Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul mitinginde yaptığı konuşmada, “2002’de Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu üstlenirken hangi gayeyle hareket ediyorsak, bugün de aynı prensiplere bağlıyız. Tüm renkleriyle, tüm farklılıklarıyla, güzellikleriyle Türkiye’yi kucaklayan bir anlayışla 85 milyona aşkla hizmet ediyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisince Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen Yeniden Büyük İstanbul Mitingi’ne katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’un fethi ile ilgili hadisi Arapça seslendirerek, müjdelenen bu fetih için sekiz asır boyunca milletlerin, fatihlerin, kumandanların rüyasına giren şehrin İstanbul olduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, son hafta durmayacaklarını, gece gündüz demeden çalışacaklarını vurgulayarak, şöyle devam etti: “Anadolu’da gittiğim her yerde söylüyorum. ‘İstanbul’daki hemşehrilerinizi lütfen arayın, telefonlarınız dinmesin.’ İnşallah 1 Nisan’da İstanbul yeniden sahiplerine kavuşsun. Bu İstanbul ki Mihmandar-ı Nebevi Eyüp Sultan hazretlerinin uğrunda surları dibinde son nefesini verdiği yerdir. Bu İstanbul ki Osman Gazi’nin evlatlarına “İstanbul’u aç, gülzar yap’ diye vasiyette bulunduğu Kızılelma’dır. Bu İstanbul ki Fatih Sultan Mehmet Han’ı 21 yaşında Fatih olarak dünyanın gördüğü en büyük hakanlardan biri yapmıştır. Bu İstanbul ki asırlar boyunca kendi vatandaşlarına yurt, mazlumlara umut, mağdurlara gönül köprüsü olan anne şehirdir. Bu İstanbul ki Roma’dan Bizans’a Osmanlı’dan Cumhuriyet’e adeta gergef gibi işlenerek sanat eserine dönüştürülmüş bir hazinedir. Bu İstanbul ki, şairlerin bir taşına dünyaları değişmediği, sadece bir semtini sevmeye ömrünün yetmeyeceğinden korktuğu şehirdir. Bu İstanbul ki ressamların asırlardır çizdikleri, seyyahların asırlardır gezdikleri hâlde, her defasında yeni güzelliklerini keşfettikleri şehirdir.”
“İSTANBUL’DA YENİ BİR DÖNEMİ BAŞLATACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin de doğduğu, büyüdüğü, her nefesini hamd ederek içine çektiği, her karışına aşkla bağlı olduğu İstanbul’un bugün bir başka güzel olduğunu kaydetti.
Bugün coşkun akan ırmak misali yatağına sığmayan bir İstanbul gördüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bugün burada 31 Mart’ta şehrine sahip çıkmaya hazırlanan İstanbullu kardeşlerimi görüyorum. Her anı, başlı başına bir şiir olan bu güzel şehirde bugün bir kez daha sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle İstanbul’a ve İstanbullulara teşekkür borcumu ifade etmek istiyorum. Geçtiğimiz yıl yapılan 14-28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na milletvekilliğinde yüzde 46 buçuğa yakın, Cumhurbaşkanlığında yüzde 48’i aşkın destek verdiğiniz için her birinize şükranlarımı sunuyorum. İstanbul’un kadirşinaslığının örneği olan bu desteğinden memnun kaldık. Ama gönlümüz aramızdaki muhabbetin seyrine uygun şekilde daha yüksek oranlardan yana. İnşallah 31 Mart’ta İstanbul’u Murad’ına kavuşturarak bu hedefimize de ulaşacağız. Ne yapacağız? Sağlam aday, sağlam adam Murat Kurum’la İstanbul’da yeni bir dönemi başlatacağız. Tabii bunun için bir hafta çok çalışacağız.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul, iki kıtanın, iki denizin, iki cihanın şehri İstanbul. Milletimizin ziyneti, serveti, gözbebeği İstanbul. Güzellikte insan muhayyilesinin zirvesi İstanbul. Göreni hayran, yaşayanı meftun, hayal edeni bile mutlu İstanbul. Senin için ne söylesek, ne desek eksik kalır. Biz de sözün bittiği yerde, altyapısıyla üstyapısıyla insana dair tüm unsurlarıyla sana hizmete talibiz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul’la birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” sorusuna da kalabalığın evet yanıtını vermesi üzerine, şöyle devam etti: “İşte benim sevdam İstanbul budur. İşte benim son nefesime kadar ömrümü vakfettiğim İstanbul budur. Aşkım İstanbul budur, sevdam İstanbul budur. İnşallah sizlerle birlikte ramazanın bayramı gelmeden 31 Mart’ı millî irade bayramı hâline getireceğiz. Büyükşehriyle ilçeleriyle İstanbul’un belediyecilik hizmetlerinde yeni bir dönemin kapılarını beraberce açacağız. İstanbul’un 5 yıllık fetret devrine son vererek, şehrimizde eser ve hizmet siyasetini inşallah tekrar başlatacağız. 31 Mart seçimlerinin aziz İstanbul’la birlikte tüm vilayetlerimiz, tüm vatandaşlarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Rabbim hepinizden razı olsun diyorum ama şu bir haftayı çok iyi geçirmemiz lazım.”
“İSTANBUL’A ANCAK HİZMET EDEREK LAYIK OLUNMAYA ÇALIŞILIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde İstanbul’un kötü hâlini anımsatarak, “Çöp, çukur ve çamur. CHP demek bu. Ekrem denilen arkadaş burada göreve başladıktan sonra ne değişti? Yine çöp, çukur, yarı zamanlı mesai. Bunu yaptı. Şimdi de bakıyorsunuz, israftan bahsediyor. Yav israf sende. Sen her şeyi israf olarak zaten yaptın ve akıllı belediyecilik diyor. Nerede akıllı belediyecilik? Akılsız belediyecilik. Şu İstanbul’da neler çekmedik ya, neler. Şimdi bütün bu dönüşümü, devranı Allah’ın izniyle değişmeye var mıyız? Şu bir hafta gece gündüz demeden çalışıyor muyuz? Ana kademe, durmuyoruz. Yakın markajla çalışacağız. Çok koşacağız, çok çalışacağız ve Yeniden İstanbul muradını gerçekleştireceğiz” diye konuştu.
Haliç’in rezillik olduğunu ve Haliç’i çamur deryasından ekibiyle kurtardığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9,5 kilometre Alibeyköy’deki taş ocağına çamuru, pisliği kendilerinin aktardıklarını ve şimdi orada oyun parkları olduğunu anlattı.
