Ankara’daki Türkiye Belediyeler Birliği Genel Merkezi’ndeki Proje ve Finansman Kongresi açılış konuşmaları ile başladı,
Kongredeki ilk konuşmayı Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter yardımcısı Dr. Şengül Altan ARSLAN yaptı.
Şengül Altan ARSLAN konuşmasında şunları söyledi: “ Türkiye Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen Proje ve Finansman Kongresi kapsamında sizlerle bir arada olmaktan memnuniyet duyuyorum.
Gerçekleştirdiğimiz bu kongre, belediyelerimizin yatırım planlaması, proje üretimi ve finansman yönetimi süreçlerinde karşılaştıkları ihtiyaçlara doğrudan odaklanan teknik bir çerçeveyle tasarlanmıştır.
Kongremizin temel hedefi; belediyelerimizin mevcut mali ve kurumsal kapasiteleri doğrultusunda erişilebilir finansman araçlarını bütüncül biçimde ele almaktır
Türkiye Belediyeler Birliği, belediyelerimizin çatı kuruluşu olarak proje geliştirme, finansmana erişim ve kurumsal kapasite artırımı alanlarında koordinatör ve kolaylaştırıcı bir rol üstlenmektedir.
Bu rol, belediyelerin ihtiyaç analizinden proje tasarımına, uygun finansman mekanizmalarıyla eşleştirilmesinden uygulama ve izleme süreçlerine kadar proje döngüsünün tüm aşamalarını kapsayan teknik bir destek anlayışı üzerine inşa edilmiştir.
Belediyelerimizin karşı karşıya olduğu temel meselelerden biri, artan hizmet yükü ve yatırım ihtiyacına karşın finansman kaynaklarına erişimde yaşanan sınırlılıklardır.
Altyapı yatırımları, iklim değişikliğine uyum, afet risklerinin azaltılması, çevresel yükümlülükler ve sosyal hizmetler gibi alanlar; uzun vadeli planlama, güçlü proje kurgusu ve çok paydaşlı finansman modellerini zorunlu kılmaktadır. Bu noktada finansman araçlarının niteliği kadar, bu araçları yönetecek kurumsal kapasitenin varlığı ve doğru yere bakılması da belirleyici olmaktadır.
Türkiye Belediyeler Birliği bu çerçevede, belediyelerimizin ulusal destek programları ile uluslararası finansman kaynaklarına erişimini kolaylaştıran bir platform görevi üstlenmektedir.
Birliğimiz; kamu kurumları, kalkınma ajansları ve uluslararası finans kuruluşlarıyla yürütülen iş birlikleri aracılığıyla belediyelere yönelik finansman imkânlarının görünür kılınmasını sağlamakta, aynı zamanda bu imkânların etkin ve doğru biçimde kullanılabilmesi için teknik rehberlik sunmaktadır.
Birliğimizin yürüttüğü proje portföyü; afet risklerinin azaltılması, iklim değişikliğine uyum, çevre ve sıfır atık, dijital dönüşüm ve kurumsal kapasite geliştirme gibi belediyelerimizin öncelikli politika alanlarıyla uyumlu biçimde şekillenmektedir.
Bu projelerde temel yaklaşım, kısa vadeli çıktılar üretmenin ötesine geçerek belediyelerde kalıcı kurumsal kapasite oluşturmak ve geliştirilen uygulamaların diğer belediyelere aktarılabilir olmasını sağlamaktır.
Bu kapsamda Birliğimiz tarafından yürütülen Yerelde Sıfır Atık Hibe Programı çerçevesinde yayımlanan çağrı kısa süre önce tamamlanmış olup, hâlihazırda değerlendirme süreci devam etmektedir. Program aracılığıyla, belediyelerimizin çevresel sürdürülebilirlik ve atık yönetimi alanındaki uygulama kapasitelerinin güçlendirilmesi hedeflenmektedir.
Öte yandan, Depremden Etkilenen Bölgelerde Yerel Kamu Hizmetleri için Katılımcı, Kapsayıcı ve Yeşil İyileştirme Projesi (PACE) kapsamında, 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen 11 ilimizde toparlanma ve dirençlilik çalışmalarına katkı sunacak yerel odaklı projeleri desteklemeyi amaçlayan hibe teklif çağrısı 1 Aralık 2025 tarihinde yayımlanmıştır. Bu çağrı ile, afet sonrası iyileşme sürecinde belediyelerimizin yerel ihtiyaçlara duyarlı, kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümler geliştirmesi desteklenmektedir.
