Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Türkiye’nin dünyanın geleceği için, kadınların ve kız çocuklarının güvenli ve sağlıklı bir hayata sahip olması amacıyla elinden gelen tüm gayreti göstereceğini belirterek, “Dünyanın her neresinde olursa olsun mazlumun umudu, mağdurun sesi olmayı sürdüreceğiz.” dedi.
Bakan Göktaş, bir otelde düzenlenen “Dünya Kadınlar Günü: İlerleme için Kadınlara Yatırım” programında yaptığı konuşmada, kadınlar ve kız çocuklarının hayatın her alanında, hiçbir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmadan aktif rol almasını istediğini, bu hedef doğrultusunda yapılan her çalışmayı önemli bulduğunu belirtti.
Gazze’de hayatını kaybedenlerin yüzde 70’inin kadın ve çocuklardan oluştuğunu bildiren Göktaş, Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi (UN Women) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) tahminlerine göre 1 milyonu aşkın kadın ve kız çocuğunun yerinden edildiğini söyledi.
Emine Erdoğan’ın “İnsanlığın zulümle bükülen belini mazlumlar arası ayrım gözetmeden doğrultabiliriz.” dediğini hatırlatan Göktaş, bu anlamda kimsenin geride bırakılmadığı bir dünya, kalıcı ve sürdürülebilir barış için herkese büyük sorumluluk düştüğünü vurguladı.
Bu barışın sağlanmasında kadınların da önemli rolü olduğunu dile getiren Göktaş, şöyle konuştu:
“Şuna inanıyoruz ki kadınların barış sürecinde aktif bir şekilde yer almaları başarıyı da beraberinde getirecektir. 11 Mart’ta başlayacak Birleşmiş Milletler 68. Kadının Statüsü Komisyonu toplantılarında bu duygumuzu dile getireceğiz. Türkiye olarak, dünyanın geleceği için, kadınların ve kız çocuklarının güvenli ve sağlıklı bir hayata sahip olmaları için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğiz. Dünyanın her neresinde olursa olsun mazlumun umudu, mağdurun sesi olmayı sürdüreceğiz.”
“Son 22 yılda büyük atılımlar gerçekleştirdik”
Bakan Göktaş, aile birliğinin temeli, toplumun vazgeçilmez ve önemli parçası olan kadının, ülkelerin geleceğinde de çok etkili bir role sahip olduğunu ifade etti.
Bir ülkenin kalkınmasının, nesillerin sağlıklı ve güçlü yetiştirilmesinin, kadınların eğitim seviyesi, iş gücüne katılımı ve ekonomik özgürlükleriyle doğru orantılı olduğunu belirten Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün Türkiye’de kadınlar, ülkemizin her alanda gelişmesine katkı sunan ve bizleri her daim gururlarından başarılara imza atmaktadır. Türkiye olarak, özellikle son 22 yılda kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi ve refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik. 12. Kalkınma Planımızda, kadınların her türlü fırsat ve imkandan eşit biçimde yararlanmalarını temel amaç olarak belirledik. Bunun yanı sıra Orta Vadeli Program çerçevesinde kadınlara ve kız çocuklarına yeni beceri ve yeteneklerin kazandırılması için özel programların geliştirileceğine yer verdik. Çalışmalarımız sonucunda bugün kadın istihdamı ve iş gücüne katılımında önemli bir mesafe katettik.”
Bakan Göktaş, kadın istihdam oranındaki artışın Türkiye’nin genel istihdam oranındaki artışı geçtiğini vurguladı.
Bu oranları artırmak için çalışmalarını büyük bir kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayan Göktaş, eğitimler ve KOBİ destekleriyle kadın girişimcileri desteklediklerini, bu kapsamda 0-3 yaş arası çocuklara yönelik Mahalle Odaklı Kreş modeliyle bakım ve eğitim hizmeti veren kurumların sayısını artırmak için çalıştıklarını söyledi.
Ülke geneline yaygınlaştıracakları bu modelle kadınların ev ve iş hayatı arasında tercih yapmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi hedeflediklerini aktaran Göktaş, Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi ile 10 bin kadına danışmanlık ve eğitim hizmeti verdiklerini kaydetti.
