Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında düzenlenen Gazze konulu toplantıya katıldı.
BM binasında düzenlenen toplantı basın kapalı gerçekleştirilirken, toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump yan yana oturdu.
Toplantıya, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra Endonezya, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Pakistan ve Mısır’ı temsilen devlet veya hükûmet başkanları katıldı.
ABD Başkanı Trump, toplantının başında yaptığı kısa açıklamada, “Bu çok önemli bir toplantı olacak. Orta Doğu’nun büyük liderleriyle önemli bir toplantı olacak. Gazze’deki savaşı sona erdirmek istiyoruz, sona erdireceğiz. Belki de şu anda sona erdirebiliriz” değerlendirmesini yaptı.
Orta Doğu’da savaşın olmaması halinde hayatın daha güzel olacağını dile getiren ABD Başkanı, “Burada, esirlerin geri dönmesinin ve savaşın sona erdirilmesinin mümkün olup olmayacağını konuşacağız” dedi.
Toplantıdan sonra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dahil bölgedeki diğer isimlerle de görüşeceğini ifade eden ABD Başkanı Trump, “Bu durum çok uzun sürdü ve biz bunun sona ermesini istiyoruz. Esirleri de geri almak istiyoruz” diye konuştu.
Toplantıya katılan liderlerin çok saygın ve önemli isimler olduğunu belirten ABD Başkanı Trump, “Bu grup, diğer herkesten daha fazla bunu başarabilecek bir grup. Bu topluluk bunu başarabilir. Burada 32 toplantı yaptık ama benim için önemli olan toplantı buydu çünkü muhtemelen hiç başlamaması gereken bir şeyi sona erdireceğiz” ifadelerini kullandı.
Toplantının başında söz alan Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, toplantıya katılan liderlere gösterdikleri çabadan dolayı teşekkür etti. Katar Emiri, Gazze’deki durumun çok kötü olduğunun altını çizerek, bu toplantıda liderler olarak neler yapabileceklerini masaya yatıracaklarını dile getirdi ve Gazze toplantısında liderleri ağırladığı için Trump’a ayrıca teşekkür etti.
ABD Başkanı Trump, toplantının çıkışında BM binasından ayrılırken basın mensuplarına kısa bir açıklama yaptı. ABD Başkanı Trump, “Gazze konusunda çok iyi bir görüşme gerçekleştirdik. İsrail hariç bölgedeki büyük oyuncularla çok başarılı bir toplantı oldu ama onlarla da görüşeceğim. Gazze ile ilgili bazı konularda çalışacağız ancak bugün önemli liderlerle çok iyi bir görüşme yaptık” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantının ardından Türkevi önünde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
“Gazze Zirvesi’nde Donald Trump’la birlikteydiniz. Buradan barış için, oradaki masum siviller için somut bir adım çıkmasını bekliyor musunuz?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sonuç bildirgesi herhalde biraz sonra açıklanır. Gerek Sayın Trump’ın gerek Sayın Temim’in (Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani) yapacağı açıklamalarla bu akşamki toplantının sonuç bildirgesi ortaya çıkar ve çok çok verimli güzel bir toplantıyı bitirdik” karşılığını verdi.
“Siz memnun musunuz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben memnunum. Sonucu da hayrolsun” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıl Dönümü ve “Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni”nde yaptığı konuşmada, “Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa, demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkânı ile önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp, toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen, Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıl Dönümü ve “Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni”ne katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında hukuk devletinin en genel tanımının bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulması olduğunu söyledi.
Bu tarifi, kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında, adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığının geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolunun kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir liman olduğunu belirtti.
Danıştay’ın da bu yolun bidayet, nihayet çizgisindeki son durağı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bundan tam 158 yıl evvel Şûrâ-yı Devlet adıyla kurulduğunda, Sultan Abdülaziz adına okunan Nutk-ı Hümayun’da hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş, toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti. Önce Şûrâ-yı Devlet, ardından Cumhuriyet Türkiye’sinde Danıştay, bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir. Zamanla Danıştay’ın idari ve istişari rolü zayıflamış, buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır. Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimiyle Danıştay’ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik hâlen önemini koruyor.”
“HAK VE ÖZGÜRLÜKLER, BİR BAKIMA İNSANIN KORUNAKLI ALANINI BELİRLEYEN, BİREYSEL GÜVENLİĞİ TEMİN EDEN KURALLAR KÜMESİDİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, günümüzde hukuku, insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kâmilen tanımlayamadıklarını dile getirdi.
Hukukun özü ve meşruiyetini, evrensel nitelikteki bu değerlerden aldığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Hak ve özgürlükler, bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir. Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkân yoktur. Üstelik bu bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir. Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus, devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibarıyla eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı, devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir.”
