Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Bakanlığa bağlı okullarda çocuk ve gençlerde akran zorbalığını önlemeye yönelik farkındalık kazandırmak amacıyla düzenlenen “Akran Zorbalığını Önlemede Bütüncül Okul Yaklaşımı” konulu çalıştaya katıldı.
Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda çocuk ve gençleri çeşitli risklerden korumak, iletişim becerilerini geliştirmek, duygularını tanıyıp sağlıklı yollarla ifade etmelerini sağlamak için gelişimsel önleyici ve iyileştirici rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri sunulmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Bakan Özer’in katılımıyla Bakanlığa akran zorbalığını önlemeye yönelik farkındalık kazandırmak amacıyla “Akran Zorbalığını Önlemede Bütüncül Okul Yaklaşımı” konulu bir çalıştay düzenlendi. Ankara Mogan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde düzenlenen çalıştayda akademisyenler başta olmak üzere İzmir’den Diyarbakır’a, Trabzon’dan Gaziantep’e uzanan çok sayıda farklı ili temsilen farklı tür ve kademelerden okul/kurum yöneticileri ile rehber öğretmen/psikolojik danışmanlar da hazır bulundu.
Çalıştayda konuşan Bakan Özer, eğitimde ortaya çıkan konuların okuldan öte okul dışı faktörlere de bağlı olduğunu belirterek “Eğitimde okul dışı faktörler, okuldaki performansın ana belirleyicilerinden biridir çünkü yaşam bir bütündür. İnsanın var olduğu her noktadaki temaslar insanı sürekli şekillendirmekte ve dönüştürmektedir. İşte hepimizin malumu, akademik başarıları belirleyen, özellikle eğitimin ilk kademelerinde belirleyen şey, bizatihi okulun kendisi değil, okul dışı faktörler ve ailelerin sosyoekonomik seviyesidir.” ifadesini kullandı.
Özer, bu sebepten dolayı çocukların ailelerinden okula taşıdığı kültürel ve sosyal sermayenin etkileri üzerine çalışıldığını kaydederek “Çocuğun okula, ailesinden taşıdığı kültürel ve sosyal sermayesinin etkisini minimize edebilmek için Bakanlık olarak okul öncesi seferberliğini uygulamaya soktuk. Çünkü biliyoruz ki okul öncesi eğitime erişenlerle erişmeyenler arasında çok ciddi bir fark var.” dedi.
Özer şöyle devam etti: “2000’li yıllarda beş yaştaki okullaşma oranları yüzde 11’di. Yani yüzde 89’u okul öncesi eğitime erişemiyordu. Kimler erişebiliyordu? Sosyoekonomik seviyesi güçlü olan ailelerin çocukları erişiyordu. Erişemeyenler birinci sınıfa geldiği zaman hazır bulunuşluklarında ciddi bir fark ortaya çıkıyor ve eğitim sistemi o farkları telafi edecek mekanizmalarını inşa edemediği müddetçe, öğretmenlerin o farkları minimize edecek farkındalığını artırmadığımız müddetçe o farklar giderek büyüyor. Nerede ortaya çıkıyor? PISA’da, 15 yaşta okuduğunu anlama, matematik ve fen okuryazarlığı araştırmasını yaptığınız zaman lisede, liseler arası başarı farkında ortaya çıkıyor. Hemen odaklanıyoruz. Demek ki lisede bir problem var. Hayır, lisede problem yok. Problem, okul öncesinde… İşte gelişmiş ülkeler artık okul öncesini bırakın üç beş yaş aralığını, ‘Sıfır üç yaşta neler yapılabilir?’… Buna bakıyorlar. Okul öncesi eğitimi, okulun dışındaki parametreleri de dikkate alan sosyal politikalarla desteklediğimiz zaman, hem akademik başarı hem akran zorbalığıyla ilgili, şiddetle ilgili, mesafeler alabilme imkânına sahibiz.”