Bakan Göktaş, Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi’ni hayata geçirdiklerini, projeyle 3 bin 97 genç kadına destek olduklarını, mühendis olmak isteyen kız öğrencilerini desteklemek amacıyla Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi’ni başlattıklarını, bugüne kadar 931 kadın mühendise destek verdiklerini ve projenin ikinci fazı için yürüttükleri çalışmaların devam ettiğini belirtti.
8 Mart’ta Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı açıklanacak
Kadınların ekonomik hayata katılımlarına destek olmak amacıyla Kadın Girişimcilerimiz ile Güçlü Yarınlara programını başlattıklarını da anımsatan Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu programla kadınların gelir getiren faaliyetlere katılımlarını kolaylaştırmayı ve istihdam olanaklarını artırarak kadınları güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca korunmaya muhtaç durumdaki çocuklar, engelliler, yaşlılar ve şiddet mağduru kadınların psikososyal refahlarını desteklemek için harekete geçtik. 8 Mart’ta açıklayacağımız Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı ile de kadınların değişen iş gücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız.”
“Dünyada eşi benzeri az bulunan hukuki düzenlemeye sahibiz”
Kadına yönelik şiddetin fiziksel, psikolojik ve ekonomik boyutları olan küresel sorun olarak ortaya çıktığına dikkati çeken Göktaş, Türkiye olarak bu sorunun tüm bu boyutlarını göz önünde bulundurarak şiddete sıfır tolerans ilkesiyle mücadelelerini büyük bir kararlılıkla sürdürdüklerini ve sürdürmeye devam edeceklerini vurguladı.
Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kanunu’nun dünyada eşi benzeri az bulunan hukuki düzenleme olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı, kararlı mücadelemizde bizler için önemli bir yol haritasıdır. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerimizle 81 ilde kadına yönelik şiddetle mücadelede bilgilendirici faaliyetler ve danışmanlık hizmetleri vermeye devam ediyoruz. Açacağımız yeni merkezlerle hem hizmetlerimizi arttıracağız hem de daha kararlı bir şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün 149 kadın konukevinde misafir ettiğimiz kadınların toplumsal ve ekonomik hayata daha güçlü bir şekilde yeniden katılımlarına destek oluyoruz.”
Kadına yönelik şiddetle mücadelenin siyaset üstü bir mesele olduğunun altını çizen Göktaş, konuya her zaman bu anlayışla yaklaştıklarını ve bu soruna asla müsamaha göstermediklerini, göstermeyeceklerini belirtti.
Bakan Göktaş, kadına yönelik şiddetle mücadelenin topyekun yürütülmesi gereken bir mücadele olduğuna dikkati çekerek, bunun herkesin sorumluluğu olduğunu söyledi.
Türkiye’nin güzel yarınlarını hep birlikte inşa edeceklerini dile getiren Göktaş, “Sevginin, şefkatin ve başarının simgesi olan güçlü kadınların yetiştirdiği güçlü nesillerle Büyük Türkiye hedeflerimize ulaşacağız. Bu anlayışla Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da belirttiği gibi Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına inancımız tamdır. Kadınların her alanda aktif olacağı ülkemizin ikinci asrında, büyük bir inanç ve azimle çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” dedi.