“HER TÜRLÜ AYRICALIĞA VE AYRIMCILIĞA SON VERDİK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 6 sene önce vefat eden Prof. Dr. İlhan Özay’ın “Gün Işığında Yönetim” kavramıyla önlerinde yeni bir pencere açtığını anımsattı.
Devletin güneşle remzedilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifinin esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesi olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Modern anlamıyla hukuk devleti, gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır, herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır. Eskiler tam da bu sebeple ‘Allah devlete zeval vermesin’ demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir, adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur, ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz, göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler, hukukun kapsama alanı dışında onlar yoktur. Hukuk karşısında eşitlik vardır. Bu düzende idareci, vatandaşın efendisi değil hizmetkârıdır. Bu düzende asıl olan millettir, milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek durumundayım, toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali, bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kamu Denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin önünün açıldığını belirtti.
Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşa ilave güvencelerin sağlandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, idari usul açısından önemi haiz pek çok kural ve müessesenin hükûmetleri döneminde hayata geçirildiğini söyledi.
İdari yargı yolunu güçlendirmek için attıkları adımları hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdıklarını, idare mahkemesi kurulu il sayısını 72’ye, vergi mahkemesi kurulu il sayısını da 39’a yükselttikleri bilgisini verdi.
Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce istinaf yolunu getirerek yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçişin Danıştay’ın içtihat mahkemesi vasfını güçlendirdiğini, iş yükünü ciddi manada azalttığını kaydetti.
“DAHA ETKİN, DAHA HIZLI, DAHA ADİL BİR İDARİ YARGI SİSTEMİ İÇİN ÇABALARIMIZI ARTIRARAK SÜRDÜRECEĞİZ”
İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısının 186 bine yaklaşmışken 2025 yılı sonu itibarıyla bu rakamın 82 bine düştüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunun bilinmesini isterim ki reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği, hesap verilebilirliği, katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor. İçinde bulunduğumuz dönemde daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz” diye konuştu.
Adalet ve doğrulukla hükmetmenin, kamusal yetkileri bir tahakküm aracı olarak değil, halka hizmetin bir vasıtası olarak görmenin, milletin emanetini ve sorumluluğunu taşıyan herkesin asli vazifesi olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargı organlarının objektif, adil, anayasanın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesinin şüphesiz diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemli olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz. Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız öyleyse Türkiye’nin çıkarını, Türkiye’nin geleceğini, Türkiye’nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz. Türkiye kalkınacaksa, büyüyecekse, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekûn bir mücadele ile gerçekleşebilir” şeklinde konuştu.
Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihinin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını herkesin çok iyi bildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde yakın dönem siyasi tarihte Danıştay’ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kalındığına işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “17-25 Aralık’ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükûmeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı, hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hâle geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçek ki yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur. Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı tutmuş, bu yetkinin bir yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu, bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine, yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız.”
Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan, giderek daha seviyesiz bir hâl alan linç kültürünü bunun dışında tuttuğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü bu linç, kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte, hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır” dedi.
Danıştay’ın temelini oluşturan Şûrâ-yı Devlet’in, 1868 yılında kurulduğunda Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat Fermanı ile başlayan dinamik bir reform döneminin tam ortasında olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şûrâ-yı Devlet’in teşekkülünden 8 yıl sonra maddi ve şekli anlamdaki ilk anayasanın yürürlük bulduğunu söyledi.
“TÜRK MİLLETİNİN İYİ BİR ANAYASA ÖZLEMİ HÂLEN DİNMEMİŞTİR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasaların hem devletin temel organizasyonunu hem de devletle vatandaş arasındaki ilişkileri belirleyen normatif çerçeve olduğunu, hukuk devletinin, hukuk üstünlüğünün ve iyi yönetim ilkelerinin temel dayanağının da anayasal metinler olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kanun-i Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi hâlen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa, demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkânı ile önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp, toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Danıştay’ın 158. kuruluş yıl dönümü ve İdari Yargı Günü’nü tebrik etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Barış ve Güven Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Barışın tesisine yönelik tüm aşamalara Filistinlilerin dâhil olmasını ve katkı vermesini elzem görüyoruz. Nihai hedef ise iki devletli çözümdür. Bunun formülü Filistinli kardeşlerimizin çektiği acılarda, onurlu mücadelelerinde ve uluslararası düzenlemelerde kayıtlıdır. Artık uluslararası toplumun Filistin halkına olan borcunu ödeme zamanı gelmiştir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2025’in Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla “Uluslararası Barış ve Güven Yılı” ilan edilmesi ve Türkmenistan’ın daimî tarafsızlık statüsünün 30. yıl dönümü vesilesiyle başkent Aşkabat’ta düzenlenen “Uluslararası Barış ve Güven Forumu”na katılarak, “Barış ve Güven: Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Hedeflerin Birliği” konulu genel oturumda katılımcılara hitap etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, forumun gerçekleştirildiği Türkmenistan Maslahatlar Merkezi’ne gelişinde Türkmenistan Cumhurbaşkanı Berdimuhamedov tarafından karşılanmasının ardından katılımcı diğer devlet ve hükûmet başkanları ile birlikte aile fotoğrafı çekimine katıldı.