İstanbul’a ancak hizmet ederek layık olunmaya çalışılacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdi Haliç’te balık tutulduğunu ve yüzüldüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu durup dururken olmadı, kardeşinizle oldu. Oradan beni Başbakanlığa gönderdiniz, oradan Cumhurbaşkanlığına gönderdiniz. Bu kardeşiniz de sizlere hâkim olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldi. Kendini İstanbul’un sahibi zanneden ne bu şehri, ne bu şehrin insanlarını hiç anlamamış olanlarla bir yere varılmaz” yeklinde konuştu.
“İSTANBUL’UN SORUNU, İMKÂN VE KAYNAK KITLIĞI DEĞİL, VİZYON VE BECERİ EKSİKLİĞİDİR”
Belediye Başkanlığıyla Başbakanlığıyla ve Cumhurbaşkanlığıyla 30 yıldır bu şehrin emrinde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yarım asrı bulan siyasi hayatımızda bu şehri düşünmediğimiz, onun için ne yapabileceğimizin sancısını çekmediğimiz tek bir günümüz yoktur. Bu sayede ulaşımıyla suyuyla Haliç’iyle yeşil alanlarıyla çevresiyle temizliğiyle konutuyla İstanbul’u yeni bir lige çıkardık. Sıkılmadan, utanmadan ‘Metro yaptım’ diyor. İstanbul’daki mevcut metroların tamamı bize aittir, bize. Bunları biz yaptık. Bizden sonra gelen arkadaşlarımız da aynı vizyonla aynı heyecanla eser ve hizmet siyasetini sürdürdü.” dedi.
Kendilerinden devraldıkları hizmet bayrağını yüceltmek için çalışan belediye başkanı arkadaşlarının tamamını şükranla anan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 yıl önce ebediyete irtihal eden merhum Kadir Topbaş’a ve geçen ay trafik kazasında hayatını kaybeden AK Parti İstanbul Kadın Kolları İl Başkan Yardımcısı Fatma Sevim Baltacı’yı da rahmetle yâd etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Tüm bu emeklerin ardından İstanbul son 5 senedir yeniden 1989-1994 dönemine dönme emareleri göstermeye başladı. Eser ve hizmet namına zaten ortada elle tutulur hiçbir eser yok. Üzerinde emekleri olmayan işleri sahiplenme cinliklerini bir kenara bırakırsak geriye koskoca kayıp 5 yıl kalıyor. Eskilerin deyimiyle ıslığı dağı tutup güttüğü bir keçi olanların elinde İstanbul adeta eziyet çekti. Gerçi İstanbul’a bir şey yapmak için önce hem kafanızın hem kalbinizin hem mesainizin tamamını bu şehre vermeniz gerekiyor. Yarısı kayakta, yarısı tatilde, yarısı seçim kampanyalarında genel başkanını devirmek için geçen bir dönemden geriye elbette bir şey kalmaz, kalmıyor. İstanbul’un temel sorunu, imkân ve kaynak kıtlığı değil, vizyon ve beceri eksikliğidir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’un temel sorununun imkân ve kaynak kıtlığı değil, vizyon ve beceri eksikliği olduğunu söyledi.
Bununla yüzleşmek yerine kabahatlerini örtmek için bir de “engelleniyoruz” yalanına sarıldıklarına dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunların hepsi belgelidir. Engellenme diye bir şey yok, tüm belediyeler ne alıyorsa İstanbul fazlasıyla bunu almıştır. Hâlbuki rahmetli Barış Manço’nun dediği gibi, ‘Usta terzi dar kumaştan bol gömlek diker.’ Son 5 yılda beş katına çıkartılan belediye borçlarıyla gelen kaynak, şahsi ihtiraslara hizmet edecek işlere harcanırsa elbette oradan eser çıkmaz. Yaşanan diğer rezillikler bakımından da bu şehir 30 yıl geriye gitti” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün olanları İstanbulluların da gördüğünün altını çizerek, şöyle devam etti: “Balya balya, bavul bavul paralar bir yerlerden geliyor, bir yerlere gidiyor. ‘Hatırlamıyorum, unuttum’ diyerek, şu ana kadar kimse bu görüntülerin makul, mantıklı, tutarlı bir izahını yapamadı. Partiye bina alınmasından vergi kaçırmaya pek çok şey söylendi. Ama hâlâ maşeri vicdanı tatmin eden bir açıklama duyamadık. Tam tersine her konuşanla iş biraz daha karmaşık hâle geliyor, çirkinleşiyor, biraz daha dal budak sarıyor. Tüm bu rezilliklerle siyaset kirlendi. Namuslarına emanet edilen oyları kirlettiler. Şehr-i İstanbul’u kirlettiler. İstanbul’u bunların eline bırakmamak, hem bu şehre hem bu şehirde yaşayanlara inanın vicdan borcumuzdur. Bakınız bugün İstanbul bir yol ayrımında bulunuyor. Bir tarafta ‘Sadece ben’ diyenler var, diğer tarafta ‘Sadece İstanbul’ diyenler var. ‘Sadece İstanbul’ diyenler olarak bu işi hafta sonunda hâllediyor muyuz? ‘İstanbul’u nimet’ olarak görenlere, gereken dersi 31 Mart günü veriyor muyuz? İstanbul’a hizmet için gereken adımı haftaya bugün atıyor muyuz? Kardeşlerim, bunun için bir hafta çok çalışacağız ve gayret edeceğiz. Adımı da inşallah en güzel şekliyle atıp, 1 Nisan’dan itibaren ‘Yeniden İstanbul’ diyerek yola devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Ana Kademe, Gençlik Kolları ve Kadın Kolları teşkilatına seslenerek, “Bu adımı atmaya var mıyız? Bir tarafta yaklaşan deprem tehlikesini umursamayanlar var, diğer tarafta İstanbul’u depreme hazırlamak için programı, projesi hazır olanlar var. Bir tarafta şehrin trafiğini rahatlatmak için kılını kımıldatmayanlar var, diğer tarafta metrosundan tüneline tüm ulaşım projelerini seferber edenler var. Allah’ın izniyle 31 Mart’ta bu düğümü çözecek ve İstanbul’un ‘Türkiye Yüzyılı’ yürüyüşünü biz başlatacağız” ifadelerini kullandı.
“DÜNYADAKİ TÜM MAZLUMLARIN UMUDU HÂLİNE GELEN BİR TÜRKİYE BİZİM REFERANSIMIZDIR”
“Türkiye Yüzyılı” için söz istediğini kaydeden Erdoğan, “Ev ev, dükkan dükkan, sokak sokak, semt semt, ilçe ilçe İstanbul’u, düğüne, şölene, toya hazırlar gibi 31 Mart’a hazırlamaya söz veriyor musunuz? Erkeği ve kadınıyla, genci ve yaşlısıyla, çalışanı ve işvereniyle, ülkemizin neresinden gelirse gelsin, geleceğini bu şehirde kuran her bir ferdiyle, İstanbul’a sahip çıkmaya söz veriyor musunuz? Seçim günü hem sandığa gitmeye hem sandığı namusumuz gibi korumaya söz veriyor musunuz?” diye sordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’un mert olduğunu ve sözünü tuttuğunu, bugüne kadar ne kendilerinin İstanbul’a ne de İstanbul’un kendilerine mahcup olduğunu söyledi.