Kısa adı UNICEF olarak bilinen Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu Türkiye Temsilcisi Paolo MARCHI’de konuşmasında şunları söyledi: “Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü adına bu özel günde burada olmak benim için büyük bir mutluluk. Bu, hükümet yetkililerini, uzmanları, sivil toplumu ve kadın ve kız çocukları haklarını savunanları bir araya getirerek Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamak için eşsiz bir fırsattır. Merakla beklediğimiz açılış konuşmasını yapmayı kabul eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’a teşekkür ediyorum. Ayrıca, Birleşmiş Milletler’in Türkiye’de kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesine yönelik ortak çabalarını öne çıkardıkları ve bu konuda bilgi ve deneyimlerini paylaşacak bu kadar uzmanı, bu panelde bir araya getirdikleri için bu etkinliği düzenleyenlere de teşekkür etmek istiyorum. Kadınların güçlendirilmesine yatırım yapmanın Türkiye’de herkes için eşitliğe katkıda bulunmada nasıl bir fark yarattığını anlattık. Bu Uluslararası Kadınlar Günü’nde dünyanın dört bir yanında kadınların ve kız çocuklarının adil ve eşitlikçi toplumlar inşa etmedeki olağanüstü başarılarını kutluyoruz. Öte yandan, bu günü, karşılaştıkları devasa zorlukları vurgulamak için anıyoruz: Ayrımcılığın çeşitli biçimleri, çatışmaların ve insani krizlerin derinleşen etkileri, kadınları ve kız çocuklarını orantısız bir şekilde etkileyen yoksulluk, liderliğin ve siyasi katılımın önündeki görünmez engeller, çoğu zaman ücretsiz bakım işleri, kaliteli eğitime erişimin önündeki engeller, kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddet dünya çapında gözlemlenen bu zorluklar arasında yer alıyor. Tüm bu zorlukları ortadan kaldırmak için Türkiye Hükümeti ve diğer ortaklarıyla birlikte çalışan Türkiye’deki Birleşmiş Milletler adına, burada cinsiyet eşitliğinin sadece asil bir arzu olmadığının altını çizmeliyim; daha iyi bir dünya için bir önkoşuldur. Kadınlara ve kız çocuklarına yatırım yaptığınızda, onların becerilerini ve fırsatlarını geliştirdiğinizde, müreffeh uluslara ve herkes için sürdürülebilir kalkınmaya yatırım yapmış olursunuz. Son yıllarda küresel olarak kadınların liderlik pozisyonlarında temsilinde kayda değer bir artış, kızların çocuk yaşta evlilik ve erken yaşta evlilik vakalarında azalma ve sağlık, beslenme ve eğitime erişim alanlarında önceki yıllara kıyasla önemli iyileşmeler gördük. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde bu ilerlemeyi daha da ileriye taşımak için kolektif eylemimizi hızlandırmaya kararlıyız. Etkinliğin başlığından da anlaşılabileceği gibi bu, “İLERLEME İÇİN KADINLARA YATIRIM YAPMAK” aracılığıyla gerçekleşecek. Bu yılın teması olan “KADINLARA YATIRIM”, eşitsiz güç yapılarını ortadan kaldırmanın somut mali taahhütler gerektirdiğini hatırlatıyor. Peki “kadına yatırım” ne anlama geliyor, neden önemli ve nasıl çalışıyor?
Küresel olarak, erkeklerden daha fazla kadın yoksulluk içinde yaşıyor; 10 kadından 1’i aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Kırılgan ülke ve bölgelerdeki kadın ve kızların aşırı yoksulluk içinde yaşama olasılığı neredeyse 8 kat daha fazla. En kötü iklim senaryolarında, gıda sıkıntısı çekebilecek kadın ve kız çocuklarının sayısının erkekler ve erkek çocuklarına göre iki kat daha fazla olacağı öngörülüyor. Küresel olarak kadınların yüzde 61’i, erkeklerin ise yüzde 90’ı işgücüne katılıyor ve kadınlarla erkekler arasındaki ücret farkı onlarca yıldır sürüyor. Ücretsiz bakım ve ev işlerine baktığımızda kadınların erkeklere göre günde ortalama 3 saate yakın daha fazla zaman harcadığını görüyoruz. Ayrımcılık, eşit olmayan şekilde dağıtılan ücretsiz bakım emeğinin ağır yükü ve yüksek direnç gösteren cam tavan, tıpkı şiddet ve taciz gibi istihdamda cinsiyet eşitsizliklerinin uzamasına neden oluyor. Gelişmekte olan ekonomilerde finansal katılıma ilişkin veriler, erkeklerin yüzde 74’ünün, kadınların ise yüzde 68’inin bir banka hesabına sahip olduğunu gösteriyor. COVID-19 salgınına yanıt olarak dünya çapında 3.000’den fazla sosyal koruma ve işgücü piyasası tedbiri kabul edildi; ancak bu önlemlerin yalnızca yüzde 12’sinde kadınların ekonomik güvenliği hedeflendi. Ve ne yazık ki kadın hakları örgütleri toplam resmi kalkınma yardımının yalnızca yüzde 0,13’ünü aldı. Bütün bu veriler, “kadınlara ve kız çocuklarına yatırım yapmanın” kadın kuruluşlarına yatırım yapmak anlamına geldiğini; kız çocuklarının eğitimine, kadınların liderliğindeki işlere, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti