Uluslararası Tek Taraflı Zorlayıcı Tedbirlere Karşı Anma Günü dolayısıyla bir Etkinlik düzenlendi.
Rusya Federasyonu Büyükelçiliği ile Venezuela Bolivarcı Cumhutiyeti Büyükelçiliği Etkiler, Zorluklar ve Halkların Hakkı temasıyla bir etkinlik düzenledi.
Ankara Yıldız’daki Rus Evi’nde düzenlenen etkinliğe Venezuela Bolivarcı Cımhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi Freddy Eduardo Molina GUTIERREZ ile Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçi Vekili Aleksey IVANOV katıldı ve birer konuşma yaptı.
Kürsüye önce Ekselansları Büyükelçi GUTIERREZ geldi.
Büyükelçi GUTIERREZ konuşmasında şunları söyledi: ” Hanımefendiler, beyefendiler, değerli meslektaşlar, dostlar, 16 Haziran 2025’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, büyük bir çoğunlukla kabul edilen A/RES/79/293 sayılı kararla 4 Aralık gününü Tek Tara ı Zorlayıcı Tedbirlere Karşı Uluslararası Gün olarak ilan etti. Uluslararası hukukun temellerini aşındıran bir uygulamaya karşı alınmış bu karar, tarihî niteliktedir. Bugün, bu dönüm noktasının ilk yılında, Ankara’daki Rus Evi’nde bir araya gelerek “yaptırım” adı altında anılan bu ekonomik savaş aracının gerçek niteliğini eleştirel bir gözle değerlendirmek, insanî ve stratejik maliyetlerini irdelemek ve onu nihai olarak geçersiz kılacak yolu birlikte tasarlamak üzere buluştuk. Sorunu özetleyen bir görüntüyle başlamak isterim. Bir hastanenin, aracı bankanın ikincil yaptırımlardan çekinerek işlemi bloke etmesi nedeniyle tomogra cihazı satın alamadığını düşünün. Bu bir varsayım değil; mali kuşatma altındaki ülkelerin günlük gerçeğidir. Tek Tara ı Zorlayıcı Tedbirler (TZT), küresel nansal altyapıyı siyasî baskı aracına dönüştürür. Hede , devletler arası diyaloğu ortadan kaldırıp onun yerine ekonomik boğma temelli bir zorlamayı ikame etmektir.Burada temel bir hukukî ayrımı vurgulamalıyız. Uluslararası hukuk, son çare olarak, BM Güvenlik Konseyi tarafından kolektif biçimde yetkilendirilen yaptırımları tanır. Bugün eleştirdiğimiz ise bunun tam tersidir: çok tara ı bir dayanağı olmaksızın ve nansal egemenliklerini araçsallaştıran güçler tarafından sınır aşırı biçimde uygulanan tedbirler. BM Genel Kurulu’nun birçok kararında vurguladığı üzere bu tedbirler, BM Şartı ve 2625 sayılı Karar’da yer alan müdahale etmeme, egemen eşitliği ve toprak yetkisi ilkelerini ihlal eder. Ekonomik alanda bir güç kullanımı niteliği taşıyan bu uygulamalar, ulusal ekonomileri ve nihayetinde sivil nüfusu hedef alan konvansiyonel olmayan bir savaş biçimini oluşturmaktadır. Bu mekanizma, küresel nans akışlarını kontrol ederek ve korku yaratarak işler. SWIFT sistemi, bankalar ve sigorta piyasaları baskı araçlarına dönüşür. Ortaya çıkan sonuç ise küresel bir “caydırma metodu”dur: Bankalar ve şirketler, yaptırım korkusuyla meşru işlemleri — hatta insani malzemelere yönelik olanları bile — reddeder. Bu şekilde, yaptırım uygulanan ülkenin sınırlarını fazlasıyla aşan etkiler yaratan, yaygın ve muğlak bir ilî yargı alanı ortaya çıkar. Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti, bu kuşatmanın örnek bir vakası ve aynı zamanda egemen bir direniş ve uyum örneğidir. 