“Toplum olarak iyiliğe değer vermemiz gerekiyor” Akran zorbalığıyla ilgili medyada görünürlüklerin arttığına değinen Özer, bu artışın okullarda yaygın bir akran zorbalığı olduğu anlamına gelmediğini, önemli olanın iyiliğe değer vermekten geçtiğine işaret etti. Bir eğitim politikasının okula sirayet etmediği takdirde retorikten öteye geçemeyeceğini bildiren Bakan Özer, “Onun için biz her projemizde 2022’de yaptığımız, 2023’te yapacağımız tüm projelerde okulu etkileyen, direkt okulda hissedilecek politikalara ağırlık veriyoruz. Okullar arası başarı farkını azaltmaktan öğretmenlerimizin çalışma, mesleki ve kişisel gelişimini destekleme mekanizmalarına, okula bütçe verilmesinden öğretmen eğitiminin okul temelli bir şekilde bütçelendirilerek yönetimine amacımız, sağlıklı ve güvenli bir okul iklimini inşa edebilmek. Eğer sağlıklı ve güvenli bir okul iklimini inşa edebilirsek o ortamda öğrenme maksimum verimlilikle gerçekleşebilir. Onun için sürekli okulu güçlendirecek, destekleyecek ayakları üzerinde duracak mekanizmaları inşa etmeye çalışıyoruz. Akran zorbalığı bunun bir parçası. Eğer biz bu iklimi güçlendirirsek çok daha sağlıklı eğitim sistemimiz olacak, çok daha sağlıklı okul iklimi inşa etmiş olacağız.” diye konuştu.
Özer, öğretmen, okul idarecisi ve orada yaşayan yetişkinlerin değerlere saygılı bir ortamda var olmaları sağlanabildiğinde müfredatın bir anlam ifade edebileceğini belirterek “Onun için her şeyi yaşama dönüştürecek, yaşam pratiklerini güçlendirecek akışkanlığa kazandırmamız lazım. Her olaya bütüncül bir şekilde, ana resmi görecek şekilde bakmamız lazım.” vurgusunu yaptı.
“Eğer okulda şiddet var diyorsak evde şiddet var demektir” “Eğer okulda şiddet var diyorsak evde şiddet var demektir, toplumda şiddet var demektir. Asıl olan şey koruyucu önlemdir, ortaya çıkmasını engelleyecek mekanizmaları sisteme enjekte edebilmektir.” diyen Özer, “Okullarımızı çok daha sağlıklı bir ortama kavuşturabilmek için öncelikle ortaöğretim yönetmeliğinde bir değişiklik yaptık. Akan zorbalığını ilk kez disiplin cezalarının içine koyduk. Burada dikey zorbalıklara da bakmamız lazım. Yani sadece öğrencinin öğrenciye, öğretmenin öğretmenine değil; öğretmenin öğrenciye ve öğrencinin öğretmene dikey zorbalıkların da olmadığı sağlıklı bir okul iklimi inşa etmek durumundayız.” bilgisini paylaştı.
Dijital dönüşümün çocukların davranışlarını da dönüştürmeye başladığını dile getiren Özer, bilgisayar başında çevrimiçi geçirilen sürenin arttığına değinerek “Aslında asıl olan ailedir. Ailedeki iletişim kanalları kopmaya başladı. Çocuk, odasında ailesiyle temas etmeden, o etkileşime girmeden, kültürel değerlerin yeniden inşasıyla ilgili vasatı ortadan kaldıracak bir mekanizma, bir yaşam biçimi ortaya çıkmaya başladı. Buna karşı çok hassas olmamız lazım.” açıklamasını yaptı.
Özer şu değerlendirmede bulundu: “Biz hep madde bağımlılıkları, somut madde bağımlılıkları üzerine yıllarca mücadele etmeyle ilgili uğraştık ama son zamanlarda artık davranış bağımlılıkları ön plana çıkmaya başladı. Artık tüm dünya madde bağımlılığının yanında davranış bağımlılığıyla da mücadele etmeye başladı. İşte akran zorbalığı bunlarla da doğrudan bağlantılı… Bakanlık olarak sadece okul değil, okul dışı ortamları da dikkate almak için 2022 yılında çok önemli bir proje başlattık: Aile Okulu projesi. Aile okulundaki amacımız şuydu: Aileyi daha muhkem kılacak, yaşam becerilerini ve aile iÇindeki iletişimi destekleyecek mekanizmalarla tanıştırabilmek, hatırlatmak… Aile bir toplumun temel yapı taşı. Eğer aile güçlü olmazsa ve dış saldırılara karşı farkındalık düzeyini artırmazsak aileyi kaybederiz. Aileyi kaybedersek toplumu kaybederiz.”