Türkmenistan Maslahatlar Merkezi’nde düzenlenen Forumun, “Barış ve Güven: Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Hedeflerin Birliği” konulu genel oturumunda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ata yurdumuz olarak gördüğümüz bu topraklarda bir kez daha bulunmaktan büyük bahtiyarlık duyuyorum. Daimî tarafsızlık statüsüne mana ve şekil veren Türkmenistan’ın millî lideri, Kadirli Doğanım Gurbanguli Berdimuhamedov’u gönülden kutluyor, bizleri bu anlamlı gün vesilesiyle bir araya getiren Serdar kardeşime şükranlarımı bildiriyorum” ifadelerini kullandı.
Tarafsızlık münasebetiyle Türkmen halkını tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki 86 milyon vatandaşın selamını iletti.
Forumu Türkiye’nin de ortak sunucusu olduğu, Birleşmiş Milletler 2025 Uluslararası Barış ve Güven Yılı bağlamında çok anlamlı bulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bağımsızlığından bu yana büyük bir iktisadi ve beşerî kalkınmayı gerçekleştiren Türkmenistan’ın her başarısıyla övünüyor, seviniyoruz. Türkmenistan bugün dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri konumuna erişmiş şehirleriyle, fabrikalarıyla, okulları ve hastaneleriyle örnek, modern bir ülke hâline gelmiştir. Türkiye ile Türkmenistan, gücünü ortak tarihten alan müstesna bağlarla birbirlerine sıkı sıkıya kenetlenmiş iki kardeş ülkedir. Türk ve Türkmen halkları aynı kökten gelen aynı ruhu ve inancı taşıyan iki kardeş millettir. Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olarak, aynı zamanda daimî tarafsızlık statüsünü de destekleyenlerin başında geldik. Türkmenistan’ın 30 yıldır sürdürdüğü bu kimliğinin Mahtumkulu Firaki’den Yunus Emre ve İsmail Gaspıralı’ya uzanan ortak medeniyetimizin sulh ve dostluk anlayışıyla yoğrulduğunu görüyoruz. Türkmenistan’la atasözlerimiz gibi kalbimiz de menzilimiz de birdir. Türkmenistan’ın barışçı vizyonunu desteklerken ilişkilerimizi her alanda ilerletip dayanışmamızı daha da güçlendiriyoruz. Yatırımlar, ticaret, enerji, savunma ve daha nice alanlardaki girişimlerle sürdürdüğümüz çalışmalarımızı beşerî ilişkilerimizle taçlandırıyoruz.”
“BARIŞ VE DİYALOĞUN HÂKİM KILINMASI İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞIYORUZ”
Bundan sonra da Türkmenistan’ın refahı için her zaman sorumluluk üstlenmeye hazır olduklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Küresel ölçekte belirsizliklerin, çatışmaların ve kırılganlıkların arttığı bir dönemde uluslararası diyalog, iş birliği, güven ve barışın tesisi için elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Türkiye olarak tarihimizin, coğrafyamızın ve medeniyetimizin bize yüklediği mesuliyet bilinciyle barış ve diyaloğun hâkim kılınması için var gücümüzle çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Komşularla iyi ilişkiler tesis etmek suretiyle çevrede bir barış ve güvenlik kuşağı oluşturmanın gayreti içinde olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kadim bağlara ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkilere sahip olduğumuz kuzey komşularımız Rusya ve Ukrayna arasında süren savaşın sona ermesi en samimi temennimizdir. İstanbul Süreci başta olmak üzere ateşkes ve barışa yönelik diplomatik girişimlere somut destek vermeye hazırız” dedi.
