ODTÜ, Ankara’daki TEKNOKENT CoZone’da Büyükelçiler, Büyükelçiliklerin Bilim ve Teknoloji Ataşeleri, TÜRK Teknoloji şirketleri ile ODTÜ öğretim üyelerini buluşturdu.
ODTÜ TEKNOKENT BİLİŞİM İNOVASYON MERKEZİ’NİN CoZone Ankara’da düzenlediği etkinlikte; ODTÜ Rektörü, Öğretim üyeleri, bazı ülkelerin Büyükelçileri, elçilik çalışanları teknoloji şirketlerinin yöneticileri, şirket kurucuları ile seçkin bir davetli topluluğu yer aldı.
TEKNOLOJİ DİPLOMASİ ÇEVRESİ-TECH DIPLOMACY CIRCLE TEMASIYLA gerçekleştirilen etkinlikte açılış konuşmaları yapıldı ve ODTÜ-METU öğretim üyeleri üniversite, şirket yönetici ile kurucuları da şirketleri hakkında diplomatları bilgilendirdiler.
Teknoloji Diplomasisi Çevresi’nin İlk Buluşması ODTÜ Teknokent’te Gerçekleşti
Türkiye’nin bilim, teknoloji ve inovasyon ekosistemini diplomatik misyonlarla daha yakından buluşturmayı amaçlayan “Teknoloji Diplomasisi Çevresi” etkinliği ODTÜ Teknokent Bilişim İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bilim ve teknoloji diplomasisi faaliyetleri kapsamında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Teknokent ile işbirliği halinde Ankara’da yerleşik Büyükelçiliklere yönelik tanıtım programı düzenlendi.
Etkinlik, Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürü Büyükelçi Hami Aksoy, ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil, ODTÜ Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Serdar Alemdar, farklı ülkelerden büyükelçiler, kıdemli diplomatlar, büyükelçilik yetkilileri ve uluslararası temsilcilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi.
Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürlüğü öncülüğünde hayata geçirilen platform, Türkiye’deki ileri teknoloji kapasitesini yerinde tanıtmak ve sürdürülebilir iş birliği zeminleri oluşturmak hedefiyle düzenlendi.
Programda ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil ile ODTÜ Teknokent Genel Müdürü Serdar Alemdar, diplomatik misyon temsilcilerine kapsamlı sunum gerçekleştirdi.
Etkinlik, Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki birikimini uluslararası paydaşlarla daha güçlü bir etkileşim içine taşırken, diplomatik misyonlar için de Türkiye’deki yenilikçilik kapasitesini yerinde tanıma ve doğrudan temas kurma imkânı sundu. “Teknoloji Diplomasisi Çevresi”nin ilerleyen dönemde farklı odak başlıklarla devam etmesi ve yeni iş birliği kanallarını desteklemesi öngörülüyor.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil “Dışişleri Bakanlığı’nın bu ilk buluşma için ODTÜ’yü tercih etmesi ve bugün burada çok sayıda diplomatik misyonun temsil ediliyor olması, bu anlayışa ve üniversitemize duyulan güvenin kıymetli bir göstergesidir. ODTÜ Teknokent, araştırma üniversitesi kimliğimizin doğal bir parçasıdır. Bilginin yalnızca sınıflarda ve laboratuvarlarda kalmaması; toplumla, sanayiyle ve küresel sorunlarla temas etmesi gerektiğine olan inancımızın somut bir yansımasıdır. Etrafımızda, ortak geleceğimizi giderek daha fazla şekillendiren alanlarda çalışan şirketler ve araştırma ekipleri bulunuyor: yapay zekâ, siber güvenlik, enerji, savunma teknolojileri, yaşam bilimleri ve iklim odaklı yenilikçi çözümler bunlardan yalnızca birkaçı” dedi.
ODTÜ’nün, Türkiye’de hem ulusal hem de uluslararası kaynaklardan en yüksek düzeyde rekabetçi araştırma fonu çekebilen kurumların başında geldiğine vurgu yapan Yozgatlıgil, “Araştırma faaliyetlerimiz oldukça geniş bir alana yayılıyor. Bir yanda uzay teknolojileri ve savunma odaklı ileri araştırmalar yürütürken, diğer yanda iklim ve çevre sorunları, barış ve çatışma çalışmaları, kentsel gelişim ve ulaşım sistemleri gibi toplumsal önemi yüksek alanlarda; ayrıca kuantum teknolojileri gibi yükselen disiplinlerde öncü çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Yapay zeka ve siber güvenlik, bugün akademik çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor. Bu alanlarda öğrenciler yetiştiriyor, ileri düzey araştırmalar yapıyor ve yaşam boyu öğrenme anlayışımız doğrultusunda kamu kurumları, sanayi ve profesyonellere yönelik eğitim programları geliştiriyoruz” şeklinde konuştu.