2015’te başlayan ve 2019’da bütüncül bir ablukaya dönüşen mali kuşatma, resmî tahminlere göre 200 milyar ABD dolarını aşan ekonomik zarara yol açmış, kritik sektörleri etkilemiştir. BM Özel Raportörü Alena Douhan, 2021 yılında yayımladığı raporda bu tedbirlerin ekonomik sıkıntıları ağırlaştırdığını, tüm nüfusu etkilediğini ve amacının bir “hükümet değişikliği” yaratmak olduğunu belirtmiştir. Buna karşın, “tam çöküş” anlatısı gerçeği yansıtmamaktadır. Bu saldırganlığın ortasında Venezuela, üretim tabanını çeşitlendirerek ve yeni ortaklıklarla petrol endüstrisini toparlayarak üst üste on sekiz çeyrektir ekonomik büyüme kaydetmektedir. Bu, mağduriyet değil; aşırı koşullarda şekillenmiş egemen bir direnç hikâyesidir. Rusya Federasyonu da 2022’den bu yana benzeri görülmemiş ölçekteki bir yaptırım tırmanışıyla karşı karşıyadır. Yaptırım rejiminin amacı teknolojik ve nansal kopuştur. Fakat etkileri küresel çapta hissedilmektedir. Tahıl ve gübre akışlarındaki bozulma — çatışmanın ve nansal kısıtlamaların birlikte yarattığı koşulların bir sonucu olarak — BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ile Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından Sahel ve Güney Asya’da yaşanan gıda güvenliği krizinin başlıca etkenlerinden biri olarak tanımlanmıştır. Bu da kitlesel ekonomik baskının küresel istikrarsızlığa katkıda bulunduğunu ve en kırılgan olanları en ağır biçimde etkilediğini göstermektedir. Rusya Federasyonu da 2022’den bu yana benzeri görülmemiş ölçekteki bir yaptırım tırmanışıyla karşı karşıyadır. Yaptırım rejiminin amacı teknolojik ve nansal kopuştur. Fakat etkileri küresel çapta hissedilmektedir. Tahıl ve gübre akışlarındaki bozulma — çatışmanın ve nansal kısıtlamaların birlikte yarattığı koşulların bir sonucu olarak — BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ile Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından Sahel ve Güney Asya’da yaşanan gıda güvenliği krizinin başlıca etkenlerinden biri olarak tanımlanmıştır. Bu da kitlesel ekonomik baskının küresel istikrarsızlığa katkıda bulunduğunu ve en kırılgan olanları en ağır biçimde etkilediğini göstermektedir.Dayanışmamız bu felaketi yaşayan tüm uluslara uzanır. Küba, BM’de 187 ülkenin kınadığı altmış yıllık bir ablukaya direnmektedir. Nikaragua, sosyal kalkınma modelini etkileyen sürekli bir nansal kuşatma altındadır. İran İslam Cumhuriyeti, üçüncü ülkeleri dahi yargısal takibe maruz bırakan sınır aşırı yaptırımlar nedeniyle yeni bölgesel işbirliği alternati erine daha hızlı entegre olmaktadır. Sudan Cumhuriyeti ise, OCHA raporlarına göre yardım operasyonlarını kritik biçimde zorlaştıran nansal kısıtlamalar nedeniyle insani yardım ve temel malları alma kapasitesi ciddi şekilde sekteye uğramış durumdadır. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, aşırı baskı ve izolasyon yaratan kapsamlı bir yaptırım rejimi altında kalmaya devam etmektedir. Her bir vaka ortak bir gerçeğe işaret ediyor: kalkınma hakkının nansal yöntemlerle ilen engellenmesi. Bu olgu, derin bir jeopolitik geçişin yansımasıdır: tek kutuplu düzenin tükenişi ve çok kutupluluğun sarsıntılı yükselişi. Tek tara ı zorlayıcı tedbirler, dönüşüme direnen bir sistemin tepkisel re eksidir. Ancak aşırı kullanımları alternati erin hızla güçlenmesini sağlamaktadır. 2024’te BRICS+ genişlemesi, Yeni Kalkınma Bankası’nın artan etkinliği ve Rusya–Hindistan, Çin–Brezilya gibi ülkeler arasında ulusal para birimleriyle ticaret anlaşmalarının çoğalması, yapısal yanıtların örnekleridir. CIPS sistemi ve merkez bankası dijital paralarının (CBDC) ikili ticarette kullanımına yönelik çalışmalar, daha az kırılgan bir nansal egemenlik arayışını göstermektedir. Bunlar salt savunma adımları değil; daha adil, istikrarlı ve baskıya karşı dayanıklı bir nansal mimari inşa etme girişimleridir.Bu bağlamda, gerçekleşmeleri Küresel Güney’in koordineli eylemine bağlı olan bazı gelecek senaryolarını düşünmek faydalı olacaktır.