“GAZZE’DE ATEŞKESİN KALICILIĞI TEMEL ÖNCELİĞİMİZ”
Gazze’de, son asrın en acımasız katliamlarından birine şahit olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede ateşkesin kalıcılığı ve insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının temel öncelikleri olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail’in ihlallerine rağmen süren ateşkes kırılgandır. Bu nedenle uluslararası toplumun sürece güçlü desteği şarttır, sürmelidir” diye konuştu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2800 sayılı kararının, kalıcı barış ve Gazze’nin yeniden imarı açısından da bir fırsat olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Barışın tesisine yönelik tüm aşamalara Filistinlilerin dâhil olmasını ve katkı vermesini elzem görüyoruz. Nihai hedef ise iki devletli çözümdür. Bunun formülü Filistinli kardeşlerimizin çektiği acılarda, onurlu mücadelelerinde ve uluslararası düzenlemelerde kayıtlıdır. Artık uluslararası toplumun, Filistin halkına olan borcunu ödeme zamanı gelmiştir. Bizleri bir araya getiren bu önemli Forumun yeni bir vesile teşkil etmesini diliyorum. Türkiye bugün artık adil, tarafsız, güven veren yaklaşımıyla arabuluculuk alanında dünyanın önde gelen aktörleri arasında yer alıyor. Etiyopya ve Somali arasındaki gerginliği ortadan kaldırmak için başlattığımız Ankara Süreci vasıtasıyla anlaşmazlıkların, barışçıl yöntemlerle giderilebileceğini bir kez daha kanıtlamış olduk. Eş başkanlığını yürüttüğümüz Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesindeki Arabuluculuk Dostlar Grupları ile Medeniyetler İttifakı Girişimi bu vizyonumuzun yansımalarını teşkil ediyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en fazla sayıda silahlı çatışmaya şahit oluyoruz. Böyle bir ortamda Türkmenistan’ın tarafsızlık ilkesi doğrultusunda önleyici diplomasi, barış, güvenlik ve kalkınmanın tesisine yönelik çabalarını gönülden destekliyoruz.”
“BARIŞ ANCAK ADALETLE, GÜVEN ANCAK KARŞILIKLI SAYGIYLA MÜMKÜNDÜR”
Bugün burada sadece bir yıl dönümünün kutlanmadığını, geleceğe dair güçlü bir çağrı yapıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Barış ancak adaletle, güven ancak karşılıklı saygıyla, istikrar ancak diyalog ve iş birliğiyle mümkündür. Türkmen edebiyatının büyük şairi Mahtumkulu Firaki adeta bugünkü Forumun amacını bundan yüzyıllar önce ne de güzel işaret etmiş. ‘Güzel günler gelsin, huzur dolsun. Her yurt sakin, her halk zengin olsun. Firaki der ki insaf çoğalsın, zulüm kalmasın, her yer sevinç dolsun” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov’a teşekkür ederek, Türkmenistan’ın daimî tarafsızlığının 30. yılını kutlayarak ve kardeşliğin daim olmasını dileyerek tamamladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dünya İnsan Hakları Günü “İnsanlık İçin Güçlü Türkiye” programında yaptığı konuşmada, “Bizim ne tarihimizde ne de kültür ve medeniyet kodlarımızda, insan hakları konusunda mahcubiyet duyacağımız hiçbir leke yoktur. Tam tersine bugün bize hak ve özgürlük dersi verenlerin hepsinden daha temiz bir sicile, daha kuşatıcı bir zihniyete sahibiz. Hakkı, adaleti, barışı, insanlık onurunu sadece bölgemizde değil, tüm dünyada cesaretle savunuyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı tarafından Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle düzenlenen, “İnsanlık İçin Güçlü Türkiye” programına katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 77. yılı dolayısıyla düzenlenen “İnsanlık İçin Güçlü Türkiye” programının hayırlara vesile olmasını diledi.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 77. yıl dönümü olan 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgemizle birlikte tüm dünyada insan hak ve onurunun savunuculuğunu misyon edinmiş bir siyasi partinin Genel Başkanı, asırlarca adaletin sancaktarlığını yapmış necip bir milletin Cumhurbaşkanı olarak buradan kalbi bizimle atan tüm mazlum ve mağdurlara dayanışma mesajlarımı gönderiyor, hepsini hürmetle selamlıyorum” ifadesini kullandı.
Gazzelileri ve Sudanlıları da selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afrika’dan Asya’ya bizden uzakta olsalar da acılarını acımız bildiğimiz tüm mazlumları yürekten selamlıyorum. Bilhassa savaşların, çatışmaların, yokluk ve yoksulluğun bütün yükünü minik omuzlarında taşımak zorunda kalan masum çocukları ve onların cefakâr annelerini, babalarını kalpten selamlıyorum. Filistinli kardeşlerimi, Filistin halkının onurlu, gururlu, kararlı, izzetli mücadelesini bugün bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kendilerine bir kere daha sabır temenni ediyor, Türkiye ve Türk milleti olarak her zaman yanlarında olacağımızı tekrar ifade ediyorum” diye konuştu.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin bundan tam 77 sene önce 10 Aralık 1948’de büyük bir teveccühle kabul edildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 maddeden oluşan bu beyannamenin iki yıkıcı dünya savaşı sonrasında yeni bir düzen inşa etmeye çalışan insanlık için umut kaynağı olduğunu söyledi.