Etkinlikteki ilk konuşmacı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet YOZGATLIGİL’in konuşması şöyle: ” Özellikle mühendislik alanında çok güçlü bir kadromuz var. Ancak burada durmuyoruz. Mühendislik kadar güçlü bir sosyal bilimler kadromuz var. Mimarlık ve Eğitim alanlarında da çok güçlü bir kadromuz olmasını sağlıyoruz ve bu, yüksek lisans ve doktora çalışmaları söz konusu olduğunda da geçerli.
Birkaç yüksek lisans okulumuz var ve deniz bilimleri yüksek lisans okulu da bunlardan biri. Toplamda birçok programımız var. 25 binden fazla öğrencimiz var ve bunların yaklaşık yüzde 40’ı, yani 10 bin civarında öğrenci yüksek lisans ve doktora seviyesinde.
Araştırmalarımız, üniversitemizin statüsü ve aslında uluslararası perspektiften bakıldığında gurur duyduğumuz bir alan olması nedeniyle, yerel insan kaynaklarına sahibiz ve bu da uluslararası araştırmacılar için diğer öğretim üyeleri gibi uluslararası dostu bir ortam anlamına geliyor.
Bu sebeple, sağlıklı bir şekilde açık olmaktan özellikle gurur duyuyoruz. Üniversitemizin uluslararası görünürlüğü ve güvenilirliği için önemli olan, güçlü kadromuz ve her yıl büyüyen bir kadromuz olmasıdır.
Uluslararası iş birlikleri açısından, elbette her şey ikili iş birliği anlaşmalarıyla başlıyor. Ancak elbette, sadece buna sahip olmak yeterli değil. Özellikle Avrupa ufuk programları (örneğin Horizon, Europe, Horizon, 2020) ve öğrenci değişim programları gibi alanlarda çok güçlü iş birliklerimiz var.
Aslında, bu haritayı oluşturmak gibi bir hedefimiz vardı. Evrensel sıralamalarda iş birliği yapmadığımız hiçbir alan kalmaması için her yeri kırmızıya boyadık. Şu anda 269’uncu sıradayız.ve çok istikrarlı bir şekilde yükseliyoruz. Hedefimiz 5 yıl içinde dünyanın en iyi 100 üniversitesi arasında olmak. Bu bir devlet politikası gibi ve hedefimize ulaşmak için devlet tarafından çok güçlü bir şekilde destekleniyoruz. Başarımız devam ediyor. Bu nedenle birçok farklı sıralamada her zaman ilk 500’deyiz. Değerlendirmeler ve yenilikçilik hakkında daha fazla bilgi vereceğiz ve araştırma? Güçlü bir yapıya sahibiz, ama tamam, sırada ne var veya cevap listesini nasıl yenileyeceğiz veya nasıl geri dönüş alacağız? Ve en başarılı ve en üst sıraya nasıl ulaşacağız?
Türkiye’de şirketlerin yüzde 70’inden fazlası burada kuruldu ve veri başarı öykülerimiz var. Genel müdürümüz önemli örnekler verecektir. Üstelik, bizim ve normal fonların raporunu da vereceğiz.
Bu, dönüştürülen alan ve en üstte yer alan bir yapı. Ayrıca birçok şirket de burada, bu yüzden çok gurur duyduğumuz bir bina ve bahsettiğim gibi, çok güçlü uluslararası desteğimiz ve uluslararası fonlamamız ve birçok önemli projemiz var ve çok güçlü, çok zengin bir kütüphanemiz var ve elektronik kaynaklar açısından da bundan yararlanmanız gerekebilir. Ayrıca kitaplar ve birçok Avrupa Araştırma Konseyi projemiz var.
Aslında 6 bizim için çok iyi bir sayı, ama orada takılıp kalmadık. Bu prestijli programda bunu geliştireceğiz. Örneğin, sosyal ve kalkınma merkezleri olarak tasarlanmış birçok merkezimiz var, departmanlarımız var.
