kehkeşana kaçan güneş sadece 81 ilimizi değil, gönül coğrafyamızın dört bir köşesini de aydınlatmaktadır. Türkiye Yüzyılı’nın inşasıyla inşallah tüm kazanımlarımızı perçinleyeceğiz. Evlatlarımıza hiçbir endişe duymadan üzerinde özgürce yaşayabilecekleri müreffeh bir ülke bırakacağız. Uğrunda ciddi bedeller ödediğimiz hak ve hürriyetlerimize hiç kimsenin el süremeyeceği bir demokratik iklimi Türkiye’de muhakkak tesis edeceğiz. Türk siyasetini, tek parti, CHP zihniyetinin baskıcı, nobran ve halka rağmen halkçı alışkanlıklarından mutlaka kurtaracağız. Millî iradeyi tüm kurum ve kurallarıyla ülkemizde bilakayduşart egemen kılacağız.”
İktidara giden yolun Batı’nın beklentilerinden, vesayet odaklarından veya terör örgütlerinin desteğinden değil milletin gönlünden geçtiğini herkese öğreteceklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık kimse bu milletin evlatlarını aşağılama cesareti bulamayacak. Kimse Anadolu insanına hakaret edemeyecek, tehditler savuramayacak. Aman ya Rabbi ne diyor? ‘Kırsal kesimden aldığı oylarla Cumhurbaşkanlığını kazandı’ Hani partinizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ‘Köylü, milletin efendisidir’ demedi mi? Bir taraftan öyle, bir taraftan böyle. Artık bunu yemezler. Geçti bu iş. Şimdi bu millet daha ileri, daha ileri, daha ileri gidiyor ve gidecek. Sırf oy tercihlerinden dolayı kimse vatandaşa parmak sallayamayacak. Milletimizi kimse makarnacı, kömürcü, cahil, göbeğini kaşıyan adam diye tahkir edemeyecek” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 ve 28 Mayıs seçimlerini Kısakürek’in uğruna hayatını adadığı davası ve kendi mücadeleleri açısından bir dönüm noktası olarak gördüklerini belirterek, “Üstada göre 14 Mayıs 1950 seçimleriyle birlikte millet, başındaki CHP’yi atmıştır. Kaderin cilvesi olarak tam 73 yıl sonra bir 14 Mayıs’ta milletimiz başında CHP zihniyeti istemediğini çok net biçimde ortaya koymuştur. 28 Mayıs’ta da yarım kalan işi tamamlayarak görünen ve görünmeyen tüm destekçileriyle birlikte CHP ideolojisini sandığa gömmüştür” dedi.
Bir daha hiçbir gücün CHP’yi o sandığın dibinden çıkaramayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ne CHP Genel Başkanı’nın koltuğunu korumak uğruna attığı iftiralar bunu değiştirebilir ne seçim yenilgisini perdelemek için söylediği yalanlar kendisine bir fayda sağlayabilir ne de kırsalda yaşayan insanlarımıza yönelik sarf ettiği hadsiz ifadeler kendisini kurtarabilir” diye konuştu.
“Sandıktan çıkan iradeye saygı duymak yerine hâlâ vatandaşa ‘500 liraya oylarını satıyorlar’ imasında bulunmak siyasi tükenmişliğin daniskasıdır” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Son 13 yılda 12 seçim kaybeden birinin kabahati kendinde aramak yerine hâlen seçmeni suçlaması artık siyasetin değil psikolojinin konusudur. Çünkü bu zat artık psikolojik bir vakadır. Milletim de bunu sezdiği için gereğini yapmıştır. Çok açık ve net söylüyorum. CHP, bu şekilde siyaset yaptığı sürece bu ülkede iktidar yüzü göremez. CHP kendini düzeltmediği, değiştirmediği, milletin sesine kulak vermediği müddetçe bir daha asla yönetime gelemez. Hele hele terör örgütleriyle el ele, omuz omuza yürüdüğü sürece bu millet terör örgütlerine oy vermez, vermeyecektir.”