“1 milyon 147 bin 555 aileye ulaştık, bu sayının yüzde 73’ü kadınlar” Aile kavramını güçlendirme adına aile okulu projesinin başlatıldığını anımsatan Özer, şunları söyledi: “Aile okulunun içinde 56 saatlik bir eğitim gerçekleştiriyoruz. Değerler eğitimi, ahlak, aile içi iletişim, bağımlılıklarla mücadele, çevre ve iklim değişikliği farkındalığını artırma, ilk yardım eğitimi, trafik bilgisi, yaşam becerileri gibi çok boyutlu, aileyi destekleyecek bir şekilde bir eğitim paketi ortaya koyduk. Ağustosta başlattığımız projede hedefimiz 2022’nin sonuna kadar 1 milyon aileye ulaşmaktı. 1 milyon ailenin çok üzerine çıktık. 1 milyon 147 bin 555 aileye ulaşmışız ve bunların yüzde 73’ü kadınlar, 841 bin 267 kadın ulaşmışız. Bu o kadar kıymetli bir şey ki… Kadınlarımız o kadar güzel şeyler söylüyorlar ki ‘Aslında iletişim içinde değilmişiz çocuklarımızla. Bağımlılıkların farkında değilmişiz’. Bu aslında sorunun kaynağının ve çözümün odak noktasının aile olduğunu gösteriyor. Oraya sürekli destek vermemiz lazım çünkü orada olan şey, okulda karşımıza çıkıyor. Eğer bir yerde bir problem varsa o bir yerde ortaya çıkar mutlaka. Ortaya çıktığı yerde değil, nereden kaynaklandığına, o kaynağın olduğu noktaya odaklanmamız lazım. Sadece eğitim politikalarını değil, sosyal politikalarda da bu geçerli.”
Aynı çerçevede köy yaşam merkezlerinin açıldığını anlatan Bakan Özer, 2 bin 325 köy okulunun tekrar dönüştürüldüğünü kaydetti. Özer, buradaki amacın sadece çocukların anaokulu veya ilkokula erişmesini sağlamak olmadığını, aynı zamanda halk eğitimi merkezleriyle yetişkin vatandaşların ve özellikle kadınların yaşam becerilerini geliştirmek ve desteklemek olduğunu, 4-5 ay gibi kısa bir sürede bu merkezlerde 170 bin vatandaşa ulaşıldığını dile getirdi.
“Halk eğitimi merkezlerinde 13 milyonun üzerinde vatandaşa ulaştık” 2022 yılında halk eğitim merkezlerinde her ay 1 milyon vatandaşa ulaşma hedefiyle yola çıkıldığını, 13 milyonun üzerinde vatandaşa ulaşıldığını kaydeden Özer, bunların hepsinin amacının sorunlara bütüncül bir şekilde bakabilmek olduğunu söyledi. “Bizim geleneğimizde müthiş bir söz var: İnsanın en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” diyen Özer, sözlerine şöyle devam etti: “İnsanı değerli kılan bu topraklarda diğer insanların hayatına hangi güzellikleri katıyor? İşte bu, zorbalığın yok olduğu noktadır. Bu kültürü, bu kadim değerlerimizi tekrar inşa etmemiz lazım. Başkasının derdiyle dertlenen, derdinden mutluluk devşirmeyen ama mutluluğundan da hasetlik duymayan, onu da paylaşan davranışları yaygınlaştırmamız lazım. Burada çocuklarımızın hiçbir günahı yok. Sorumluluk bize düşüyor. Birbirine hoyrat davranan insanlar değil, yetişkinler değil; birbirine sevgiyle yaklaşan, derdiyle hemhâl olan ki hemhâl sözcüğü de başka bir medeniyette yoktur. Onun hâliyle halleşmek, derdiyle dertleşmek ve ona çözüm üretmek… O kadar çok sözümüz var ki ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’, toplum olarak diyor. Onun derdiyle dertlenebilmek, işte bunu tekrar tekrar dikkate almamız lazım. Bu çalıştaya destek veren ve organize eden çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.”