Ama biliyorsunuz, ana kaynaklar sadece bir departmana sığmıyor. Bu yüzden farklı disiplinlerden öğretim üyelerinin birlikte çalışıp tasarım yapabilmeleri için açık merkezlerde bu araştırmaları oluşturduk; enerji, robotik ve yapay zeka araştırmaları gibi çok gelişmiş merkezler. Bunların hepsi hükümet tarafından destekleniyor.
Bunlar mükemmeliyet merkezleri ve çok gururlular. Ve endüstriyle çok güçlü bir iş birliği içindeler. Merkezlerimizden ikisi de ulusal mükemmeliyet merkezi olma onuruna sahip.
Buradaki kampüsün yanında bulunan Otomatik Kontrol Merkezi, mikroelektromekanik sistemler merkezidir. Orada birçok farklı çip tasarlıyor ve üretiyoruz. Ayrıca ana kampüsteki güneş enerjisi araştırma merkezinde de yüksek verimli güneş pilleri geliştiriyoruz.
Ve endüstriyle çok güçlü bir iş birliği içindeyiz. Dolayısıyla, uluslararası alanda görünür projelerimizden bazılarına gelince, bu son projelerden biri ve çok gurur duyuyoruz. Bunu, “Ay lambasına mentorun adını yazacağız” diye reklamını yapıyoruz, aslında bu gezici araçla bunu kelimenin tam anlamıyla yapacağız. Aslında, 2 adet 25 kg ağırlığında, otonom gezici araçtan bahsediyoruz.
Çin ile birlikte uzay çağında, E8 görevinde yer alacağız.
Yani, Güney Kutbu’na, 89 numaralı bölgeye iniş yapacağız, bu konuda çok heyecanlıyız. Lisans ve yüksek lisans öğrencilerimiz ve öğretim üyelerimizle birlikte, öğrenci programı adı verilen en güçlü proje üzerinde çalışıyoruz.
Bu gezici aracın aslında birkaç görevi var, 2 gezici araç, belirli bir alanı inceleyecek. Ayrıca toprak yapısını da inceleyecekler.
Ama en önemlisi, iniş gemisiyle birlikte ve diğer ülkelerin gezici araçlarıyla birlikte görevin kükürtünü de alacaklar. Bu önemli görev bize verildi, görevin özçekimlerini yapmamız için.
Bu yüzden çok heyecanlıyız.
Bu da okyanusun derinliklerinde yaptığımız başka bir proje. Aslında Avustralya kıyılarında okyanusun 2 bin 500 m derinlerine inen araştırmacılar var.
Yani hayatın kaynağını arıyorlar. Jüpiter’de, Dünya’nın okyanuslarında yani Jüpiter’in, Avrupa’nın uyduları, Avrupa’nın, Jüpiter’in uyduları var. Yani araştırmacıların benzer sistemlerin olabileceğini düşündüklerini düşünüyorlar çünkü Avrupa’da benzer yeraltı okyanusları var.
Ve tüm Dünya’daki 2500 derin okyanustaki yaşamın benzer organizmalarının orada da olabileceğini düşünüyorlar. Emisyon ödevi veriyorlar. Yani biz bu Güneydoğu misyonunun bir parçasıyız, dolayısıyla Essa artık Avrupa’ya yeterince gidiyor.
Bu yüzden atmosferden bazı örnekleri toplayacaklar. Bu yüzden benzer elementin okyanusun derinliklerindeki izine bakacağız. Öğrencilerimiz Kosta Rika çevresindeki okyanusun derinliklerine dalıyor.
Yani projelerin bu sayısı dikey metriklerine göre belirleniyor. Elbette 5060 üzerinde çalışıyorlar, ama aynı zamanda aralıklı nicelik belirleme üzerinde de çalışıyoruz, böylece gelecekte daha fazla uyduya sahip olacağız ve Mars’taki ay uydularında uydular olacak, bu yüzden onların iletişim kurması gerekiyor, bu yüzden bunlar arasında bağlantı kurmak için yeni protokollere ihtiyacımız var. Yani aslında tüm bu projeler ve tüm bu uluslararası yetkiler ve görünürlük.
Dünyayı değiştirebileceğimize inanıyoruz. Ve biz, biliyorsunuz, dünyayı birlikte iyiye doğru değiştirebilmek için sizinle işbirlikleri arıyoruz. Ve en iyisi için çok teşekkür ederim.
Gelip beni dinlediğiniz için teşekkürler.