Bunlara ek olarak, Depremden Etkilenen Bölgelerde Sürdürülebilir İstihdamı Geliştirme ve Sosyoekonomik Kalkınma Projesi (RESEED) ile Kadın Dostu Kentler Projesi başta olmak üzere sosyal kapsayıcılığı merkeze alan programlarımız kapsamında pilot belediyelerimize ayni katkılar sağlanmaktadır. Bu çalışmalar, belediyelerimizin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik dirençliliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Ayrıca Birliğimiz olarak, doğrudan ihtiyaç tespiti yapılan belediyelerimize yönelik araç ve ekipman desteklerimiz devam etmektedir. Bu destekler, gerek proje kaynakları gerekse Birliğimizin öz kaynakları kullanılarak yürütülmekte olup, belediyelerimizin temel hizmet sunum kapasitelerini güçlendirmeye yönelik somut katkılar sağlamaktadır.
Önümüzdeki dönemde de, belediyelerimizin ihtiyaçlarını önceleyen bu destek yaklaşımını sürdürmeyi hedefliyoruz.
Bu iki günlük kongre kapsamında; TÜBİTAK, Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü, JICA, İller Bankası ve Dünya Bankası temsilcileri tarafından belediyelere yönelik mevcut ve planlanan finansman destekleri ele alınacaktır.
Hedefimiz, belediyelerimizin finansman desteklerini etkin biçimde takip eden, planlayan ve yöneten kurumsal yapılar haline gelmesine katkı sağlamaktır.
Sözlerime son verirken; kongremize katkı sunan tüm kurumlarımıza, değerli konuşmacılarımıza ve katılım sağlayan belediyelerimizin temsilcilerine teşekkür ediyor; bu çalışmanın belediyelerimiz için somut ve uygulanabilir sonuçlar üretmesini temenni ediyorum.
Arslan’dan sonra kürsüye Avrupa Birliği Delegasyonu Başkan yardımcısı Jurgis VILCINSKAS geldi.
VILCINSKAS, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Belediyeler Birliği Kongresi’nde sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.
Sözlerime, hem Türkiye hem de Avrupa için geçerli olan basit bir gerçekle başlamak isterim: ulusal hedefler ve vizyonlar şehirlerde ya başarılır — ya da başarısızlığa uğrar.
Çünkü belediyelerin her gün sunduğu hizmetler soyut değildir. Bunlar günlük yaşamın gerçek ekonomisini oluşturur: temiz su, güvenli ve verimli ulaşım, atık yönetimi, kamu binaları, yerel yollar, sosyal hizmetler ve kamusal alanlar.
Ve artan bir şekilde, daha da temel bir unsuru ifade etmektedir: dayanıklılık — yani topluluklarımızın şoklara karşı direnme, hızla toparlanma ve işlevlerini sürdürme kapasitesi.
Bu nedenle Avrupa Birliği, belediyeleri yalnızca uygulayıcılar olarak görmemektedir. Sizleri stratejik paydaşlar olarak görüyoruz.
Ve bu ekosistem içinde Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) son derece önemli bir rol üstlenmektedir: sizler belediyeleri bir araya getiriyor, ülke genelinde bilgi ve uzmanlık sunuyor ve yerel hedeflerin somut projelere dönüşebileceği ulusal bir platform sağlıyorsunuz.
Bu anlamda, bu Kongre yalnızca zamanında düzenlenen bir etkinlik değil, aynı zamanda elzemdir.
Avrupa genelinde şehirler yeni bir gerçeklikle karşı karşıyadır. Yatırım ihtiyaçları dramatik biçimde artarken, kamu bütçeleri üzerindeki baskı devam etmektedir. Belediyelerden adeta süper yıldızlar olmaları beklenmektedir: altyapıyı modernize etmeleri, kirliliği azaltmaları, enerji tüketimini düşürmeleri, iklim risklerine hazırlanmaları, afetlere karşı dayanıklılığı güçlendirmeleri ve tüm bunları yaparken her gün kaliteli hizmet sunmaya devam etmeleri beklenmektedir.
Bu son derece büyük bir gündemdir.