Konuşmasında ayrıca bir müjde de vereceğini ifade eden Özer, “Öğretmen atamasında, biliyorsunuz, her atamada öncelik verdiğimiz alanlarımız var. Mesela 2022’de okul öncesi eğitime çok büyük ağırlık verdik. Son 20 bin atamanın 7 bin 503’ünü okul öncesi öğretmenlerle yaptık çünkü öyle bir politikamız var, sahada sayıyı artırıyoruz, o zaman öğretmen de istihdam etmemiz lazım. Yakın zamanda İçişleri Bakanlığımızla bir çalışmaya başladık, özellikle bağımlılıklarla mücadeleyle ilgili çok ciddi bir seferberliğe başladık. Hedefimiz şubat ayının sonuna kadar 19 milyon öğrencimizin tamamını, öğretmenlerimizin tamamını ve ilave 5 milyon veliye ulaşarak 25 milyon vatandaşımıza bağımlılıkla ilgili bir farkındalık-önleyici davranış parametresi üretecek destekleyici mekanizmalarla ilgili eğitimleri uygulamaya başladık. Başarılı bir şekilde de gidiyor. Şimdi bu ihtiyaçlar, hep rehber öğretmen ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Onun için 2023 öğretmen atamasında her okulda en az bir rehber öğretmen olacak şekilde öncelik vermeyi planlıyoruz.” açıklamasını yaptı.
Tüm kademeler için farkındalık programları ve etkinlikler hazırlandı Diğer taraftan, akran zorbalığı konusunda tüm öğrencilere yönelik farkındalık kazandırmayı amaçlayan okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise kademeleri için farkındalık programları ve etkinlikler hazırlandı. Bu konuda kuramsal bilgilerin yer aldığı rehber öğretmen/psikolojik danışmanlara yönelik bilgilendirici kitapçık ile rehber öğretmen/psikolojik danışmanların okullarda tüm öğretmen ve velilere uygulayabileceği her kademeye özgü sunu içerikleri oluşturuldu.
Ayrıca akran zorbalığına uğrayan ve akran zorbalığına maruz kalan öğrencilerin baş etme becerilerini geliştirmeye yönelik olarak ayrı ayrı ve her kademeye özgü psikoeğitim programları geliştirildi. Programların dışında öğretmen ve velilere yönelik afiş, bülten ve broşürler düzenlendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz, tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel, son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum.
Biz tarihine sırt çeviren değil, mazisi olmayanın istikbali olmaz düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sâri köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkârcı yaklaşımları kabul etmiyoruz. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyete atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye’yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan, ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir. Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir. Ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asli kimliğine, zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat’ta ve Malazgirt’te Okçular Vakfımızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt’te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve Kahraman Ordusu ile birlikte İla-yı Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yâd ettik. Malazgirt’ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.
“TÜRKİYE’YE DOST OLAN KAZANACAK, HUSUMET BESLEYEN İSE KAYBEDECEKTİR”
Tekrar söylüyorum, kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye’ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos’ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığımızın İstanbul’da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan, gönüllere ferahlık veren Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur’an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin aleyhissalatü vesselam yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne’den Taşucu’na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise hâlen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hâlihazırda dokuz gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dâhil sekiz mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmî kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül’de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Şu gerçeği bugün tekrar vurgulamak istiyorum: Bu sene 104. yıl dönümünü idrak ettiğimiz büyük zafer, zorluklar karşısında milletimizin mücadele azmini gösteren önemli bir referanstır. 30 Ağustos’ta milletimiz istiklal ve istikbalinden asla taviz vermeyeceğini, namusunu kimseye çiğnetmeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun açtığı Anadolu kapısı 30 Ağustos 1922’de müstevlilerin yüzüne ilanihaye kapanmıştır. İnşallah ebediyen de kapalı kalacaktır.