Bu nedenle sizi yakın gelecekte tekrar görmeyi umuyoruz.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet YOZGATLIGİL’in konuşmasının ardından kürsüye Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürü Büyükelçi Hami AKSOY geldi.
Etkinlikte yaptığı konuşmada, özellikle son 20 yılda teknoloji konusunda büyük bir atılım gerçekleştirdiklerine vurgu yapan Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürü Büyükelçi Hami Aksoy, “Türkiye’deki teknoloji ekosistemi, bilim, inovasyon ve bu alanlara yatırım konusunda Büyükelçiliklerin farkındalıklarını arttırmak, diplomatları Teknopark’lara getirmek ve onlara Türk teknoloji ekosistemi hakkında bilgi vermek amacıyla “Tech Diplomacy Circle” girişimini başlattık. Özellikle son 20 yılda teknoloji konusunda büyük bir atılım gerçekleştirdik. Geçen sene araştırma geliştirme harcamalarında 20 milyar dolar seviyesine geldik. Biz de Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürlüğü olarak, Ankara’da bulunan Büyükelçiliklerle işbirliğimizi arttırmayı hedefliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Aksoy, “Halen 113 adet Teknopark’ımız var. Bu Teknopark’ları nasıl tanıtabiliriz? Bu Teknopark’larda çok farklı şirketlerimiz çalışıyor. Kiminde savunma, kiminde ICT, kiminde gaming konusu öne çıkıyor. Hem Teknopark’ları Büyükelçilere tanıtmak hem de ilgi duyacakları firmalarla bir araya getirmek için bir etkinlik yapmayı düşündük. Bunun adına da İngilizce olarak “Tech Diplomacy Circle” dedik. Türkçe olarak “Teknoloji diplomasisi platformu” diyebiliriz. Bu platformun ilk etkinliğini ODTÜ Teknokent’te gerçekleştirdik. 10 Büyükelçi ve 30-40 diplomatik misyon temsilcisi katıldı. Tabii amacımız sadece Türkiye’yi tanıtmak değil, yabancı firmalarla Türk firmaları bir araya getirmek. Teknoloji konusunda yatırım almak ve ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki çalışmalarına katkı yapmak. Bundan sonra da bu çalışmalarımız devam edecek. En yakın zamanda, başka bir Teknokent’te, başka bir Teknopark’ta yine Büyükelçiliklerin katılımıyla ikinci faaliyetimizi gerçekleştireceğiz” şeklinde konuştu.
Büyükelçi AKSOY konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: ” Değerli büyükelçiler, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin değerli Rektörü, ülkelerin diplomatik temsilcileri. Teknoloji diplomasisi çemberinin açılış etkinliğinde hepinize hoş geldiniz demek ayrı bir mutluluk. Orta Teknik Üniversitesi’nin Rektörüne en içten şükranlarımızı sunmak istiyorum ve ODTÜ TEKNOPARK GENEL MÜDÜRÜNE, bu etkinliğe ev sahipliği yapma konusundaki nazik misafirperverliği ve cömert desteği için, bilim, teknoloji ve yeniliğin artık diplomasinin dışında olmadığı bir çağda yaşayan hanımefendiler ve beyler. Rekabet gücünün, ulusal dayanıklılığın, stratejik özerkliğin ve hatta jeopolitik nüfuzun tam merkezinde yer alıyorlar. Yapay zeka, dijital altyapı, veriler, ekosistemler, biyoteknoloji ve gelişimin, yolların ve uluslararası ortaklıkların yeniden tanımlanmasından biri.
Bu durumda bağlam diplomasisinin kendisi de gelişmektedir. Yükselişi görmek için toplanıyoruz. Teknoloji, diplomasi, imaj elçilikleri olarak tanımlayabileceğimiz şey, hem siyasi hem de yenilikçi hizmet olarak hizmet vermektir; Köprüler ve dışişleri bakanlıkları, hükümetler, yeni kurulan şirketler, kaynak merkezleri ve teknoloji uzmanları da dahil olmak üzere büyümekte olan aktörlerin yelpazesini meşgul etmektedir.
Başka bir deyişle bayanlar ve baylar, artık insanların ulaşması gerekenden daha fazlası, sadece uluslararası hukuk ve protokol değil, aynı zamanda start-up hızlandırıcısı veya iyi olan şey de tam olarak 10 diplomasi çemberinin doğduğunu anlamamaktır. Teknoloji diplomasi çemberi, Türk Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürlüğü’nün bir girişimi olup, temel olarak ülkelerimizi, bilim, teknoloji ve yenilik ekosistemimizi diplomatik vizyonlarla tanıştırmak için bir platform olarak tasarlanmıştır.