CHP’nin gelinen noktada artık cumhurla, cumhuriyetle ve halkla barışması gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin milletle, milletin inanç değerleriyle ve millî iradeyle sulh ilan etmediği takdirde yapacağı hamlelerin tamamının birer göz boyamadan ve siyasi hokkabazlıktan ibaret kalacağını söyledi.
“Biz ülkemizdeki muhalefetin kendini yenileyerek Türkiye Yüzyılı’na ayak uydurmasını samimiyetle temenni ediyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Muhalefetin ülkenin ve millet hayrına olan işlerde bizi desteklemesini, gerektiğinde de yapıcı eleştirileriyle önümüzü açmasını ümit ediyoruz. Cumhuriyetimizin 100. yılında vaktimizi ve enerjimizi bozuk plak misali sürekli aynı şeyi tekrarlayan, hep aynı yoldan giderek farklı menzile varacağını düşünen çapsız siyasetçilerle harcamak istemiyoruz. İşimize bakalım. Hedefe kilitlenelim. Hep birlikte Türkiye Yüzyılı’nı inşa edelim istiyoruz. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Bu düşüncelerle titiz bir çalışmanın neticesinde hazırlandığını gördüğüm sergimizin başarılı geçmesini diliyorum. Bu vesileyle kendisiyle tanışma, muhabbet etme şerefine eriştiğim üstat Necip Fazıl Kısakürek’i bir kez daha kemali edeple yad ediyorum. Katılımcılara ve serginin icrasında emeği geçen herkese şahsım, milletim adına tekrar teşekkür ediyorum.”
Konuşmanın ardından, Necip Fazıl Kısakürek’ün kendi el yazısıyla kaleme aldığı “Sakarya Türküsü” şiirinin orijinal nüshası, Kısakürek ailesi tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a takdim edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Kültür Merkezi Galeri’deki “Bir Şiir Bir Hayat/Sakarya Türküsü” Dijital Sergisi’ni gezdi.
Programa Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı (NFKKAV) Yönetim Kurulu Başkanı Şeyma Kısakürek Sönmezocak ile edebiyat, kültür ve sanat dünyasından birçok kişi katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Ankara 2 No’lu Barosu’nca Ankara Adliyesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen 2026-2027 Adli Yılı Açılış töreniine Adalet Bakanı Akın Gürlek katıldı ve bir konuşma yaptı.
Törende Adalet Bakan yardımcıları Burak Ceyhan ve Can Tuncay, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut ÇELİK ve Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan AĞDEMİR de hazır bulundu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, konuşmasında şunları söyled:
” Yeni adli yıl açılışımızın bütün yargı camiamıza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
2026-2027 yılı adli yılının başlangıcı vesilesiyle milli iradenin kalbi ve merkezi olan başkentimiz Ankara’da sizlerle bir araya gelmekten dolayı büyük büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Nazik davetleri ve samimi ev sahiplikleri dolayısıyla Ankara 2’nolu baromuzun başkanına, değerli yöntemine ve bu anlamlı buluşmanın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu büyük hukuk ailemizin, farklı alanlarında görev yapan mensuplarıyla bir araya gelmekten her zaman olduğu gibi bugün de büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Kıymetli avukatlarımızın hukuk sistemi içerisinde vazgeçilmez konumunu çok iyi biliyor , Ankara 2 No’lu baromuzun meslek odaklı çalışmalarını takdirle takip ediyorum. Yeni adli yıl ülkemiz, milletimiz, yargı teşkilatımız ve hukuk camiamız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Adalet hizmetlerinin kesintisiz biçimde yürütülmesinde bilgi, birikim emekleriyle katkı sunan bütün avukatlarımıza çalışmalarında kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup bu konuyu oldukça önemsiyoruz. Şimdi burada sizlere bir bakan olarak değil, evinizde misafir bir hukukçu dostunuz olarak kalbi, sohbetlerimi gerçekleştirmek ve samimi duygularımı paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargı adeta milletimiz aleyhine işletildiğini, FETÖ gibi yapıların uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını, hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlüklerini kısıtlama yönündeki süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını maalesef gördük. FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde her şeyde olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla, yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları, en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık.
Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız cuntacı, darbeci vesayetci anlayışları ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı haline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleskleriyle bu dar boğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin. Aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizden yirmi, otuz hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizi hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız.
Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hal uygulamalarına, yargının işlemez hale getirdiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibariyle çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik.
Geçmişten, bugüne milletimizin kalkınmasının huzurunun ve güvenliğin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk, Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler, devletimizin kuzey kurumları ile toplumumuzun bütün kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık dökük ve gedik olmamalıdır.
Bugün şu yapının, en önemli taşıyıcı unsurlardan biri de barolarımız ve onlara oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz.
Aynı zamanda, o ildeki yargı altyapımızın, yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek, yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Adriyatik’ten, Çin seddine kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı suran bütün avukatlarımızı yürekden kutluyorum.
Hepimiz, büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız, Bir saatin çarkları gibi hakimlerimiz, cumhuriyet savcılarımız, avukatlarımız ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır.. Çünkü hepimizin hedefi, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği vatandaşlarımızın, hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple bakanlığımıza sunulacak, yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açıktır.
Yeter ki sözümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati olsun. Avukat meslektaşlarım, dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu batı ülkelerinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır.
Yakın coğrafyamızda, evrensel hukuk mühendisliği altında yaşanan masum insanların 10 yıllardır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına bir damla insan kanının bir damla. petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına, adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilemesi, ulusal uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın barolarımızın ve avukatlarımızın katkıları ile insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukuku etkin bir biçimde işletmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkçası söylüyorum ki bu Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve yaşadığı asli sorumluluklarından biridir.
Türk milleti adalet hukuku nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, adalet merkezi tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan, ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü ve huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye insanlığın barışına bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum her zaman yok olmaya mahkum olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce milli mücadelemize merkezlik eden Ankara’mızın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı. Onların top sesleri Polatlı’ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz, Güçlü Türkiye’nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2′ No’lu baromuzun,kıymetli mensupları hukuk karşısında herkes eşittir. Hiçbir kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet herkese lazım olan can suyudur. hiç kimse kendisini imtiyazlı ve ayrıcalıklı konumda göremez.
Toplum vicdanı buna asla müdahale etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etti etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızı, huzur ve güvenliği bizi en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir. Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere toplumumuzda öğretiyoruz.
Örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu, özendiren yaşam tarzlarını, gençlerimizi ve genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan herkesi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık.
Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık. Adalet sistemimizi ayakta tutan hukuk düzeni en önemli unsurlardan biri olan avukatlık, vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıyan hak arama hürriyetini somutlaştıran ve aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan güçlü bir müessesedir..
Avukatlık mesleğinin bu büyük ailesinin her bireyin hassasiyet göstermesi gereken etik değerleri arasında olduğunu biliyorum. Elbette savunma hakkı hukuk sistemimizin dokunulmaz değerlerinden birisidir.
Bununla birlikte, avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurulların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları, siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, mesleğini hukukun üstünlüğünü her şartta korumaları büyük önem taşımaktadır. Aksi yönde tutumların hem savunma makamına hem de yargıya dünyaya zarar vereceği açıktı. Kıymetli avukatlarımız, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı olarak avukatlarımızın görevlerini daha iyi şartlarda getirilebilmesi için yürüttüğümüz çalışmaları büyük bir hassasiyette takip ettiğimizi de bilmenizi isterim.
Adalet hizmetinin vatandaşa zamanında etkili ve güvenilir bir biçimde ulaştırılması konusunda sizlerle aynı sorumluluğu paylaşıyoruz. Avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımı tanımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık. Yeni alpaklık kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızı desteklenmesinden cnk, adli yardım hizmetlerini ile çalışma şartlarını iyileştirmesine kadar birçok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsili yaygınlaştırılması yönündeki adımlarımızı barolarımızla istişare içerisinde atmaya devam edeceğiz.
Avukatlarımızın yaşadığı sorunların da çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri eklemeyi temenni ediyorum. Bu konuları, Ankara 2 No’lu baromuzun başkanıyla da sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz. Avukatlarımızın silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepler geliyor.