Beyannamedeki “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler. Birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir ayrım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır” ifadelerinin yer aldığı ilk üç maddeyi aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, her bir satırının dikkatle okunması, içselleştirilmesi ve uygulanması gereken bu tarihî beyannamenin yaklaşık 6 ay sonra Mecliste kabul edilerek kaderin bir cilvesi olarak 27 Mayıs 1949’da yürürlüğe girdiğini anımsattı.
Beyannamede kayıtlı hususların özellikle vesayet dönemlerinde ne kadar tatbik edildiği üzerinde ayrıca durulması gereken bir mesele olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, millete ve milletin değerlerine yönelik husumeti herkesçe bilinen tek parti faşizminin ilk günden itibaren beyannamenin altını oyduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kimi zaman bürokratik oligarşi, kimi zaman antidemokratik güç odakları olarak kendini deşifre eden bu zihniyetin milletin hafızasında derin yaralar açtığını, demokrasiye telafisi uzun yıllar alan zararlar verdiğini belirtti.
27 Mayıs’tan 28 Şubat’a kadar her 10 yılda bir tekrarlanan müdahalelerin arkasında bu zihniyetin siluetinin bulunduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yassıada faciasını, 12 Mart sonrası olanları, 12 Eylül’de âdeta işkence kampına dönüşen Mamak’taki C5’leri, Diyarbakır cezaevlerini, beyaz torosları anlatmaya gerek yok. 2002’den bu yana mesaimizin mühim bir kısmını bu ihlallerin bıraktığı tortuları temizlemeye, travmaları iyileştirmeye harcadık. Burada saymaya kalksak saatlerimizi alacak ve adına ‘sessiz devrim’ dediğimiz reformlarla hamdolsun bu yolda önemli mesafeler aldık. Ancak insan hakları cellatlarının ülkemize, milletimize, demokrasimize ve sosyal barışımıza çıkardığı faturaları hâlen ödüyoruz. Bunların bir kısmını son grup toplantımızda ifade ettim. Orada dile getirmediklerimizi ise başta mağdurlar olmak üzere milletimizin farklı kesimleri çok iyi biliyor. Onları da muhataplarının yüzlerine çarpmaya devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Beyefendiler sabıkalı geçmişleriyle hesaplaşmak yerine işi dedeye, ataya götürseler de biz doğruları konuşmaktan çekinmeyeceğiz. CHP Genel Başkanı her köşeye sıkıştığında hep şunu yapıyor. Ya topu taca atıyor ya saldırganlaşıyor ya saçmalıyor. Yine aynısını yapmış. Haddini de aşarak ‘Sarıkamış’ta şehit düşen rahmetli dedemin bir asır önce nerede olduğunu’ sormuş. Gençlik Kollarımız da bu siyaset acemisine hak ettiği cevabı vermiş. İstanbul halkının kaynaklarını yağmalayan suç örgütüne posta güvercinliği yapmayı marifet zanneden bu şahıs için daha fazla nefes harcamayı israf görüyor, Allah’tan kendisine akıl ve izan vermesini niyaz ediyorum” diye ekledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek parti zihniyetinin yanlış uygulamaları bir tarafa bırakılıp milletin tarihine, kültürüne ve inanç değerlerine bakıldığında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde kayıtlı hakların topluma hiç de yabancı olmadığının görüleceğini söyledi.
İnsana saygı göstermenin, insanın onurunu korumanın, onun yaratılıştan gelen haklarının kullanılmasını temin etmenin sahip olunan medeniyetten tevarüs eden ulvi değerlerden olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, bin 400 yıl önce Veda Hutbesi’nde tüm insanlığa şöyle seslenmişti; ‘Ey insanlar, biliniz ki Rabb’iniz birdir. Atanız da birdir. Bütün insanlar Âdem’den gelmiş. Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir. Biliniz ki bu şehriniz Mekke, bu gününüz arefe ve bu ayınız Zilhicce nasıl mukaddes ve dokunulmaz ise mallarınız ve canlarınız da aynı şekilde dokunulmazdır. Ey insanlar, kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Sözümü iyi dinleyin ve belleyin.’ Bu emir ve tavsiyeler asırlar boyunca siyasi, sosyal ve beşeri hayatında milletimize rehberlik etmiştir. Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye, Hazreti Mevlana’dan Hacı Bektaş-ı Veli’ye kadar bu toprakları muhabbetle yoğuran nice gönül sultanımız aynı şekilde öğütleriyle milletimizin tasavvurunu şekillendirmiştir.”