Dışişleri Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürü Büyükelçi Hami AKSOY’dan sonra ODTÜ TEKNOPARK Genel Müdürü Prof.Dr. Serdar Alemdar bir konuşma gerçekleştirdi.
Alemdar, konuşmasında şunları söyledi: ” Son iki yılda Bilim ve Teknoloji alanında somut adımlar attık.
Dijital altyapının genişlemeye devam etmesiyle veri merkezi kapasitesinin yükseleceği öngörülüyor. 2030 yılına kadar 19 bin startup ve 85 binden fazla profesyoneli katılacak. Bu yönü destekleyen ana araçlardan biri de 30 program anahtarı, 30 yüksek teknoloji yatırımıdır.
Küresel yatırımcıların, uluslararası ortaklar için işbirliğinin en anlamlı olabileceği yere odaklanma sinyallerini koruyan uzun vadeli teknoloji yaratan drone’ları, girişimleri ve destek projelerini teşvik etmesini beklemeyi amaçlamaktadır. Bu aynı zamanda öngörülebilirliğin, ortaklarımızın bile önceliklerimizi net bir şekilde anlamalarının sinyalini veriyor ve işbirliğinin uygulamaya geçmesini istiyoruz.
Bugün diplomatik konuklarımızı özellikle ilgilendiren bir noktanın altını çizeyim. Yabancı yatırımcılar ve eski teknolojilerde faaliyet gösteren yabancı şirketler yerli firmalarla aynı teşvik ve desteklerden yararlanmaktadır. Diğer gruplarda yerli-yabancı başlangıç ayrımı yapmıyoruz.
Diğer teknoparklarda, inovasyon merkezlerinde ve araştırma merkezlerinde somut işbirliği teklifleri geliştirmeyi de hedefliyoruz. Öncelikle, Türkiye’deki, teknoloji bölümleri ile ilgili ülkenizdeki inovasyon bölgeleri arasındaki işbirliğini teşvik etmek istiyoruz.
Türkiye’de teknolojiler genellikle belirli sektörlerde güçlü yönler geliştirir. Bazıları tasarım teknolojilerine odaklanıyor. Bazıları bilişime daha güçlü odaklanıyor, bazıları ise güçlü sağlık teknolojileri kapasitesine sahip.
Diğerleri yeşil teknolojiler, ileri yönetim veya mimari üzerinde çalışıyor. Bu yapı, ekosistem yaklaşımıyla açık eşleştirme fırsatları yaratıyor Second Bc’nin ilgili yatırım fonlarımız, risk sermayesi firmalarımız, melek yatırımcılarımız ve startup programlarımız arasında daha yakın bağlar kurma konusundaki güçlü potansiyeli.
İki şirket, yüksek büyüme başlangıçlarını desteklemek için tek bir potansiyele sahip bir sıçrama programı aldı; bu, şirketlerin küresel pazarlara genişlemesine ve stratejik ortaklıklar kurmasına yardımcı oluyor.
TECH DIPLOMACY CIRCLE etkinliğinde daha sonra şirket yöneticileri ve kurucuları firmalarıyla ilgli sunumlar yaptılar.
TECH DIPLOMACY CIRCLE bir resepsiyon ve fotoğraf çekimleriyle sona erdi.
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzemeteknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime başladı.
ANT Systems’in nano malzemeteknolojisinin, sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde de yüzde 25’e varan artış sağladığı ve bu teknolojinin ABD, GüneyAmerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da kullanıldığı kaydedildi.
İstanbul Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime kazandırıldı.
Tesisin açılış töreninde, eski Tarım ve Orman Bakanı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici hazır bulundu.
Törene ayrıca kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sektörün ileri gelenleri, değişik ülkelerden konuklar ve seçkin bir davetli topluluğu katıldı.
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak üretimde bulunuyor.
Açılış töreni konuşmalarla başladı.
TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü bildirdi..
Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, Dünya’da ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediği değerlendirmesinde bulunarak şunları söyledi: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.”
Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçirildiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, eski Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu ifade etti.
Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.”
Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını da sözlerine ekledi.
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.”
ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.”
ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise konuşmasında, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi.