“TÜRKİYE, BÜYÜK İKTİSADİ VE BEŞERİ POTANSİYELİYLE YILDIZI GİDEREK PARLAYAN BİR ÜLKEDİR”
Türkiye tarihi ve kültürel birikimiyle, büyük iktisadi ve beşeri potansiyeliyle dünyada yıldızı giderek parlayan bir ülkedir. Millet olarak üç kıtaya yayılmış büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Çok geniş bir coğrafyayla tarihi bağlarımız, akrabalık ilişkilerimiz var. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın, ticari ve kültürel bağları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu anlayışla dış politikada Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan bir yaklaşımla tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz. Diyalog ortağı olduğumuz Şangay İşbirliği Teşkilatı, son yıllarda ilişkilerimizin yoğunlaştığı bölgesel kuruluşların başında gelmektedir. Teşkilat, 4 milyarı bulan nüfusu ve 35 trilyon dolara varan ekonomisiyle çok güçlü bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Bu rakamı daha dengeli bir yapıda artırmak istiyoruz. Teşkilatın 1 Eylül tarihinde Bişkek’te icra edilen Liderler Zirvesine iştirak ederek bu irademizi teyit etmiş olduk. Bizim açımızdan verimli geçen zirvede enerji güvenliği ve bağlantısallık başta olmak üzere Türkiye’nin teşkilat için taşıdığı önemi vurguladık. Tehdit ve sınamaların etkisinde yeniden şekillenen uluslararası sistemde teşkilatın çok kutupluluğa yaptığı katkıları detaylıca değerlendirdik. Zirve kapsamında ayrıca aralarında Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’in de bulunduğu birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmelerimiz oldu. Birleşmiş Milletler’in tamamlayıcısı olarak gördüğümüz Şangay İşbirliği Teşkilatı ile münasebetlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.
Geride bıraktığımız hafta ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. İhracatta yakaladığımız ivmenin devam etmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ağustos ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artışla 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla Ağustos ayı ihracatında rekor kırdık. İhracatımız 2026 yılının ilk 8 ayında yüzde 4 artışla 185 milyar dolara çıktı. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise yüzde 4,2 artışla 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolara sadece 1,7 milyar dolarlık fark kalmış oldu. Ağustos ayı ihracat rakamlarının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bu başarıda emeği geçen ihracatçılarımızı gönülde tebrik ediyorum. Enflasyon tarafında İran merkezli küresel krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Amerika dâhil dünyanın birçok ülkesinde petrol fiyatları tarihî seviyeleri görmüş durumda. Bilhassa dizel fiyatlarında daha önce görülmedik artışlar yaşanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatlarındaki artışların herkesi zorlamaya devam edeceği anlaşılıyor.
“TÜRKİYE EKONOMİSİNİ KALKINMA VE BÜYÜME ROTASINDA TUTMAYI SÜRDÜRÜYORUZ”
Burada şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: İsrail’in tertip ve tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını sadece İran halkı, sadece kardeş Körfez ülkeleri değil, ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Tüm bölgemize rahat bir nefes aldıran İslamabad mutabakatını akim bırakan da yine İsrail’in yalanları ve sabotajlarıdır. En küçük bir barış ihtimalini bile kendisine tehdit gören bu radikal zihniyet değişmedikçe bölgemizdeki kriz fırtınası dinmeyecektir. Bu gerçekler ışığında hedeflerimizde bazı ayarlamalar yapıyor olsak da Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı sürdürüyoruz. Dün açıkladığımız orta vadeli program bunun en son örneğidir. Programla gelecek 3 yıla ait yol haritamızı kamuoyumuzla paylaştık. Orta vadeli programla, tarım ve sanayi sektörleriyle turizm başta olmak üzere hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, yüksek teknoloji ve katma değere dayalı üretimin arttırılması, ihracat kapasitemizin geliştirilmesi ve ekonomimizin rekabet gücünün daha ileri seviyelere taşınması yönündeki politikalarımızı ortaya koyduk. Jeopolitik risk ve belirsizliklerden kaynaklanan sıkıntılara rağmen yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı önceleyen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir.