İlk senaryo, yaptırımların çoğalması ve maliyetlerinin artmasıyla etkilerini gitgide yitirdiği; fakat yeni bir düzenleme yapılmadığı için ortaya çıkan zararların sürdüğü bir durgunluk ve tükenmişlik hâlidir.
İkinci senaryo ise sistemsel bir ayrışmadır: paralel nansal ve ticari yapıların güçlenmesiyle tek tara ı baskı araçlarının etkisinin belirgin biçimde azalması. Bu senaryoda belirleyici olan, ödeme altyapıları, nansal iletişim sistemleri ve değer saklama mekanizmalarında ortak teknolojik egemenliğin tesis edilmesidir. Üçüncü senaryo ise onarıcı hukuk senaryosudur: tek tara ı zorlayıcı tedbirleri açıkça yasaklayan ve kolektif eylemin tekelini Güvenlik Konseyi’nde yeniden teyit eden uluslararası bir sözleşmenin müzakere edilmesini içerir. Bu yol, G77, Afrika Birliği, CELAC ve Bağlantısızlar Hareketi’nin bu ilke etrafında sağlam bir diplomatik koalisyon kurma kapasitesine bağlıdır. Bu forumların gücü, taktiksel bir oybirliğinden değil, stratejik bir ortaklaşmadan doğar. Afrika Birliği haksız yaptırımların kaldırılmasını talep ettiğinde veya G77 sınır aşırı uygulamaları kınadığında, yeni bir uluslararası düzenin kurallarının şekillenmesine katkı sunmaktadır. Şu an Ankara’da yaptığımıza benzer buluşmalar, etkili bir çok kutupluluğun somut olarak inşa edildiği mekânlardır. Venezuela’nın tutumu nettir ve bizzat yaşanmış bir deneyime dayanır: tek tara ı zorlayıcı tedbirleri yasadışı, gayriahlakî ve stratejik açıdan istikrarsızlaştırıcı olmaları nedeniyle reddediyoruz. Rusya ile ve bu tedbirlerden etkilenen tüm ülkelerle kurduğumuz ittifak, BM Şartı’nın ortak savunusuna ve 21. yüzyılda ancak işbirliğine dayalı olarak var olabilecek bir egemenlik anlayışının inşasına dayanmaktadır. Değerli dostlar, Ankara’daki bu Avrasya köprüsünden son bir değerlendirme ile sözlerimi tamamlıyorum. Tek Tara ı Zorlayıcı Önlemlere Karşı bu ilk Uluslararası Gün, bir zaferi değil; tek tara ı baskı gücünün de bir sınırı olduğunu kavrayan ortak bilincin doğuşunu simgeliyor. Bu sınır, inşa etmekte olduğumuz teknolojik egemenliktir. Bu sınır, tesis ettiğimiz nansal dayanışmadır. Bu sınır, daha kararlılıkla savunmamız gereken uluslararası hukuktur. Görevimiz bir sistemi yıkmak değil, onu geçersiz kılmaktır. Adım adım, ekonomik güç kullanımının değil, hukukun gücünün esas olduğu bir düzen inşa ederek. Tek tara ı dayatma dönemi sona ermiştir. İşbirliğine dayalı egemenlik çağı başlamıştır. Çok teşekkür ederim. XXXXXXXX Rusya Federasyonu Büyükeli Vekili Aleksey IVANOV da şöyle konuştu: Günümüzde küresel ekonomik büyüme hızındaki yavaşlama (IMF verilerine göre, 2024 yılında küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) artışı %3,2 düzeyini aşmamış, 2025 yılı için de %3,2 seviyesinde bir tahmin yapılmıştır) çoğunlukla ABD tarafından başlatılan “gümrük tarifeleri karşıtlığı” ile ilişkilendirilmektedir. Ancak bununla birlikte, son yıllarda küresel ekonomide belirsizlik yaratan ve durumu ağırlaştıran önemli unsurlardan biri de Batı’nın Rusya’ya karşı uyguladığı yasa dışı tek taraflı kısıtlayıcı önlemlerin sonuçlarıdır. Batılı ülkeler, belirli pazarlardaki tekelci konumlarına ve finansal alandaki üstünlüklerine dayanarak yasa dışı tek taraflı kısıtlamalar getirerek egemen politika izleyen devletlere baskı kurmaya, rakiplerini saf dışı bırakmaya ve hızla değişen dünyada eski ayrıcalıklarını korumaya çalışmakta; aynı zamanda ellerinden kaymakta olan tekellerini sürdürme çabası içindedirler.