Bu konuda Maliye bakanımızda görüşmeler yaptık. Onlar da bize yardımcı oldular. Ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda olanda alınması, devamındaki eylemlerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık. Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır.
Bu nedenle hakim ve savcı arkadaşlarımızın da yargıda belirlenen hedef süreleri riayet etmesi gerektiğini her fırsatta ben katıldığım programlarda da ifade ediyorum. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının bir buçuk yılda tamamlanmasını hedefliyoruz. Ayrıca, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de Ekim ayındaki pakette hayata geçirmeyi düşünüyoruz.
Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz. Uygulamanın içerisinden gelen bir hukukçu olarak avukatlarımızın, mahkeme kalemlerinde ve adli hizmetlerinden yararlanırken karşılaştığımız sorunları yakinen biliyorum. Hakim bir Cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum.
Kıymetli yargı ve teşkilat mensuplarımızın bu hassasiyet gözetme konusunda da gayretleri bizleri sevindiriyor. Çünkü 27 bin 500 hakim ve savcımızla 211 bin avukatımızla, aynı hukuk ailesinin mensuplarıyız. İnşallah yine adli yılda da yürüttüğümüz çalışmaların sonuçlarını hep birlikte uygulamada göreceğiz.
Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de “Güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın güçlü bir hukuk üzerinden geçtiği konusudur. Adalet yüzyılının vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik, kuşatıcı anayasa hedefimizden vazgeçmeden, hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileri taşıma yönündeki irademizi inşallah sürdüreceğiz.
Ankara için 2 No’lu baromuzun kıymetli yönetimi ve değerli üyeleri, beni sabırla dinlediğiniz için sizlere bir kez daha şükranlarımı sunmak istiyorum. Sözlerime son verirken bu samimi buluşmaya ev sahipliği yapan Ankara 2 No’lu baromuzun başkanına ve değerli yönetimine ve görüşlerini bizimle paylaşan siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum.
Sizleri bir kez daha saygı, sevgi en kalbi duygularla selamlıyorum”
Konuşmalardan sonra Bakan Gürlek’e hediye takdimi yapıldı. Adli yıl açılış töreni hatıra fotoğraf çekimleriyle sona erdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran da resepsiiyonda hazır bulundu.
Resepsiyonda, önce Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi..
Kur’an-ı Kerim tilavetinin hemen ardından Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonunda Türk ve Pakistan Milli Marşları seslendirildi.
Milli Marşların seslendirilmesinden sonra konuşmalara geçildi.
Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonundaki ilk konuşmayı Pakistan’ın Savunma Ataşesi Air Commodore Muhammad Asif BHATTI yaptı: ” Pakistan’ın 61’inci Savunma Günü’ne hoş geldiniz demek benim için büyük bir onur ve ayrıcalıktır.
Bugün, Pakistan’ın dış tehditler altında kaldığı 6 Eylül 1965’te Pakistan’ı savunanların cesaretini, fedakarlığını ve kararlılığını anıyoruz. Pakistan her zaman barışı hedeflemiştir. Kendisi, komşuları ve daha geniş bölge için barışı hedeflemiştir, ancak 1965’te, Pakistan’ın savunma gücü ve silahlı kuvvetleri, olağanüstü cesaret, profesyonellik ve onurla anavatanı savunarak, önemli bir karşılık vermiştir.
Bugün de aynı mirası sürdüren Pakistan, son derece profesyonel ve güçlü bir askeri ve silahlı kuvvetlere sahiptir. Çok açık bir şekilde belirtmek isterim ki, hiçbir saldırgan veya terörist niyetimiz yoktur ve egemenliğimizden asla ödün vermeyeceğiz.
Terör, ulusumuzun güvenliğinin bütünlüğünü tehdit etmiştir. Savunma yeteneklerimiz, stratejik ortaklıklarımız ve uluslararası ilişkilerimiz, çoğu ülkenin tutumunda olduğu gibi, barış, güvenlik ve istikrara yöneliktir.