Muhalefet gibi yanlışı, kusuru ve kabahati millette arayanlardan olmadıklarının altını çizen Erdoğan, şunları belirtti: “Biz, eksiğini ve hatasını asla inkâr etmeyen bir ekibiz. Milletimize kulak veriyoruz, sizden gelen geri dönüşlere göre kendimizi sürekli yeniliyor, ufkumuzu genişletiyoruz. Bugün de hem İstanbul’da hem tüm Türkiye sathında bizden daha dinamik, bizden daha enerjik, bizden daha vizyon sahibi bir kadro göremezsiniz. Varsın onlar karınlarında kırk tilki dolaştırıp kırkının da kuyruğunu birbirine değdirmeyecek ihtiraslar ve cinlikler peşinde koşsunlar. Biz hasbi ve harbi duruşumuzla, tevazumuzla, hüsnüniyetimizle daima milletimizin emrinde, hizmetinde, huzurunda olacağız.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, referansın nereden verildiğinin bir kişinin nereden beslendiğini gösterdiğini aktararak, milletin bizatihi kendisinin referansları olduğunu, millete inandığını, onların da kendisine inandığını bildiğini ifade etti.
İstanbul’la birlikte diğer 80 vilayette kazandırdıkları eserlerin kendilerinin referansı olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hak ve özgürlükler alanında hayata geçirdiğimiz tarihi reformlar, bizim referansımızdır. Demokrasimizi vesayetin sultasından kurtararak güçlendirmemiz, bizim referansımızdır. Millî iradenin önündeki engelleri kaldırarak ülkemizde hâkim kılmamız bizim referansımızdır. Dünyadaki tüm mazlumların umudu hâline gelen bir Türkiye gerçeği, bizim referansımızdır. Girdiğimiz 17 seçimin hepsinden zaferle çıkmamızı da aynı şekilde bu referanslarımıza borçluyuz.” değerlendirmesinde bulundu.
“AYRIMCILIĞIN HER ÇEŞİDİNİ ELİMİZİN TERSİYLE İTTİK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her seçim öncesinde insanları korkutmak için kendileriyle ilgili ortaya bir sürü yalan ve iftira atıldığını fakat iftira atanların bir kez olsun haklı çıkmadıklarını, onların hiçbir zaman akıllanmadığını ve kendilerini düzeltmediğini dile getirdi.
“Onlar ne derse desin biz asla istismar siyaseti yapmadık. Kimlik siyaseti gütmedik. Kimsenin meşrebiyle, kökeniyle, hayat tarzıyla ilgilenmedik” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kişilerin sandıkta hangi partiye oy verdiğine bakmadıklarını, bunun çetelesini tutmadıklarını vurguladı.
Ayrımcılığın her çeşidini ellerinin tersiyle ittiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Belediyelerimizin ve kamu kurumlarının kapılarını, Türkiye’ye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese açık tuttuk. Siyasi rekabetin, siyasi husumete dönüştürülerek, insanlarımız arasında bir fitne unsuru hâline getirilmesine müsaade etmedik. Hele hele kazanma değil, sadece kaybettirme şantajıyla siyaset yapma fırsatçılığına hiç dönüp bakmadık” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, açık ve net ifade etmek istediğini anlatarak, “Biz, 1994’te bu şehrin emanetini devralırken neredeysek, 2002’de Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu üstlenirken hangi gayeyle hareket ediyorsak, bugün de aynı prensiplere bağlıyız. Tüm renkleriyle, tüm farklılıklarıyla, güzellikleriyle Türkiye’yi kucaklayan bir anlayışla 85 milyona aşkla hizmet ediyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm renkleriyle, tüm farklılıklarıyla, güzellikleriyle Türkiye’yi kucaklayan bir anlayışla 85 milyona aşkla hizmet ettiklerini söyledi.
Bundan sonra da aynı şekilde yola devam edeceklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin adeta bir özeti, bir modeli olan İstanbul, tüm bu yaklaşımlarımızın ve onlara dayanan icraatlarımızın en yakın şahididir. Tabii bizim İstanbul’da da referanslarımız var” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, her seçim kampanyasında olduğu gibi 31 Mart sürecinde de gittiği her şehirdeki miting konuşmasını, oraya yaptıkları yatırımları özetleyerek bitirdiğini hatırlatarak, “Şu anda diğer genel başkanlar evlerinde, ofislerinde yatarken ben 25 vilayete gittim. Çalışacağız, koşacağız ve İstanbul olunca konu, bu yatırım listesi öylesine uzun, öylesine ayrıntılı, öylesine ışıltılı ki tek tek anlatmaya kalksak günler yetmez. Şu anda karşımda 650 bin kişi var. Biz bu meydanda 1,5 milyona alıştık. Bugün ise 650 bin kişi. Ama durmuyoruz ve sadece birkaç ana başlıkla İstanbul yatırımlarımızı sizlere hatırlatmak istiyorum” diye konuştu.
“21 YILDA İSTANBUL’A 1 TRİLYON 650 MİLYAR LİRA TUTARINDA KAMU YATIRIMI YAPTIK”
İstanbul yatırımlarına ilişkin bazı bilgiler veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geçtiğimiz 21 yılda İstanbul’a 1 trilyon 650 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Böyle bir yatırımı kimse yapmadı ama biz yaptık. Her bakanlığımızın kendi sorumluluk alanındaki projeleriyle, bu dünya şehrini konumuna ve iddiasına uygun altyapılara, üstyapılara kavuşturduk. Dedim ya, biz göreve geldiğimizde İstanbul çöp-çukur-çamur deryasıydı. İstanbul’u bunlardan biz kurtardık. Ama bizden sonra bu Bay Ekrem göreve geldi, ortalık rezalet. Yine aynı durum. Yine çöp, yine çukur, yine çamur. Geçen dönem hariç, büyükşehir belediyesi ve aynı vizyona sahip ilçe belediyeleri de bu yatırım seferberliğine katkı verdi, destek verdi.”
Eğitimde okullarıyla, üniversiteleriyle, yurtlarıyla, pek çok alternatif müessesesiyle İstanbul’un tarihi ilim-irfan merkezi konumunu güçlendirdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağlıkta, 18 bin 417 yatak kapasiteli hastaneleriyle birlikte 178 adet sağlık tesisini şehrimize ve dünyaya kazandırdık” bilgisini paylaştı.