Rus ekonomisine karşı uygulanan bu kısıtlayıcı tedbirler, uluslararası üretim-tedarik zincirlerine darbe vurmuş; yatırım ve ticaret akışlarında dengesizlik yaratmış; borçlanma sorununu derinleştirmiş; birçok ülkenin mal, hizmet, finansman ve teknolojiye erişim imkânlarını azaltmış; ayrıca adil rekabet ilkelerine zarar vermiştir.
Önemle vurgulamak gerekir ki, bu kısıtlamaların olumsuz sonuçlarını, bunları kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda kullanan taraflar da hissetmiş ve hissetmeye devam etmektedir. IMF değerlendirmelerine göre gelişmiş ülkelerin ekonomik büyümesi 2024 yılında toplamda %1,8’i geçmemiş, 2025 yılı için beklenti %1,6 olarak belirlenmiştir. Geçtiğimiz yıl yüksek büyüme hızına ulaşan tek ülke ABD olmuş (%2,8). Birleşik Krallık, Japonya ve Kanada’da ise durum resesyona yaklaşmaktadır.
Eski Kıta ülkeleri özellikle zor bir dönemden geçmektedir. 2022’den 2025’in ilk yarısına kadar AB’nin, Rusya’ya yönelik yaptırımların ters etkisinden kaynaklanan toplam ekonomik kayıpları farklı tahminlere göre 1 – 1,6 trilyon avro aralığındadır. Kayıp yapısı, kimya, otomotiv, makine mühendisliği ve enerji gibi yüksek sermaye gerektiren ve ihracat odaklı sektörleri kapsamaktadır. Rusya’daki faaliyetlerini durduran Avrupa şirketleri de büyük zarar görmüştür. MGİMO Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü değerlendirmelerine göre bu kayıplar (piyasa değerindeki düşüş, yeniden yapılanma zararları vb.) 400–450 milyar avroya ulaşmış, bunun 100 milyar avrodan fazlası doğrudan varlıkların silinmesidir.
Her ne kadar AB, 2024–2025 yıllarında önceki yılların doğrudan kayıplarını bir ölçüde telafi etmeye başlamış olsa da (AB ekonomisine yönelik en ağır etki 2022–2023 döneminde yaşanmıştır), dolaylı kayıplar — yani elde edilmesi mümkün olan GSYİH artışının gerçekleşmemesi — uzun yıllar boyunca AB ekonomisini baskılamaya devam edecektir. IMF verilerine göre euro bölgesi ekonomisi 2024 yılında sadece %0,9, 2025 yılında ise en fazla %1,2 büyüyecektir.
Almanya, Fransa ve İtalya gibi “eski Avrupa”nın büyük ekonomilerinin büyüme potansiyeli ile fiili büyüme arasındaki fark giderek artmaktadır. IMF tahminlerine göre: Almanya’da GSYİH 2024 yılında %0,5 küçülmüş, 2025 için %0,2 gibi neredeyse sıfır büyüme öngörülmüştür; 2026’da ise ancak %0,9 seviyesine çıkması beklenmektedir. Fransa’da 2024 büyümesi %1,1, 2025 için beklenti %0,7, 2026 için %0,9’dur. İtalya, 2024’te %0,7 büyümüş, bu yıl için tahmin %0,5, gelecek yıl için %0,8 olarak belirlenmiştir.