Yurtta barış, dünyada barış; savunma ruhu, Keşmir halkının özlemleriyle birlikte, Pakistan’ın Cammu -Keşmir anlaşmazlığının barışçıl çözümüne olan bağlılığını da yeniden şekillendirebilir; bu, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer almıştır.
Ayrıca, Pakistan’ı savunurken ve terörizmle mücadele ederken hayatlarını feda eden herkese saygılarımızı sunuyoruz. Onların fedakarlıkları asla unutulmayacak.
Pakistan’ın, yüzyıllardır süregelen ortak tarihe ve halklarımız arasındaki kalıcı sevgiye dayanan eşsiz bir kardeşlik anlayışını paylaştığı bir ülke olan Pakistan’ın 30. yıl dönümünün ilk gününü anmak özellikle anlamlıdır. Maca Savunma Hatları, kardeşliğin, karşılıklı testin ve barış ve güvenliğe olan ortak bağlılığın derinliğini gösteren bir protesto etkinliğidir. Bu olağanüstü ortaklığı daha da geliştirmeyi ve birlikte barış ve istikrara katkıda bulunmayı dört gözle bekliyoruz. Bu akşam burada bulunan diğer tüm önemli kişilere teşekkür ederiz.
Savunma Ataşesi BHATTI’den ardından Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yousaf JUNAID ikinci konuşmacı olarak kürsüye geldi.
Büyükelçi JUNAID, konuşmasında şunları söyledi: ” Ekselansları Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER, Türk Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı ve diplomatik temsilciler, hepinize iyi akşamlar dilerim. Bugün, Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü’nü anmak için burada toplandık. Bu, Pakistan tarihinde gerçekten özel bir yere sahiptir.
Eylül 1965. Bu gün, vatanımızı savunmak için silahlı kuvvetlerimizin yanında duran, şehit düşen seçkin askerlerin yaptığı fedakarlıkları bize hatırlatır.
Bu şanlı gün, Pakistan’a olan bağlılığımızı, sadakat ve hizmet sözümüzü yenilememizi ve vatanımızın güvenliği için cihatı kucaklayan bu seçkin, vatan evlatlarına saygı duruşunda bulunmamızı gerektirir.
Bölgemizin temelinde yatan sorun olan Keşmir ve Afganistan meselesi, 1947’deki bölünme gündeminin tamamlanmamış olması, Güvenlik Konseyi kararlarının ve yasadışı olarak işgal edilen Keşmir halkının özlemlerinin hiçbir zaman yerine getirilmemesi ve onların iradelerinin ifade edilmesine asla izin verilmemesi, 5 Eylül’ün bize askerlerimizin bugünkü değerini düşünme fırsatı vermesi de önemli. 5 Eylül, 60 yıl önce, hiçbir provokasyon, hiçbir uyarı veya savaş ilanı olmadan uluslararası sınırları aşan sayıca çok daha büyük bir düşmanla karşı karşıya kalan askerlerimizin değerini de yansıtıyor.
Pakistan bu savaşı istememişti. Ancak savaş bittiğinde, güneş doğduğunda, cevabımız hazırdı ve tüm dünya, milletin askerlerinin yanında nasıl kahramanca durduğunu ve vatanımızı nasıl savunduğumuzu gördü. Bu, tarihin en dikkat çekici savaş olaylarından biri olarak tarihe geçti. Pakistan her zaman barışa yönelik bir eğilime sahip olmuştur.
Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali CİNNAH, Pakistan’ın bağımsızlığının hemen ardından, 15 Ağustos’ta bir açıklama yayınladı. Pakistan’ın kimseyle düşmanlık içinde olmadığını, amacının iç ve dış barış olduğunu, barış içinde yaşamak ve hem ülke hem de dünya ile dostane ilişkiler sürdürmek istediğini ve kimseye karşı saldırgan bir tutum sergilemediğini belirtti. Bu sözler, Pakistan’ın barışa olan bağlılığını yönlendirmeye devam ediyor.
Pakistan ilerleme yolunda devam ediyor.. Geleceğimiz için canlarını feda edenleri her zaman hatırlayacağız. Ülkenin savunması 16 Eylül ile sınırlı değildir.