İstanbul’un artık dünya sağlık turizminin en önde gelen merkezlerinden biri hâline geldiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir kısmını Kovid-19 salgını döneminde faaliyete geçirdikleri modern ve yüksek kapasiteli hastaneler sayesinde, küresel sağlık krizini en az sıkıntıyla atlatmayı başardıklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehircilikte, TOKİ vasıtasıyla 228 bin konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik, 23 bin 866 konutun yapımına devam ediyoruz” sözlerini sarf etti.
İstanbul’daki 7,5 milyon bağımsız bölümün 1,5 milyonunun riskli olarak kabul edildiğini, bunlardan 600 bininin de acilen dönüştürülmesi gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tek başına bu rakamlar bile, karşımızdaki tehlikenin büyüklüğünü anlatmaya yeterlidir. Bunun için önümüzdeki dönemde İstanbul’un önceliklerinin en başında depreme hazırlık olduğunu görüyoruz. Hükûmet olarak zaten bunu yapıyoruz. Büyükşehir Belediyesi’nde de Murat kardeşimizle birlikte aynı anlayışın yönetime gelmesiyle, inşallah işin eksik kalan ayağı da tamamlanacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
ULAŞIMDAKİ YATIRIMLAR
“Ulaştırmada, İstanbul’da 350 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 794 kilometreye çıkardık” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul-Bursa-İzmir Otoyolu’yla İstanbul-İzmir yolculuğunu 3,5 saate, Bursa’yı bir saate düşürdüklerini anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuzey Marmara Otoyolu’yla Avrupa Yakası’ndan Anadolu Yakası’na transit geçişi sağladıklarını belirterek, “Kuzey Marmara’nın eksik kalan kısımlarını etap etap tamamlayarak hizmete veriyoruz. Bu çerçevede Silivri Geçişi Viyadüğü’nü önümüzdeki ay trafiğe açıyoruz. Otoyollar ve bağlantı yollarındaki deprem güçlendirmelerini 2026 yılında tamamlıyoruz. Büyük İstanbul Tüneli Projemizin ihale hazırlıkları sürüyor. Günde 6,5 milyon vatandaşımızın kullanacağı, 11 farklı raylı sistem hattını birbirine bağlayacak bu tünel, İstanbul’un ulaşımında ciddi rahatlama sağlayacaktır” dedi.
“Marmaray’ı, Avrasya’yı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yapan kim” sorusunu yönelten Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’a 1994’te belediye başkanı olduğunda sadece 17 kilometre hafif raylı sistem bulunduğunu, hiç metro olmadığını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti belediyeciliği ve iktidarları dönemlerinde İstanbul’a 230 kilometre hafif raylı sistem ve metro hattı kazandırdıklarının altını çizerek, şöyle devam etti: “Amacımız, İstanbul için hazırladığımız 1100 kilometrelik raylı sistem projelerinin tamamını hayata geçirmektir. 2019 seçimleri yapıldığında yaklaşık 135 kilometre raylı sistem hattının inşaatını da başlatmıştık. Bunlardan bazılarında yüzde 95’leri bulan fiziki ilerleme de kaydetmiştik. Seçimlerden sonraki büyükşehir yönetimi, planlamasını yaptığımız 1100 kilometrelik raylı sistem projelerinden tek bir tanesinin dahi inşasına başlamadı. Metro için yeni bir çivi dahi çakmayanlar, inşaat safhasında devraldıkları hatların çoğunu da hâlâ bitiremediler. Sancaktepe’de metro olarak açılan yeri, o devasa kuyu hâlindeki yeri bunlar gitti doldurdular. Biz ise İstanbul’a hizmet etmeye devam ettik.”
METRO VE HIZLI TREN PROJELERİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mevut İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminin, kendi sorumluluğundaki Başakşehir Çam Sakura Şehir Hastanesi metrosunu da yapmadığını, burayı Bakanlığa verdiği talimatla devralıp yaptıklarını ve hizmete açtıklarını vurguladı.
Sabiha Gökçen Havalimanı-Pendik metrosunu 2022’de hizmete sunduklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Havalimanı-Gayrettepe metrosunun Kâğıthane kesimini 2023’te, Gayrettepe kesimini 2024’te tamamladıklarını, Bakırköy-Bahçelievler-Kirazlı Metro Hattı’nı ise 2024’te bitirdiklerini kaydetti.
Sirkeci-Kazlıçeşme Kentsel Ulaşım ve Rekreasyon Odaklı Dönüşüm Projesi’ni de 2024’te hizmete verdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, salı günü açılışını yaptıkları Arnavutköy-İstanbul Havalimanı Metro Hattı’nı da bunlara ilave ettiklerini, Altunizade-Bosna Bulvarı hattını ise 2026 yılında tamamlamayı hedeflediklerini söyledi.
İstanbul genelinde 80 kilometreye yakın raylı sistem hattı inşaatının devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çalışmaları şu şekilde aktardı: “Allah’ın izniyle, seçimlerden sonra büyükşehir sorumluluğundaki metro projelerini Cumhurbaşkanınız olarak şahsım, kabine, Murat kardeşim ve ekibi, hep beraber bu projeleri hızlandıracağız. Hızlı tren çalışmalarında da önemli bir safhadayız. Uzunluğu 120 kilometreyi bulan Gebze-Sabiha Gökçen Havalimanı-Yavuz Sultan Selim Köprüsü-İstanbul Havalimanı Hızlı Tren Hattı’nın ihalesine bu yıl çıkıyoruz. İstanbul, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerini birbirine bağlayacak, hem yük hem de yolcu taşımacılığı yapılacak olan Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Projemizin inşası etaplar hâlinde sürüyor. Seyahat hızı 350 kilometreyi bulacak, süresi 80 dakika olacak Ankara-İstanbul Süper Hızlı Tren Projesi’nin ihalesine bu yıl çıkıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllık 90 milyon yolcu kapasitesi olan İstanbul Havalimanı’nın geçen yıl 76 milyon yolcu trafiğine ulaştığını, kalan etapların da tamamlanmasıyla İstanbul’un ve havalimanının, yolcu ve yük taşımacılığında dünyada rakipsiz bir konuma geleceğini söyledi.
İstanbul için önemli bir prestij projesi olan Haliç Yat Limanı Kompleksi’nin ilk etabının gelecek aylarda hizmete gireceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çamlıca Televizyon ve Radyo Kulesi, İstanbul’un sembol eserlerinden biri hâline geldi. İnşa ettiğimiz tesislerle İstanbul’a yıllık 640 milyon metreküp içme suyu temin ediyoruz” dedi.