Ancak aynı zamanda bir fırsattır. Çünkü üzerinde konuştuğumuz dönüşüm — daha yeşil, daha akıllı ve daha dayanıklı şehirlere doğru ilerleme — bir yük değildir. Daha sağlıklı yaşam ortamları, daha rekabetçi yerel ekonomiler ve daha güçlü toplumsal uyum yaratma fırsatıdır.
Fakat karşı karşıya olduğumuz zorlukların büyüklüğü bizi son derece pratik bir soruyla yüz yüze bırakmaktadır: Gerekli hız ve ölçekteki bu dönüşümü nasıl finanse edeceğiz?
Günümüzde dünya kavramlar ve beyanlarla doludur. Ancak altyapı projeleri, raporlar yazarak inşa edilmez. Altyapı, bankalar tarafından finanse edilebilir projelerle inşa edilir.
İşte bu Kongre’nin gerçek değeri de burada yatmaktadır. Çünkü odağında “NASIL” sorusu vardır.
Avrupa’da sıkça şunu ifade ederiz: projeler sermaye için yarışır. Bu durum artık her yerde giderek daha fazla geçerlilik kazanmaktadır.
Uluslararası finans kurumları, iklim fonları ve özel yatırımcılar aracılığıyla sürdürülebilir yatırımlar için küresel çapta finansman imkanları mevcuttur. Ancak finansman, yalnızca doğru şekilde hazırlanmış projelere akar: güvenilir, fizibilitesi olan, ihaleye hazır ve standartlarla uyumlu projelere.
Belediyelerin kalkınmasındaki yeni para birimi de budur: proje hazırlığı.
Birçok yerde, hedef ile uygulama arasındaki farkın vizyon değil — kapasite olduğunu görüyoruz. Bir fikri yapılandırılmış bir proje portföyüne dönüştürebilme kapasitesi: kavramdan fizibiliteye, finansmandan ihaleye ve uygulamaya kadar.
İşte bu noktada Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) hayati bir rolü vardır. Çünkü tek bir belediyenin tek bir proje hazırlaması elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak ortak bilgi birikimi ve ortak standartlarla onlarca, hatta yüzlerce projenin ulusal bir belediye sistemi içinde hazırlanması — ölçek yaratır.
Ve ölçek, finansmanı ve finansörleri cezbeden unsurdur!
Ancak en iyi şekilde hazırlanmış bir proje havuzu bile temel bir gerçeklikle karşı karşıyadır: kamu bütçeleri tek başına, burada tarif ettiğimiz belediye yatırım gündeminin tüm yükünü taşıyamaz.
Dürüst olmalıyız. Şehirlerin bu denli büyük zorlukların altından kalkmasını istiyorsak, geleneksel kamu finansmanından daha fazlasına ihtiyaç duyacağız.
Ölçekli biçimde finansmanı, uzmanlığı ve uygulama kapasitesini harekete geçirebilecek yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
Bu da beni, bu Kongre’nin benimsemesini özellikle teşvik etmek istediğim temel bir fikre getiriyor: Kamu-Özel İş Birlikleri (KÖİ) Türkiye’de belediyecilik bağlamında ana akım haline getirilmelidir.
KÖİ özelleştirme değildir. KÖİ bir uygulama modelidir. Riskin akılcı biçimde paylaşılmasını, uygulamada disiplin sağlanmasını ve bir hizmetin tüm yaşam döngüsü boyunca performansın güvence altına alınmasını mümkün kılar.
Kamu-özel sektör işbirlikleri iyi tasarlanırsa, kamu sektörü kamu yararı ve kamu standartlarını sıkı bir şekilde kontrol altında tutmaya devam eder.
Öte yandan, özel sektör genellikle eksik kalan unsurları, yatırım isteği, inovasyon, operasyonel verimlilik ve en önemlisi uzun vadeli sorumluluğu tam olarak sağlar.
Türkiye’de vurgulamak istediğim bir başka nokta daha var.
Türkiye, karmaşık ve sermaye yoğun altyapı projelerinin kamu-özel sektör işbirliği modelleri kullanılarak başarıyla gerçekleştirilebileceğini ulusal düzeyde kanıtlamıştır. AB bu verimliliğe tanık olmuştur. Bugün soru, Türkiye’nin KÖİ’leri gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği değildir ; bunu başarabildiği ortadadır.
Asıl soru, bu bilgi birikimini belediye gerçeklerine uygun ve kamu çıkarlarını koruyacak şekilde belediye düzeyine aktarmanın zamanı gelip gelmediğidir.