sona erdirmeye yönelik programlara (çocuk yaşta evlilik dahil), kadınların barış inşası ve iklim eylemine dahil edilmesine yatırım yapmak anlamına geliyor. Sürdürülebilir kalkınma için finansmanın serbest bırakılması, ülkelerin kadınlara ve kız çocuklarına yatırım yapacak kaynaklara sahip olmasını sağlamak açısından hayati önem taşıyor. Ayrıca iş dünyasında, maliyede, merkez bankalarında ve maliye bakanlıklarında kadın liderlerin sayısını artırmak için çaba göstermeliyiz. Politika oluşturma pozisyonlarında daha fazla kadının bulunması, kadınların ve kız çocuklarının farklı ihtiyaçlarına yanıt veren politika ve programlara yatırım yapılmasını teşvik edecektir. Değerli misafirlerimiz, “yatırım” sadece para ya da finansmandan ibaret değildir. Bu aynı zamanda, daha güçlü evrensel ve sürdürülebilir işler ve sosyal koruma politikaları da dahil olmak üzere kadınların güçlendirilmesi için uygun koşulların yaratılmasını, kadınların güvenli annelik ve cinsel refah haklarının teşvik edilmesini, ailelerin bakım işleriyle desteklenmesini, kadınların lider olarak savunulmasını ve kadınların onur ve güvenliğinin sağlanmasını da içermektedir. Şimdiki ve gelecekteki daha iyi zamanlar için kadınların ve erkeklerin işgücü piyasasında yer alması. Bu dönüştürücü yolculuk aynı zamanda devam eden nesiller arası geçişe alan sağlamayı, zihniyetleri değiştirmeyi, kamuoyunun farkındalığını artırmayı ve sistemik önyargıları tutarlı bir şekilde ele almayı gerektiriyor. Dünya, nesiller boyu süren köklü ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve eşit bir gelecek inşa etmek için benzeri görülmemiş bir fırsata sahip.
Bu amaçla, Türkiye’deki BM, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşma konusunda Türkiye Hükümeti ile birlikte çalışmaya kararlıdır. Türkiye, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini kabul ederek ve bu hedeflere yönelik aktif olarak çalışarak, daha adil ve eşitlikçi bir dünyanın yaratılmasına katkıda bulunuyor, sosyal ve ekonomik kalkınmayı teşvik ederken, kadınların ve kız çocuklarının tam potansiyellerine ulaşmalarının önündeki engelleri yıkıyor. Türkiye kadın hakları konusunda çeşitli alanlarda önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da hâlâ yapılması gereken işler var. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu 2022’ye göre Türkiye, 146 ülke arasında 129’uncu, kadınların eğitime erişiminde 99’uncu, sağlık ve hayatta kalmada 100’üncü, siyasi güçlenmede 118’inci, ekonomik katılım ve fırsatlarda 133’üncü sırada yer alıyor. Kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 35’tir. Parlamenterlerin yalnızca yüzde 17’si kadın, yüzde 3’ü belediye başkanı ve yüzde 11’i belediye meclis üyeleridir. Kadınlarla erkekler arasındaki ücret farkı eğitim düzeyine göre yüzde 14 ile yüzde 29 arasında değişiyor. Ne istihdamda ne de eğitimde olan genç kadınların (15-24) oranı yüzde 32 iken genç erkeklerde bu oran yüzde 16’dır. Ayrıca, geçtiğimiz yıl Türkiye’yi vuran yıkıcı depremlerle birlikte, depremden etkilenen bölgelerdeki kadınların ve kız çocuklarının ihtiyaçları yüksek olmaya devam ederken, onların iyileşme aşamasına olumlu ve dikkate değer katkılarının da farkındayız. Bu eşitsizliklerin farkına varmak, çabalarımızı Türkiye’deki kadınların ve kız çocuklarının benzersiz ihtiyaçlarını ve deneyimlerini ele alacak şekilde uyarlamak açısından çok önemlidir. Toplumsal cinsiyet engellerinin ortadan kaldırılmasına ve herkes için daha kapsayıcı bir toplumun teşvik edilmesine katkıda bulunacak hedefe yönelik stratejiler ve girişimler geliştirebiliriz. Bu Dünya Kadınlar Günü’nde, Türkiye’deki ve dünyadaki kadınlar için olumlu değişim yaratma kararlılığımızı yenileyelim. Değerli konuklar, kadın ve kız çocuk haklarının adil, barışçıl ve müreffeh toplumlara giden bir yol olduğu kanıtlanmıştır; bu herkesin yararınadır. Bu dileklerimizi gerçeğe dönüştürmek için hep birlikte acilen harekete geçelim.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Koç Holding Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı ve 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in “Küresel İş Ortağı” oldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum ile Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç ve Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu COP31 gündemiyle bir araya geldi. Görüşmede, Koç Holding’in COP31 “Küresel İş Ortağı” unvanıyla yürüteceği çalışmalar ile sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon ekseninde konferansa sunacağı katkılar değerlendirildi.