Süleymaniye, Fatih, Mihrimah Sultan, Yavuz Sultan Selim ve Piyale Paşa camilerinin de aralarında olduğu ecdat yadigârı eserlerin restorasyonunu yapıp ihya ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Milletimizin 80 yıllık hayalini gerçekleştirip Ayasofya’yı, Allah’a hamdolsun yeniden ibadete açtık. Sultan Fatih’in vasiyetine uygun şekilde bugün Ayasofya-i Kebir Camii’nin minarelerinden günde beş kez ezanı Muhammedi yükseliyor, kubbelerini aşrı şerifler, tekbirler, salavatlar, Kur’an tilavetleri süslüyor. Yeni Atatürk Kültür Merkezi binasını inşa ederek, İstanbul’a iftihar vesilesi bir eser daha kazandırdık. Bitmedi, Rami Kışlası’nı restore edip, kütüphane yanında pek çok faaliyetin de yapılabileceği bir kültür merkezine dönüştürdük.”
Mitingde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’a yaptığı hizmetlerin yer aldığı video izletildi. Video gösteriminin ardından konuşmasına devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Allah’ın izniyle, 31 Mart’tan sonra bunlara, büyükşehir ve ilçe belediyelerimizle işbirliği içinde çok daha fazlasını ekleyeceğiz” ifadesini
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Hâlâ kafası karışık, kararını verememiş eşimiz, dostumuz, komşumuz varsa eve gidince onları mutlaka arayacağız. Kırgınlık varsa gidereceğiz, kafasında soru işaretleri varsa hepsine tek tek cevap vereceğiz. Önceki seçimlerde başka partilere veya adaylara oy vermiş, ama mevcut yönetimden rahatsız olan kardeşlerimize de ulaşacağız. Trafikten depreme, şehircilikten ulaşıma kadar şehrimizin son 5 senede yaşadığı irtifa kaybını anlatacağız. İstanbul’un, bir 5 sene daha kaybetmeye tahammülünün olmadığını bu kardeşlerimize izah edeceğiz. Böylece kalbi ve oyu kazanılmadık hiçbir İstanbullu kardeşimizi bırakmayacağız.”
Sandığa gitmenin, sandıklara sahip çıkmanın fevkalade mühim olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kullanacağınız her bir oy hazine değerindedir, kritik öneme sahiptir. Gerçeklere gözünü kapatıp kendini dev aynasında görenlerin söylemlerine itibar etmemenizi bekliyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na kaybettirmek için uğraşanlara karşı uyanık olunmasını isteyerek, şunları kaydetti: “Oyunuzun boşa gitmesine, ziyan olmasına, heba ve heder olmasına izin vermeyeceğinize inanıyorum. İstanbul, bir dönem Cumhur İttifakı’nın gölgesinde gezen, fakat şimdi tüm enerjisini ittifakın yara alması için harcayanların oyunlarına gelmez. Çünkü benim İstanbullu hemşehrilerim basiret ve feraset sahibidir. Benim İstanbullu kardeşim kendisi ve şehri için en doğru kararı verecektir. İnşallah bu kararı da gerçek belediyecilikten yana olacaktır. Hangi siyasi partiye mensup olursa olsun, İstanbullu vatandaşlarımın sağduyusuna güveniyorum. 31 Mart’ta İstanbul’un bizi mahcup etmeyeceğine yürekten inanıyorum.”
Ramazan gününde, İstanbul’un dört bir yanından sel olup mitinge gelenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcıların, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da ebedi azaptan kurtuluş ayı olan ramazanını tebrik edip, “Rabb’im hepimizi sağlık ve afiyet içinde bayrama da kavuştursun diyorum” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazzeli kardeşlerimiz başta olmak üzere şu an zulüm gören, katliama uğrayan, eziyet çeken, feryatları göğü çınlatan tüm mazlumların Allahutaala yar ve yardımcısı olsun. Rabbim bizlere ve tüm Müslümanlara huzurla, mutlulukla idrak edeceğimiz ramazanlar nasip eylesin. Bu duygularla, büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarımızı sizlere emanet ediyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Ankara 2 No’lu Barosu’nca Ankara Adliyesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen 2026-2027 Adli Yılı Açılış töreniine Adalet Bakanı Akın Gürlek katıldı ve bir konuşma yaptı.
Törende Adalet Bakan yardımcıları Burak Ceyhan ve Can Tuncay, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut ÇELİK ve Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan AĞDEMİR de hazır bulundu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, konuşmasında şunları söyled:
” Yeni adli yıl açılışımızın bütün yargı camiamıza hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
2026-2027 yılı adli yılının başlangıcı vesilesiyle milli iradenin kalbi ve merkezi olan başkentimiz Ankara’da sizlerle bir araya gelmekten dolayı büyük büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Nazik davetleri ve samimi ev sahiplikleri dolayısıyla Ankara 2’nolu baromuzun başkanına, değerli yöntemine ve bu anlamlı buluşmanın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bu büyük hukuk ailemizin, farklı alanlarında görev yapan mensuplarıyla bir araya gelmekten her zaman olduğu gibi bugün de büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Kıymetli avukatlarımızın hukuk sistemi içerisinde vazgeçilmez konumunu çok iyi biliyor , Ankara 2 No’lu baromuzun meslek odaklı çalışmalarını takdirle takip ediyorum. Yeni adli yıl ülkemiz, milletimiz, yargı teşkilatımız ve hukuk camiamız için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Adalet hizmetlerinin kesintisiz biçimde yürütülmesinde bilgi, birikim emekleriyle katkı sunan bütün avukatlarımıza çalışmalarında kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup bu konuyu oldukça önemsiyoruz. Şimdi burada sizlere bir bakan olarak değil, evinizde misafir bir hukukçu dostunuz olarak kalbi, sohbetlerimi gerçekleştirmek ve samimi duygularımı paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargı adeta milletimiz aleyhine işletildiğini, FETÖ gibi yapıların uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını, hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlüklerini kısıtlama yönündeki süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını maalesef gördük. FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde her şeyde olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla, yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları, en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık.
Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız cuntacı, darbeci vesayetci anlayışları ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı haline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleskleriyle bu dar boğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin. Aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizden yirmi, otuz hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizi hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız.
Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hal uygulamalarına, yargının işlemez hale getirdiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibariyle çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik.
Geçmişten, bugüne milletimizin kalkınmasının huzurunun ve güvenliğin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk, Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler, devletimizin kuzey kurumları ile toplumumuzun bütün kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık dökük ve gedik olmamalıdır.
Bugün şu yapının, en önemli taşıyıcı unsurlardan biri de barolarımız ve onlara oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz.