Bu devam eden bir süreçtir ve ideolojik ve bölgesel sınırlarımızı korumaya kararlıyız; bu sınırlar, hazırlıklı olduğumuz kadar şiddetle korunmalıdır. Hazırlıklılığımız yakın zamanda tekrar test edildi.
Geçen yıl Pakistan, sadece ölenlere başsağlığı dilemekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası soruşturma teklifinde de bulundu. Ben de aynı şekilde etkilenmedim, taraf olmadım. Hiçbir baskı görmedim, yine de bir saldırıyla karşı karşıya kaldık.
O gecelerde yaşananlar hepimizin bildiği bir durum. Bu saldırılara çok sert bir karşılık verildi. Sorumlu bir devlet olarak ufku analiz etmedik, ancak hareketimiz, ana yanıtımız, ulus olarak birleşmiş bir şekilde mücadele etmekti.
Dünyanın o birkaç gün boyunca tanık olduğu şey, iyi hazırlanmışsanız, gerçekten ışığınız varsa, yeteneğiniz varsa, her türlü zorluğa dayanabileceğinizin klasik bir örneğidir ve biz bunu başardık. Askerlerimiz harika, en büyük varlıklarımız. Sadece ulus için en büyük fedakarlığı yapmakla kalmadılar, aynı zamanda barış zamanlarında ülkenin genişlemesi ve kalkınması için de oradaydılar; deprem, bina felaketi, sel gibi olaylarda da mücadele ettiler, ihtiyaç anında yanlarında oldular ve onlarla gurur duyuyoruz. Disiplinleri, cesaretleri ve fedakarlıkları her zaman hatırlanacak.
Tüm ulus için bir ilham kaynağı olan Pakistan Silahlı Kuvvetlerinin hizmetlerinin kendi sınırlarımızın ötesine uzanmasıyla, küresel barışa büyük katkılar sağladık; BM barış operasyonlarına en büyük katkıda bulunanlardan biriyiz. Pakistan birlikleri, dünyanın dört bir yanındaki çatışma bölgelerinde üstün hizmet verdi ve barış ve güvenliğe olan katkılarımız bunun kanıtıdır. Bugün.Pakistan ulusu birleşmiş durumda. Her zaman birleşik olacağız ve amacımız Pakistan’ı insanların kendi ihtiyaçlarına ve ilkelerine göre yaşadığı barışçıl bir bölge haline getirmektir. Ve her geçen gün daha da güçleneceğiz çünkü sadece barışa inanıyoruz.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde, ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız
Geçen hafta, 6 Eylül 1965’te ve 65’ten sonra ülke için hayatlarını feda edenlerin anısına,bir anma yazısı yayınlandı.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız. Pakistan’ın güvenliğini savunan bu cesur askerlerin aileleri, genç kayıpları bizim kaybımızdır.
Sizin şerefiniz bizim şerefimizdir, benim şerefim de öyle.
Bu kayıpların yanı sıra, Pakistan’ın daha güvenli, daha düzenli ve daha barışçıl bir ülke olmaya devam etmesi için, Pakistan ZİNDABAT.
Büyükelçi JUNAID’dan sonra kürsüye Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER geldi.
Bakan GÜLER de şöyle konuştu: “Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor ve Pakistan’ın kardeşlerimizin bu davetleri nedeniyle de şükranlarımı soruyorum.
Öncelikle dost ve kardeş ülke Pakistan’ın, savunma ve şehitler gününü en içten dileklerimle kutluyor, Pakistan halkına selam ve saygılarımı sunuyorum. Bu vesileyle Pakistan’ın bağımsızlığı, egemenliği ve güvenliği uğruna canlarını feda eden aziz şehitleri rahmet ve minnetle yad ediyor, kahraman gazilere şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, ortak tarihi hafızaya, köklü kardeşlik bağlarına ve sarsılmaz karşılıklı güvene dayanmaktadır.