Tanrıverdi daha sonra şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.”
Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor.
Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, EFES-2026 Tatbikatı’nda yaptığı konuşmada, “Türk Ordusu, barışın ordusudur. Türk Ordusu, huzurun ordusudur. Türk Ordusu, istikrarın ordusudur. Türk Ordusu, ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’in Seferihisar ilçesindeki Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçekleştirilen EFES-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci gününe katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 Tatbikatı’nın seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum” ifadesini kullandı.
Bu yılki tatbikata da Türk askerlerinin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1300’ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personelin katıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve kuvvet komutanları başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerini tebrik etti.
Dostlara güven aşılayan, Türkiye ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan EFES Tatbikatı’nı, Malazgirt’ten 10 yıl sonra, 1081’de Çakabey’in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihinde destanlar yazdığı topraklarda yaptıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, İ’la-yi Kelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana Malazgirt’ten İstiklal Harbi’ne, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemal-i edeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabı Allah’tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu.
“TÜRK ORDUSU TARİH BOYUNCA TAHRİP EDİLEN YERLERİ TAMİR ETMİŞTİR”
Yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin başarıyla kullanıldığı, planlama, uygulama, birliklerin uyumu, içerik ve iletisiyle, bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı’nın bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Burada, 2 bin 500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada, caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin, nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada, bir milletin göz bebeği olarak, ‘Peygamber Ocağı’ olarak gördüğü her bir neferine ‘Mehmetçik’ adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki, Türk Ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. ‘Hakkıdır Hakk’a tapan, milletimin istiklal’ mısralarında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarında en önemli güvencesidir. Efes 2026 Tatbikatı’nın tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum.”
“DÜNYAMIZ ÇOK AKTÖRLÜ BİR YAPIYA HIZLA EVRİLİYOR”
Güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor, fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor” dedi.
Türkiye’nin içerisinde yer aldığı geniş bölgenin aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bununla birlikte bu zor coğrafyada barış ve güvenliği korumak için Türk ordusunu güçlü ve donanımlı tutmak gerektiğinin bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları bildirdi: “Ay başında 120 farklı ülkeden 1700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO 2026’te sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayiinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye’yi bu fırtınalı sulardan sahil-i selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı’nda sahne alan savunma sanayii ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğuyla yüzyıllara sâri güçlü bağlarımızı korurken batıyla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu, burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum, Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze’de, Lübnan’da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz, bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, ‘Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz’ diyor. Bu düşüncelerle Efes 2026 Tatbikatı’nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabb’im kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak ile beraberindeki heyet, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak başkanlığında, bakan yardımcıları, genel müdürler, gençler, sporcular ve diğer ilgililerden oluşan heyet, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi.
Bakan Bak’ın kırmızı-beyaz karanfillerle süslü, üzerinde “Gençlik ve Spor Bakanlığı” yazılı çelengi mozoleye bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Beraberindeki heyet ile Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Bakan Bak, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları kaydetti:
“Aziz Atatürk, ülkemizin ve insanlığın en büyük ümidi olan gençlerimizle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle manevi huzurunuzdayız. Kurtuluşun ilk adımı olan 19 Mayıs, milletimizin esarete karşı gösterdiği başkaldırının, yeniden şahlanışının ve bağımsızlık iradesinin adıdır. Türk gençliğine emanet ettiğiniz bu kutlu miras; bugün de aynı inanç, aynı ruh ve aynı istikametle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye’nin gücü gençliği; köklerinden aldığı kuvveti çağın imkanlarıyla buluşturarak bilimde, teknolojide, sanatta, sporda ve üretimin her alanında ülkemizi daha ileriye taşıyan büyük bir iradenin temsilcisi haline gelmiştir.
Milli şuuru yüksek, vicdan sahibi, çalışkan, üretken ve öz güven sahibi gençlerimiz; taşıdıkları inanç, cesaret ve yüksek ideal ruhuyla Türkiye Yüzyılı’nı inşa eden iradeyi gururla geleceğe taşımaktadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizler de gençlerimizin hayallerine istikamet kazandıran, potansiyellerini büyük hedeflerle buluşturan, Türk sporunu uluslararası arenada daha güçlü ve iddialı bir konuma taşıyan çalışmaları azim ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, milli mücadelenin neferlerini ve dünden bugüne bu topraklar için fedakarca mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle yad ediyorum. Ruhunuz şad olsun.”
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.