Aynı zamanda, o ildeki yargı altyapımızın, yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek, yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Adriyatik’ten, Çin seddine kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı suran bütün avukatlarımızı yürekden kutluyorum.
Hepimiz, büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız, Bir saatin çarkları gibi hakimlerimiz, cumhuriyet savcılarımız, avukatlarımız ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır.. Çünkü hepimizin hedefi, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği vatandaşlarımızın, hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple bakanlığımıza sunulacak, yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapımız açıktır.
Yeter ki sözümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati olsun. Avukat meslektaşlarım, dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu batı ülkelerinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır.
Yakın coğrafyamızda, evrensel hukuk mühendisliği altında yaşanan masum insanların 10 yıllardır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına bir damla insan kanının bir damla. petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına, adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilemesi, ulusal uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın barolarımızın ve avukatlarımızın katkıları ile insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukuku etkin bir biçimde işletmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkçası söylüyorum ki bu Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve yaşadığı asli sorumluluklarından biridir.
Türk milleti adalet hukuku nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, adalet merkezi tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan, ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü ve huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye insanlığın barışına bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum her zaman yok olmaya mahkum olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce milli mücadelemize merkezlik eden Ankara’mızın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı. Onların top sesleri Polatlı’ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz, Güçlü Türkiye’nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2′ No’lu baromuzun,kıymetli mensupları hukuk karşısında herkes eşittir. Hiçbir kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet herkese lazım olan can suyudur. hiç kimse kendisini imtiyazlı ve ayrıcalıklı konumda göremez.
Toplum vicdanı buna asla müdahale etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etti etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızı, huzur ve güvenliği bizi en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir. Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere toplumumuzda öğretiyoruz.
Örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu, özendiren yaşam tarzlarını, gençlerimizi ve genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan herkesi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık.
Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık. Adalet sistemimizi ayakta tutan hukuk düzeni en önemli unsurlardan biri olan avukatlık, vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıyan hak arama hürriyetini somutlaştıran ve aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan güçlü bir müessesedir..
Avukatlık mesleğinin bu büyük ailesinin her bireyin hassasiyet göstermesi gereken etik değerleri arasında olduğunu biliyorum. Elbette savunma hakkı hukuk sistemimizin dokunulmaz değerlerinden birisidir.
Bununla birlikte, avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurulların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları, siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, mesleğini hukukun üstünlüğünü her şartta korumaları büyük önem taşımaktadır. Aksi yönde tutumların hem savunma makamına hem de yargıya dünyaya zarar vereceği açıktı. Kıymetli avukatlarımız, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı olarak avukatlarımızın görevlerini daha iyi şartlarda getirilebilmesi için yürüttüğümüz çalışmaları büyük bir hassasiyette takip ettiğimizi de bilmenizi isterim.
Adalet hizmetinin vatandaşa zamanında etkili ve güvenilir bir biçimde ulaştırılması konusunda sizlerle aynı sorumluluğu paylaşıyoruz. Avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımı tanımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık. Yeni alpaklık kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızı desteklenmesinden cnk, adli yardım hizmetlerini ile çalışma şartlarını iyileştirmesine kadar birçok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsili yaygınlaştırılması yönündeki adımlarımızı barolarımızla istişare içerisinde atmaya devam edeceğiz.
Avukatlarımızın yaşadığı sorunların da çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri eklemeyi temenni ediyorum. Bu konuları, Ankara 2 No’lu baromuzun başkanıyla da sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz. Avukatlarımızın silah ruhsatı ücretleri konusunda da sürekli talepler geliyor.
Bu konuda Maliye bakanımızda görüşmeler yaptık. Onlar da bize yardımcı oldular. Ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda olanda alınması, devamındaki eylemlerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık. Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır.
Bu nedenle hakim ve savcı arkadaşlarımızın da yargıda belirlenen hedef süreleri riayet etmesi gerektiğini her fırsatta ben katıldığım programlarda da ifade ediyorum. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının bir buçuk yılda tamamlanmasını hedefliyoruz. Ayrıca, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de Ekim ayındaki pakette hayata geçirmeyi düşünüyoruz.
Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz. Uygulamanın içerisinden gelen bir hukukçu olarak avukatlarımızın, mahkeme kalemlerinde ve adli hizmetlerinden yararlanırken karşılaştığımız sorunları yakinen biliyorum. Hakim bir Cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum.
Kıymetli yargı ve teşkilat mensuplarımızın bu hassasiyet gözetme konusunda da gayretleri bizleri sevindiriyor. Çünkü 27 bin 500 hakim ve savcımızla 211 bin avukatımızla, aynı hukuk ailesinin mensuplarıyız. İnşallah yine adli yılda da yürüttüğümüz çalışmaların sonuçlarını hep birlikte uygulamada göreceğiz.
Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de “Güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın güçlü bir hukuk üzerinden geçtiği konusudur. Adalet yüzyılının vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik, kuşatıcı anayasa hedefimizden vazgeçmeden, hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileri taşıma yönündeki irademizi inşallah sürdüreceğiz.
Ankara için 2 No’lu baromuzun kıymetli yönetimi ve değerli üyeleri, beni sabırla dinlediğiniz için sizlere bir kez daha şükranlarımı sunmak istiyorum. Sözlerime son verirken bu samimi buluşmaya ev sahipliği yapan Ankara 2 No’lu baromuzun başkanına ve değerli yönetimine ve görüşlerini bizimle paylaşan siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum.
Sizleri bir kez daha saygı, sevgi en kalbi duygularla selamlıyorum”
Konuşmalardan sonra Bakan Gürlek’e hediye takdimi yapıldı. Adli yıl açılış töreni hatıra fotoğraf çekimleriyle sona erdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Rafet Dalkıran da resepsiiyonda hazır bulundu.
Resepsiyonda, önce Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi..
Kur’an-ı Kerim tilavetinin hemen ardından Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonunda Türk ve Pakistan Milli Marşları seslendirildi.
Milli Marşların seslendirilmesinden sonra konuşmalara geçildi.
Pakistan Savunma ve Şehitler Günü resepsiyonundaki ilk konuşmayı Pakistan’ın Savunma Ataşesi Air Commodore Muhammad Asif BHATTI yaptı: ” Pakistan’ın 61’inci Savunma Günü’ne hoş geldiniz demek benim için büyük bir onur ve ayrıcalıktır.
Bugün, Pakistan’ın dış tehditler altında kaldığı 6 Eylül 1965’te Pakistan’ı savunanların cesaretini, fedakarlığını ve kararlılığını anıyoruz. Pakistan her zaman barışı hedeflemiştir. Kendisi, komşuları ve daha geniş bölge için barışı hedeflemiştir, ancak 1965’te, Pakistan’ın savunma gücü ve silahlı kuvvetleri, olağanüstü cesaret, profesyonellik ve onurla anavatanı savunarak, önemli bir karşılık vermiştir.