“DEĞERLER SİSTEMİMİZ HER CANLININ HAKKINI GÖZETMESİNİ EMREDEN DÜNYA GÖRÜŞÜ İNŞA ETMİŞTİR”
Mevlana’nın “Biz bu dünyada güneş gibiyiz. Herkese can vermeye, tüm insanlar âlemine faydalı olmaya gelmişiz. Kalpleri kırılmış, gamlara düşmüş kişilere dost olmaya, onların gamlarını, kederlerini paylaşmaya gelmişiz. Hor görülenleri, toprağa düşenleri, ayaklar altında ezilenleri gül bahçesine getirelim. Onlara neşeler bahşedelim diye bu dünyaya gelmişiz” sözlerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Divan edebiyatının son büyük şairlerinden Şeyh Galip de Hazreti Mevlana’dan yüzyıllar sonra şu mısralarla seslenmişti: ‘Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen. Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen’. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden yüzyıllar önce ortaya konan bu prensipler bizim nasıl bir müktesebata sahip olduğumuzu göstermektedir. Şurası bir gerçek ki bizler âlem-i suğra olarak gören âlemin özü, yaratılmışların göz bebeği olarak gören bir medeniyetin mensuplarıyız. İnancımızda nasıl ilk insan âlemin özüyse, bugüne kadar dünyaya gelen her insan nasıl âlemin özüyse aynı şekilde kıyamete kadar son insan da âlemin özü olarak kıymetlidir, yaratılışı itibarıyla hürmete layıktır. İnsan merkezli bu değerler sistemimiz, bırakın insanın insana haksızlık etmesini, insanın yaratılan her varlığın, tabiattaki her canlının hakkını gözetmesini emreden bir dünya görüşü inşa etmiştir. Şuraya özellikle dikkatinizi çekiyorum; hayvanlar için hastaneler, bakım ve barınma yerleri, sebillere suluklar inşa eden ecdadın ihtimam gösterdiği canlılardan biri de kuşlar olmuştur. Camilerimizin duvarlarını süsleyen kuş sarayları bunun en güzel timsalidir. 16. yüzyılda İstanbul’da görev yapan Batılı bir sefir bakın hayranlığını nasıl ifade ediyordu. ‘Türkiye’de her şey insanileşmiş, her katı yumuşamış, hayvanlar bile.’ İnsanı aşıp tüm canlılara hak penceresinden bakan eşsiz bir şefkat, merhamet, saygı ve hoşgörüye dayanan bir tasavvurdan bahsediyoruz.”
“Vistül’de Türk atları sulandıkça Lehler rahat eder” sözünün Türklerin farklı inançlara hoşgörüsünü göstermesi bakımından oldukça anlamlı olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Tarih ve kültürümüzün her sayfasında bizim insana bakışımızı anlatan bunlar gibi sayısız örnek, anekdot, deyiş, ibretlik hadiseyle karşılaşıyoruz. Bunun için köklerimize vurgu yaparken, partimizin de hükûmetimizin de idare anlayışımızın da pusulası olan Şeyh Edebali’nin ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ tavsiyesini sık sık hatırlatıyorum. Bu hatırlatmanın arka planında işte böyle bir tecrübe, böyle bir birikim ve insana değer veren yüksek bir şuur bulunuyor. Yani bizim ne tarihimizde ne de kültür ve medeniyet kodlarımızda insan hakları konusunda mahcubiyet duyacağımız hiçbir leke yoktur. Tam tersine bugün bize hak ve özgürlük dersi verenlerin hepsinden daha temiz bir sicile, daha kuşatıcı bir zihniyete sahibiz. Biz bunun altını bugün bir kez daha çizmekte fayda görüyorum. Tarihimizin hiçbir döneminde çiğ süt içmedik. Şükür karnımız da ağrımıyor.”
“HAKKI, ADALETİ, BARIŞI, İNSANLIK ONURUNU SADECE BÖLGEMİZDE DEĞİL, TÜM DÜNYADA CESARETLE SAVUNUYORUZ”
“Başkaları gibi önümüze ne konulur diye düşünmüyor, nerede bir zulüm varsa mazlumun yanında, zalimin karşısında dimdik duruyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hakkı, adaleti, barışı, insanlık onurunu sadece bölgemizde değil, tüm dünyada cesaretle savunuyoruz. Gururla söylemek isterim ki Türkiye denilince akla sınırlarını korumakla kalmayıp, artık barışı kuran ve diplomasiyi de şekillendiren bir ülke geliyor” ifadesini kullandı.
Düzen inşa edici bir devlet olarak Türkiye’nin varlığının başta dost ve kardeş ülkeler olmak üzere Orta Doğu’dan Kafkasya’ya, Afrika’dan Güney Asya’ya kadar birçok bölgede 100 milyonlara güven aşıladığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Vistül’de sulanan Türk atları gibi bugün de ay yıldızlı al bayrağımız dünyanın dört bir yanında nazlı nazlı dalgalandıkça dost, soydaş ve kardeşlerimiz kendilerini daha bir emniyette hissediyor” değerlendirmesinde bulundu.