Aynı şekilde enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşumuz sürecektir. Milletimizin refahını artıracak, ekonomimizin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretecek adımları atmaya devam edeceğiz. Ekonomik güvenlikten iş ve yatırım ortamına, imalat sanayinden fiyat istikrarına, kamu maliyesinden, ticaret, istihdam ve beşeri sermayeye, Türkiye ekonomisini her alanda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dayanıklı bir yapıya kavuşturmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Önümüzdeki 3 senenin makroekonomik rotasını belirleyen orta vadeli programın hazırlanmasına katkı sunan herkesi tebrik ediyor. Programın ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Bugünkü kabine toplantımızda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenleyeceğimiz COP-31 Zirvesi’yle sosyal konut projemizi ele aldık. Dünyanın en büyük iklim diplomasisi platformlarından biri olan COP-31’e başarıyla ev sahipliği yapmak için yürüttüğümüz hazırlıklar devam ediyor. Organizasyonu toplam 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya Expo alanında gerçekleştireceğiz. Bu alanı yeniliyor, altyapıdan ulaşıma, güvenlikten konaklamaya kadar her türlü hazırlığı yapıyoruz. Bu kapsamda Antalya’mızda trafiği de çok rahatlatacak bir adımı attık ve TOKİ’mizle 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. Tüm bunlar elbette sadece COP-31 için yapılmadı. Misafirlerimiz gidecek, zirve bitecek ama bu yollar, bu yatırımlar işte Ankara’da olduğu gibi milletimize kalacak. Milletimiz tarafından uzun yıllar kullanacak. Expo alanı yenilenmiş hâliyle Antalya’nın yeni cazibe noktası olacak. Dolayısıyla turizmcimiz, esnafımız, vatandaşımız, Antalya’mız, yani tüm ülkemiz kazanacak. 190’dan fazla ülkenin katılacağı, 100 bini aşkın ziyaretçinin beklendiği İklim Zirvesini tıpkı NATO Zirvesi gibi inşallah ülkemize yakışır şekilde icra edeceğiz.
Bugün mütalaa ettiğimiz bir diğer konu kiralık konut projemizdir. Ev sahibi Türkiye diyerek yeni bir sosyal konut kampanyası başlatmış ve 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa etmek için kuralarımızı çekmiştik. İnşallah 2027 Mart itibariyle anahtarlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Tabii bu proje kapsamında bir de kiralık konut projemizi açıklamıştık. İstanbul’da yapacağımız 100 bin sosyal konuta ek olarak 15 bin kiralık konutu da vatandaşlarımızla buluşturacağız. Kiralık konutlarımızla ilgili başvuruları 14 Eylül’de almaya başlıyoruz. İnşallah Ekim ayında ilk 1000 kiralık konutumuzun kurasını çekeceğiz. Evleri piyasa rayiçlerinin altında kira bedelleriyle vatandaşlarımızın kullanımına sunacağız.
Yarısı bizden kampanyasıyla İstanbul’daki riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bugüne kadar 108.881 bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Yani 500 bine yakın vatandaşımızı sağlam konutlarına kavuşturduk. 435 bin 683 bağımsız bölümünde yapım süreçlerini başlattık. Yılsonuna kadar bu sayıyı 500 binin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Böylece sadece bu kampanyayla İstanbul’daki 2 milyon vatandaşımızı güvenli ve afetlere dirençli yuvalarına kavuşturmuş olacağız.
Burada İstanbullulara bir müjde daha vermek istiyorum. Bu yılsonu bitmesi planlanan yarısı bizden projemizin süresini 31 Aralık 2027 tarihine kadar uzatıyoruz. Gelecek yıl da kentsel dönüşümden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız yarısı bizden kampanyamızdan faydalanabilecekler. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Sözlerime son vermeden önce dün akşam oynanan final müsabakasında İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci defa Avrupa şampiyonu olan Filen-in Sultanları’nı canı gönülden tebrik ediyorum.
Yine bu vesileyle uyum haftası kapsamında bugün ders başı yapan okul öncesi ilkokul ve ortaokul birinci sınıf öğrencilerimizin tek tek gözlerinden öpüyor, her bir yavrumuza Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum. Aynı şekilde 14 Eylül’de başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılının evlatlarımız, ailelerimiz, hocalarımız ve maarif teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Geçtiğimiz aylarda yaşanan müessif hadiselerin tekrarlanmaması için aldığımız güvenlik tedbirlerini okullarımızda kararlılıkla uygulayacağımızı da altını çizerek ifade etmek istiyorum.”
Koç Holding Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı ve 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in “Küresel İş Ortağı” oldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum ile Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç ve Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu COP31 gündemiyle bir araya geldi. Görüşmede, Koç Holding’in COP31 “Küresel İş Ortağı” unvanıyla yürüteceği çalışmalar ile sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon ekseninde konferansa sunacağı katkılar değerlendirildi.