Bugün de aynı mirası sürdüren Pakistan, son derece profesyonel ve güçlü bir askeri ve silahlı kuvvetlere sahiptir. Çok açık bir şekilde belirtmek isterim ki, hiçbir saldırgan veya terörist niyetimiz yoktur ve egemenliğimizden asla ödün vermeyeceğiz.
Terör, ulusumuzun güvenliğinin bütünlüğünü tehdit etmiştir. Savunma yeteneklerimiz, stratejik ortaklıklarımız ve uluslararası ilişkilerimiz, çoğu ülkenin tutumunda olduğu gibi, barış, güvenlik ve istikrara yöneliktir.
Yurtta barış, dünyada barış; savunma ruhu, Keşmir halkının özlemleriyle birlikte, Pakistan’ın Cammu -Keşmir anlaşmazlığının barışçıl çözümüne olan bağlılığını da yeniden şekillendirebilir; bu, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer almıştır.
Ayrıca, Pakistan’ı savunurken ve terörizmle mücadele ederken hayatlarını feda eden herkese saygılarımızı sunuyoruz. Onların fedakarlıkları asla unutulmayacak.
Pakistan’ın, yüzyıllardır süregelen ortak tarihe ve halklarımız arasındaki kalıcı sevgiye dayanan eşsiz bir kardeşlik anlayışını paylaştığı bir ülke olan Pakistan’ın 30. yıl dönümünün ilk gününü anmak özellikle anlamlıdır. Maca Savunma Hatları, kardeşliğin, karşılıklı testin ve barış ve güvenliğe olan ortak bağlılığın derinliğini gösteren bir protesto etkinliğidir. Bu olağanüstü ortaklığı daha da geliştirmeyi ve birlikte barış ve istikrara katkıda bulunmayı dört gözle bekliyoruz. Bu akşam burada bulunan diğer tüm önemli kişilere teşekkür ederiz.
Savunma Ataşesi BHATTI’den ardından Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yousaf JUNAID ikinci konuşmacı olarak kürsüye geldi.
Büyükelçi JUNAID, konuşmasında şunları söyledi: ” Ekselansları Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER, Türk Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı ve diplomatik temsilciler, hepinize iyi akşamlar dilerim. Bugün, Pakistan’ın Savunma ve Şehitler Günü’nü anmak için burada toplandık. Bu, Pakistan tarihinde gerçekten özel bir yere sahiptir.
Eylül 1965. Bu gün, vatanımızı savunmak için silahlı kuvvetlerimizin yanında duran, şehit düşen seçkin askerlerin yaptığı fedakarlıkları bize hatırlatır.
Bu şanlı gün, Pakistan’a olan bağlılığımızı, sadakat ve hizmet sözümüzü yenilememizi ve vatanımızın güvenliği için cihatı kucaklayan bu seçkin, vatan evlatlarına saygı duruşunda bulunmamızı gerektirir.
Bölgemizin temelinde yatan sorun olan Keşmir ve Afganistan meselesi, 1947’deki bölünme gündeminin tamamlanmamış olması, Güvenlik Konseyi kararlarının ve yasadışı olarak işgal edilen Keşmir halkının özlemlerinin hiçbir zaman yerine getirilmemesi ve onların iradelerinin ifade edilmesine asla izin verilmemesi, 5 Eylül’ün bize askerlerimizin bugünkü değerini düşünme fırsatı vermesi de önemli. 5 Eylül, 60 yıl önce, hiçbir provokasyon, hiçbir uyarı veya savaş ilanı olmadan uluslararası sınırları aşan sayıca çok daha büyük bir düşmanla karşı karşıya kalan askerlerimizin değerini de yansıtıyor.
Pakistan bu savaşı istememişti. Ancak savaş bittiğinde, güneş doğduğunda, cevabımız hazırdı ve tüm dünya, milletin askerlerinin yanında nasıl kahramanca durduğunu ve vatanımızı nasıl savunduğumuzu gördü. Bu, tarihin en dikkat çekici savaş olaylarından biri olarak tarihe geçti. Pakistan her zaman barışa yönelik bir eğilime sahip olmuştur.
Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali CİNNAH, Pakistan’ın bağımsızlığının hemen ardından, 15 Ağustos’ta bir açıklama yayınladı. Pakistan’ın kimseyle düşmanlık içinde olmadığını, amacının iç ve dış barış olduğunu, barış içinde yaşamak ve hem ülke hem de dünya ile dostane ilişkiler sürdürmek istediğini ve kimseye karşı saldırgan bir tutum sergilemediğini belirtti. Bu sözler, Pakistan’ın barışa olan bağlılığını yönlendirmeye devam ediyor.
Pakistan ilerleme yolunda devam ediyor.. Geleceğimiz için canlarını feda edenleri her zaman hatırlayacağız. Ülkenin savunması 16 Eylül ile sınırlı değildir.
Bu devam eden bir süreçtir ve ideolojik ve bölgesel sınırlarımızı korumaya kararlıyız; bu sınırlar, hazırlıklı olduğumuz kadar şiddetle korunmalıdır. Hazırlıklılığımız yakın zamanda tekrar test edildi.
Geçen yıl Pakistan, sadece ölenlere başsağlığı dilemekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası soruşturma teklifinde de bulundu. Ben de aynı şekilde etkilenmedim, taraf olmadım. Hiçbir baskı görmedim, yine de bir saldırıyla karşı karşıya kaldık.
O gecelerde yaşananlar hepimizin bildiği bir durum. Bu saldırılara çok sert bir karşılık verildi. Sorumlu bir devlet olarak ufku analiz etmedik, ancak hareketimiz, ana yanıtımız, ulus olarak birleşmiş bir şekilde mücadele etmekti.
Dünyanın o birkaç gün boyunca tanık olduğu şey, iyi hazırlanmışsanız, gerçekten ışığınız varsa, yeteneğiniz varsa, her türlü zorluğa dayanabileceğinizin klasik bir örneğidir ve biz bunu başardık. Askerlerimiz harika, en büyük varlıklarımız. Sadece ulus için en büyük fedakarlığı yapmakla kalmadılar, aynı zamanda barış zamanlarında ülkenin genişlemesi ve kalkınması için de oradaydılar; deprem, bina felaketi, sel gibi olaylarda da mücadele ettiler, ihtiyaç anında yanlarında oldular ve onlarla gurur duyuyoruz. Disiplinleri, cesaretleri ve fedakarlıkları her zaman hatırlanacak.