“TÜRKİYE’NİN SURİYE VE GAZZE’DE YAŞANANLAR KARŞISINDAKİ VİCDANLI DURUŞU TEK BAŞINA BİR İNSAN HAKLARI DERSİDİR”
Gazze’den Suriye’ye, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan Doğu Afrika’daki gerilimlere birçok kriz bölgesinde insanlık için güçlü Türkiye şiarıyla üzerlerine düşenleri layıkıyla yapmaya çalıştıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin Suriye ve Gazze’de yaşananlar karşısındaki vicdanlı duruşu tek başına bir insan hakları dersidir, insan hakları destanıdır. Her iki meselede de ilk günden itibaren tavrımızı çok net ortaya koyduk. Baskılara, tehditlere, farklı sebeplerle zalimlerin yanında hizalanan insanlık fukaralarına prim vermedik. Elimizle, dilimizle, kalbimizle zulmü durdurmanın çabası içinde olduk” diye konuştu.
Dün Suriye devriminin birinci yıl dönümü, Suriye halkının 8 Aralık Hürriyet Günü olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, devrimin birinci yılında bir kez daha her türlü zulme, zorbalığa, vahşete insanı insanlığından utandıran işkenceye rağmen 13,5 yıl boyunca zalime direnen kardeş Suriye halkını Türkiye ve millet adına tebrik etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, rejimin ve terör örgütlerinin alçak saldırılarında hayatlarını kaybeden Suriyelileri rahmetle yâd ederek, “Devletimizin güvenliğini, aziz milletimizin huzurunu temin etmek amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi operasyonlarda şehit düşen kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, Rabb’im ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin diyorum. Şehitlerimizin metanet abidesi ailelerine hürmetlerimi takdim ediyorum. Bugün milletçe ‘Terörsüz Türkiye’ hedefinden, ‘Terörsüz Bölge’ idealinden bahsedebiliyorsak bu en başta kahraman şehitlerimizin sayesindedir” dedi.
“SURİYE’NİN İNŞA, İHYA VE TOPARLANMA ÇABALARINI TÜM İMKÂNLARIMIZLA DESTEKLİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yüce Allah’ın, Yasin Suresi’nde “Kun Fe Yekûn” yani “ol der ve oluverir” şeklinde buyurduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Rabb’imizin müjdesi Suriye’de de tecelli etmiş, 60 yıllık dikta rejimi sadece 7, 8 gün içinde yerle yeksan olmuş, kendi halkını acımasızca katleden diktatör korkakça kaçmış, mazlumların sabrı, mücadelesi ve kıyamı zaferle neticelenmiş, Suriyeli kardeşlerimiz, uğrunda 100 binlerce şehit verdikleri hürriyetlerine hamdolsun sonunda kavuşmuşlardır. Suriye halkının son 1 yılda onca zorluğa, sıkıntıya, Esad diktatörünün bıraktığı enkaza rağmen hayata dört elle sarıldığını, ülkelerini yeniden ayağa kaldırma mücadelesi verdiklerini memnuniyetle görüyoruz. Başkan Şara, Emevi Camii’nde, televizyonlardan izlediniz, hem sabah namazını kıldırıyor hem de orada verdiği hutbe ile Suriye’nin geleceğine yönelik müjdesini irat ediyordu. Rabb’im en yakın zamanda inşallah Şara’ya ve Suriye halkına bu müjdeye kavuşmasını nasip etsin. Türkiye ve Türk milleti olarak Suriye’nin ve Suriyeli kardeşlerimizin inşa, ihya ve toparlanma çabalarını tüm imkânlarımızla destekliyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye devriminin son 1 yılda en zoru geride bıraktığını vurgulayarak Suriye yönetiminin basiretli, dirayetli, kuşatıcı, kucaklayıcı ve adaleti politikalarıyla bir daha eski, kötü günlere dönüş olmayacağına inandığını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bilhassa 10 Mart Mutabakatı’nın, altında imzası olanlar tarafından ahde vefa ilkesi gereğince hayatı geçirilmesi, önemli bir düğümü çözecektir. Mutabakatın suhuletle uygulanması, istikrarsız, bölünmüş güçsüz Suriye’ye yatırım yapan şer odaklarının hesaplarını altüst edecektir. Böylece Suriye toprak bütünlüğüne haiz, müreffeh, muzaffer ve bölgesinin muteber bir ülkesi olarak istikbale yürüyecektir. Biz de nasıl Suriye’den gelen mazlumlara ensar ruhuyla sahip çıktıysak, nasıl Suriye’nin kuzeyinde mazlumlar için güvenli alanlar inşa ettiysek, nasıl 13,5 yıl boyunca bir yandan uluslararası baskılara diğer yandan içeride Türkiye’nin her köşesini ‘Suriyelileri göndereceğiz’ afişleri ile donatan beşinci kol aparatlarına karşı sabırla direndiysek yeni dönemde de kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız. Bu ana muhalefet öyle demiyor muydu? ‘Biz Suriyelileri geldikleri yere göndereceğiz’ demiyorlar mıydı. Onlar bunu söylerken bu kardeşiniz ne diyordu, ‘asla gönderemezsiniz, gönderemeyeceksiniz’ diyordu. Biz savaşta onlara sırtımızı dönmedik, barışta da daima yanlarında olacağız.”