Murat Kurum: “COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, görüşmeye ilişkin değerlendirmesinde “Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31’de kamudan özel sektöre, finans dünyasından sivil topluma kadar tüm paydaşlarımızla güçlerimizi birleştirerek Türkiye’nin iklim eylemindeki kararlılığını dünyaya göstereceğiz. Bu kapsamda ülkemizin en köklü kuruluşlarından ve bu yıl 100. yaşını kutlayan Koç Topluluğu, Koç Holding şemsiyesi altında, COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ oldu. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ile görüşerek bu süreçte birlikte neler yapabileceğimizi ele aldık. COP31’de özel sektörün katkısını ve iş birliklerimizi önemsediğimizi; Koç Holding’in de bu sürece katkı sunacak olmasından duyduğumuz memnuniyeti aktardık. COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız. Hayırlı olsun” dedi.
Ali Y. Koç: “Ülkemizin iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat”
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasından memnuniyet duyduklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Koç Topluluğu olarak 100 yıldır ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenle yatırım yapıyor, üretiyor, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya katkı sağlıyoruz. İlk yüzyılımızda müşterilerimizden hissedarlarımıza, bayilerimizden iş ortaklarımıza kadar tüm paydaşlarımızla birlikte büyüdük, geliştik. Topluluğumuzun 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda sürdürülebilirlik yolculuğumuzda da iş ortaklarımızı gerekli dönüşüm için teşvik edecek, daima olduğu gibi omuz omuza ilerleyeceğiz. İkinci yüzyılımıza adım attığımız bu anlamlı dönemde, dünyanın en önemli iklim platformlarından COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ olarak ülkemizin temsiline güçlü şekilde katkı sunmaktan gurur ve memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapmasını, iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.”
İklim değişikliğiyle mücadelenin çok boyutlu bir dönüşüm olduğuna dikkat çeken Ali Y. Koç, “İş dünyamızın iklim taahhütlerini somut ve ticari olarak uygulanabilir çözümlere dönüştürme gücüne sahip olduğuna inanıyoruz. İklim krizi; ciddi bir iş riski oluşturuyor, sanayinin rekabet gücünü ve geleceğini etkiliyor. Bu kapsamda da teknoloji ve inovasyon kapasitemizi güçlü bir şekilde kullanarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi stratejik öncelik olarak ele alıyoruz. 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteren, 155’ten fazla ülkeye ihracat yapan ve gelirlerinin %95’inden fazlasını enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finans gibi dönüşümün merkezinde yer alan sektörlerden elde eden bir Topluluk olarak, ülkemizin iklim hedeflerine ulaşmasında önemli bir etki gücümüz bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Temiz enerji, elektrifikasyon, enerji ve kaynak verimliliği, iklim teknolojileri, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir finansman alanlarında yatırımlarını uzun yıllardır kesintisiz olarak sürdürdüklerini kaydeden Ali Y. Koç, “COP31’in bu çalışmalarımızı paylaşmanın yanı sıra ülkemizden ve dünyadan paydaşlarla yeni iş birlikleri geliştirebileceğimiz son derece değerli bir platform olacağına inanıyoruz” dedi.
Koç Holding ve bağlı şirketleri, küresel iklim gündemi kapsamındaki en önemli buluşma sayılan COP31’in master ortakları arasında yer alacak. Küresel iklim taahhütlerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak somut uygulamaların öne çıktığı bir dönemde Koç Holding, 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda Topluluk şirketleriyle birlikte iklim çözümlerini somut iş sonuçlarına dönüştürme deneyimini ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulacak. Sektörel deneyimi, küresel pazarlara erişimi ve geniş ekosistemiyle Koç Holding; teknoloji, finans, stratejik ortaklıklar ve insan kaynağı konusundaki iyi uygulamalarıyla dönüşümü hızlandırma konusunda güçlü bir etki gücüne sahip.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi nedeniyle bulunduğu Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.