Murat Kurum: “COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, görüşmeye ilişkin değerlendirmesinde “Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31’de kamudan özel sektöre, finans dünyasından sivil topluma kadar tüm paydaşlarımızla güçlerimizi birleştirerek Türkiye’nin iklim eylemindeki kararlılığını dünyaya göstereceğiz. Bu kapsamda ülkemizin en köklü kuruluşlarından ve bu yıl 100. yaşını kutlayan Koç Topluluğu, Koç Holding şemsiyesi altında, COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ oldu. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ile görüşerek bu süreçte birlikte neler yapabileceğimizi ele aldık. COP31’de özel sektörün katkısını ve iş birliklerimizi önemsediğimizi; Koç Holding’in de bu sürece katkı sunacak olmasından duyduğumuz memnuniyeti aktardık. COP31’de; ortak akılla, güçlü iş birlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız. Hayırlı olsun” dedi.
Ali Y. Koç: “Ülkemizin iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat”
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasından memnuniyet duyduklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Koç Topluluğu olarak 100 yıldır ülkemizin geleceğine duyduğumuz güvenle yatırım yapıyor, üretiyor, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya katkı sağlıyoruz. İlk yüzyılımızda müşterilerimizden hissedarlarımıza, bayilerimizden iş ortaklarımıza kadar tüm paydaşlarımızla birlikte büyüdük, geliştik. Topluluğumuzun 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda sürdürülebilirlik yolculuğumuzda da iş ortaklarımızı gerekli dönüşüm için teşvik edecek, daima olduğu gibi omuz omuza ilerleyeceğiz. İkinci yüzyılımıza adım attığımız bu anlamlı dönemde, dünyanın en önemli iklim platformlarından COP31’in ‘Küresel İş Ortağı’ olarak ülkemizin temsiline güçlü şekilde katkı sunmaktan gurur ve memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapmasını, iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.”
İklim değişikliğiyle mücadelenin çok boyutlu bir dönüşüm olduğuna dikkat çeken Ali Y. Koç, “İş dünyamızın iklim taahhütlerini somut ve ticari olarak uygulanabilir çözümlere dönüştürme gücüne sahip olduğuna inanıyoruz. İklim krizi; ciddi bir iş riski oluşturuyor, sanayinin rekabet gücünü ve geleceğini etkiliyor. Bu kapsamda da teknoloji ve inovasyon kapasitemizi güçlü bir şekilde kullanarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi stratejik öncelik olarak ele alıyoruz. 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteren, 155’ten fazla ülkeye ihracat yapan ve gelirlerinin %95’inden fazlasını enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finans gibi dönüşümün merkezinde yer alan sektörlerden elde eden bir Topluluk olarak, ülkemizin iklim hedeflerine ulaşmasında önemli bir etki gücümüz bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Temiz enerji, elektrifikasyon, enerji ve kaynak verimliliği, iklim teknolojileri, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir finansman alanlarında yatırımlarını uzun yıllardır kesintisiz olarak sürdürdüklerini kaydeden Ali Y. Koç, “COP31’in bu çalışmalarımızı paylaşmanın yanı sıra ülkemizden ve dünyadan paydaşlarla yeni iş birlikleri geliştirebileceğimiz son derece değerli bir platform olacağına inanıyoruz” dedi.
Koç Holding ve bağlı şirketleri, küresel iklim gündemi kapsamındaki en önemli buluşma sayılan COP31’in master ortakları arasında yer alacak. Küresel iklim taahhütlerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak somut uygulamaların öne çıktığı bir dönemde Koç Holding, 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda Topluluk şirketleriyle birlikte iklim çözümlerini somut iş sonuçlarına dönüştürme deneyimini ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşma fırsatı bulacak. Sektörel deneyimi, küresel pazarlara erişimi ve geniş ekosistemiyle Koç Holding; teknoloji, finans, stratejik ortaklıklar ve insan kaynağı konusundaki iyi uygulamalarıyla dönüşümü hızlandırma konusunda güçlü bir etki gücüne sahip.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi nedeniyle bulunduğu Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.