Milletlerimiz, tarih boyunca sevinçte de hüzünde de birbirlerinin yanında durmuş, zor zamanlarda sergiledikleri dayanışmayla, dostluğunu ve kardeşliğin en güzel örneklerini ortaya koymuşlardır. Bizim için Pakistan, dost bir ülke olmanın ötesinde gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçası, aynı ideal ve değerleri paylaştığımız sıratejik bir ortağımızdır. Bugün, bu güçlü kardeşlik, diplomasi, savunma, güvenlik, ekonomi, eğitim, teknoloji alanlarında her geçen gün daha da derinleşen çok boyutlu bir işbirliğine dönüşmüştür.
Askeri alandaki yakın işbirliğimiz, bu stratejik ortaklığın en en güçlü alanlarından da birisini oluşturmaktadır. Silahlı kuvvetlerimiz arasındaki müşterek eğitim faaliyetleri ve tatbikatlar, personel değişim programları ve karşılıklı tecrübe paylaşımı sayesinde ulaştığımız yüksek seviyeden bu çerçevede gittikçe artan dayanışmamızdan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz hafta 30 Ağustos Zafer bayramımız, münasebetiyle özel bir resepsiyon düzenleme nezaketi göstererek bu anlamlı günümüze ortak olan Pakistan kara kuvvetlerine en derin şükranlarımızı mı sunuyor, bu husustaki katkılarından dolayı da özellikle Mareşale de teşekkürlerimi sunuyorum.
Türkiye ve Pakistan yalnızca kendi güvenlikleri için değil, bölgemizde ve tüm dünyada barışın, istikrarın ve uluslararası güvenliğin tesis edilmesi ve güçlendirilmesi için de önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Bu anlayışın güncel ve somut örneklerinden biri de Pakistan’ın, bölgemizde Barış ve istikrarın korunmasına yönelik kapsamlı diplomatik girişimleridir.
Nitekim, Pakistan’ın İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi, ateşkesin sağlanması ve kalıcı, barışın tesis edilmesi amacıyla sergilediği yoğun gayretleri memnuniyetle müşahede ediyoruz. Pakistan’ın bu süreçte taraflar arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması, çatışmaların durdurulması için yoğun ve yapıcı tutumu ile ortaya koyduğu samimi diplomatik çabaları uluslararası toplum tarafından da takdirle karşılanmıştır.
Türkiye olarak böylesine kritik bir konuda öncü bir rol üstlenen stratejik ortağımız, Pakistan ile yakın istişare ve koordinasyon içinde hareket ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, hassas küresel güvenlik ortamında dost ve kardeş ülkelerle geliştirdiği stratejik işbirlikleriyle uluslararası güvenlik ve istikrara katkılar sunmayı kararlılıkla sürdürmektedir. Bu anlayışla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasını da 3 kardeş ülkenin köklü bağlarını ve karşılıklı güvenini stratejik bir zeminde daha da güçlendiren tarihi bir adım olarak görüyoruz.
Kolektif caydırıcılığı esas alan bu anlaşmanın ortak güvenliği takip etmesinin yanı sıra askeri konularda birlikte çalışabilirliliği ve savunma sanayi işbirliği daha da ileriye taşıyacağına ve bölgemizin Barış ve istikrarına önemli katkılar sağlayacağına da yürekten inanıyorum. Nitekim Mekke savunma ittifakı kapsamında kurulan stratejik siyasi ve savunma komitesi’nin ilk toplantısı, ülkemizin ev sahipliğinde bu hafta başında 3 ülkenin yetkili makamlarının katılımıyla icra edilmiş. Bu kapsamda, ittifakın kurumsal yapısı ile yürüteceği stratejik işbirliği esasları da görüşülmüştür. Birbirinden kritik geniş imkan ve kabiliyetlere sahip olan 3 kardeş ve dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü iradenin, ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, Pakistan’ın savunma ve şehitler gününü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, dost ve kardeş Pakistan halkına sağlık, huzur ve refah diliyorum. Yaşasın Türkiye Pakistan kardeşliği iyi akşamlar”
Konuşmalardan sonra günün anısına hatıra fotoğrafı çekildi ve davetlilere Pakistan ve Türk mutfağından yiyecekler ikram edildi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.