Avrupa Komisyonu’nun değerlendirmesi nettir: Almanya, İtalya, Hollanda ve Fransa gibi ülkelerin ana ekonomik sektörlerinde sürekli bir durgunluk yaşanmaktadır. Komisyon ayrıca, Rusya ile enerji işbirliğinin kesilmesinin, AB’nin en büyük üreticilerinin rekabet gücünü koruyamamasına yol açtığını kabul etmektedir. Sonuç olarak sanayi sektörü, özellikle de enerji alanındaki sektörler, ciddi bir baskı altına girmiştir. Enerji krizi ve plansız karbon azaltım politikaları Avrupa’yı sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Karşı yaptırımların en güçlü etkisini hisseden ülke Almanya olmuştur. İhracat odaklı ekonomik model, Rusya’dan gelen ucuz enerji kaynaklarından vazgeçilmesinin ardından uluslararası piyasalarda Alman ürünlerinin rekabet gücünün düşmesi sorunuyla karşılaşmıştır. Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, ülkenin dünya pazarlarındaki payının daha da gerilemesini beklemektedir. Önümüzdeki yıllar için dış ticaret tahminleri olumsuzdur: 2025: –%1,4, 2026: –%0,5, 2027: –%0,2.
Bu durum, Almanya’nın kısa vadede Avrupa ekonomisinin “lokomotifi” olma konumunu kaybetmesine yol açabilir. Yüksek enerji maliyetleri iflas dalgasını hızlandırmaktadır. CREDITREFORM kredi ajansına göre toplam borç talepleri 56 milyar avro düzeyine ulaşmıştır. Almanya Federal İstatistik Ofisi, 2025 yılında iflasların 24,4 bin seviyesine çıkacağını öngörmektedir (2024: 21,8 bin).
Rus enerji kaynaklarından vazgeçilmesi, enerji fiyatlarının yükselmesine ve bunun sonucu olarak AB’nin enerji ithalat giderlerinin artmasına yol açmıştır. EUROSTAT hesaplamalarına göre, AB, yaptırımların uygulanmasından bu yana yaklaşık 200 milyar avro fazladan ödeme yapmıştır; Rus uzmanlara göre bu rakam 750 milyar avroya kadar çıkmaktadır. Buna rağmen AB, 2028 yılına kadar Rusya’dan doğalgaz ithalatını tamamen sonlandırmayı öngören planı kabul etmiştir. Enerji maliyetlerindeki fark, üretimin Avrupa’dan ABD’ye kaymasına neden olmaktadır. Son iki yılda Avrupa’da üretim %5,7 azalırken ABD’de bu oran sadece %0,5 düşmüştür. Ayrıca sermayesi 1 milyar doların üzerinde olan şirketlerin AB’den ABD’ye taşınma eğilimi güçlenmektedir. ABD’nin Enflasyonu Azaltma Yasası kapsamında sağladığı cömert vergi teşvikleri ve ucuz elektrik enerjisi, Avrupa’daki üretimi daha az cazip hale getirmektedir. Amerikan yatırım projeleri sayısı Almanya’da %27, Fransa’da %11, Birleşik Krallık’ta %7 düşmüştür.
Enerji alanındaki ayrışmanın yanı sıra, Rusya’nın uyguladığı karşı tedbirler de daha önce karşılıklı yarara dayalı alanlarda Batılı ülkeler üzerinde etkili olmuştur. Rusya’nın hava sahasını “dost olmayan ülkeler”in havayollarına kapatması, Avrupa havayolu şirketlerinin Asya yönündeki uçuşlarının ciddi şekilde uzamasına ve rekabet güçlerinin azalmasına neden olmuştur.
Birçok Avrupa havayolu, Çin’e yapılan uçuşları azaltmak veya tamamen durdurmak zorunda kalmıştır. Boşalan alanı Çinli havayolları hızla doldurmuştur. Birçok Avrupa hükümeti, kendi havayollarını desteklemek için yüksek maliyetler üstlenmek ve hatta Çinli rakiplerle rekabette idari araçlar kullanmak zorunda kalmaktadır.
Çin konusuna gelince: Çinli şirketler ticari ve yatırım faaliyetlerini sürdürmektedir; bu da Çin’i güvenilir bir dış ekonomik ortak haline getirmektedir. Çin’in Rus enerji kaynaklarına ve hammaddesine yönelik istikrarlı talebi, Rusya için önemli bir döviz gelir kaynağı oluşturarak Batı’nın petrol ve gaz kısıtlamalarının etkisini telafi etmektedir. Ticarette ulusal para birimlerine geçiş — iki ülke arasındaki dış ticaret işlemlerinin %90’ından fazlası ruble ve yuan ile yapılmaktadır — karşılıklı yatırım ve teknoloji işbirliğiyle beraber Rusya’ya Batı finans sistemine daha az bağımlı, alternatif bir ekonomik model kurma imkânı sunmaktadır. Bu aynı zamanda kısmi “dolarizasyonun azaltılması” yönünde önemli bir adımdır.