Bu da, risklerin bir kenara bırakılmadığı, ancak bunları en iyi yönetebilecek aktöre dağıtıldığı, uygun risk paylaşımı anlamına gelir.
Bu aynı zamanda şeffaflık, şeffaf satın alma, güçlü sözleşme yönetimi demektir. Ayrıca belediyelerin güvenle müzakere etme, izleme ve performansın uygulanmasını sağlayacak şekilde kapasitesinin geliştirilmesi anlamına gelir.
İyi bir şekilde gerçekleştirildiği taktirde KÖİ’ler belediyelerin dönüştürücü bir şey yapmasına olanak tanır: altyapı varlıklarını satın almaktan, uzun vadeli performansı, yani vatandaşlar için daha iyi hizmet sonuçlarını satın almaya geçme gibi.
“Özel sektörün oyuna dahil olması”nın gerçek anlamı budur: sadece bir şey inşa edip çekip gitmek değil, zaman içinde sonuçlardan sorumlu olmaktır.
Bu nedenle AB’nin TBB ile olan ortaklığı da büyük önem taşımaktadır. Türkiye’deki belediyelerle olan işbirliğimiz ugulamaya dönük ve süreklidir. Yerel yönetimlerin kapasite geliştirme ve belediye politika alanlarını destekliyoruz: sürdürülebilir kentsel hareketlilik, şehirler arası değişim mekanizmaları, demokratik yerel yönetişim ve sivil katılım, ve mümkün olduğunda proje hazırlık desteği. Bunlar soyut konular değildir. Daha güçlü belediye sistemlerinin temelleridir. Ve bugün mesajımız çok açıktır: TBB’yi Türkiye’deki proje geliştirme ve uygulama sürecinde önemli bir paydaş olarak görüyoruz. Sadece bir araya getirici güç olarak değil, aynı zamanda standartların ve en iyi uygulamaların ulusal düzeyde yaygınlaştırıcısı olarak da görüyoruz. Kasım 2026’da Türkiye, Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapacak. Bu, hükümetler, iklim fonları, kalkınma bankaları, yatırımcılar ve küresel kamuoyu tarafından izlenen, görünürlük ve güvenilirlik açısından önemli bir an olacak. COP31 sadece hedeflerle değil uygulama ile, finansmanla, ölçeklendirilmeye hazır olanlar çalışmalarla da ilgili olacak. Bu anlamda COP31, belediyeler için de bir fırsattır. İklim liderliğini, şehirlerdeki gerçek uygulamalardan daha ikna edici bir şekilde gösteren hiçbir şey yoktur: faturaları azaltan enerji verimliliği yenilemeleri, hava kalitesini iyileştiren modern ulaşım, kayıpları azaltan su sistemleri, değeri geri kazandıran atık sistemleri, sürdürülebilirliğin modelleri haline gelen kamu binaları ve afetlere karşı dayanıklı altyapı.
Türkiye, COP31’e sadece taahhütlerle değil, daha da güçlü bir şeyle gelebilir: güvenilir bir belediye yatırım planı, yani hazır, yapılandırılmış, yatırım yapılabilir ve finansmana hazır bir proje portföyü.
TBB, proje hazırlıklarını destekleyerek ve finansörler için güvenilir bir “teklif” oluşturulmasına yardımcı olarak muazzam bir rol oynayabilir.
Son olarak şunu belirtmek isterim: Gelecek, dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve iyi yönetişime erken yatırım yapan kentlere aittir.
Avrupa Birliği, proje hazırlama kapasitesi, finansmana erişim, standartlar ve doğru risk paylaşım mekanizmalarıyla belediye düzeyinde KÖİ bilgi birikiminin yaygınlaştırılması konusunda, TBB ve belediyelerle işbirliğini sürdürmeye ve derinleştirmeye hazırdır.
Zira büyük ölçekli zorluklar büyük ölçekli çözümler gerektirir.
Ve bu ölçek, üç ayaklı güçlü bir yapıyı gerektirir : kamu liderliği, belediye kapasitesi ve özel sektör taahhüdü – gerçek sorumlulukla gerçek taahhüt.
Türkiye Belediyeler Birliği’ne bu Kongre’yi düzenlediği ve liderliği için teşekkür ederim. Verimli tartışmalar ve her şeyden önce yurttaşların hayatlarına dokunacak somut sonuçlar diliyorum.”
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.