Tüm ulus için bir ilham kaynağı olan Pakistan Silahlı Kuvvetlerinin hizmetlerinin kendi sınırlarımızın ötesine uzanmasıyla, küresel barışa büyük katkılar sağladık; BM barış operasyonlarına en büyük katkıda bulunanlardan biriyiz. Pakistan birlikleri, dünyanın dört bir yanındaki çatışma bölgelerinde üstün hizmet verdi ve barış ve güvenliğe olan katkılarımız bunun kanıtıdır. Bugün.Pakistan ulusu birleşmiş durumda. Her zaman birleşik olacağız ve amacımız Pakistan’ı insanların kendi ihtiyaçlarına ve ilkelerine göre yaşadığı barışçıl bir bölge haline getirmektir. Ve her geçen gün daha da güçleneceğiz çünkü sadece barışa inanıyoruz.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde, ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız
Geçen hafta, 6 Eylül 1965’te ve 65’ten sonra ülke için hayatlarını feda edenlerin anısına,bir anma yazısı yayınlandı.
Dünyanın işlevsizliği içinde tüm Pakistanlılara ne kadar iyi hizmet edebileceğimizi düşünme zamanı geldi; mesajım da bunlardan biri ve bunun ötesinde ulusu inşa etmeliyiz, dirençli olmalıyız ve birlikte olmalıyız. Pakistan’ın güvenliğini savunan bu cesur askerlerin aileleri, genç kayıpları bizim kaybımızdır.
Sizin şerefiniz bizim şerefimizdir, benim şerefim de öyle.
Bu kayıpların yanı sıra, Pakistan’ın daha güvenli, daha düzenli ve daha barışçıl bir ülke olmaya devam etmesi için, Pakistan ZİNDABAT.
Büyükelçi JUNAID’dan sonra kürsüye Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜLER geldi.
Bakan GÜLER de şöyle konuştu: “Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor ve Pakistan’ın kardeşlerimizin bu davetleri nedeniyle de şükranlarımı soruyorum.
Öncelikle dost ve kardeş ülke Pakistan’ın, savunma ve şehitler gününü en içten dileklerimle kutluyor, Pakistan halkına selam ve saygılarımı sunuyorum. Bu vesileyle Pakistan’ın bağımsızlığı, egemenliği ve güvenliği uğruna canlarını feda eden aziz şehitleri rahmet ve minnetle yad ediyor, kahraman gazilere şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, ortak tarihi hafızaya, köklü kardeşlik bağlarına ve sarsılmaz karşılıklı güvene dayanmaktadır.
Milletlerimiz, tarih boyunca sevinçte de hüzünde de birbirlerinin yanında durmuş, zor zamanlarda sergiledikleri dayanışmayla, dostluğunu ve kardeşliğin en güzel örneklerini ortaya koymuşlardır. Bizim için Pakistan, dost bir ülke olmanın ötesinde gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçası, aynı ideal ve değerleri paylaştığımız sıratejik bir ortağımızdır. Bugün, bu güçlü kardeşlik, diplomasi, savunma, güvenlik, ekonomi, eğitim, teknoloji alanlarında her geçen gün daha da derinleşen çok boyutlu bir işbirliğine dönüşmüştür.
Askeri alandaki yakın işbirliğimiz, bu stratejik ortaklığın en en güçlü alanlarından da birisini oluşturmaktadır. Silahlı kuvvetlerimiz arasındaki müşterek eğitim faaliyetleri ve tatbikatlar, personel değişim programları ve karşılıklı tecrübe paylaşımı sayesinde ulaştığımız yüksek seviyeden bu çerçevede gittikçe artan dayanışmamızdan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz hafta 30 Ağustos Zafer bayramımız, münasebetiyle özel bir resepsiyon düzenleme nezaketi göstererek bu anlamlı günümüze ortak olan Pakistan kara kuvvetlerine en derin şükranlarımızı mı sunuyor, bu husustaki katkılarından dolayı da özellikle Mareşale de teşekkürlerimi sunuyorum.
Türkiye ve Pakistan yalnızca kendi güvenlikleri için değil, bölgemizde ve tüm dünyada barışın, istikrarın ve uluslararası güvenliğin tesis edilmesi ve güçlendirilmesi için de önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Bu anlayışın güncel ve somut örneklerinden biri de Pakistan’ın, bölgemizde Barış ve istikrarın korunmasına yönelik kapsamlı diplomatik girişimleridir.
Nitekim, Pakistan’ın İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi, ateşkesin sağlanması ve kalıcı, barışın tesis edilmesi amacıyla sergilediği yoğun gayretleri memnuniyetle müşahede ediyoruz. Pakistan’ın bu süreçte taraflar arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapması, çatışmaların durdurulması için yoğun ve yapıcı tutumu ile ortaya koyduğu samimi diplomatik çabaları uluslararası toplum tarafından da takdirle karşılanmıştır.
Türkiye olarak böylesine kritik bir konuda öncü bir rol üstlenen stratejik ortağımız, Pakistan ile yakın istişare ve koordinasyon içinde hareket ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, hassas küresel güvenlik ortamında dost ve kardeş ülkelerle geliştirdiği stratejik işbirlikleriyle uluslararası güvenlik ve istikrara katkılar sunmayı kararlılıkla sürdürmektedir. Bu anlayışla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşmasını da 3 kardeş ülkenin köklü bağlarını ve karşılıklı güvenini stratejik bir zeminde daha da güçlendiren tarihi bir adım olarak görüyoruz.
Kolektif caydırıcılığı esas alan bu anlaşmanın ortak güvenliği takip etmesinin yanı sıra askeri konularda birlikte çalışabilirliliği ve savunma sanayi işbirliği daha da ileriye taşıyacağına ve bölgemizin Barış ve istikrarına önemli katkılar sağlayacağına da yürekten inanıyorum. Nitekim Mekke savunma ittifakı kapsamında kurulan stratejik siyasi ve savunma komitesi’nin ilk toplantısı, ülkemizin ev sahipliğinde bu hafta başında 3 ülkenin yetkili makamlarının katılımıyla icra edilmiş. Bu kapsamda, ittifakın kurumsal yapısı ile yürüteceği stratejik işbirliği esasları da görüşülmüştür. Birbirinden kritik geniş imkan ve kabiliyetlere sahip olan 3 kardeş ve dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü iradenin, ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, Pakistan’ın savunma ve şehitler gününü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, dost ve kardeş Pakistan halkına sağlık, huzur ve refah diliyorum. Yaşasın Türkiye Pakistan kardeşliği iyi akşamlar”
Konuşmalardan sonra günün anısına hatıra fotoğrafı çekildi ve davetlilere Pakistan ve Türk mutfağından yiyecekler ikram edildi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.