Konuyu somutlaştırmak adına bazı rakamlar vermek isterim. 2024 yılında Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi 244,8 milyar ABD dolarına ulaşarak rekor kırmıştır — bu, 2023 yılına göre %1,9 artış anlamına gelir. Bu tutarın içinde: Çin’in Rusya’ya ihracatı: 115,5 milyar ABD doları (+%4,1), Rusya’dan Çin’e ithalat: 129,3 milyar ABD doları civarında.
Batılı ülkeler, Rus varlıklarını dondurmayı ayrı bir baskı aracı olarak kullanmaktadır. Açık konuşmak gerekirse, bu uygulama açık bir hırsızlık niteliği taşımaktadır ve euro bölgesine duyulan güveni zedelemektedir. Kısa vadeli kazanımlar uğruna atılan bu adımlar, Avrupa için stratejik kayıplara dönüşebilir.
Uzmanlara göre, Batı yargı yetkisi altında dondurulan fonlar fiilen hiçbir zaman sahiplerine iade edilmemektedir. Avrupa Merkez Bankası’nın hesaplamalarına göre, bu varlıkların 2024 yılı için getirisi 3 milyar euroyu aşmış olup, bu gelirin önemli bir kısmı Ukrayna bütçesinin finansmanına yönlendirilmektedir.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen artık açıkça konuşmakta; “Rus varlıklarının tamamının kullanılmasına imkân verecek belge paketinin hazır olduğunu” ve hedeflerinin bu parayı “Ukrayna için çalıştırmak” olduğunu belirtmektedir — böylece “Avrupalı vergi mükellefleri Kiev’i finanse etmek zorunda kalmayacaktır.”
Ancak, bu “lokma paylaşımı” sürecinde görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Avrupa hükümetleri süreci Aralık ortasına kadar tamamlamak isterken, ABD kendi yaklaşımını değiştirmektedir: Daha önce tartışılan, Rus varlıklarından 100 milyar doların Ukrayna’ya aktarılması planı, gelirin bir bölümünün ABD bütçesine yönlendirilmesi fikriyle değiştirilmiştir. Bu durum Avrupa açısından girişimin kontrolünü kaybetme riski yaratmaktadır; bu nedenle Brüksel sürecin azami hızla tamamlanmasını istemektedir.
Rusya’nın da, kendi yargı alanındaki Batı yatırımlarının gelirleri üzerinde aynı hakka sahip olduğunu hatırlatmak isterim. Bu tür bir adım, bir tımanma olarak değil, AB’nin tek taraflı eylemlerine verilmiş doğal bir karşılık olarak değerlendirilir.
Avrupa şunu düşünmelidir: Rusya’ya ait varlıkları müsadere etme girişimi, kısa vadeli kazançlardan çok, ağır ve uzun vadeli sonuçlara yol açabilir.
Batı yaptırımlarının ve ABD ile müttefiklerinin rezerv para birimlerini baskı aracı olarak kullanmasının sonucu, uluslararası aktörlerin ABD doları ve euroya dayalı küresel finans mimarisine olan güveninin azalmasıdır. Bu durum, uluslararası ticaret ve rezervlerde alternatif para birimlerinin payının artmasına yol açmıştır. BRICS, ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) , ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) gibi birlikler ve ikili düzeyde ülkeler, ulusal para birimlerinin kullanımını artırmakta; Batı’ya bağımlı olmayan ödeme altyapıları kurmaya yönelik adımlar atmaktadır.
Saydığım maliyetler, Rusya’ya yönelik “ekonomik şantaj” girişimlerinin görünen yüzüdür. Uzun vadeli sonuçlar — dolar ve euronun uluslararası ödemelerdeki payının azalması, Batı denetiminde olmayan yeni ticaret altyapılarının (uluslararası ulaşım koridorları, üretim-dağıtım zincirleri vb.) oluşması — henüz tam olarak ölçülmemiştir.
Konuşmalardan sonra etkinlik düzenlenen bir respsiyonla sona erdi.
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.