Türkler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, Sünniler, Nusayriler omuz omuza verip, Suriye’yi birlikte ayağa kaldıracaklarını, birlikte imar ve inşa edeceklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu da korkarak, birbirimizden şüphe ederek, hele hele kavga ederek değil, birbirimize güvenerek, inanarak, dayanışmayla gerçekleştireceğiz. Bunu özellikle şunun için söylüyorum. Eğer biz korkaklara kulak verseydik, korkunun esiri olsaydık şimdi yanı başımızda bir kan gölü vardı” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Hatırlayın, devrimden önce bize neler söylediler? ‘Orta Doğu bataklığına girmeyin’ dediler. Kim? CHP’nin başındakiler. ‘Size ne Suriye’den’ dediler. ‘Akan kana sırtınızı dönün’ dediler. Buradan tur düzenlediler, gittiler, Esad’ın elini sıktılar. Sırtını sıvazladılar. En son ana kadar Baas diktatörlüğünün muhipliğini yaptılar. Eğer biz bu vizyonsuz ve vicdansızlara kulak assaydık, bugün çok ciddi güvenlik tehditleriyle yüzleşiyor olurduk. Ama biz kendimize inandık. Allah’a inandık, güvendik, cesaretle hareket ettik ve tuzakları, kumpasları, oyunları bozduk. Sabrettik, Allah’ın lütfuyla zafere de şahitlik ettik.”
“KARDEŞLİK VE KOMŞULUK SINAVINDAN BAŞARIYLA ÇIKMANIN HAKLI KIVANCINI YAŞIYORUZ”
Şimdi yeni bir Suriye’nin kurulduğunu, Şam’ın, Halep’in, Hama’nın, Humus’un caddelerinde Türkiye’de yaşamış ya da doğmuş gençlerin Türkçe konuştuğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13,5 yıllık hasretin ardından evlerine dönenlerin “Allah Türkiye’den ve Türk milletinden razı olsun” dediğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “Hemen yanı başımızda, tıpkı Azerbaycan gibi, tıpkı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi, aynı dili konuştuğumuz kardeş bir devlet küllerinden yeniden doğuyor. Milletçe bizler de alnımız ak, başımız dik, bu şekilde bu muhteşem dirilişe, yeniden doğuşa, sevinç gözyaşlarıyla tanıklık ediyor, kardeşlik ve komşuluk sınavından başarıyla çıkmanın haklı kıvancını yaşıyoruz. Rabbimizin daha nice müjdelerine nail olacağımıza yürekten inanıyoruz. Bir defa bizim şuna inancımız tam, zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur. Bunu elhamdülillah Suriye’de bizzat gördük. Şimdi sıra inşallah Filistin’de. Filistin’de de mazlumların sabrı zaferle taçlanacak, oraya da özgürlük ve barış gelecek, 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan egemen bir Filistin Devleti muhakkak Allah’ın izniyle kurulacak.”
“FİLİSTİN HALKI KENDİ ÖZ YURTLARINDA EMNİYET İÇİNDE YAŞAYACAK”
Filistin halkının on yıllardır büyük acılar çektiğini, tarifsiz işkencelerden geçtiğini, yakınlarını, çocuklarını kaybettiğini ve evlerinin yıkıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hayatları ve toprakları çalınmış Filistin halkı, kendi öz yurtlarında emniyet içinde yaşayacak. Bunun önünü hiçbir kirli, kanlı ve sinsi plan kesemeyecek” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerini dev aynasında gören katliam şebekelerinin her senaryosunun, her oyununun, her tuzağının üzerinde Allah’ın bir takdiri olduğunu, umutlarını kesmediklerini, kesmeyeceklerini vurguladı.
“Filistin’de de zafer marşlarını, aynen Suriye’de olduğu gibi, hep birlikte terennüm edeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sabrın, azmin, umudun ve mücadelenin karanlıkları boğduğuna şahitlik edeceklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, katliamların en kesif günlerinde Suriyelilere bir söz verdiklerini, uzak olmayan bir tarihte o sözü mutlaka tutacaklarını belirterek programın hayırlı olmasını diledi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.